Zengin şehirler neden ayaklanıyor?

Yalnızca Beyrut ve Bağdat gibi siyasal çalkantılarla anılan şehirlerde değil, kişi başı gelirin yüksek olduğu Paris, Hong Kong ve Santiago’da da protesto gösterileri var. Dünyanın doğusu kadar batısında da adaletsizlikle karşı karşıya olduğunu hisseden insanların sayısı artıyor.

ABD’nin saygın yüksek öğrenim kurumlarından Columbia Üniversitesi’nde sürdürülebilir kalkınma profesörü olarak görev yapan, aynı zamanda da Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi’nin direktörü olan Jeffrey D. Sachs, Project Syndicate’de ‘Zengin şehirler neden ayaklanıyor’ sorusunu kişi başı geliri 60 bin dolar olan Paris, 40 bin dolar olan Hong Kong ve 18 bin dolar olan Santiago üzerinden yanıtlamaya çalışıyor.

Paris, Kasım 2018’den bu yana Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un akaryakıt vergisini arttırma kararına tepki olarak başlayan protestolara sahne oluyor. Şili’nin başkenti Santiago’da halk Ekim ayından beri Cumhurbaşkanı Sebastian Piñera’nin emriyle uygulamaya koyulan metro zammına karşı sokaklarda.

Çin’e bağlı olmakla birlikte, özerk bir idari yapıya sahip Hong Kong ise suçluların Çin’e iadesinin önünü açan yasa teklifine karşı Mart ayından beri ayaklanmış durumda.

Sürdürülebilir Kalkınma Çağı, Yeni Amerikan Ekonomisini Kurmak gibi kitapların da yazarı olan ünlü Amerikalı ekonomist Sachs’a göre, kendilerine has nedenlerle ayaklanmış olsalar da bu zengin şehirlerdeki ayaklanmaların yine de ortak bir noktası var:

“Bu protestolar bize, toplumun geneline bir adaletsizlik hissi ve düşük sosyal hareketlilik algısı hâkim olduğunda neler olabileceğini açıkça gösteriyor.

Bu ülkeler, geleneksel standartlar bazında son derece varlıklı ve rekabetçi olmalarına rağmen, vatandaşları, temel yaşam şartlarından memnun değil. 2019 Dünya Mutluluk Raporu’na göre, Hong Kong, Fransa ve Şili vatandaşları, hayatlarının bazı açılardan ciddi anlamda çıkmazda olduğunu düşünüyor.”

“Bu protestolar bize, toplumun geneline bir adaletsizlik hissi ve düşük sosyal hareketlilik algısı hâkim olduğunda neler olabileceğini açıkça gösteriyor.”

Yazar, araştırma şirketi Gallup’un her yıl dünya genelinde yaptığı bir ankette, katılımcılara “Hayatta ne yapacağınızı seçme özgürlüğünüzden memnun musunuz yoksa memnun değil misiniz?” sorusunun yöneltildiğinden söz ediyor ve yanıtları paylaşıyor:

“Kişi başına düşen gelir bazında dünya genelinde 9. sırada olan Hong Kong, vatandaşlarının yaşamlarına özgürce yön verdiklerini hissedip hissetmedikleri bakımından listenin çok daha gerilerinde 66. sırada yer alıyor. Aynı uçurum, kişi başına düşen milli gelirde 25., seçme özgürlüğünde ise 69. sırada olan Fransa ile söz konusu göstergeler bakımından sırasıyla 48. ve 98. sırada olan Şili için de geçerli.”

Jeffrey Sachs, sıralamalardaki verileri paylaştıktan sonra ekonomik özgürlük listelerinin birinci sırasında yer alan Hong Kong’da vatandaşların kendilerini hayatta ne yapacaklarını seçme özgürlüğünden mahrum hissettiğini belirtiyor ve bu verileri daha da anlamlandıracak bilgiler veriyor:

“Üç ülkede de varlıklı ailelerden gelmeyen şehirli gençler, makul fiyatlı bir ev ve düzgün bir iş bulabilecekleri konusunda ümitsiz. Emlak fiyatlarının ortalama maaşa oranı bakımından Hong Kong dünyanın en pahalı yerleri arasında. Şili, dünyanın yüksek gelirli ülkelerinin oluşturduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesinde, gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. Fransa’da ise seçkin ailelerin çocukları, diğer yaşıtlarına göre avantajlarla dolu bir yaşam sürüyor.”

Yazar, ev fiyatlarının çok yüksek olduğu bu şehirlerde, insanların şehir dışında yaşamak zorunda olduğunu, dolaysıyla ulaşımı etkileyecek her zamma tepki duyduklarını söylüyor.

“Öte yandan, toplumsal hareketlilik krizleri ve eşitsizlik sorunları sadece Hong Kong, Fransa ve Şili’ye özgü durumlar değil. Eşitsizliğin benzeri görülmemiş seviyelere ulaştığı, halkın hükümete güveninin ciddi şekilde zedelendiği Amerika Birleşik Devletleri de, artan intihar vakaları ve toplu katliamlar gibi toplumsal huzursuzluğu işaret eden olaylarla karşı karşıya.”

Yazara göre, Paris, Hong Kong ve Santiago örneklerinden alınması gereken dersler var:

“Üç hükümet de bu protestoları beklemiyordu. Kamuoyunun hassasiyetlerini gözden kaçıran yetkililer, akaryakıt vergisi zammı, suçluların iadesine ilişkin bir yasa tasarısı ya da metro ücretlerine zam yapılması gibi görünürde makul sayılabilecek uygulamaların, toplumda geniş çaplı infiale sebep olabileceğini öngöremedi.

Bu noktada belki de en önemlisi ve en az şaşırtıcı olanı, refah seviyesini değerlendirmeye yönelik klasik ekonomik ölçütlerin, halkın gerçek hissiyatını ölçmede yetersiz kalıyor olması.

Kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla, bir ekonominin ortalama gelirini ölçer, ancak bu gelirin dağılımı, insanların hakkaniyet ya da adalet algısı, halkta oluşan finansal zafiyet duygusu ve genel yaşam kalitesini etkileyen, hükümete güven gibi diğer koşullar hakkında bir şey anlatmaz.

Diğer taraftan, Dünya Ekonomik Forumu Küresel Rekabetçilik Endeksi, Heritage Vakfı Ekonomik Özgürlük Endeksi ve Fraser Institute Dünya Ekonomik Özgürlük raporu gibi listelerin de, halkın adalet, yaşama dair tercihlerde bulunma özgürlüğü, hükümetin dürüstlüğü ve vatandaşların güvenilirliği konusundaki sübjektif algısını pek de yakaladığı söylenemez.

Yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bu tür duygu ve algıları anlayabilmek ve dolayısıyla toplumun ayaklanma ihtimalini öngörebilmek için, insanların hayata dair memnuniyet seviyelerini, kişisel özgürlük hissiyatını, hükümete ve yurttaşlara güvenip güvenmediklerini doğruca kendilerine sormak gerekir.”

Adalet ve sürdürülebilirlik olmadan gerçekleşen ekonomik büyüme beraberinde refah değil, ancak karışıklık getirir.

Sürdürülebilir kalkınma fikri

Yazar, bu çerçevede gayri safi yurt içi hasıla artışı ve kişi başına düşen gelir gibi klasik göstergelerin ötesine geçip, sosyal adalet, güven ve çevresel sürdürülebilirlik gibi faktörleri de kapsayan, çok daha zengin bir hedefler kümesini temel alan sürdürülebilir kalkınma fikrinin bir süreden beri dünyanın gündeminde olduğunu anımsatıyor:

“Halkın nabzını tutarak toplumda mutsuzluk ve güvensizlik yaratan sebepleri anlamak, her ülkenin görevi. Adalet ve çevresel sürdürülebilirlik olmadan gerçekleşen ekonomik büyüme beraberinde refah değil, ancak karışıklık getirir. Çevresel sürdürülebilirlik için ise kamu hizmetlerini arttırıp çok daha geniş kesimlere ulaştırmamız, gelirin zenginden yoksula daha adaletli bir şekilde dağılımını sağlamamız ve daha fazla kamu yatırımı yapmamız gerekiyor.

Aksi halde, toplumsal güvenin düşük, eşitsizliğin yüksek, adaletsizlik duygusunun yaygın olduğu bir ortamda, maliyetleri karşılayabilmek adına uygulamaya koyulan, akaryakıt teşviklerinin kaldırılması ya da metro ücretlerine zam yapılması gibi makul politikalar bile Paris, Hong Kong ve Santiago örneklerinde gördüğümüz üzere kitlesel ayaklanmalara neden olacaktır.”

Fikir Turu

Jeffrey D. Sachs’ın “Zengin şehirler neden ayaklanıyor?” başlıklı makalesinin bazı bölümleri Evren Serbest tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir. Metin, Fikir Turu’nun editoryal katkılarıyla yeniden düzenlenmiştir. Makalenin orijinaline ve tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.project-syndicate.org/commentary/explaining-social-protest-in-paris-hong-kong-santiago-by-jeffrey-d-sachs-2019-10

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend