25 Kasım 2019

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Küresel bir sorun: Bölünmüş demokrasiler

Son yıllarda yazılmış olan birçok makale, rapor ve kitapta populist ve illiberal liderlerin dünya çapında demokrasiyi ne derece ve hangi yollarla zayıflattığı üzerinde durulduğunu görüyoruz. Ancak bazı istisnalar hariç bu araştırmalar çoğu zaman, Türkiye’de ve daha birçok ülkede daha temel bir sorun olduğunu düşündüğümüz siyasi kutuplaşmayı yeterince ele almıyor. Oysa kutuplaşma günümüzde Brezilya’dan Hindistan’a, İsrail’den Polonya’ya, Amerika’dan Venezuela’ya birçok ülkeyi derinden etkilemeye devam ediyor. Kutuplaşma hâlihazırda sadece Türkiye’ye özgü değil, küresel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Yakın zamanda yapmış olduğumuz bir araştırmada, hem Türkiye vakasını derinlemesine ele alarak hem de Türkiye örneği ile birlikte sekiz diğer yüksek oranda kutuplaşma görülen ülkeyi kıyaslamalı olarak inceleyerek kutuplaşmanın küresel yükselişine ışık tutmaya çalıştık. Çalışmanın bulguları geçtiğimiz ay Brookings Institution Yayınları tarafından basılan “Bölünmüş Demokrasiler: Küresel Bir Sorun Olarak Siyasi Kutuplaşma” (Democracies Divided: The Global Challenge of Political Polarization) başlıklı kitapta yayınlandı.

Peki, gerek Türkiye’de gerek dünyanın birçok farklı ülkesinde kutuplaşmayı artıran faktörler neler? Karşılaştırmalı çalışmamız kutuplaştırıcı liderlerin, özellikle de tek liderin hâkim pozisyonda olduğu ülkelerde, var olan bölünmüşlükleri artırmada ya da hafifletmede çok önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Çalışmamız, Hindistan’da Narendra Modi, Polonya’da Jarosław Kaczyński ya da Venezuela’da Hugo Chávez gibi figürlerin toplumdaki temel fay hatlarını derinleştirmede ve toplumsal düzeyde yerleşik kılmada önemli bir rol oynadığını ve bunun da çoğu zaman seçim başarısıyla ödüllendirildiğini iddia ediyor. Birçok ülkede bu tarz liderler, yıllar hatta on yıllar boyunca sürebilen ve iktidar sürelerini de aşabilen partizan bağlılıklar ve kimlikler yaratabiliyor.

Örneğin Venezuela’da, Chavez’in destekçileri ve karşıtları arasındaki ayrımın Chavez’in 2013 yılındaki ölümünden bugüne daha da derinleştiğini görüyoruz. Arjantin’de ise Peronistler ve karşıtları arasındaki kutuplaşmanın Arjantin Cumhurbaşkanı Juan Peron’un 1974 yılında ölümünün ardından neredeyse yarım yüzyıl devam ettiğini söyleyebiliriz.

Çalışmamız, Hindistan’da Narendra Modi, Polonya’da Jarosław Kaczyński ya da Venezuela’da Hugo Chávez gibi figürlerin toplumdaki temel fay hatlarını derinleştirmede ve toplumsal düzeyde yerleşik kılmada önemli bir rol oynadığını ve bunun da çoğu zaman seçim başarısıyla ödüllendirildiğini iddia ediyor.

Ekonomik büyüme kutuplaşmayı azaltmaya yetmiyor

Medya sektörünün teknoloji sayesinde önemli ölçüde değişime uğraması ve özellikle de sosyal medyanın yükselişi, bu tarz liderlerin kutuplaştırıcı etkisini de arttırıyor. Burada Twitter’ı kamusal alanı işgal ederek karşıtlarını şeytanlaştırmakta bir araç olarak kullanan Amerikan Başkanı Donald Trump önemli bir örnek teşkil ediyor. Göreve geldiği 0cak 2017’den beri Trump’ın 11 binden fazla tweet attığı ve bunların yarısından fazlasının siyasi hasımlarını, medyayı ve göçmenleri hedef aldığı biliniyor.1

Bununla birlikte ABD’deki birçok haber kaynağının partizan niteliği, vatandaşların ABD’de ekonomik durum gibi temel gerçeklikler hakkında çok farklı anlayışlara sahip olduğu bir ortamı besliyor.2 Kutuplaşmanın bazı beklenmedik besleyici öğeleri olduğu da görülüyor. Büyüyen bir ekonominin kutuplaştırmayı azaltıcı etkisi olması beklenebilirken, Hindistan ve Türkiye örneklerinde bunun tam tersi bir durum yaşandığı söylenebilir. Örneğin Hindistan’da şehirleşmenin ve orta sınıfın genişlemesinin kutuplaştırıcı Hindu milliyetçisi söylemlere desteği artırdığı biliniyor.

Kutuplaşma yargıya olan güveni azaltıyor

Kutuplaşmanın artması, bir ülkenin siyasi hayatı ve toplumu için endişe verici sonuçlar barındırıyor. Partizan savaşlar, köklü ve güçlü demokrasi geleneği olan ülkelerde bile yargı gibi temel kurumlara olan toplumsal güveni zayıflatıyor. Örneğin Amerika’da Temyiz Mahkemesi’ne ilişkin görüşlerin gittikçe daha partizan bir hal aldığı görülüyor. Cumhuriyetçilerin yüzde 73’ü mahkemenin işleyişinden memnun olduğunu ifade ederken, bu oran Demokratlar’da yüzde 24’e düşüyor.3

Partizan savaşlar, köklü ve güçlü demokrasi geleneği olan ülkelerde bile yargı gibi temel kurumlara olan toplumsal güveni zayıflatıyor. Örneğin Amerika’da Temyiz Mahkemesi’ne ilişkin görüşlerin gittikçe daha partizan bir hal aldığı görülüyor. Cumhuriyetçilerin yüzde 73’ü mahkemenin işleyişinden memnun olduğunu ifade ederken, bu oran Demokratlar’da yüzde 24’e düşüyor.

Kutuplaşma aynı zamanda toplumda azınlıklar, mülteciler ve diğer marjinalize gruplara yönelik tahammülsüzlüğü de artırıyor. Örneğin Polonya’da, iktidar partisinin mülteci karşıtı söylemlerinin sonucunda, mülteci kabulüne yönelik kamu desteğinin iki yıldan az bir sürede yaklaşık yüzde 30 oranında düştüğü görülüyor.

Daha da önemlisi, toplumsal bölünmüşlüklerin nefret suçlarını ve siyasi şiddeti de artırdığı biliniyor. Son yıllarda Hindistan, Polonya ve Amerika’da bu alanlardaki suçlarda ciddi oranda bir artış görülüyor.

Kutuplaşma sarmalı

Araştırmamız, bir toplumun derinlemesine kutuplaştığı durumlarda normalleşmenin sağlanmasının çok zor olduğunu da gösteriyor.

Kutuplaşma kendisini sağlam bir şekilde yerleştiren ve zaman içinde yenileyebilen bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Kutuplaştırıcı faaliyet ve tepkiler birbirini besleyerek ülkeleri öfke ve bölünme yoluna sürüklüyor. Bu tarz sonuçlar topluma zarar verse de, kutuplaştırmayı artırmada çoğu zaman başı çeken kutuplaştırıcı siyasetçiler durumdan fayda sağladığı için kutuplaştırmayı azaltıcı karşıt politikaların geliştirilmesi çoğu durumda mümkün olmuyor. Çoğu zaman yönetici elitler kutuplaşmayı körüklemekle kalmayıp kutuplaşmanın varlığını da inkâr ediyor. Bu da kutuplaşmanın varlığından rahatsızlık duyan muhalif kesimlerdeki hoşnutsuzluğu besleyerek kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor ve kutuplaşmayla mücadelede ortak bir pozisyon alınmasını da imkânsız kılıyor.4

Bu dinamikler siyasi reform ve yenilenme önünde büyük engel teşkil ediyor. Alternatif siyasi parti kurma çabaları partizan bağların ve stratejik hesapların seçmenlerin yeni siyasi partilere oy vermesi önünde ne kadar güçlü bir engel oluşturduğunu sıklıkla hafife alabiliyor. Örneğin Tayland’da yeni siyasi partiler eski siyasi ayrımları aşmakta nispeten daha başarılı olduysa da, Bangladeş’te Nobel ödülü sahibi bir siyasetçinin 2007’de kurmuş olduğu yeni siyasi partinin ömrü sadece birkaç ay sürebiliyor.

Kutuplaştırmayı azaltmaya yönelik birçok ümit veren çabanın siyasi gücün adem-i merkeziyetçilik esasında dağıtılması ya da seçim kanunlarının değişmesi gibi kurumsal reformlara odaklandığını görüyoruz.

Kutuplaşmayı azaltmak mümkün mü?

Tüm bu zorluklara rağmen, birçok farklı aktörün bu sorunu çözmekte oldukça yaratıcı yollar denediği ve bazı durumlarda umut veren sonuçlar aldığı da görülüyor.

Kutuplaştırmayı azaltmaya yönelik birçok ümit veren çabanın siyasi gücün adem-i merkeziyetçilik esasında dağıtılması ya da seçim kanunlarının değişmesi gibi kurumsal reformlara odaklandığını görüyoruz. Örneğin Kenya 2010 yılında kabul ettiği yeni bir anayasayla yerel yöneticilere devlet kaynakları üzerinde daha fazla otonomi ve kontrol sağlayarak ulusal alandaki yıkıcı rekabeti önlemeyi amaçladı.5 Önemli reformlar her zaman anayasa değişikliği de gerektirmeyebiliyor. Örneğin Amerika’da Maine eyaleti 2016 yılında geçirdiği bir yasayla negatif kampanyayı geçersiz kılan ve merkezdeki adayları avantajlı konuma getiren tercihli oylama sistemini getirdi.6

Medyanın kutuplaştırmayı artırıcı rolü göz önüne alındığında, hükümetler, teknoloji şirketleri ve haber kurumları dezenformasyonu engellemek, aşırı görüşlere set çekmek ve medyadaki partizan taraflılığı azaltmak amaçlı önemli girişimlerde bulundular. Örneğin Polonya’da yeni kurulmuş olan bir haber sitesi, partizan siyaset yerine hükümet ve muhalefete eşit mesafede duran içerik odaklı habercilik yapma hedefiyle yola çıktı. Amerika’da da bazı merkez haber kaynakları okuyucularına normalde okumak istemeyebilecekleri farklı görüşleri duyurabilecekleri yollar bulmaya çalıştı.

Siyasi liderlik de partizan bölünmüşlüklerin azaltılmasında önemli bir rol oynayabiliyor. Örneğin Ekvator’da, devlet başkanı Lenín Moreno’nun kendisinden önceki başkanla aynı siyasi partinin mensubu olmalarına rağmen onun kutuplaştırıcı taktiklerini benimsemeyi reddettiği biliniyor. Moreno, her ne kadar kendisinden önceki devlet başkanının mali açıdan sorumsuz ekonomik politikalarını düzeltmekte zorlansa da, uzlaştırıcı başkanların toplumdaki ayrımları gidermede ve demokratik kurumları güçlendirmede temel bir rol oynayabileceğini göstermesi açısından önem taşıyor.

Türkiye örneğinde de, son yerel seçimlerde İstanbul’da kutuplaşmadan uzak duran Ekrem İmamoğlu’nun rakibine 800 bin fark atması, siyasette başka bir dil ile kazanmanın pekala mümkün olduğunu gösteriyor.

Twitter’dan takip edin: @SenemAydnDzgit

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 25 Kasım 2019’da yayımlanmıştır.

  1. Michael D. Shear et al., “How Trump Reshaped the Presidency in over 11,000 Tweets,” New York Times, 2 Kasım 2019, www.nytimes.com/interactive/2019/11/02/us/politics/trump-twitter-presidency.html.
  2. Pew Research Center, “Positive Views of Economy Surge, Driven by Major Shifts among Republicans,” 22 Mart 2018, www.people-press.org/2018/03/22/positive-views-of-economy-surge-driven-by-major-shifts-among-republicans/.
  3. Ariel Edwards-Levy, “Republicans and Democrats Flip Views on the Supreme Court,” Huffington Post, 6 Temmuz 2018, www.huffingtonpost.com/entry/republicans-democrats-supreme-court_us_5b3bf493e4b09e4a8b285df0.
  4. Senem Aydın-Düzgit ve Evren Balta, “When Elites Polarize Over Polarization: Framing the Polarization Debate in Turkey,” New Perspectives on Turkey 60, no. 1 (2019): 153–76.
  5. Eric Kramon ve Daniel N. Posner, “Kenya’s New Constitution,” Journal of Democracy 22, no. 2 (2011): 89–103.
  6. Katherine Q. Seelye, “As Australia and the Oscars Go, So Goes Maine?,” New York Times, 11 Haziran 2018, www.nytimes.com/2018/06/11/us/maine-ranked-choice-voting.html.

Prof. Senem Aydın Düzgit

Prof. Senem Aydın-Düzgit - İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı ve Araştırma ve Akademik İlişkiler Koordinatörü ve Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi. Başlıca araştırma alanları arasında Avrupa dış politikası, Türk dış politikası, söylem çalışmaları ve kimlik siyaseti yer alıyor.

Andrew O’Donohue

Andrew O’Donohue - İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı ve daha önce Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda James C. Gaither üyesiydi. Thomas Carothers ile birlikte Bölünmüş Demokrasiler kitabının editörüdür.

1
Yorumu Gör

avatar
halil gönül
Ziyaretçi
halil gönül

kutuplaşmanın artarak devam edeceği, ettirileceği kesindir. Dünya zaman içinde tek kutupluluğa doğru yol alırken insanların da hızla cahilleştiği bir evredeyiz diye düşünüyorum. teknolojinin gelişmesi insanların geliştiğinin göstergesi değil tam tersine kitlesel cehalete adım atmanın göstergesi. 🙂

Send this to a friend