Doğa enkaz altında kalmasın

Ülke olarak 6 Şubat 2023 sabahı acı haberlere uyandık. Kahramanmaraş Pazarcık merkezli ve 7,8 büyüklüğündeki depremin çok büyük kayıplara yol açacağı 1999 depremindeki tecrübeler nedeniyle hemen herkesçe tahmin ediliyordu. Ama aynı gün Elbistan’daki 7,7 büyüklüğündeki ikinci deprem, sonrasındaki artçılar ve Hatay’da yaşanan diğer depremler, deprem bölgesindeki yer seçimi ve inşaat kalitesinin de kötü olmasıyla kayıpların tahminlerin de üzerinde olmasına neden oldu. Günlerce süren arama-kurtarma faaliyetleri ve depremzedelere geçici iskân alanları kurulmasının ardından yıkılan binaların enkazlarının kaldırılması gündeme geldi.

Depremin ilk günlerinde Erciyes Dağı büyüklüğünde bir enkaz oluştuğu haberleri medya kuruluşlarında yer aldı. Depremin üzerinden geçen 2 aydan sonra enkazların Erciyes Dağı kadar olmasa da çok fazla olduğu, orta hasarlı binaların da yıkılması durumunda 100 milyon ton kadar bir enkazın oluşabileceği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından açıklandı. Bu miktar, yakın tarihlerde gerçekleşen deprem, kasırga, sel gibi afetlerde oluşan en yüksek enkaz miktarı olabilir.

Örneğin 17 Ağustos 1999 Depreminde oluşan enkaz miktarı 13 milyon ton kadardı (Baycan, 2004). 2004 yılındaki Endonezya ve 2008 yılındaki Çin depremlerinde 20 milyon ton kadar enkaz oluşmuştu. 2010 yılındaki Haiti Depreminde ise 23-60 milyon arasında bir enkaz oluştuğu tahmin ediliyor. 2011 yılında Japonya’da gerçekleşen ve hemen ardından tsunami de oluşan depremde ise 31 milyon ton kadar bir enkaz oluşmuştu. ABD’de 2005 yılındaki Katrina Kasırgası ise ardında 27 milyon ton kadar enkaz bırakmıştı (Japonya Çevre Bakanlığı, 2018). Deprem sonrasında önümüzdeki en büyük sorunlardan birisinin de kabaca 5 milyon kamyonluk bir enkazın nasıl kaldırılacağı ve depolanacağı olacak gibi görünüyor.

Deprem enkazları nelerden oluşuyor?

Kahramanmaraş depremleri çok geniş bir alanı etkiledi. Bu alanda köy ve kentlerdeki binalar ile çeşitli tesisler ve altyapılar zarar gördü. 665 bin kadar bağımsız birimin yıkık ve ağır hasarlı, 180 bin kadar bağımsız birimin ise orta hasarlı olduğu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kamuoyu ile paylaşıldı.

Yıkılan ya da hasarlı olduğu için önümüzdeki aylarda yıkılacak olan binalar ve içindeki bütün eşyalar enkaza dönüştü. Bu enkazlardaki atıkların niteliği konut ya da tesis olmasına göre değişmekte. Hatta köy ve kentlerdeki konutlardaki atıkların dahi farklı nitelikte olduğunu söylemek mümkün. Bazı enkazlarda tehlikeli atıkların da olması söz konusu. Örneğin il ve ilçe merkezlerindeki tarımda kullanılan kimyasalların, boya malzemelerinin, mutfak tüplerinin satıldığı işletmeler, eczaneler, oto sanayi gibi tesislerde tehlikeli atıklar bulunabilir. Depremlerde sanayi tesislerinin zarar görüp görmediği bilgisi kamuoyuyla paylaşılmadı. Ancak sanayi tesisinin niteliğine göre buralarda da tehlikeli atık oluşması olasılığı var.

Konutlarda nelerin enkazda kalarak atığa dönüştüğünü ise kendi evimizi göz önüne getirerek değerlendirebiliriz. Kapı ve pencereler, mobilyalar, buzdolabı, televizyon gibi elektrikli aletlerle bilgisayarlar gibi elektronik aletler, giysiler, kitaplar, mutfak eşyaları ve tüpleri, ilaçlar ile temizlik malzemeleri gibi kimyasalların tamamı, su ve kalorifer boruları, elektrik kabloları ve daha nicesi atığa dönüştü. Hatta hiç akla gelmeyecek atıkların da oluşabildiği hasarlı evlerden tenekelerde depolanmış yağların hasarlı evlerden çıkarılması görüntüleri basında yayınlanınca anlaşıldı.

En önemli tehlikeli atık: Asbest

Konutlarda sanayi tesisleri kadar olmasa da tehlikeli atık oluşması olasılığı bulunmakta. Bunlara yanıcı ve patlayıcı nitelikteki tiner, yağ, mutfak tüpleri, yangın söndürme tüpleri örnek olarak verilebilir. Ayrıca piller, çeşitli aletlerde bulunan ağır metaller, ilaçlar gibi tıbbi atıklar, tarım kimyasalları da tehlikeli atıklardır. Kan bulaşmış enkazların da tehlikeli atık olarak kabul edilmesi gerekiyor.

Tehlikeli atıkların en önemlisinin ise asbest olduğu söylenebilir. Asbest 2010 yılında yasaklanıncaya kadar konutlarda, çatılarda ya da kalorifer borularında izolasyon malzemesi olarak yoğun olarak kullanılıyordu. Hatta çimentolara da karıştırılıyordu. Asbestli beton su ve kanalizasyon borularında da yoğun bir kullanıma sahipti. Marley olarak bilinen zemin kaplamaları da asbest içeriyordu. Ne yazık ki binalarda asbest envanteri yapılmadığı için yıkılan binaların asbest içerip içermediği bilinmiyor.

Ancak asbest içeren malzemeler parçalandığında asbest liflerinin tozumayla çevreye yayılması riski bulunmakta. Gözle görülmeyecek boyutlardaki asbest lifleri solunum yoluyla akciğerlere ulaştığında akciğer kanserine yol açtığı için en kanserojen maddelerden sayılıyor. Depremde yıkılan binaların çoğunun 1999 yılı öncesinde inşa edilenler olduğu açıklandı. Bu da asbest konusunda daha dikkatli olunması anlamına geliyor.

Asbest ayrıca topraklarda doğal olarak da bulunabiliyor. Deprem bölgesindeki Gaziantep Nurdağı, Hatay Antakya ve Yayladağı, Kahramanmaraş Afşin, Osmaniye, Şanlıurfa Siverek ilçelerinin bazı mahalle ve köylerinde asbest içeren kaya ve topraklar olduğu biliniyor (Atabey, 2014). Asbest içeren topraklar kerpiç evlerde ya da evlerin sıvanmasında kullanılabildiği için bunlar yıkıldığında asbestin çevreye yayılma riski bulunuyor.

Deprem Bölgesinde üzerinde durulmayan diğer bir tehlikeli atık ise poliklorlu bifeniller (PCB) olabilir. Daha çok trafolarda olan bu kirletici, yasal olarak da ayrı toplanması gereken ve tehlikeli atık depolama alanlarında bertaraf edilmesi gereken bir madde.

Deprem enkazları nasıl kaldırılmalı?

Herhangi bir afet sonrası yıkılan binaların yerinden kaldırılmasında öncelikli amaç yerinde ayrıştırma olmalı. Ancak on binlerce binanın yıkıldığı ve 100 milyon ton enkazın oluştuğu depremler sonrasında enkazın ayrıştırıldıktan sonra kaldırılmasının oldukça zor olacağı hemen herkesçe kabul edilecektir. Bu nedenle enkazların geçici olarak depolanması, sonrasında ayrıştırılması ve ayrıştırılamayan kısmının ise kalıcı olarak depolanması şeklinde bir yol izlenebilir.

Enkazlar kaldırılırken öncelikli olarak güvenlik güçleri ve konut sahiplerinin enkaz başında olması yerinde olacaktır. Çünkü enkazlardaki altın ve para gibi değerli eşyalar ile hatıra değeri yüksek eşyaların yerinde toplanıp sahiplerine teslim edilmesi önemlidir.

Sonrasında enkaz, tozumanın önlenmesi amacıyla ıslatılmalıdır. Islatma işlemi ağır ve orta hasarlı binaların yıkımında da gerçekleştirilmelidir. Çünkü yıkım ve enkaz kaldırmada oluşan toz önemli bir hava kirleticidir. Özellikle 2,5 mikron çapından daha küçük çaplı toz parçacıkları akciğerlerden kana geçebilir. Aynı zamanda tozların asbest içermesi olasıdır.

Yıkılan binalarda tehlikeli madde içerebilecek depo, bayi ya da tesis olması durumunda bu tehlikeli atıkların yerinde ayrıştırılması ve tehlikeli atık bertaraf tesislerine gönderilmesi gerekmekte. Konutlarda da kepçeler çalışırken dikkatli olunmalı, mutfak tüpü gibi her an patlayabilecek eşyaların varlığı kontrol edilmelidir.

Asbest riskine karşı enkazlarda çalışan personele ve enkaz başında bekleyen konut sahiplerine maske ve diğer kişisel koruyucu donanım temin edilmeli, asbest riski konusunda bilgilendirme yapılmalıdır.

Enkazlar kamyonlarla taşınırken molozların kamyon kasasının dışına sarkmasının önlenmesinin önemi yaşanan birkaç kaza nedeniyle anlaşılmıştır. Taşıma güzergâhındaki yollar da ıslatılmalı ve güzergâhın geçici iskân alanlarının uzağından geçmesine özen gösterilmelidir. Aksi halde buralarda barınan depremzedelerin toz solumasına neden olunacaktır.

Enkaz depolama alanlarının yer seçimi neden önemli?

Enkazların hem ayrıştırma öncesinde geçici hem de ayrıştırma sonrasında kalan kısmın kalıcı olarak depolanacağı alanların yer seçiminde dikkatli olunmalıdır.

Enkazlar öncelikli olarak anakayanın geçirimsiz olduğu taş ocaklarında depolanabilir. Deprem bölgesindeki il ve ilçelerde onlarca depolama alanı gerekeceği için taş ocakları gibi hâlihazırda tahrip olmuş alanlar bulunması mümkün olmayabilir. Bu durumda depolama alanları içme suyu havzaları, yer altı suyu besleme alanları, orman, tarım ve meralar, sulak alanlar, korunan alanlar, kumullar, kıyılar ve dere yatakları ile vadiler haricindeki alanlardan seçilmelidir. Çünkü enkazlardan sızabilecek sular, rüzgârla etrafa yayılabilecek tozlar hava, su ve toprak kirliliğine yol açabilmekte.

Su ve gıda krizinin de yaşandığı günümüzde su ve topraklarımızın zarar görmesini engellemek öncelik olmalıdır. Yine doğal ekosistemlerin zarar görmesi sel, kuraklık ve heyelan gibi afetleri de tetiklediği göz önüne alınmalıdır.

Nelere dikkat edilmeli?

Deprem bölgesinde bugüne kadarki uygulamalar değerlendirildiğinde deprem öncesinde çöp döküm alanı olarak kullanılan alanlara yapılan dökümlerin çöp sularının sızmasını tetiklediği, buralarda toprak kayması riski oluştuğu gözlenmiştir. Bu nedenle buralara da depolama yapılmaması yerinde olacaktır.

Geçici depolamadan enkazlar ahşap, tekstil, metal, plastik, kâğıt, cam ve seramik, beton, elektrikli ve elektronik eşyalar şeklinde ayrıştırılmalıdır. İçinde demir de bulunan betonların kırılması için kırma tesislerinin de kurulması gerekecektir. Çünkü ayrıştırmanın tam olarak yapılması depolama alanının küçülmesini ve yeniden inşa sürecinde ihtiyaç duyulacak hammadde miktarını azaltacaktır.

Yurtdışındaki örnekler incelendiğinde betonların dahi kırıldıktan sonra altyapı çalışmalarında dolgu malzemesi olarak kullanıldığı görülmektedir. Enkazlarda kalmış olabilecek tehlikeli atıklar da ayrı toplanmalıdır. Enkazlarda demir haricindeki malzemelerin ekonomik değeri düşük olduğu için sadece demirin ayrıştırılması geri kalanının kalıcı olarak depolaması riski bulunmakta. Ayrıştırmayı yapacak kurumlarla yapılacak protokoller ve denetimlerle bunun önüne geçilebilir. Kalıcı depolama alanlarında geçirimsizliğin sağlanması, sızıntı sularının su ve toprak kirliliğinin önlenmesi açısından önemlidir.

Afet atıkları yönetimi mevzuat ve protokolleri gerekli

Son depremler milyonlarca tonluk afet enkaz ve atıklarının yönetimi konusunda hazırlıksız olduğumuzu da gösterdi. Mevcut mevzuatta 2004 tarihli Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile 2015 tarihli Atık Yönetimi Yönetmeliğinde bazı hükümler bulunmakta.

Ancak ülkemizde depremler haricinde de sel, fırtına, heyelan gibi afetler oluşabilmekte. İklim değişikliği ve insanların yerleşim yeri seçimi gibi hataları da eklenince gelecekte de afetlerin büyük yıkımlara yol açabileceği öngörülüyor. Bu nedenlerle Japonya gibi afet atık yönetiminin başarılı şekilde yapıldığı ülkeler örnek alınarak her afet için ayrı ayrı atık miktarı ve niteliği, ayrıştırma ve geri dönüşüm, oluşabilecek tehlikeli atıklar, depolama yer seçimi, iş sağlığı ve güvenliği gibi konularda afet atık yönetimi yönetmeliğine ve atık yönetiminin her aşamasının nasıl gerçekleştirileceğine dair protokollere ihtiyaç bulunmakta.

Kaynaklar

Atabey, E., 2014. Türkiye asbest haritası (Çevresel asbest maruziyeti-akciğer kanseri-mezotelyoma). Tuberk Toraks 63(3): 199-219.

Baycan, F., 2004. Emergency Planning for Disaster Waste: A Proposal based on the experience of the Marmara Earthquake in Turkey. International Conference and Student Competition on post-disaster reconstruction “Planning for reconstruction” Coventry, UK, April 22-23, 2004.

Japonya Çevre Bakanlığı, 2018. Disaster Waste Management Guideline, for Asia and the Pacific. the Ministry of the Environment, Japan.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Nisan 2023’te yayımlanmıştır.

Doğanay Tolunay

Prof. Dr. Doğanay Tolunay - İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı. Tolunay 1969 yılında İstanbul Bakırköy’de doğdu. Çorlu Bakırca Köyü İlkokulunu 1980, eski bir köy enstitüsü olan Lüleburgaz Kepirtepe Öğretmen Lisesini 1986 yılında bitirdi. 1986-1990 yılları arasında İ.Ü. Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümünde okudu. 1991 Yılında İ.Ü. Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlamış olup, aynı anabilim dalında 1992 yılında Yüksek Lisans ve 1997 yılında doktora öğrenimini tamamladı. 2000 yılında Yardımcı Doçent unvanını aldı ve 2004 yılında Doçent ve 2011 yılında Profesör kadrosuna atandı. 2004-2012 yılları arasında İTÜ Peyzaj Mimarlığı ve 2021 yılında İstanbul Medipol Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı bölümlerinde Misafir Öğretim Üyesi olarak dersler verdi. 2018 Yılında İstanbul Üniversitesinin bölünmesi ve Orman Fakültesinin İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya bağlanması ile kadrosu söz konusu üniversiteye aktarıldı. İklim Değişikliği, Toprak İlmi, Ekoloji, Çevre Kirliliği gibi konularda çalıştı. Türkiye Ormancılar Derneği, TEMA Vakfı, Ege Orman Vakfı, Permatürk Vakfı ve Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurullarında görev aldı. TÜBİTAK ve diğer kuruluşlarca desteklenen çok sayıda araştırma projesinde yürütücü ve araştırmacı olarak yer aldı ve ekoloji-çevre sorunları, ormancılık ve iklim değişikliği ile ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel yayını bulunuyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend