Gazeteciliği itibar krizinden çıkartabilecek bir reçete var mı?

Yalnızca Türkiye’de değil, hızla değişen dünyada en çok ihtiyaç duyulan ama bir türlü karşılanamayan taleplerden biri de doğru ve bilgilendirici, yorumdan uzak nitelikli habercilik. Bu büyük ve hissedilir ihtiyaca rağmen, gazetecilik mesleği hızla kan kaybetmeye ve çeşitli nedenlerle itibarını yitirmeye devam ediyor.

Dijital haber platformlarının önemli bir kısmı da takipçilerine nitelikli içerikler sunmayı başaramayıp, itibar krizini derinleştirdi. Hal böyle olunca da, “yeni ve nitelikli bir gazetecilik nasıl mümkün olur?” tartışmaları hiç bitmiyor. Mesleğin geleceği sürekli gündemde. Nitekim Harvard Üniversitesi Nieman Gazetecilik Laboratuvarı, her sene olduğu gibi bu sene de gazetecilikte 2020 öngörülerini yayımlamaya başladı.

Dünyanın dört bir tarafından gazeteciler ve haber medyası üzerine çalışan akademisyenler, yeni gazetecilik yaklaşımlarından gelir modellerine, dijital hikâye anlatıcılığı tekniklerinden platform stratejilerine pek çok alanda medya sektörünü yeni yılda ne tür gelişmeler beklediğine ilişkin öngörülerde bulunuyorlar.

Gazeteciliğin dijital dönüşüm sürecinde son yıllarda üzerinde en çok durulan başlık ise sürdürülebilir gelir modelleri. Artık hemen herkes, bağımsız ve kaliteli gazeteciliğin ancak okurlardan elde edilecek gelirlerle mümkün olduğu görüşünde hemfikir. Okuru merkeze alan, haberlerin planlama aşamasından itibaren okurlarla birlikte hareket eden topluluk ve sosyal fayda odaklı yeni gazetecilik yaklaşımları tartışılıyor. Zira reklamverenlerin ya da Google ve Facebook gibi dev teknoloji şirketlerinin gazeteciliğin dijital platformlarda finansal olarak sürdürülebilmesini sağlayacak modeller ortaya koyabileceklerine yönelik bir zamanlar oldukça yaygın olan inanış, ardında büyük bir enkaz bırakmış durumda.

Gazeteciliği krize iten modeller

Dijital reklamı ana gelir kaynağı olarak gören medya organizasyonlarının hayatta kalabilmeleri, sitelerine olabildiğince fazla ziyaretçi çekmelerine bağlı. Tık tuzakları, yanıltıcı başlıklar, arama motoru optimizasyonu hileleri gibi ilkel yöntemlerle varlıklarını sürdürmeye çalışan medya organizasyonları, okurların gözünde onarılamaz boyutta itibar kaybı yaşıyor.

Hız, ölçek ve viralliği önceliklendiren platform algoritmalarının gözüne girebilmek de nitelikli, doğru ve bilgilendirici haberler üretmekten değil duyguları harekete geçirmekten, dolayısıyla olabildiğince merak uyandırıcı ve sansasyonel içeriklerden geçtiği için tek gelir kaynağı reklam olan medya organizasyonlarının yaşadığı itibar krizi de giderek derinleşiyor.

Haber medyasına duyulan güvenin dünyanın birçok ülkesinde tarihin en düşük seviyelerine gerilemesi ve haberden kaçınanların sayısının her geçen gün artıyor olması, dijital reklam ve platformlara bağımlı gazetecilik modellerinin yarattığı vahim sonuçların başında geliyor.

Haber medyasına duyulan güvenin dünyanın birçok ülkesinde tarihin en düşük seviyelerine gerilemesi ve haberden kaçınanların sayısının her geçen gün artıyor olması, dijital reklam ve platformlara bağımlı gazetecilik modellerinin yarattığı vahim sonuçların başında geliyor.

Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Enstitüsü’nün 2018 yılında gerçekleştirdiği araştırmaya katılanlar, haberden kaçınma nedenleri sorulduğunda sansasyonel, çoğu zaman negatif olanı öne çıkaran, hep sorunlardan bahsedip çözüme yönelik hiçbir şey ortaya koymayan haberlerden şikayet ediyorlar. Yani birçok okurun gözünde medya organizasyonları, etraflarında olan biteni anlamlandırmalarına yardımcı olan güvenilir bilgi kaynakları olma işlevini yitirmiş durumda.

Dijital reklam ve platformlara bağımlı modeller, okurların gazetecilikten beklentilerini karşılamakta başarısız olduğu gibi umulanın aksine medya organizasyonlarının finansal olarak hayatta kalabilmelerini sağlayacak ölçüde gelir üretebilmelerini de sağlamıyor.

Kuruldukları günden itibaren gelir modeli stratejilerini dijital reklam ve platformlar üzerine kuran BuzzFeed, Mashable, Vice, Huffington Post gibi medya organizasyonları, 2017 yılında gelir beklentilerini tutturamadı. Bu tablonun ortaya çıkmasında, Facebook ve Google’ın dijital reklama harcanan bütçeleri büyük oranda kendilerine çekmesi önemli rol oynadı. Ayrıca platformların 2010’un ikinci yarısından itibaren haber içeriklerini geri plana atan sistematik algoritmik düzenlemeleri, 2018’e gelindiğinde birçok yeni nesil medya organizasyonunun kapanmasına, binlerce gazetecinin işini kaybetmesine yol açtı.

Krizden çıkış

Peki, haber medyası dijital reklama ve platformlara bağımlı modellerin gazeteciliği içine ittiği itibar krizinden nasıl çıkar?

Bu sorunun yanıtı olarak okurları merkeze alan, onlardan elde ettikleri gelirlerle hayatta kalabilen ve bu sayede reklamverenlere değil sadece okurlarına karşı sorumluluk duyan gazetecilik modelleri ön plana çıkıyor.

Dünyanın birçok ülkesinde, abonelik ve üyelik modellerini başarıyla uygulayan medya organizasyonları var. Amerika’da The New York Times ve The Washington Post, İngiltere’de The Guardian ve Financial Times, Fransa’da Le Monde ve MediaPart, İsveç’te Dagens Nyheter, Danimarka’da Zetland gibi medya organizasyonlarının 2019 yılında da abone ya da üyelerinden elde ettikleri gelirleri artırmayı başarabilmeleri, okur odaklı gelir modelleriyle iyi gazeteciliği finanse etmenin mümkün olduğuna yönelik inancı pekiştiriyor.

Kitle fonlama kampanyalarıyla kurulan, reklamlara tamamen kapalı modeller, Avrupa’da adlarından “gelecek nesil gazetecilik girişimleri” olarak bahsettiriyor. Örneğin bunlardan biri olan 2013 yılından beri Hollanda’da faaliyet gösteren ve kendisini sıradan bir haber organizasyonu değil bir gazetecilik hareketi olarak konumlandıran De Correspondent hızla büyüdü.

De Correspondent nasıl başardı?

Kitle fonlama kampanyalarıyla kurulan, reklamlara tamamen kapalı modeller, Avrupa’da adlarından “gelecek nesil gazetecilik girişimleri” olarak bahsettiriyor. Örneğin bunlardan biri olan 2013 yılından beri Hollanda’da faaliyet gösteren ve kendisini sıradan bir haber organizasyonu değil bir gazetecilik hareketi olarak konumlandıran De Correspondent hızla büyüdü. 2018 yılı sonunda Amerika’da gerçekleştirdiği başarılı kitle fonlama kampanyası sayesinde İngilizce dilde de yayın hayatına başladı. Reklamsız, yavaş, derinlikli ve okurlarının uzmanlık alanlarından faydalanan bir gazetecilik sözü veren De Correspondent’ın İngilizce dilde yayına başlayabilmesi, 130’dan fazla ülkeden 45 bin 888 kişinin bu fikir için bir ay içerisinde aralarında 2,6 milyon dolar toplaması ile mümkün oldu. Almanya, İsviçre, Macaristan, Romanya ve Gürcistan gibi ülkelerde genç gazeteciler, editoryal ve finansal şeffaflığı benimseyen bu modelle ülkelerindeki ana akım medyayı dönüştürmeye çalışıyor.

Haber merkezlerinde derinlikli araştırmalar yürütebilmek, dijital platformlarda yenilikçi hikâye anlatıcılığı formatlarında haberler üretebilmek, çevrimiçi ve çevrimdışı etkinliklerle sürekli okurlarla bir araya gelip onların gazetecilikten beklentilerini anlayabilmek ancak tıklanma, görüntülenme, izlenme, beğeni, paylaşım, reklam geliri gibi kaygılardan sıyrılabildikçe mümkün oluyor.

Örneğin 2014 yılında kurulan Amerika merkezli medya organizasyonu Vox, bu sayede Johnny Harris’i bir yıl boyunca sınır bölgelerini gezmesi için görevlendirebiliyor. Böylelikle ‘‘Borders’’ (Sınırlar) gibi muazzam görüntüler ve grafiklerle anlatısı güçlendirilmiş belgesel serileri izleyebiliyoruz. 169 yıllık bir gazete olan The New York Times yine bu sayede araştırmacı gazetecilikteki tecrübesini Emmy Ödülleri alan haber videolarına dönüştürebiliyor. Manşet, görsel ve metnin ötesine geçip interaktif sunumlarla bilgi edinmeyi keyifli bir deneyime dönüştürmek de ancak bu sayede başarılabiliyor.

Türkiye bu tartışmaların neresinde?

Türkiye’de ise ana akım medya, gazeteciliğin dijital platformlardaki geleceği ile ilgili yürütülen bu tartışmaların hem teorik hem de pratik olarak çok uzağında. Sahte habere en fazla maruz kalan ve haberden en çok kaçınan okurların Türkiye’de olması da bu yüzden tesadüf değil.

Gazeteciliği zarar etmesi kaçınılmaz bir yatırım olarak gören, iyi gazetecilik gibi bir önceliği olmayan medya sahipleri ve yöneticilerle, kutuplaştırıcı ve partizan yayın politikalarıyla, minimum maliyetle maksimum reklam geliri sağlamayı amaçlayan stratejilerle ancak kimsenin güvenmediği, tık tuzakları, galeriler, rahatsız edici reklamlar ve özensiz metinlerle dolu bir medyaya sahip olunabiliyor.

Türkiye’deki alternatif gazetecilik girişimleri de henüz sürdürülebilir gelir modelleri ortaya koyabilmiş değil. Çoğu alternatif medya organizasyonu, bağımsız gazeteciliği destekleyen fonlar sayesinde yayınlarına devam edebiliyor. Buna rağmen Türkiye’de dürüst, olgulara dayanan, kaliteli ve sürdürülebilir bir medya ortamına öncülük edecek olan ana akım medya organizasyonları değil, gazetecilerin kaderlerini kendi ellerine alma çabalarının ürünü olan bu alternatif yapılanmalar olacak gibi görünüyor. Ancak bunun için de hem gazetecilerin hem de yatırımcıların haber medyasında dijital inovasyonun öneminin farkına varması gerekiyor. Eski formatları, yüzleri, söylemleri ve yöntemleri yeni mecralara taşıyarak haber medyasının gazetecilik için aynı anda hem çok zor hem de çok heyecan verici bu dönemden güçlenerek çıkması mümkün olmayacak zira.

Twitter’dan takip edin: @soktaykilic

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Ocak 2020’de yayımlanmıştır.

Şükrü Oktay Kılıç

Şükrü Oktay Kılıç, Teyit'in dijital içerik stratejilerinden sorumlu. Teyit'e katılmadan önce beş yıl Al Jazeera'nin Türkçe ve İngilizce servislerinde platform ve video takımlarını yönetti. Kadir Has Üniversitesi'nde dijital gazeteciliğin finansal sürdürülebilirliği konusundaki doktora çalışmasına devam ediyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend