Kod adı: Kaos

ABD’nin 45. başkanı Donald Trump 20 Ocak 2017’de göreve başladı, aradan geçen yaklaşık 2,5 yılda iki Beyaz Saray Genel Sekreteri, bir adalet bakanı ve bir FBI başkanını kovdu. Bir Savunma Bakanı ise açık bir protesto ile istifa etti. Trump bir dışişleri bakanı, bir iç güvenlik bakanı, bir çalışma bakanı, bir sağlık bakanı, bir içişleri bakanı ve bir gaziler bakanını da istifa ettirerek görevlerinden uzaklaştırdı. Beyaz Saray, 2,5 yılda tam 7 kez kurumsal iletişim direktörü değiştirdi. Clinton ve Bush’un 8 yıllık başkanlıklarında 4’er ve Obama’nın 8 yıllık başkanlığında 3 Beyaz Saray Sözcüsü oldu. Trump sadece 2 yılda 3 ayrı sözcü ile çalıştı. Geçen hafta çok konuşulan John Bolton ise Trump’ın kovduğu üçüncü Ulusal Güvenlik Danışmanı.

Trump, 3 yıla yaklaşan başkanlığında, ABD sisteminde ve uluslararası toplumda rahatsızlık yaratacak bir çok adım attı. Bunların hiçbiri Amerikan yönetiminin güvenlik politikalarının oluşturulmasında ve uygulamanın koordinasyonunda kritik role sahip Ulusal Güvenlik Danışmanlığı koltuğuna John Bolton’u ataması kadar ürkütücü olmamıştı.

Neredeyse her uluslararası soruna tek çözümü ‘savaş’ olan Bolton, hem ABD hem de dünya için şok edici bir tercihti. Çünkü, dünyaya ‘siyah-beyaz’ bakan bir şahin. Ya ABD’nin dostusunuz ya da ekonomik ambargo veya savaşla yola getirilmesi gereken düşmanı. Onun görüş dünyasında grinin tek bir tonuna bile yer yok. ABD’nin her hangi bir çıkarına ihtilaf, düşmanlık demek.

Muhafazakâr uluslararası ilişkiler analisti Daniel DePetris, onu, “John Bolton, bir Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın olmasını istemeyeceğiniz her şey; bir gergedan kadar inatçı, bir yılan kadar kurnaz, bir akrep kadar tehlikeli” şeklinde tanımlıyor. Ama bunlar onu bir çok muhafazakâr çevre ve Trump için çekici yapan özelliklerdi. Nitekim onun Trump’ın ilgi alanına girmesi, Fox News yorumcusu olduğu dönemde, uluslararası organizasyonlar ve uluslararası hukuk karşıtlığı ile küreselleşmeye karşı Amerikan milliyetçiliğini öne çıkarması oldu. Televizyon izlemeye düşkünlüğü ile bilinen ABD başkanının çevresinin çoğunu televizyondan özellikle de Fox News’den seçmesi tesadüf değildi.

Bolton, Ulusal Güvenlik Danışmanı olduktan sonra, Uluslararası Ceza Mahkemesinin Afganistan’daki savaş suçlarını araştıran savcısının ABD’ye girişini yasaklamak, ABD’yi BM İnsan Hakları Konseyinden çıkarmak, İran ile nükleer anlaşmadan çekilmek kararlarına imza attı. Kuzey Kore ve İran’ın bombalanması ve Venezuela’da darbeyle yönetimi değiştirme planlarını ise kabul ettiremedi. Trump’ın Bolton’dan sıkılması 1 yılı aldı. İlişkinin kötülüğü son aylarda sıkça medyaya yansıyordu.

Bolton, Ulusal Güvenlik Danışmanı olduktan sonra, Uluslararası Ceza Mahkemesinin Afganistan’daki savaş suçlarını araştıran savcısının ABD’ye girişini yasaklamak, ABD’yi BM İnsan Hakları Konseyinden çıkarmak, İran ile nükleer anlaşmadan çekilmek kararlarına imza attı.

Donald Trump, bir kez daha Amerikan medyasını “Beyaz Saray’da kargaşa var” türü “yalan haberler” yapmakla suçlamasının üzerinden 24 saat geçmeden, Bolton ile yollarını ayırdığını açıkladı.

Bir Trump klasiği

Bolton’un görevinden olma şekli ise bir Trump yönetimi klasiğiydi. ABD Başkanı Ulusal Güvenlik Danışmanı’nı kovduğunu Twitter’dan duyurdu. Dakikalar sonra Bolton’dan Tweet’li yanıt geldi; “Kovulmadım, dün gece istifa ettim”.

“Kovdum”-“Hayır, istifa ettim” kavgası sosyal medyada başlayıp, haber kanallarının canlı yayınına tarafların telefonla gönderdiği SMS’lerle sürdü. Amerikalı TV komedyeni Noah Trevor bunu, “Normal bir Beyaz Saray’da böylesi bir görev değişimi çok pürüzsüzce yapılır. Ama Trump sürekli drama arayışında bir yelloz olduğu için bu işler de biraz farklı oluyor” diye alaya alacaktı aynı günkü programında.

Bolton’un kovulmasından sonraki manzara da ‘Trump Draması’nın klişelerine uygundu. Bolton’un bu göreve atanmasından beri eleştirilere, Bolton’u aşırı överek karşılık veren Trump evreni, ünlü Tweet’ten sadece dakikalar sonra Bolton’u, 2 yıldır Demokratların bile karalamadığı kadar karalamaya başladı. “Büyük devlet adamı” bir anda “şeytana” dönüşmüştü.

Bu tuhaf ve hızlı dönüşümün şaşkınlığı ile, Bolton’u savunma işini üstlenmeye yeltenecek muhalifler bile çıktı. Ama medyanın, Demokratların ve kamuoyunun büyük bölümünün bu kafa karışıklığına rağmen yine de Bolton zihniyetinde bir ismin ülkenin güvenlik politikalarının yönetiminden kovulmasından rahatlık duydukları da açıktı. Politika yorumcusu Jonathan Chait, New York Magazine’de yayınlanan, ‘’Bolton dönemi, Bolton’un saygınlığından başka hiçbir kayıp verilmeden tamamlandı’’ başlıklı yazısında, “Gerçek şu ki, John Bolton’un 17 aylık görev sürecinden milyonlarca insan ölmeden geçmemiz çok büyük bir kazanç” yorumunda bulunuyor. Chait’e göre Trump Yönetimi, zihniyetinin üzerine kurulduğu televizyon çağını da yansıtır şekilde, “hiç iyi karakterin olmadığı, farklı düzeylerde kötü karakterlerin rol aldığı bir kara komedi”.

Komedyen Trevor Noah, “Bolton da kovulduktan sonra yanıtı en çok merak edilen soru şu; Sıradaki kim?” şakası yaparken ekranda Melania Trump’ın fotoğrafı görünüyordu. Karısı, Trump’ın Beyaz Saray’a gelirken beraberinde getirdiklerinden geriye kalan az sayıda kişiden biri.

Beyaz Saray’da ayakta kalan tek isim: Mike Pompeo

Trump Beyaz Sarayı’nda nasıl ayakta kalınabileceğinin şifresini çözebilen tek bir isim var; Dışişleri Bakanı Mike Pompeo. Trump başkan olduktan hemen sonra ABD Kongresinde Kansas milletvekili olan Pompeo’yu CIA Başkanı olarak atadı. Pompeo, Trump’ın dış politika ve güvenlik alanındaki başlangıç kabinesinden de geriye kalan tek isim. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Savunma Bakanı James Mattis, Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, İçgüvenlik Bakanı John Kelly koltuklarını kaybettiler. Sonradan onların yerlerine atanan H.R. McMaster ve Bolton gibi isimler de…

Bolton’un Trump’tan çok Pompeo ile bir savaş içinde olduğu Washington DC’nin aylardır konuştuğu en aşikar sırlarından biriydi. Öyle ki ikilinin toplantılardaki resmi diyaloglar dışında hiçbir şekilde konuşmadıkları bile medyaya yansımıştı. Oysa Pompeo da güvercin değildi.

Peki, Pompeo’nun sırrı ne? Vox analisti Alex Ward, bu soruyu, aralarında halen yönetimde görevlilerin de olduğu bir çok yetkiliye sorduğunda hepsinin, bu sırrın, “Trump Sarayı’nda hayatta kalmanın basit talimatnamesine sıkı sıkıya bağlılık” olduğunda müttefik olduklarını gördüğünü belirtiyor: “Kamuoyuna asla Trump’tan farklı bir şey söyleme. Trump’ın dost gördüğünü dost gör, düşman gördüğünü düşman gör. Açıkça partizan bir dış politika gütmede tereddüt etme”. Pompeo’nun aksine Bolton ise, “büyük günahı” işledi ve Taliban liderlerinin Trump tarafından Camp David’de ağırlanmasına karşı olduğunu kamuoyu ile paylaştı.

Obama ve Trump döneminde Milli Güvenlik Konseyi üyeliği yapan Frances Brown da, gazeteci Ward’a, “Pompeo’nun hâlâ ayakta kalmasının temel nedeni, Trump’ın dış politika ajandasının esasını bilmesi; yani Trump’ın ülkedeki çıkarlarına ne hizmet edecekse onu savunmak” tespitinde bulunuyor ve ekliyor: “Pompeo, Trump’ın dış politikasında bütün yoğunluğunu verdiği en stratejik coğrafyanın, Amerika’nın iç kesimleri olduğunun farkında”..

Örneğin, Obama yönetiminin İran ile vardığı nükleer anlaşmadan çekilme kararı. Trump’ın iki taktik amacı vardı; birincisi Obama’nın yaptığı bir şeyi daha yıkmak, ikincisi ise bu sert tavırla İran’ı daha tavizkar bir anlaşmaya zorlamaktı. Stratejik amaç ise, Cumhuriyetçi Parti tabanında son derece antipatiye sahip bu anlaşmanın çöpe atılması ile bu tabanın Trump’a inancını ve bağlılığını daha da pekiştirmekti. Hakeza Venezuela politikası da öncelikle Venezuela veya ABD’nin çıkarlarıyla ilgili olmaktan çok, bütünüyle, Trump’ın 2020 başkanlık seçim kampanyasında Demokrat rakibini ‘sosyalist’ ilan etme hazırlığına hizmet edecek şekilde geliştiriliyor. Trump kampanyasına yakın isimler, Demokrat Partili başkan adaylarının açık oturumlardaki bazı politikalarını, “Venezuela’yı felakete sürükleyen sosyalist politikalar” ile ilişkilendirmeye başladı bile.

Trump’ın Bolton’un yerine yeni bir isim atamak yerine Dışişleri Bakanı Pompeo’nun bakanlık görevinin yanı sıra Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapmasını da isteyebileceği konuşuluyor. Eğer bu gerçekleşirse, Pompeo, Henry Kissinger’dan sonra Amerikan tarihinde bu iki koltuğa aynı anda oturan ikinci kişi olacak.

Bolton’un sahne dışına itilmesiyle, Pompeo, Trump’tan sonra DC’deki en güçlü isim olma konumunu daha da pekiştirdi. Haziran ayında Savunma Bakanlığına Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşı Mark Esper’in gelmesini sağlamıştı. CIA’nin başında ise yine Pompeo CIA Başkanıyken yardımcısı olan Gina Haspel yer alıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanlığına da onu mutlu edecek bir ismin gelmesi hiç sürpriz olmayacak. Hatta CNN’in Çarşamba günü Trump yönetimi içindeki kaynaklara dayandırdığı habere göre, bu isim onun için fazlasıyla tanıdık bile olabilir; Pompeo’nun kendisi. Trump’ın Bolton’un yerine yeni bir isim atamak yerine Dışişleri Bakanı Pompeo’nun bakanlık görevinin yanı sıra Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapmasını da isteyebileceği konuşuluyor. Eğer bu gerçekleşirse, Pompeo, Henry Kissinger’dan sonra Amerikan tarihinde bu iki koltuğa aynı anda oturan ikinci kişi olacak. Kissinger, Nixon’un Ulusal Güvenlik Danışmanı olduğu 1973 yılında Dışişleri Bakanlığına da atanmış ve bu çifte görevi iki yıl boyunca sürdürmüştü. Ancak yönetim içinden bir kaynak CNN’e, mevcut dominant konumunun üstüne bir de ‘Kissinger Modeli’nin Pompeo’nun kariyeri için oldukça riskli olabileceği’ uyarısı yapıyor: ‘’Trump’ın hazmedebileceğinden fazla güçlü görünebilir’’.

Bundan sonra ne olacak?

11 Eylül saldırısının önlerini açtığı Neocon dış politika ekibinden ABD yönetiminde kalan son büyük isminin, 11 Eylül’ün yıldönümünde kovulması nereden bakılsa ironik.

Bazı analistlere göre Bolton’un kovulmasının bir diğer ironik sonucu ise Trump’ın İran, Venezuela ve Kuzey Kore başta olmak üzere daha az ciddiye alınacak olması olacak. CNN’in politika analistlerinden Stephen Collinson, “Sadece Trump’ın tuhaf yörüngesinde, ideolog ve agresif bir ulusal güvenlik danışmanının görevinden uzaklaştırılması, aynı zamanda, dış politikada ağırlık sağlayan gücün de uzaklaştırılması gibi algılanabilirdi” sözleriyle bu ironiye dikkat çekiyor. Bolton, bütün radikalliğine rağmen ABD diplomasinin tarihi sınırlarına bağlı, Amerikan çıkarlarını dış politika önceliği yapmasıyla öngörülebilir bu yüzden çekinilir bir güçtü. Organize bir doktrini ve yaklaşımı temsil ediyordu. Collinson’a göre, ABD diplomasisi artık bugünlerdeki başyazarını yani Trump’ı daha çok yansıtacak. Kim Jong Un ile Kuzey Kore sınırından içeri yürümesi gibi tarihi anlar, fotoğraflar hazırlamaya odaklanacak. Örneğin Trump’ın, bu ay New York’taki BM yıllık genel kurul toplantıları sırasında, İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani ile böyle bir fotoğraf vermek istediği dile getiriliyor. Hatta bu fotoğraf için, hafta başında İran’a yönelik ambargoda yumuşama kararları bile açıklayabileceği gündeme geldi.

Bu yoruma göre, ABD dış politikasında artık bir doktrin, devlet politikası devamlılığı, öngörülebilirlik söz konusu değil. Trump o gün o an ne düşünüyorsa dış politika da o gün o an için o olacak… Tıpkı federal devlet uygulamalarında bugünlerde esen rüzgar gibi.

Bolton draması başlamadan hemen önce Washington DC’yi çalkalayan skandal “Alabama eyaletini vurmayan” kasırgaydı. Trump, Eylül başında ABD’ye yaklaşan Dorian Kasırgası’nın Alabama’yı ciddi şekilde vuracağını açıklamıştı. Ancak bu bilgi meteoroloji kurumlarının açıkladığı bilgilere aykırıydı. Trump bir hata yaptığını kabullenip konuyu kapatmak varken, yanıldığını reddetti ve meteorolojinin ilk açıklamalarında Alabama’nın da kasırganın güzergahında gösterildiğinde ısrar etmeye başladı. Dahası, bunu ispatlamak için paylaştığı haritada Alabama’nın sonradan keçeli kalemle daire içine alındığının apaçık görünür olması onu iyice alay konusu yaptı. Bunun üzerine, meteorolojiden yapılan imzasız bir açıklamada, “Alabama da ilk zamanlarda kasırganın olası güzergahındaydı” denildi. Çok geçmeden, kurumun bağlı olduğu Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un kurum yönetimini arayarak işten kovmakla tehdit ettiği ve bu açıklamayı yaptırdığı ortaya çıkınca magazinel bir skandal hukuksal ve politik bir skandala dönüştü. Başkan aksini iddia ediyorsa hava durumu gerçeklerini bile değiştirmek, Trump Washington’unu anlamak için açıklayıcı bir manzara olabilir.

Bu yüzden de bir çok ülke, Trump’ın politik kariyer ve egoistik ihtiyaçlarına göre değişebilir politikalar ile daha fazla karşılaşmaya göre konumluyor kendisini. New Yorker yazarı Susan Glasser, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın, Amerikan yönetimi içinden gelen farklı açıklamalara tavırlarının ne olacağı sorusuna, ABD’de ciddiye aldıkları tek muhatabın artık Trump olduğunu belirtmesine dikkat çekiyor. Amerikan devlet kademesinin diğer unsurlarının kendi nezdlerinde hiçbir ağırlığının kalmadığı beyanıydı bu…

ABD’de en popüler sözcük: Kaos

Demokrat Partili milletvekili John Garamendi de CNN’in bir başka programında, Bolton’un görevden uzaklaştırılmasından memnuniyet duymakla birlikte dış politikada daha da kaotik bir dönem uyarısı yapıyor: ‘’Bu Başkan sadece kendi fikrine değer veriyor. Ve o fikrin ne olduğunu çoğu zaman bilmiyoruz. Kaos hakim olacak’’.

‘Kaos’, ABD başkentinde bugünlerde en popüler sözcüklerden biri. 9 ay önce Savunma Bakanlığı’ndan istifa eden ve Trump’ın yine ‘hayır, ben kovdum’ iddiasında bulunduğu emekli general James Mattis’in Eylül ayı başında raflarda yer alan kitabının adının da ‘Kod Adı: Kaos’ olduğu ortaya çıktığında bir heyecan dalgasına yol açtı.

‘Kaos’, ABD başkentinde bugünlerde en popüler sözcüklerden biri. 9 ay önce Savunma Bakanlığından istifa eden ve Trump’ın yine ‘hayır ben kovdum’ iddiasında bulunduğu emekli general James Mattis’in Eylül ayı başında raflarda yer alan kitabının adının da ‘Kod Adı: Kaos’ olduğu ortaya çıktığında bir heyecan dalgasına yol açtı. Mattis, 12 Haziran 2017 günü, bütün bakanların, ABD tarihinde bir örneği daha olmayacak şekilde kameralar önünde sırayla Trump’ı övdüğü ve ona hizmet etmenin ne büyük onur olduğunu ilan ettiği tuhaf bakanlar kurulu toplantısında sadece ‘kabinede askerlerimizi temsil etmenin büyük onurunu yaşıyorum’ demekle yetinerek, Trump’ı övmeyen tek kabine üyesi olmuştu. Bir çok yorumcu daha o gün, Mattis’in görev süresinin çok uzun olmayacağı tespitinde bulunmuştu.

Fakat Mattis’in, Pentagon’un bir başka kıdemli emektarı Francis West ile birlikte kaleme aldığı kitabın, Trump yönetiminin perde arkasını anlatan bir anı kitabı değil, Mattis’in biyografisi ve deneyimleri ışığında bir liderlik ve komutanlık kitabı olduğu anlaşıldı. Mattis, kendisinden daha açık eleştiri veya bilgi bekleyenlere, “Bir ABD Başkanı hakkında görevdeyken konuşmam ama konuşacağım bir gün de gelir” diyor. Bununla beraber Mattis’in kitabı, açıkça yazmasa da Trump’ın liderlik, devlet ve politika anlayışına bir çok örtülü eleştiri içeriyor.

Örneğin, defalarca Amerikan kurumlarının, Amerika’yı Amerika yapan gerçek unsurlar olduğuna ve bu kurumsal devlet yapısına bağlılığına vurgu yapıyor. Ve Trump’ın duymaktan pek de hazzetmediği bir şeye, “Amerikan Anayasına aşkla bağlı olduğunu” yazıyor. Mattis’e göre, ABD’nin dış politikasında doktrinel strateji yoksunluğu da dünyada ‘kurtarıcılık’ misyonuna soyunması da yokuş aşağı giden yollar. Deklare edilmiş, ve somut ilkeleri olan strateji eksikliği, ABD’yi ne tavır alacağı belirsiz güvenilemez bir ülke haline getiriyor.

Bolton’un kovulmasından hemen sonra New York Times’ın başyazısı da ‘kaos’ vurgusu içeriyordu: “Kim bu başkana danışman olursa olsun fark etmez, bu yönetimde hep kaos hakim olacak. Açık ki Sayın Trump işlerin bu şekilde yürümesini seviyor.”

New York Magazine yazarı Ed Kilgore ise, “Peki ya Trump’ın destekçileri de en az onun kadar kaosu seviyorsa?” diye soruyor. Köşe yazarı Thomas Edsall’ın geçtiğimiz günlerdeki bir yazısı ile paylaştığı ”Kaos İhtiyacı” başlıklı bir bilimsel makaleye atıf yaparak… Üç politik bilimcinin, Trump destekçileri ve popülist liderlerin destekçileri arasında yaptığı bir araştırma bu tabanın önemli oranda, “Kurumlarımızdaki problemleri çözemeyiz, hepsini yok edip yeniden kurmalıyız”, “Bir doğal afetin herkesi yok ettiği ve az sayıda insanın her şeyi yeniden başlattığı fantezisi kuruyorum”, “Bence bütün toplum yok edilmeli”, “Bazen, güzel şeyleri yok etme isteği duyuyorum” gibi seçenekleri onaylayan insanlardan oluştuğunu tespit edecekti. Aynı araştırma, ‘kaos ihtiyacı’ içindeki insanların, ötekilere nefreti körükleyen yalanları sosyal medyada çoğunlukla paylaşan kişiler olduklarını da belirliyordu. Bu yalanları inandıkları için değil, kaosa katkı yapmasının verdiği zevkten dolayı paylaşıyorlardı.

2020 seçiminde Trump kazanırsa, ‘kaos’ belki de daha derinleşerek hükümranlığını sürdürecek. Ama ya kazanamazsa? New York Times köşe yazarı Edsall, karamsar şekilde soruyu daha açık soruyor: “Eğer seçmenlerin çoğu Trump’a ikinci dönem vermeyi reddederse, Trump’ın bu ateşli tabanının, özellikle de ‘kaos ihtiyacı’ içindekilerin ne kadarı bu yenilgiyi kabullenebilecek?”

ABD’nin kaotik bir seçim yılına girmekte olduğu kesin. Metaforik olarak veya belki de kelimenin gerçek anlamıyla…

Twitter: @CemalTdemir

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Eylül 2019’da yayımlanmıştır.

Cemal Tunçdemir

Cemal Tunçdemir - Gazeteci. Amerika Bülteni adlı haber blogunun kurucusu ve editörü. T24.com.tr yazarı. 20 yılı aşkın süredir yakından takip ettiği ABD politikası, medyası ve ekonomisi başta olmak üzere küresel konularda yazılar yazıyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend