2 Aralık 2019

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Başka türlü bir siyaset mümkün mü?

Bugün hepimizin bildiği, tanık olduğu, deneyimlediği bir gerçek var: İçinde yaşadığımız siyaset biçimi, yani majör siyaset, insana iyi gelmiyor, hatta doğaya ve canlılığa da.

Bir toplum içinde majör siyasetin büyük temsilci güçleri “iktidar” talep ediyorlar, o yüzden de yarış, çatışma ve bazen de savaş kaçınılmaz oluyor. Majör siyasetin özneleri, yani siyasi partiler, ideolojiler, hareketler, kurumlar, büyük figürler bu çatışmada galip gelebilmek için normlar ve söylemler eşliğinde majör kimlikler, yani güçlü ve kapalı cemaatler yaratıyorlar. Böylesi bir siyaseti benimseyenler dost ve düşman ayrımıyla kolayca taraftar toplayabiliyor ama böyle olunca toplumun farklı kesimleri kutuplara bölünüyor, insanlar birbirlerinden uzaklaşıyor, çatışma güden negatif duygular insanları güçten düşürüyor. Herkes birbirini yalnızca majör siyasi kimliği üzerinden tanımaya, tanımlamaya başlıyor ve başka hiçbir ortaklıkta “insan insana bir buluşma”nın olabileceğine ihtimal verilmiyor.

Peki, böyle bir siyaset biçimi dışında var olmak, eylemek, düşünmek, bir arada yaşamak mümkün değil mi? Minör siyaset “mümkün” diyor.

Nedir minör siyaset?

Minör siyaset, yeni bir kavram, yeni bir olgu değil ama son dönemde dünyada ve ülkemizde yeni yeni gelişiyor. Niceliksel bir küçüklüğü de ifade ediyor; aslında temel farklılığı niteliğinde, yani siyaseti “nasıl” algıladığı ve “nasıl” yaşadığında.

Minör siyaset güçlü bir öngörüye, makro bir programa yahut aşkın bir doktrine temellenmiyor. Çoğu zaman kendi ölçeğinde, kendi ritminde, mütevazı ve “büyüklenmeyen” duygular, yaklaşımlar, niyetler ve eylemlilikler bütünü olarak karşımıza çıkıyor. Yani insanlar “Şimdi minör siyaset yapacağım” diyerek yola çıkmıyorlar, sadece belli sorunlar, ihtiyaçlar ve hayaller etrafında bir araya geliyorlar.

Minör siyaset güçlü bir öngörüye, makro bir programa yahut aşkın bir doktrine temellenmiyor. Çoğu zaman kendi ölçeğinde, kendi ritminde, mütevazı ve “büyüklenmeyen” duygular, yaklaşımlar, niyetler ve eylemlilikler bütünü olarak karşımıza çıkıyor.

Eğitimden spora, otonom üretim deneyimlerinden ekolojiye, hafıza çalışmalarından göçmen ve sığınmacılarla dayanışmaya, hapishane çalışmalarından kentsel müştereklerin korunmasına, toplumsal cinsiyet eşitliğinden yerelde güçlenme faaliyetlerine dek birçok alanda, bir vakıf ya da dernek gibi tüzel kişiliklerde yahut mahalle inisiyatifi, gıda topluluğu gibi dayanışma ağlarında minör siyaseti var edebiliyorlar.

İşte tüm bu farklı yaşam alanlarında ve farklı biçimlerde kendini gösteren oluşum ve eylemlilikler, önemli ortak özellikler taşıyor. Bu özellikleri derinlemesine incelediğimizde, hepsini “minör siyaset” ifadesinde toplayabileceğimiz bir nitelik, bir karakter görünür, hissedilir hale geliyor.

Şimdi ve burada

Minör siyasetin en önemli özelliği, prefigüratif olması yani bu siyaset tarzında insanlar, şimdi ve burada “yapabileceklerini yapıyorlar”. Küresel, ulusal ya da daha yerel ölçekte bir sorun, bir ihtiyaç ya da bir hayal etrafında bir araya geliyor ve ellerindeki kaynaklar neyse, sahip olduğu kudretleri neye yetiyorsa, içinde yaşadıkları koşullar ne kadarına izin veriyorsa onu hemen şimdi ve burada yapmaya çalışıyorlar.

Söz gelimi ‘daha az israfın olduğu başka bir tüketim mümkün’ diyorlar ve pazarlarda bir kenara “atılmış” meyve ve sebzeleri topluyor, temizliyor, onlardan yemek yapıyor ve bu yemeği şehir merkezinde hiç tanımadıkları insanlara, zengin yoksul ayırt etmeden dağıtıyorlar.

Yahut küfürsüz, cinsiyetsiz, endüstriyel olmayan ve her iki takımın da kazandığı başka bir futbol ligi mümkün diyorlar ve yaşadıkları bölgede böyle bir ligi hayata geçiriyorlar. Yahut çocukların kendilerini daha iyi tanıyabilecekleri ve potansiyellerini güçlendirebilecekleri başka bir öğrenme-öğretme ilişkisi mümkün diyorlar ve bir yerde böyle bir okul var ederek işe başlıyorlar. Bir diğer örnek; ekonomik, gürültüsüz, çevre dostu, sağlıklı ve stressiz başka bir ulaşım mümkün diyorlar ve bisiklete biniyorlar. Bu liste böyle uzayıp gidiyor.

Minör siyasetin böylesi bir etikle insana ve topluma sunduğu değerler var. Beklemek yerine ellerinden geleni yapmayı tercih eden insanlar, pasif bir konumdan çıkıyor; aktif, yapıcı, dönüştürücü bir sürecin içine giriyor, özne olduklarını hissediyor, iyi duygular yaşıyorlar. Bir kahramanın veya insanüstü güçlerin herkesi kurtaracağına yahut tarihin belli bir evresinden sonra her şeyin zaten “güzel” olacağına değil de, yalnızca kendilerine, yani sahip oldukları kudrete, insani bir aradalığa inanıyorlar.

Yine bu etik dolayısıyla insanlar “protesto” halinin, sloganlarla düşünmenin ya da “tepkisel” olmanın ötesine geçebiliyorlar. Sürekli birilerini eleştirmeyi, bir şeylerden şikâyet etmeyi ya da kronik bir muhalifliği bir kenara bırakabiliyorlar.

Bahşetme değil, dayanışma

Tahmin edersiniz ki böylesi bir etik, “hayırseverlik” yahut “bahşetme” değil “dayanışma” öneriyor, temsil etmeye ya da “göstermeye” değil “yapmaya” temelleniyor; kısacası söylem değil deneyim üretiyor. Yine bu etik dolayısıyla insanlar “protesto” halinin, sloganlarla düşünmenin ya da “tepkisel” olmanın ötesine geçebiliyorlar. Sürekli birilerini eleştirmeyi, bir şeylerden şikâyet etmeyi ya da kronik bir muhalifliği bir kenara bırakabiliyorlar.

Sonuçta minör siyaset, hâkim siyasetin pragmatik ve reel akışına kapılmayıp, oradan bir kaçış hattı bulabiliyor, herkese kendi eylemini barışçıl bir şekilde gerçekleştirebilme, kendi potansiyelini var edebilme olanağı sunuyor. Tam da bu yüzden insanlara iyi geliyor.

Şüphesiz eğer bir şey bize iyi geliyorsa, o şeyle olan karşılaşmamız iyidir, sevinçlidir. İyi karşılaşmaların hâkim olduğu bir yerde karar duygusu da neşelidir ki böylece insanlar, gönülden ve seve isteye var ettikleri pratiklerle etraflarına iyi enerjiler yayabiliyor, birlikte nefes alabiliyorlar.

Çokluk hali

Minör siyasetin bir diğer temel özelliği, içinde çok çeşitli kimlikleri barındırabilmesi, bir tür “çokluk” haline olanak vermesi, onu güçlendirebilmesi. Minör oluşum ve pratikler, majör siyasetin dayattığı söylem ve normlar dışında kendi gündemini yaratabildiği, kendine yeni faaliyet alanları, yeni ortaklıklar bulabildiği için, insanların majör kimlikleri de “ayırıcı” birer unsur olmaktan çıkıyor.

Kendiliğinden kurulan ortaklıklarda, “çokluk” hali de kendiliğinden oluşabiliyor. Söz gelimi göçmenlerle dayanışma sürecinde yahut çocuk hakları alanında gönüllü çalışmalar sürdürürken, kimse kimseye “Hangi partidensin?” diye sormuyor; insanların inancı, mezhebi, etnik kimliği, sınıfı, tahsili, yaşı ya da cinsiyeti önemsizleşebiliyor. Bu ortaklıklarda “herkes farklı, herkes eşit” olabiliyor. O vakit hiyerarşinin yerini de yatay bir işleyiş alabiliyor.

Minör siyasette insanların “öteki” duygusu ve “ötekileştirme” eğilimi oldukça düşük. Çünkü birleşmeler, “ötekinin karşısında birleşme” şeklinde olmuyor, yani majör kimlikler oluşturmuyor, cemaatleşmiş “biz”ler yaratmıyorlar. Aksine her türden farklılığın kendi farklılığından, biricikliğinden vazgeçmeden orada olabildiği “çokluk”ları olumlu karşılıyorlar çünkü ancak böylesi bir zeminde hiç kimse bir diğerine tahakküm kurmadan var olabilir. Çünkü en nihayetinde amaç iktidar olmak değil, bir arada yaşamak.

Minör oluşum ve pratiklerde insanlar, öncelikle basit ortak ilgiler, insani ihtiyaçlar ve değerler etrafında bir araya geldikleri için, imece usulü deneyimlerin, el birliğiyle bir şey yapmanın güzelliğini hissedebiliyorlar. Bir zaman sonra birbirlerinin majör kimliklerini öğrendiklerinde, artık onların ayırıcı, çatışmacı, kutuplaştırıcı etkisinde kalmayacak kadar güçlü bir hukuk aralarında çoktan gelişmiş oluyor.

Kendimiz dâhil kimseyi kurban etmeden, kırmadan, yok etmeden, ölmeden öldürmeden, dostlar ve düşmanlar olarak zıtlaşıp kutuplara çekilmeden, bilakis birlikte iyileşerek ve güçlenerek yaşayabiliriz. Deneyim bize gösteriyor ki bunun imkânı bizde, kendimizde, en insan halimizde.

İşte minör siyaset “öteki”yle, “yabancı”yla, “başkası”yla karşılaşmanın imkânına böyle alan açıyor. Bu karşılaşmalar sayesinde insanlar karşılıklı olarak dönüşürken, bir arada yaşamanın şiddetsiz yolları, sahici zeminleri de oluşabiliyor, böylece yeni ya da unutulan bir kültür, “herkes için yaşam”ı savunan bir vicdan gelişebiliyor. Bu vicdana erebilen insanlar artık kendi “varlığının” imkânını başkalarının “yokluğunda” aramayabiliyor, “bizden olmayan”a asgari bir sevgiyle yaklaşabiliyor, kamusal dostluğun bereketini hissedebiliyorlar. Siyasal olmanın tek şartıymış gibi bize sunulan ve mevcut majör siyasetin de hâkim normu olan “dost-düşman ayrımı, kutuplaşma, çatışma, çelişki” gibi temsilleri aşabiliyorlar.

Bir fantazma değil

Burada yalnızca temel özelliklerini sunduğum minör siyaset, bir ideal yahut bir fantazma değil; buralarda, aramızda, gerçek ve bizim için çok “kullanışlı” bir yaşam etiği vadediyor: Kendimizle ve başkalarıyla iyi karşılaşmalar üretebiliriz. Kendimiz dâhil kimseyi kurban etmeden, kırmadan, yok etmeden, ölmeden öldürmeden, dostlar ve düşmanlar olarak zıtlaşıp kutuplara çekilmeden, bilakis birlikte iyileşerek ve güçlenerek yaşayabiliriz. Deneyim bize gösteriyor ki bunun imkânı bizde, kendimizde, en insan halimizde.

Twitter’dan takip edin: @oneylka

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 2 Aralık 2019’da yayımlanmıştır.

Onur Eylül Kara

Onur Eylül Kara – Eyler, sohbet eder, düşünür, yazar. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. Çeşitli üniversitelerde siyasal kuram dersleri veriyor. Siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe ve edebiyat alanında makaleler yayımladı, çeviriler yaptı. Kara’nın doktora tezi İletişim Yayınları tarafından “Yapabileceğimizi Yapmak: Minör Siyaset ve Türkiye Örneği” başlığıyla yayınlandı.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend