- Fikir Turu - https://fikirturu.com -

Bunca zaman beklediğimize değdi mi?

15 yıl önce, 2004’te, hayvanlar ilk defa devlet koruması altına alınmış ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe girmişti. Ancak, hayvana yönelik şiddet eylemlerinin caydırıcı bir ceza almaması, yapılanın yapanın yanına kalması ve ilgili Kanun’un uygulamasındaki eksiklikler, insanların devletten yeni yasal düzenlemeler talep etmesi zaruretini doğurdu.

Yeni bir yasa tasarısının gündeme gelmesi 2012 yılını buldu. Ancak bu kez de, talep edilenden başka bir çok düzenlemenin beraberinde gelmesi, insanların bu tasarıya karşı mücadele başlatmasına sebep oldu. Çünkü, ortada gerçekten hayvanları ve haklarını koruyan bir düzenleme yoktu.

7 sene boyunca farklı tasarılar oluştu, üzerinde uzun tartışmalar yaşandı, hatta “öldüren değil, yaşatan yasa istiyoruz” başlıklı imza kampanyaları başlatıldı. Nihayet Şubat 2019’da, “Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi” amacıyla ve 116 milletvekilinin önergesiyle TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu kuruldu.

5 ayrı partiden 12 milletvekilinin oluşturduğu Komisyon, mayıs ayında çalışmalarına başladı; ilgili sivil toplum kuruluşlarından Baro temsilcilerine, sahada çalışan vatandaşlardan pet shop’culara hayvana eli değen hemen herkes ile görüştüler. Saha çalışmaları yaptılar; iki bakım evi gezdiler, Adalar’da bizzat atlı fayton sorunu ile ilgili yerinde incelemeler yaptılar ve nihayet 22 Ekim 2019’da hazırladıkları raporu Meclis Başkanı’na sundular.

Raporda neler var?

Rapor, tavsiye mahiyetinde ancak iki ay içinde yasalaşması beklenen yasa tasarısına çerçeve olması bekleniyor. Çünkü tasarıda, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Başkanı’nın önemli bir rolü var.

Raporda, hayvan haklarını başka bir seviyeye taşıyabilecek bizi çok mutlu eden çok sayıda madde var. Ancak iyileştirilmesi gerektiğine inandığımız, endişe duyduğumuz başlıklar ve kabul etmemizin imkansız olduğu, bizi hayal kırıklığına uğratan bir kaç madde gözümüze çarpıyor.

Peki, bu raporda neler var?

Raporda, hayvan haklarını başka bir seviyeye taşıyabilecek bizi çok mutlu eden çok sayıda madde var. Ancak iyileştirilmesi gerektiğine inandığımız, endişe duyduğumuz başlıklar ve kabul etmemizin imkansız olduğu, bizi hayal kırıklığına uğratan bir kaç madde gözümüze çarpıyor. Genel anlamda iyi bir rapor değerlendirmesini hak ediyor.

Hayvan haklarını korumada çığır açabilecek rapor

Bilindiği üzere; hayvan haklarındaki en büyük problemimiz; hayvanların, hukuk sistemimizde “mal /eşya” kapsamında olması, hayvanların şiddete uğraması halinde cezalandırılma aşamasında sahipli/sahipsiz hayvan ayrımı yapılması ve 5199 sayılı Kanunun, Kabahat Kanunu kapsamında bırakılmasıydı. Bunlara ek olarak belediyelerin görev ve yetkilerini ihmal ve ihlallerinde herhangi bir yaptırım düzenlenmemiş olması, hayvanseverler için önemli bir sorun oluşturuyordu.

İşte tam da bu noktalarda, toplam 34 ana başlık ve 50 maddeden oluşan raporun, ülkemizde hayvan haklarına koruma anlamında bir çığır açacağı söylenebilir.

“Hayvanlar artık eşya sayılmasın”

Raporda, hayvanların hukuk öznesi sayılmasa da hukuk nesnesi de (eşya) sayılmaması gerektiği, hayvanların can taşıdığı ve duygulu varlıklar olduğu değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş durumda.

Hayvanlara yönelik şiddet konusunda da caydırıcı olabilecek düzenlemeler önerilmiş: Hayvanı öldürme, hayvana zalimce eylemlerde bulunmanın, hayvanların cinsel istismarının ve hayvan dövüştürmenin suç kapsamına alınması; bu eylemi işleyecek olanlara hapis cezası getirilmesi; cezaların alt sınırının da; ertelemeye, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve para cezasına çevrilemeyecek şekilde belirlenmesi gerektiği raporda açıkça ifade edilmiş.

Hayvanlara yönelik işlenen fiillerin cezalandırılmasında sahipli – sahipsiz hayvan ayrımına son verilmesi gerekliliği de raporda yer alan ümit veren maddelerden.

Şehirlerde hayvan nüfusunu kontrol konusu da rapor kapsamında. Önerilen yöntem, seferberlik halinde kısırlaştırma. Şehirlerdeki sahipli ve sahipsiz hayvanın kimliklendirilmesi gerektiği, bunun için de kimliklendirmeye ilişkin mevzuatın da hızla hazırlanması gerektiğine de değinilmiş.

Hayvanını sokağa atana 10 bin TL ceza

İnsanların bir hevesle pet shop’lardan hayvan satın alıp daha sonra sokağa bırakmaları veyahut sahibi oldukları hayvanların çevreye zarar vermesinden rahatsızlık duymamaları, maalesef sık rastladığımız birkaç davranış örneği. Raporda bu sorumsuzluğa da “dur” deniyor. Üzerine kayıtlı olan ve çevreye sorun yaratan hayvanların önlemini almayan, sahibi olduğu hayvanı sokağa atan/terk eden kişilere -en az 10 bin TL olmak üzere- idari yaptırım öneriyor.

Evlerinde hayvan besleyen yüzlerce insanın mağduriyetine yol açan Yönetim Planları’nda yer alan “hayvan beslemek yasaktır” maddesinin de Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yapılacak bir revizyonla değiştirilmesi, keyfi kısıtlamalara engel olunması gerektiği belirtilmiş.

Kamu lojmanlarında hayvan beslenmesini engelleyen düzenlemelerin kaldırılması da tavsiyelerden biri.

Özellikle sokak hayvanları söz konusu olduğunda en büyük sorun olan bütçe konusuna ilişkin de bir çözüm önerisi var: Hayvanlara yönelik süreçlerin yönetilmesinde kullanılmak üzere bir Hayvan Hakları Fonu oluşturulması

“Hayvana yönelik suçlarla ilgili özel bir birim kurulsun”

Hayvanlara yönelik işlenen suçlara müdahale için özel bir birim kurulması da çok önemli öneriler arasında. Bu konuda eğitim almış İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis ve jandarma teşkilatları ile belediyelerin zabıta teşkilatlarında hayvan kolluğu kurulması tavsiye ediliyor.

Hayvanlara yönelik işlenen suçlara müdahale için özel bir birim kurulması da çok önemli öneriler arasında. Bu konuda eğitim almış İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis ve jandarma teşkilatları ile belediyelerin zabıta teşkilatlarında hayvan kolluğu kurulması tavsiye ediliyor.

Kanun’da belirlenen yükümlülükleri (hayvan bakımevi kurulması, kısırlaştırma, aşılama, tedavi) yerine getirmeyen yerel yönetimlere yaptırım uygulanması, hayvanların korunmasına yönelik diğer uygulamaları gereği gibi yapmayan yerel yöneticilere adli ve idari yaptırım gerekliliği de değinilen başlıklar arasında.

En büyük sorunumuz olan yasaya aykırı bakım evleri konusunda, hayvan bakımevlerinde çalışacak personelin çalışma alanları ve görev tanımlarının belirlenmesi, tüm personele eğitim ve sertifikasyon zorunluluğunun getirilmesi; bakımevlerinin şeffaf şekilde yönetilmesi, kamerayla izlenmesinin mümkün hale getirilmesi öneriliyor.

“Hayvan Hakları eğitimi müfredata eklensin”

Şehirlerde oluşturulan İl Hayvan Hakları Koruma Kurullarına ilişkin süreçleri yönetmek, gerekli kararları almak üzere, tüm paydaşların temsil edildiği bir “Merkez Hayvan Hakları Kurulu”nun oluşturulması da tavsiye ediliyor.

Hayvan haklarına ilişkin eğitimin müfredata eklenmesi önerisi ise hepimizi çok mutlu etti.

Kaçak avcılıkla etkin mücadele için de kaçak avcılığın kabahat olmaktan çıkarılarak suç kapsamına alınması, ihbarlarda ödül sistemi getirilmesi gibi düzenlemeler önerilmiş.

“Havai fişek yasağı getirilsin”

Raporda, İstanbul’da özellikle sonbaharda konaklayan bir milyondan fazla leyleğin beslenmesi amacıyla, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 500 dekarlık bir sulak alan oluşturulması, kuşların zarar görmemesi için gelişigüzel havai fişek kullanımının, istisna getirilerek, yasaklanması da umut veren önerilerden bazıları.

Ayakta alkışlanacak başka bir tavsiye de, ülkemizde kürk hayvanı üretiminin ve ithalatının yasaklanması hakkında.

Tehlikeli ırk kapsamında köpeğe sahip olanlara “ruhsat” zorunluluğu getirilmesi, bu kişiler için ayrı bir veri tabanı oluşturulması, ruhsat alınabilmesi için köpek sahiplerine eğitim zorunluluğu konulması, tehlikeli ırklara yönelik uygulamalarda sorumluluğun hayvan sahibine yüklenmesi, yapılacak düzenlemede hayvana değil, hayvan sahibine ceza yaptırımı uygulanması gerektiğine de değinilmiş.

“Hayvanat bahçeleri açılmasın”

Raporun değindiği bir diğer konu da, hayvanat bahçeleri. Yeni hayvanat bahçesi açılmasına izin verilmemesi, kafes tipi barındırmanın tamamen ortadan kaldırılması, koşulları sağlayamayan hayvanat bahçelerinin kapatılması öneriliyor.

Hayvanlı sirklerin de ülkeye girişine izin verilmemesi gerektiği de raporda yer alıyor.

Raporda neler iyileştirilmeli?

Kapatılması için hayvanseverlerin büyük mücadele verdikleri yunus gösteri merkezleri maalesef hemen yasaklanmıyor. Deniz memelileri gösteri ve terapi merkezlerinin kurulmasının yasaklanması tavsiye edilirken, mevcut tesislere faaliyetlerini sonlandırmaları için iki yıllık süre tanınıyor.

Avcılık, iyileştirme olmasını umduğumuz bir diğer başlık. Her ne kadar avlanılacak türlere getirilecek sınırlamalar arttırılmış olsa da, avcılık spor kapsamından çıkarılmalı ve akabinde toptan yasaklanmalı.

Hayvan deneylerine ilişkin olarak da, yine iyileştirmeler yapılmış, ancak deneylerin toptan yasaklanması mümkün olmamış durumda.

Hayal kırıklığı yaratan maddeler hangileri?

Raporda imkansız denebilecek ve hayalkırıklığı yaratan unsurlar da söz konusu.

Petshoplarla ilgili düzenleme kesinlikle beklentileri karşılamıyor. Yurtdışından kaçak yollarla hayvan sokulmasının önlenmesi amacıyla sıkı denetim yapılması, internetten hayvan satışı yasaklanması gerektiği belirtilse de petshoplarda kedi ve köpek satışı yasaklanmıyor.

Petshoplarla ilgili düzenleme kesinlikle beklentileri karşılamıyor. Yurtdışından kaçak yollarla hayvan sokulmasının önlenmesi amacıyla sıkı denetim yapılması, internetten hayvan satışı yasaklanması gerektiği belirtilse de petshoplarda kedi ve köpek satışı yasaklanmıyor; üretim çiftliklerinden ve ırk derneklerinden hayvan edinilmesinin özendirilmesi gerektiği ile yetiniliyor.

Oysa petshoplarda canlı hayvan satışı yasaklanmadığı müddetçe; sokak hayvanları, hatta raporda belirtildiği yeni terimi ile “şehir hayvanları” ile ilgili yapılan düzenlemelerden olumlu sonuçların alınması daha uzun sürecektir.

Atlı fayton önerisi bir hayal kırıklığı

Adalar’daki faytonlar uzun süredir tartışma konusu. Komisyon faytonların tüm yurtta kaldırılmasının uygun olacağını değerlendiriyor ancak raporda, tüm çabalara rağmen, bazı noktalarda, belirlenecek standartlar dahilinde, sınırlı sayıda atlı faytonun, belirlenecek alanlarda çalıştırılmasına izin verilebileceği belirtiliyor.

Komisyon’daki bir milletvekilinin, atların çektiği eziyete bizzat tanıklık etmiş olmasına ve toplantı esnasında “Ada’dan döndüğümüzden beri kabusum oldu atlar…” demiş olmasına rağmen, atlı faytonun toptan kaldırılmayarak, siyasete kurban edilmiş olması, bizler için büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Yine mezbahalara da hiç değinilmemiş olması, bu konuda hiç olmazsa bir durum tespitinin dahi yapılmamış olması, raporun eksik kalan tek ve son noktası olarak sayılabilir.

Kritik iki ay

Ülke konjonktürüne bakıldığında, kesinlikle iyi olarak nitelendirebileceğimiz bu raporun, çıkarılacak yasada baz alınması, raporda tavsiye edilenlerden asla fire verilmeden, ayrıca ve ilaveten yukarıda belirttiğimiz bazı maddelerin de iyileştirilmesi, en büyük talebimizdir.

Ancak önümüzdeki iki aylık yasalaşma sürecinin çok kritik. Belki de ilk defa hemen hemen tüm hayvan sever ve korumacıların ortak paydada buluştuğu rapora paralel bir yasa taslağının bir an önce hazırlanması ve akabinde de yasalaşması konusunda, tüm hayvanseverler ve kamuoyu sürecin takipçisi olmalı.

Rapor içeriğine uygun hazırlanacak bir kanun taslağı yasalaşırsa, hayvanları ve haklarını koruma anlamında, eşik atlamış olacağız ve “Bunca zaman beklendiğine değdi” diyebileceğiz.

Instagram’dan takip edin: @deniztk

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Kasım 2019’da yayımlanmıştır.