Trump’ın aklı nasıl çalışıyor?

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekatı, uluslararası alanda tartışıldığı kadar ABD müesses nizamında da büyük tartışmalara yol açtı.

Trump’ın yaklaşık bir yıl önce deklare ettiği ve operasyon sonrasında yeniden gündeme getirdiği bölgeden asker çekme kararı, Washington’da kendisine yönelik sert eleştirilere neden oluyor. Ancak Trump, Türkiye ve dünyada her ne kadar sosyal medyayı aktif kullanan, davranışları öngörülemez bir lider izlenimi bırakıyor ancak aldığı kararların ABD çıkarları açısından bir mantığının olduğu aşikâr.

Trump’ın dış politikası ve “fayda-maliyet” hesabı

“America First” sloganı ile iktidara gelen ve izlediği dış politikada da bunu önceleyen Trump’ın eylemleri her ne kadar “ABD içine mi kapanıyor?” tartışmalarına konu olsa da temelde savunduğu anlayış, ABD’nin mevcut hegemonyasını korumaktan geçiyor. Bu çerçevede Trump, neredeyse her kararında “mutlak kazanç” hesabıyla hareket ediyor.

ABD’nin çıkarlarının üstünlüğünü ve hegemonyasının sürdürülmesini dış politikasının merkezine koyan Trump için, dünyanın diğer bölgelerindeki krizlerle ilgilenmek, temelde ‘fayda-maliyet’ hesabı ile ilgili. Karar sürecinin merkezine atılacak adımın getirisinin ne olacağını ve maliyetini yerleştiren Trump, hesabını da buna göre yapıp, kararlarını da bu perspektifle alıyor.

Trump için Irak’ın işgalinden bu yana bölgede devam eden istikrarsızlıkların bir parçası olmayı sürdürmek ve “sonsuz savaşın” sürdüğü bir bölgede, küresel alanda maliyetleri olan bir sorumluluk almak ne “akılcı” bir yaklaşım ne de ABD’nin hayati çıkarları ile de uyumlu.

Dolayısıyla Trump için Irak’ın işgalinden bu yana bölgede devam eden istikrarsızlıkların bir parçası olmayı sürdürmek ve kendi deyimiyle “sonsuz savaşın” sürdüğü bir bölgede, küresel alanda maliyetleri olan bir sorumluluk almak ne “akılcı” bir yaklaşım ne de ABD’nin hayati çıkarları ile uyumlu.

Çekilme kararına yönelik eleştirilere karşı ABD’nin “7 bin mil öteden gelip, düşmanı Esad’ın yönettiği toprakları koruyamayacağı” cevabını veren Trump, sahada olmanın en önemli gerekçesi olarak sunulan DEAŞ tehdidini de yenilgiye uğrattığına inanıyor. Trump’a göre, bundan sonraki süreçte DAEŞ ile mücadele etmesi gereken aktörler, bölge ülkeleri ve tehdit riski algılayan Avrupa ülkeleri olmalı. Avrupa’yı sorumluluk almaktan kaçınmakla suçlayan Trump elbette bu listeye Türkiye ve Rusya’yı da ekliyor ve “Mahallelerindeki DEAŞ savaşçıları ile ne yapacaklarını kendilerinin çözmesi gerekecek” yorumunu yapıyor.

Trump’a göre, ABD tehditlerden uzak. DEAŞ’a yönelik “yeniden güçlenebilir” uyarılarına karşı da “Bence mutlak bir tehdit değil ama olursa yeniden ezip geçeriz” uyarısını da yapmayı ihmal etmiyor.

Trump’ın çıkar dünyasında YPG’ye yaklaşımı

ABD’nin Irak’ın işgalinden bu yana 8 milyar dolar harcadığına dikkat çeken Trump için, PKK/YPG de ABD’nin askeri ve maddi yardımları ile ayakta kalan ve Washington için maliyet tablosunu artıran bir araçtan başka bir şey değil.

YPG’nin terk edilmişlik duygusu ve Washington’daki “başka müttefik bulamayız” eleştirilerine, hem Savunma Bakanı Mark Esper’in hem de Başkan Trump’ın Türkiye ile köklü ilişkileri ve NATO üyeliğini hatırlatarak örgütle iş birliği yapmanın önceki başkan Barack Obama’nın hatası olduğunu deklare etmesi, Trump’ın bu ilişkiyi müesses nizamdan farklı olarak kısa vadeli gördüğü şeklinde değerlendirilebilir.

Trump’a karşı çıkanların dile getirdiği bir soru da İran ile ilgili. PKK/YPG, DEAŞ sonrası dönemde İran’ın sınırlandırılması noktasında işlev görebilir mi? Bu düşünce, Trump’tan ziyade eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un benimsediği ve bazı çevrelerin de son dönemde savunageldiği bir yaklaşım oldu. Trump daha önce İran’ı sınırlandırmak istediğini deklare etmesine karşın bunu hiçbir zaman doğrudan Suriye üzerinden yapmak istediğini ve bu noktada PKK/YPG ile çalışacağını dile getirmedi.

ABD’nin Irak’ın işgalinden bu yana 8 milyar dolar harcadığına dikkat çeken Trump için PKK/YPG de ABD’nin askeri ve maddi yardımları ile ayakta kalan ve Washington için maliyet tablosunu artıran bir araçtan başka bir şey değil.

“Offshore dengeleme” mantığı

Bununla birlikte Trump’ın Suriye’den asker çekme kararı, ABD’nin önemli askeri üslerinin bulunduğu Ortadoğu’dan çekildiği anlamına gelmiyor. Buradan da anlaşılan o ki, Trump yönetimi bölgede “offshore dengeleme” mantığına göre hareket etmeyi tercih ediyor. Başka bir ifade ile Trump, oldukça maliyetli olan bir ülke veya bölgede güç bulundurarak etki etme veya o bölgeyi dönüştürmeye çalışmak yerine, ABD’nin hayati çıkarlarını sürdürmeye devam edeceği dışarıdan bir dengelemeyi daha rasyonel buluyor.

Yine Amerika’da azil soruşturmasının gölgesinde yeni başkanlık seçimleri yaklaşırken Trump’ın önceliğinin ülkesinden binlerce kilometre ötede bir türlü çözüm bulunamayan Suriye meselesi olmadığı da çok açık. Trump için asıl öncelik Amerika’nın yakın sınırları, Asya Pasifik ve petrol geçiş bölgesi olan Arap Körfezi. Bu yaklaşım temelde “offshore dengeleme” mantığı ile de uyuşuyor.

Amerika’nın önemli siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden Prof. Stephen M. Walt ve Prof. John Mearsheimer gibi isimler de, NATO ittifakının bulunduğu Avrupa, yeni rekabet alanı olarak öne çıkan Asya-Pasifik ve Körfez bölgesinin ABD’nin uluslararası sistemdeki hegemonyasını sürdürmesinde vazgeçilmez alanlar olduğunu vurguluyorlar.

Bu çerçeveden bakınca Trump’ın izlediği politika nedeniyle ABD’deki Kongre, CIA, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlarla arasında derin çatlaklar ve belirsizlikler olmakla birlikte önceliği hayati alanlara verme noktasında rasyonel davrandığı iddia edilebilir. Nitekim Trump, Suriye’den çekilme kararını açıkladığı bir dönemde Körfez’in güvenliğini sağlamak amacıyla Suudi Arabistan’a asker gönderme kararı da aldı. Bu noktada Trump’ın offshore dengeleme fikrini, Bush döneminden bu yana sürdürülen, 8 milyar doların harcandığı, daha fazla asker ve lojistik destek bulundurmayı zorunlu kılan “onshore dengeleme” stratejisine tercih ettiği anlaşılıyor.

ABD’nin çekilmesinin tartışıldığı ve sahadaki dengelerin yeniden şekillenmeye başlandığı bir dönemde, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Ankara’yı ziyareti, bir anlamda Ankara’ya sürecin tamamen dışında kalınmadığı mesajını verme ve oyunun kurallarını hatırlatma amacını taşıyor.

Diğer taraftan Türkiye’nin başlattığı operasyon kapsamında DEAŞ ile mücadeleyi de kapsayacak şekilde yeni sorumluluklar üstleneceğini duyurması da Trump’ın “bölge sorunlarıyla bölge ülkeleri ilgilensin” mantığıyla örtüşüyor. ABD’de artan tartışmaların etkisi ile Türkiye’ye “kontrol bende” mesajı da veren Trump, “havuç-sopa” mantığı ile “zımni rıza/destek” veya “ekonomik yaptırım” tehditleriyle gözdağı vermekten de geri kalmıyor. ABD’nin çekilmesinin tartışıldığı ve sahadaki dengelerin yeniden şekillenmeye başlandığı bir dönemde, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Ankara’yı ziyareti, bir anlamda Ankara’ya sürecin tamamen dışında kalınmadığı mesajını verme ve oyunun kurallarını hatırlatma amacını taşıyor.

Rusya, İsrail ve İran denklemi

Bölgedeki istikrarsızlığı sonsuz bir döngü olarak gören Trump, sorumluluğu Rusya ve bölge ülkelerine bırakarak kazançlı çıktığına inanıyor.

Buna karşılık Washington’ın çekilmesi sonrası oluşacak güç boşluğu bir noktada Rusya’ya sahada daha etkin olma imkânı tanıyor. Ancak bunu değerlendirirken, ABD’nin bölgedeki etkinliğinin Suriye ile sınırlı olmadığını ve süreçlere etki etme kapasitesini sürdüreceğini de unutmamakta fayda var.

Anlaşılan o ki, hem Rusya’nın dengelenmesi hem de İsrail’in güvenlik endişelerinin giderilmesi noktasında göz ardı edilemez bir dengeleme süreci devam edecek. Nitekim ABD gerek dünyadaki askeri gücü ile gerekse sahip olduğu kabiliyeti ile uluslararası alanda bir bölgeye müdahale edebilecek çok sayıda farklı araca sahip olan ülkelerin başında geliyor. ABD’yi Suriye’de etkili kılan da, bin kişilik askeri unsuru değil, sahip olduğu kabiliyetlerin Rusya ve İran dahil olmak üzere birçok aktör tarafından bilinmesi ve herkesin risk hesaplamasını buna göre yapmasıydı.

Bu çerçevede Ankara da, gerek sahadaki çok yönlü risklerin gerekse Trump’ın zaman zaman rasyonel ve hızlı fikir değiştirebilen bir lider olduğunun farkında. Bu sebeple bir taraftan operasyonu sürdürürken diğer taraftan da sahadaki kırılganlıkları iyi hesaplamaya çalışıyor. Ama bir gözünün de Trump ve ABD’de olduğunu söylemek de yanlış değil.

Twitter: @mesudozcan

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Ekim 2019’da yayımlanmıştır.

Mesut Özcan

Mesut Özcan - Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkiler bölümde yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans tezini “Offensive Realizm Bağlamında Türkiye’nin Güvenlik Yaklaşımı: PKK/YPG Örneği” üzerine hazırlayan Özcan, uluslararası güvenlik ve uluslararası sistemin dönüşümü üzerine odaklanan çalışmalar yapıyor. Çeşitli düşünce kuruluşları ve gazeteler için yükselen güçler, güvenlik çalışmaları ve değişen güvenlik konseptleri konularında analizler kaleme alan Özcan, Washington D.C.’de ABD Dış Politikası yapım süreci ve İngiltere’de uluslararası güvenlik konularında çeşitli araştırmalar yaptı. Daha önce Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü ve Yeni Şafak gazetesinde çalışan Özcan, Anadolu Ajansı’nda uzman yardımcısı olarak görev yapıyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend