Türkiye ve İngiltere: AB’nin Sınırlarında Yeni Bir Öykü Yazmak Mümkün mü?

Bugünlerde sadece Avrupa’nın değil, dünyanın gündemini de meşgul eden önemli olayların başında kuşkusuz Brexit geliyor. Birleşik Krallık –kısaca İngiltere’nin AB’den kendi rızasıyla ayrılması anlamına gelen Brexit sadece Avrupa Birliği’ni (AB) değil, uluslararası dengeleri ve İngiltere ile önemli düzeyde ilişkisi olan tüm ülkeleri etkileyecek.

2016’da yapılan bir referandum sonucuna dayanan bu sürecin yaklaşık 3,5 yıl sonra 31 Ekim 2019’da tamamlanması bekleniyor. Önceki Başbakan Theresa May’in AB ile müzakere ettiği anlaşmanın Avam Kamarasınca bir türlü onaylanmaması sonrasında istifa etmesi ve Boris Johnson’ın Başbakan olması ile süreç yeni bir aşamaya geçti. May’e kıyasla daha uzlaşmaz bir tutum benimseyen Johnson özellikle anlaşmanın İrlanda sınırı ile ilgili tedbir maddesini tekrar müzakere etmek isteğini ve anlaşmalı veya anlaşmasız 31 Ekim’de AB’den ayrılma kararlılığını ortaya koydu.

Görünen o ki, İngiltere’nin yeni Başbakanı amacına ulaşmak için Avam Kamarasını kapatmak dâhil her yolu deneyecek. İngiltere’nin AB’den ayrılmasına 2 aylık bir süre kaldı ama 1 Kasım’da İngiltere’nin AB ile ilişkisinin nasıl olacağı, anlaşmasız Brexit durumunda ne gibi önlemler alınacağı belli değil. Bu durum yalnız AB ve İngiltere için değil, Türkiye için de son derecede vahim bir durum.

Anlaşmasız Brexit, Türkiye için ağır kayıp anlamına gelebilir

İngiltere’nin Türkiye için önemini farklı açılardan ele almak mümkün. Öncelikle İngiltere Türkiye’nin AB içinde ikinci önemli pazarı. Otomotiv, tekstil ve elektrikli aletler gibi Türkiye’nin ihracatında önemli yer tutan sektörler için İngiltere pazarına gümrüksüz erişimin devam etmesi hayati önem taşıyor. Elbette ki bu yakın ilişkinin Gümrük Birliği’nin bir sonucu olduğu söylenebilir ve İngiltere’nin AB’den çıkması ile bu yakın ilişki önemli yara alabilir.

BM’nin hazırladığı bir rapora göre, İngiltere’nin anlaşma olmadan AB’den ayrılması halinde, yılda 2,4 milyar dolarlık ihracat kaybı ile Türkiye en fazla zarara uğraması muhtemel ülkelerin başında yer alıyor.

Türkiye, AB ile yaptığı Gümrük Birliği anlaşmasının bir gereği olarak, dış ticaretini AB ile uyumlu halde yürütmek durumunda. Buna ticaret anlaşmaları da dâhil. Yani Türkiye AB’nin ticaret anlaşması imzalamadığı bir ülke ile anlaşma imzalayamaz.

Anlaşmasız Brexit İngiltere’nin Türkiye ile ticaretinin Gümrük Birliği kapsamı dışına çıkacağı ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına dönüleceği anlamına geliyor. Önceki Başbakan May’in müzakere ettiği anlaşma kabul edilmiş olsaydı, İngiltere’nin üyelikten çıkmasının ardından bir geçiş süreci işleyecekti ve bu süreç içinde Türkiye’nin de İngiltere ile bir serbest ticaret anlaşmasını tamamlaması mümkün olacaktı.

Birleşmiş Milletler’in hazırladığı bir rapora göre, İngiltere’nin anlaşma olmadan AB’den ayrılması halinde, yılda 2,4 milyar dolarlık ihracat kaybı ile Türkiye en fazla zarara uğraması muhtemel ülkelerin başında yer alıyor. Türkiye’yi Güney Kore ve Pakistan takip ediyor. Türkiye’nin 2018’de İngiltere’ye ihracatı 11.1 milyar dolar olmuştu. İngiltere’nin Türkiye’nin yıllardır ticaret fazlası verdiği bir ülke olması bu durumun vahametini artırıyor. Türkiye ile İngiltere arasındaki ticari ilişkinin bozulması, sayıları 2500’ü aşan İngiliz şirketi için de kötü haber, yatırım planlarını da olumsuz etkileyebilir.

Türkiye ile İngiltere olası bir ticaret anlaşması için görüşmeleri sürdürüyor. Ancak Serbest Ticaret Anlaşması (STA) müzakerelerinin tamamlanabilmesi için önce AB ile olan ilişkinin netleşmesi gerekiyor. 31 Ekim’de anlaşmasız Brexit önlenir ve Türkiye’nin ticari ilişkilerde kopuş yaşanmadan STA imzalaması mümkün olursa, bu, STA’nın Gümrük Birliği’nde var olan statüyü korumanın ötesinde tarım ve hizmet ticaretinde de yeni açılımlar getirmesi, iki ülkenin daha da yakınlaşmasını sağlayacaktır.

Türkiye’nin AB üyeliği desteğine ağır darbe

Bunun yanında, AB’den ayrılması ile birlikte Ankara Anlaşması’nın da dışına çıkacak olan İngiltere’de Türk vatandaşlarının faydalandığı hizmet sunumu ve yerleşme özgürlüğünden kaynaklanan hakların ise yeni bir anlaşmada geniş haliyle yer almasını beklemek aşırı iyimserlik olur.

Diğer AB ülkelerinde olduğu gibi İngiltere’de de ortaya çıkan göç karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı, Brexit kararının alınmasında etkili olmuştu. Brexit yanlıları Türkiye’nin olası AB üyeliğini, 80 milyon Türk’ün AB’ye girmesi şeklinde sunarak göç konusundaki hassasiyetleri suistimal etmişlerdi. Oysa İngiltere, AB içinde Türkiye’nin üyeliğini resmi düzeyde destekleyen yegane ülkelerden biriydi. Üst düzeyde Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen ve diğer AB üyelerine kıyasla demokrasi ve insan hakları konularında daha az eleştirel olan İngiltere’nin kaybı, AB bünyesinde Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda AB’ye girmesine karşı olanların safları sıklaştırmasını da tetikleyecektir.

İngiltere’de Brexit yanlılarının AB sonrası için “Avrupalı bir Britanya” yerine “Küresel bir Britanya” kurma istekleri yönündeki planlarına bakılırsa, Türkiye ile birlikte çalışmanın önemi artacak. Özellikle Ortadoğu’da daha etkili olmak isteyen bir İngiltere, Türkiye’nin bölgede artan ağırlığı ve etkinliğine ihtiyaç duyabilir.

Fırsatlar da var: Küresel Britanya, Türkiye ile işbirliği yapabilir

Diğer önemli konu ise jeostratejik işbirliği. Türkiye ile İngiltere arasında hâlihazırda önemli savunma işbirlikleri devam ediyor. İngiltere’de Brexit yanlılarının AB sonrası için “Avrupalı bir Britanya” yerine “Küresel bir Britanya” kurma istekleri yönündeki planlarına bakılırsa, Türkiye ile birlikte çalışmanın önemi artacak. Özellikle Ortadoğu’da daha etkili olmak isteyen bir İngiltere Türkiye’nin bölgede artan ağırlığı ve etkinliğine ihtiyaç duyabilir.

Öte yandan, Brexit sürecinde aşırı bir kutuplaşma yaşayan ve siyasi kurumlarının felç olması riski ile karşı karşıya olan İngiltere’nin bu süreçten sağ salim çıkarak etkili bir küresel oyuncu olması ise şimdilik oldukça zorlu bir süreci gerektirecek gibi gözüküyor.

Ancak Türkiye’nin yakın bir gelecekte AB üyesi olması olasılığının da oldukça düşük olduğu dikkate alınırsa, AB’nin sınırlarında yer alan ve ikisi de NATO üyesi olan bu ülkelerin daha fazla iletişim ve işbirliği içinde olmasını beklemek yanlış olmaz.

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de işbirliği mümkün mü?

Kıbrıs meselesi, İngiltere’nin Türkiye’yi destekleyebileceği bir alan olarak görülse de burada da çıkar çatışması işbirliğini engelleyebilir. Kıbrıs’ta egemen üslere sahip olan İngiltere, hem Kıbrıs hem de özellikle Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmaları meselelerinde yalnız kalan Türkiye’ye destek olarak, buradaki denklemde kozlarını artırmayı isteyebilir.

Ancak bölgede diğer aktörlerle de yakın ilişkileri olması ve son dönemde Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşma sebebiyle bu alandaki işbirliği lafta kalabilir.

Kıtasal ortaklık mümkün mü?

Brexit referandumunun hemen sonrasında önde gelen bazı düşünce kuruluşları tarafından “Kıtasal Ortaklık (Continental Partnership) adlı bir fikir ortaya atılmıştı. Buna göre İngiltere, Türkiye ve Ukrayna gibi Avrupa’da olup AB üyesi olmayan ülkeleri AB ile bir araya getirecek bir ortaklık yapısı oluşturulabilir ve iç pazara erişim, dış ve güvenlik politikasında işbirliği gibi konularda AB ile yakın bir ortaklık devam ettirilebilirdi.

Ancak İngiltere’de Brexit’in düzenli bir şekilde yürümemesi ve birbirinden çok farklı ve AB ile ilişkileri de farklı olan bu ülkelerin Kıtasal Ortaklık içinde bir araya getirecek ortak paydaların eksikliği sebebiyle hayata geçirilemedi.

Yine de AB’nin kendi içindeki ayrışmalar ve görüş ayrılıklarının ön plana çıkması, AB içinde Üye Devletlerin etkisinin artması ve AB entegrasyonunun en ileri boyutlarını oluşturan serbest dolaşım, göç, iltica, dış politika, savunma gibi konularda, gönüllü Üye Devletleri bir araya getirecek esnek işbirliklerinin giderek daha fazla gündeme gelmesi sebebiyle Avrupa mimarisini etkileyecek bu tür önerilerin daha da fazla duyulacağı ve esnek bazı örneklerinin hayata geçirilebileceği öngörülebilir.

Bu yazı ilk kez 3 Eylül 2019’da yayımlanmıştır.

Doç. Dr. Çiğdem Nas

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri ve Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü tamamladı, daha sonra London School of Economics'de Avrupa Sosyal Politikası alanında yüksek lisans ve Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü'nde AB siyaseti ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora yaptı. Akademik ilgi alanları arasında Avrupa birliği, AB-Türkiye ilişkileri, Avrupa siyaseti ve demokratikleşme konuları bulunuyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend