Şiirin “iyileştirici” bir gücü var mı?

Diyelim ki bağımlısınız… Sosyal hayattan uzaksınız… Sürekli şüphe duyuyorsunuz bir şeylerden… Aşırı isteksiz ve halsizsiniz… Karamsar ve kederli… Böylesi durumlarda imdadınıza şiirin yetişebileceğini hiç düşündünüz mü? Şiirin “iyileştirme” gücü var mı? Dr. Psikolojik Danışman Ersun Çıplak yazdı.

“Şiir terapi”, kısaca psikolojik yardım ilişkisinde şiir, şarkı sözü, öykü, mektup, günlük, kıssa ve diğer söz sanatlarının kullanılması olarak tanımlanabilir. Bundaki temel amaç, danışanın kendini açmasını kolaylaştırmaktır. Ama bu kadarla kalmaz; şiir, danışanın yaşadığı sorunu evrenselleştirmesine, umut ışığı edinmesine de yardımcı olur.

Uzmanlara bu fikri veren; duygu, hayal gücü ve sezgiyi odağa alan romantik gelenektir. Sonrasında şiirin terapötik[efn_note]Terapötik (therapeutic): Tedaviye ait, tedavi edici, sağaltıcı; terapi amaçlı, terapide kullanılan…[/efn_note] faydasına yönelik antikçağdan bugüne bir inceleme başlamıştır. Nihayetinde Benjamin Rush,[efn_note]Benjamin Rush (1745-1813): Amerika’da ruh hekimliğinin kuruluşuna katkılarda bulunmuş; ruh hastalıklarının tedavisinde kan vermenin ve mekanik aygıtlar kullanılmasının savunuculuğunu yapmış; tedavide ruhsal ve fizyolojik yaklaşımların birleştirilmesini ileri sürmüş bilimadamı.[/efn_note] Robert Graves,[efn_note]Robert von Ranke Graves (1895 – 1985): İngiliz şair, romancı, eleştirmen ve kültür eleştirmeni…[/efn_note] Robert Haven Schauffler[efn_note]Robert Haven Schauffler (1879 – 1964): Amerikalı yazar, çellist, atlet ve savaş kahramanı… Şu üç kitap, konuyla bağı açısından mühim: The poetry cure, a pocket medicine chest of verse (1925), Marion Bauer’le birlikte yazdığı The poetry cure (1927) ve The junior poetry cure: A-first aid kit of verse fort he young off all ages (1931)…[/efn_note] ve Frederick Clarke Prescott[efn_note]Frederick Clarke Prescott (1871 – 1957): Amerikalı yazar, kültür eleştirmeni.. Freud’un takipçisi… 1912 yılında, psikanaliz diliyle edebiyat-rüya ilişkilerine değinmiş. İki eseri başvuru kaynağı olara kabul edilir: The Poetic Mind (1922), Poetry and Dreams (1912)…[/efn_note] başta olmak üzere bazı uzmanlar 1800’lerin başında şiirin bireyin katarsis[efn_note]Katarsis (catharsis): Arınma… Aristoteles’in Poetica ve Platon’un Devlet’inde geçer… Hayal kırıklıklarını, sağlığımızı etkileyen olumsuz duyguları ve ilerlememizi engelleyen çatışmaları ortadan kaldırmada kullanılan terapötik bir yol…[/efn_note] yaşamasına yardımcı olmasının ruh sağlığı açısından faydalı olabileceğini düşünmüşlerdir. İlerleyen aşamada en önemli kırılma noktası ise Sigmund Freud’un, ulaştığı her noktaya, kendinden önce bir şairin ulaştığını ifade etmesidir.

Kısacası uzmanların, şairlerin böylesi uç sorunlar yaşamalarına rağmen nasıl olup da hayata tutunmayı başarmış olduklarını, bu süreçte hangi deneyimleri yaşadıklarını merak etmeleri de ön açıcı olmuştur. Şiir terapinin en bilinen öncüleri olan Smiley Blanton,[efn_note]Smiley Blanton (1882 – 1966): Amerikalı psikiayatrist ve psikanalist… The healing power of poetry kitabının yazarı (1960)…[/efn_note] Jack J. Leedy,[efn_note]Jack J. Leedy (1921 – 2004): Amerikalı psikiyatrist.. Poetry therapy kitabının editörü (1969)…[/efn_note] Eli Griefer,[efn_note]Eli Griefer (1902 – 1966): Amerikalı farmakolog, hukukçu ve şair. Principles of poetry therapy kitabının yazarı (1963)…[/efn_note] Jacob Levy Moreno[efn_note]Jacob Levi Moreno (1889 – 1974): Rumen asıllı Amerikalı psikiyatr ve eğitmen. Psikodramanın mucidi…[/efn_note] ve Nicholas Mazza[efn_note]Nicholas Mazza: Florida State Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Journal of Poetry Therapy’nin editörü… Poetry therapy: Theory and practice (Şiir terapi: Teori ve pratik (Çev. Ersun Çıplak) kitabının yazarı…[/efn_note] 1900’ler boyunca yaklaşımın çevçevesinin netleştirilmesine katkı sunmuşlardır.

Şiir terapinin geçmişi 20 yıl

Türkiye’de bu alandaki ilk çalışma, psikodrama eğitimini Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü’nde tamamlayan Bircan Kırlangıç’a ait. Sonrasında Neslihan Keser Özcan, Hülya Bilgin ve Nevin Eracar’a ait 2011 tarihli bir çalışma var.

Görüldüğü üzere, kültüründe sözlü geleneğin ağır bastığı Türkiye’de şiirin psikolojiyle ilişkisine dair bir sezgi, her ne kadar geçmişten bu yana farklı şekillerde dile getirilmişse de, bunun pratik olarak hayata geçirilmesinde, hemen hemen her konuda olduğu gibi epey geç kalınmış. Hiç de şaşırtıcı değil. Bu anlamda şiir terapinin son zamanlarda Türkiye’de rağbet görmesini kültür endüstrisi, postmodernite ve popüler kültür çerçevesinde değerlendirmek uygun olmaz. Türkiye’de şiir terapi çalışmaları aşağı yukarı yirmi yıllık bir geçmişe sahip; daha doğrusu şiirin psikolojik sağlık açısından kullanılmaya başlanması. Ve maalesef Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu sadece farmakoterapi temelli psikiyatrik yardımları karşıladığı için diğer psikolojik yardım hizmetleri yeterince gelişmiyor. Dolayısıyla şiir terapi almak isteyen bireyler mali yükü de göze almak zorunda. Şu an psikolojik yardım hizmeti sunan özel merkezlerde seans ücretinin yaklaşık 400 TL’den başladığı düşünülürse bu epey bir masraf demektir.

Psikolojik sağlık nedir?

Şiir terapinin öncü isimlerinin belirlediği teorik çerçeveye ve uygulama sonuçlarına değinmeden önce ‘psikolojik sağlık’ın ne olduğunu biraz olsun açıklığa kavuşturmak lazım. Uzmanların psikolojik sağlığı tanımlamak için odağa aldıkları en temel kavram ‘normal’dir. İstatistiksel bakış açısıyla çoğunluğun yaptığı davranışları normal olarak adlandıran uzmanların bekledikleri desteği her zaman görmedikleri ortadadır. Çünkü Nazi yönetimi altında normalin insanlık suçuna gerekçe kılındığını gördü insanlık ve buna dair Hannah Arendt ve Theodor W. Adorno’nun eleştirilerini okudu.

Alternatif olarak bireyin kendiyle barışık olmasını normalin göstergesi sayanlar var. Bu fikir de pek çok antisosyal ve empati yoksunu bireyin kendiyle barışık olmasıyla çürütülmüş durumda. Bir çıkış yolu bulabilmek için normali değerlendirirken norm’un sosyal olarak inşa edildiğini göz önünde bulundurmak zorunlu; dolayısıyla normalin çok boyutlu oluşunu da. ‘İyi oluş’ ise sıklıkla pozitif psikoloji yaklaşımında kullanılan ve uzmanların son zamanlarda psikolojik sağlığın göstergesi olduğu hususunda üzerinde fikir birliğine vardıkları kavramlardan biri.

Terapi mutluluk sunmak zorunda mı?

Psikolojik yardım ilişkisinde şiiri kullanacak kişi bir psikiyatr ya da klinik psikolog ise ve danışanın yaşadığı sorun psikopatoloji[efn_note]Psikopatoloji: Duygu, düşünce ve davranış bozukluğu, ruhsal bunalım, anormal/uyumsuz davranış üzerine araştırma dalı… Bu terim genel olarak psikiyatride patolojinin hastalık süreci olarak kullanılır.[/efn_note] kategorisinde yer alıyorsa yardım edilecek kişi hasta olarak nitelendirilebilir. Ancak psikolojik danışmanlar patolojik vakalarla değil, daha doğrusu sağlıklı bireylerle çalışırlar. Bu nedenle danışanlarını hasta olarak nitelendirmeleri etik açıdan uygun olmaz. Ama isterse bu üç meslek grubu da kendilerinden yardım isteyen kişiyi danışan olarak nitelendirebilirler. Hem ona yakındığı konuda yardım ettikleri için hem de sundukları bu hizmetin mali yönü de olması nedeniyle; yani belli bir bedel karşılığında hizmet sundukları için.

Sanıldığının aksine psikolojik yardım ilişkisinin talepte bulunan kişiye umut ya da mutluluk sunmak gibi bir zorunluluğu yok. Bunun tersi de zorunlu değil tabii. Hatta psikolojik yardım ilişkisi bunun dışında ve ötesinde diyebiliriz. Psikolojik yardım ilişkisinin asıl amacı, danışanın daha işlevsel bir hale gelmesine yardımcı olmaktır. Potansiyelini keşfetmesi, gerçekçi kararlar verebilmesi, tercihlerini akılcı bir şekilde belirlemesi, kendince bir denge kurabilmesi… Dolayısıyla danışana umut vermeye çalışmak ya da mutluluk arz etmek tüm bu sayılanları sabote edebilir. Asıl sorumluluk danışanda. Kısacası psikolojik yardım profesyonelinin danışanına mutsuzluğun faydalarını anlatması da etik değil. Danışanın yürüdüğü yolda psikolojik yardım profesyonelinin asıl sorumluluğu onunla birlikte yürümektir, yürürken ayna tutmaktır, inisiyatif almasına, risklerle yüzleşebilmesine, kendi olabilme mücadelesine tanıklık etmek.

Şizofreni… Depresyon… Alzheimer…

Bu açıdan bakıldığında şiirin, terapistin benimsediği kuramsal yaklaşıma uygun bir biçimde hemen her sorun alanında kullanılabileceği söylenebilir. Yani sadece psikoz (örneğin şizofreni), nevroz (örneğin post travmatik stres bozukluğu), duygudurum bozukluğu (örneğin depresyon), organik temelli bunama (örneğin alzheimer), madde kullanım bozukluğu yahut kötüye kullanımı (alkol ve uyuşturucu bağımlılığı) gibi psikopatolojilerin iyileştirilmesinde değil; önleyici, destekleyici ya da krize müdahaleye yönelik psikolojik yardım hizmetlerinde de kullanılabilir. Kalp ameliyatı geçirenlerin rehabilitasyonundan tutun da göçmenlerin uyum sürecinde, şiddet mağduru kadınlar ve istismar edilmiş çocukların desteklenmesine kadar… Hatta ve hatta eğitim ortamlarında duygusal zekânın farklı bileşenlerini, yani örneğin empati ve iletişim becerilerini geliştirmek için de kullanılabilir. Bu tamamıyla danışanın talebine ve psikolojik yardım profesyonelinin şiir terapiyi yaklaşımının merkezine almasına bağlı. Dolayısıyla seansta illaki şiir terapi uygulanacak diye bir şey söz konusu değil.

Şiir yazma teşvik edilebilir

Doğrusu şiir terapide önemli olan, terapide kullanılacak şiirin amaca uygun ve kullanışlı olması. Unutmamak lazım: Terapi sürecinde şiirin estetik yönünden daha çok, terapötik yönü ve işlevi önemli. Tabii ileri düzeyde, özellikle de katılımcılar uygunsa danışanların örneğin gazel ya da sonnet gibi kurallı ve estetik düzeyi de göz önünde bulundurulan şiirler yazmaları da teşvik edilebiliyor. Ama şiir terapi, sadece şiir yazma etkinliği üzerinden yürümez.

Bunu açıklığa kavuşturmak için terapide şiir kullanımının üç ana başlıkta ele alınabileceğini bilmekte yarar var: ‘Yaratıcı’, ‘kuralcı’ ve ‘törensel’.

Şiirin yaratıcı kullanımında bireysel ya da grup (collaborative poem) olarak şiir yazma; kuralcı kullanımında ise daha önceden yazılmış şiirlerin okutulması ve kayıttan dinlenmesi söz konusu. Şiirin törensel kullanımı biraz farklı ama; şiirin canlandırılmasını, belli bir bağlam yaratılarak okunmasını içeriyor. Dolayısıyla terapistin hemen her aşamada danışana günlük tutma ya da yaşam öyküsü ödevi vermenin mi; yoksa örneğin akrostiş gibi bireysel ya da partneriyle karşılıklı ya da gruptaki diğer katılımcılarla birlikte grup şiiri yazdırmanın mı amaca uygun olacağına değerlendirmesi lazım. Kuralcı kullanım ise daha da zorlu bir iş. Neden?

Hangi soruna hangi şiir?

Psikolojik yardım ilişkisinde hangi şiirin hangi danışanla ve hangi sorun alanına yönelik kullanılacağına karar verilmesinin üzerinde hassasiyetle durmak gerekiyor. Bu noktada ‘eşleştirme ilkesi’ giriyor devreye. Şiirin danışana olumlu mesaj vermesinin gerekli olduğunu iddia eden uzmanlar da var, olumsuz mesajın da terapötik açıdan yararlı olabileceğini ileri süren uzmanlar da. İkincisi şu argümana dayanıyor: Şair şiirinde her ne kadar olumsuz mesaj vermiş olsa da bunu ancak içinde bulunduğu olumsuz durumu aşarak gerçekleştirmiştir. Sadece şiirdeki persona[efn_note]Persona, Türkçe karşılığıyla maske, Jung tarafından ortaya atılan, bireyin günlük yaşamdaki ihtiyaçlarıyla ilişkili olan tavrı tanımlar. Jung’a göre; bilinç ile bilinçdışı arasında sürekli bir yer değiştirme söz konusudur ve aralarında belirgin bir ayrım yoktur.[/efn_note] değil, şairin de burada danışana bir model olması söz konusu. İşte şiirin belirlenmesi sürecindeki zorluk burada başlıyor. Evet, Nicholas Mazza öncelikle terapistin kullanmayı düşündüğü şiire ilişkin kendi tepkilerini gözden geçirmesini önermiştir. Buna dair terapistin cevaplaması gereken bir soru listesi oluşturmuştur. Elbette terapist bu soruları kendine göre çeşitlendirebilir.

Ama bu kadarla kalmaz. Raymond F. Luber, Charles Rossiter, Rosalie Brown, Samuel Templeman Gladding, Alma Maria Rolfs, Stacia I. Super ve Louis Victor Farley başta olmak üzere bazı uzmanlar belli şiirlerin verdiği mesajı netleştirmek için şair, edebiyat öğretmeni, filolog, psikolojik yardım profesyoneli gibi farklı popülasyonlardan bireylerle nicel ve nitel araştırmalar yürütmüşlerdir. Ben de Gülten Akın’ın “Kestim Kara Saçlarımı”, Behçet Necatigil’in “Sevgilerde”, Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var”, Cemal Süreya’nın “Sizin Hiç Babanız Öldü mü?”, Edip Cansever’in “Ben Bu Kadar Değilim” başlıklı şiirlerini odağa alarak buna benzer bir çalışma yürüttüm.

Bu noktada şöyle bir soru gelebilir akla: Şiir terapide çeviri şiirler kullanılabilir mi? Elbette şiir, Thomas Stearns Eliot ve Cemal Süreya’nın da ifade ettiği gibi sanatlar içinde en kültürel olanı. Ama mesela Jorge Luis Borges’in “Anlar” başlıklı şiiri psikolojik danışma oturumlarında çok da verimli bir şekilde kullanılabiliyor. Tabii bu şiirin terapide kullanılabileceği konusundaki fikrim içebakışa; etkili bir şekilde kullanılabileceğine ilişkin görüşlerim de uygulamalarım sırasındaki gözlemlerime dayanıyor. Bu anlamda niceliksel değil de niteliksel bir bulgu olduğunu söyleyebilirim.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

Ersun Çıplak
Ersun Çıplak
Ersun Çıplak - Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu (1999). Aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yüksek lisansını tamamladı (2004). 2015’te ise “Grupla Psikolojik Danışmada Şiir Kullanımı: Deneysel Bir Araştırma” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Adana’da bir ortaokulda psikolojik danışman olarak çalışmaktadır. Çukurova Üniversitesi’nde dersler veriyor. Şiir, inceleme, çeviri ve söyleşileri; Varlık, Kitaplık, Natama, Özne ve Sincan İstasyonu başta olmak üzere pek çok dergide yayımlandı. Seyir Defteri, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri dergilerinin yayın kurulunda bulundu. Cuma Duymaz ile birlikte Karayazı Edebiyat dergisini yayıma hazırladı. “Turgut Uyar’ı ‘Kan Uyku’dan Uyandırma Denemesi” ile 2007 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü Bir Şiir İnceleme Ödülü’ne; Eksik Emanet başlıklı dosyası ile Homeros Ödülleri 2007 Attila İlhan Şiir Ödülü’ne ve Eksik Emanet başlıklı kitabı ile de 2010 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülleri İlk Kitap Özel Ödülü’ne değer bulundu. Yayımlanmış kitapları: Bir Şiirin Söylediği. Mayıs Yayınları: 2007 (Şiir inceleme-kolektif), Eksik Emanet. Karahan Yayınları/Karayazı Kitaplığı: 2009 [2. Basım Betik Yayınları: 2019] (Şiir), Fatih Terim. Çizmeli Kedi Yayınları: 2013 (Biyografik roman), Minima Poetika. Dedalus Yayınları: 2014 (Şiir inceleme, eleştiri), Nicholas Mazza. Şiir Terapi: Teori ve Pratik. Okuyan Us Yayınları: 2014 (Psikoterapi Kuram/Çeviri), Sen Anlama. A5 Yayınları: 2017 (Şiir), Kaostan Düzen Arayışına: İnsanın Mitolojik Serüveni Üzerine Denemeler. A7 Kitap: 2020 (Deneme), Josh Cohen. Freud’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2020 (Çeviri), David Tacey. Jung’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2021 (Çeviri)

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Şiirin “iyileştirici” bir gücü var mı?

Diyelim ki bağımlısınız… Sosyal hayattan uzaksınız… Sürekli şüphe duyuyorsunuz bir şeylerden… Aşırı isteksiz ve halsizsiniz… Karamsar ve kederli… Böylesi durumlarda imdadınıza şiirin yetişebileceğini hiç düşündünüz mü? Şiirin “iyileştirme” gücü var mı? Dr. Psikolojik Danışman Ersun Çıplak yazdı.

“Şiir terapi”, kısaca psikolojik yardım ilişkisinde şiir, şarkı sözü, öykü, mektup, günlük, kıssa ve diğer söz sanatlarının kullanılması olarak tanımlanabilir. Bundaki temel amaç, danışanın kendini açmasını kolaylaştırmaktır. Ama bu kadarla kalmaz; şiir, danışanın yaşadığı sorunu evrenselleştirmesine, umut ışığı edinmesine de yardımcı olur.

Uzmanlara bu fikri veren; duygu, hayal gücü ve sezgiyi odağa alan romantik gelenektir. Sonrasında şiirin terapötik[efn_note]Terapötik (therapeutic): Tedaviye ait, tedavi edici, sağaltıcı; terapi amaçlı, terapide kullanılan…[/efn_note] faydasına yönelik antikçağdan bugüne bir inceleme başlamıştır. Nihayetinde Benjamin Rush,[efn_note]Benjamin Rush (1745-1813): Amerika’da ruh hekimliğinin kuruluşuna katkılarda bulunmuş; ruh hastalıklarının tedavisinde kan vermenin ve mekanik aygıtlar kullanılmasının savunuculuğunu yapmış; tedavide ruhsal ve fizyolojik yaklaşımların birleştirilmesini ileri sürmüş bilimadamı.[/efn_note] Robert Graves,[efn_note]Robert von Ranke Graves (1895 – 1985): İngiliz şair, romancı, eleştirmen ve kültür eleştirmeni…[/efn_note] Robert Haven Schauffler[efn_note]Robert Haven Schauffler (1879 – 1964): Amerikalı yazar, çellist, atlet ve savaş kahramanı… Şu üç kitap, konuyla bağı açısından mühim: The poetry cure, a pocket medicine chest of verse (1925), Marion Bauer’le birlikte yazdığı The poetry cure (1927) ve The junior poetry cure: A-first aid kit of verse fort he young off all ages (1931)…[/efn_note] ve Frederick Clarke Prescott[efn_note]Frederick Clarke Prescott (1871 – 1957): Amerikalı yazar, kültür eleştirmeni.. Freud’un takipçisi… 1912 yılında, psikanaliz diliyle edebiyat-rüya ilişkilerine değinmiş. İki eseri başvuru kaynağı olara kabul edilir: The Poetic Mind (1922), Poetry and Dreams (1912)…[/efn_note] başta olmak üzere bazı uzmanlar 1800’lerin başında şiirin bireyin katarsis[efn_note]Katarsis (catharsis): Arınma… Aristoteles’in Poetica ve Platon’un Devlet’inde geçer… Hayal kırıklıklarını, sağlığımızı etkileyen olumsuz duyguları ve ilerlememizi engelleyen çatışmaları ortadan kaldırmada kullanılan terapötik bir yol…[/efn_note] yaşamasına yardımcı olmasının ruh sağlığı açısından faydalı olabileceğini düşünmüşlerdir. İlerleyen aşamada en önemli kırılma noktası ise Sigmund Freud’un, ulaştığı her noktaya, kendinden önce bir şairin ulaştığını ifade etmesidir.

Kısacası uzmanların, şairlerin böylesi uç sorunlar yaşamalarına rağmen nasıl olup da hayata tutunmayı başarmış olduklarını, bu süreçte hangi deneyimleri yaşadıklarını merak etmeleri de ön açıcı olmuştur. Şiir terapinin en bilinen öncüleri olan Smiley Blanton,[efn_note]Smiley Blanton (1882 – 1966): Amerikalı psikiayatrist ve psikanalist… The healing power of poetry kitabının yazarı (1960)…[/efn_note] Jack J. Leedy,[efn_note]Jack J. Leedy (1921 – 2004): Amerikalı psikiyatrist.. Poetry therapy kitabının editörü (1969)…[/efn_note] Eli Griefer,[efn_note]Eli Griefer (1902 – 1966): Amerikalı farmakolog, hukukçu ve şair. Principles of poetry therapy kitabının yazarı (1963)…[/efn_note] Jacob Levy Moreno[efn_note]Jacob Levi Moreno (1889 – 1974): Rumen asıllı Amerikalı psikiyatr ve eğitmen. Psikodramanın mucidi…[/efn_note] ve Nicholas Mazza[efn_note]Nicholas Mazza: Florida State Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Journal of Poetry Therapy’nin editörü… Poetry therapy: Theory and practice (Şiir terapi: Teori ve pratik (Çev. Ersun Çıplak) kitabının yazarı…[/efn_note] 1900’ler boyunca yaklaşımın çevçevesinin netleştirilmesine katkı sunmuşlardır.

Şiir terapinin geçmişi 20 yıl

Türkiye’de bu alandaki ilk çalışma, psikodrama eğitimini Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü’nde tamamlayan Bircan Kırlangıç’a ait. Sonrasında Neslihan Keser Özcan, Hülya Bilgin ve Nevin Eracar’a ait 2011 tarihli bir çalışma var.

Görüldüğü üzere, kültüründe sözlü geleneğin ağır bastığı Türkiye’de şiirin psikolojiyle ilişkisine dair bir sezgi, her ne kadar geçmişten bu yana farklı şekillerde dile getirilmişse de, bunun pratik olarak hayata geçirilmesinde, hemen hemen her konuda olduğu gibi epey geç kalınmış. Hiç de şaşırtıcı değil. Bu anlamda şiir terapinin son zamanlarda Türkiye’de rağbet görmesini kültür endüstrisi, postmodernite ve popüler kültür çerçevesinde değerlendirmek uygun olmaz. Türkiye’de şiir terapi çalışmaları aşağı yukarı yirmi yıllık bir geçmişe sahip; daha doğrusu şiirin psikolojik sağlık açısından kullanılmaya başlanması. Ve maalesef Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu sadece farmakoterapi temelli psikiyatrik yardımları karşıladığı için diğer psikolojik yardım hizmetleri yeterince gelişmiyor. Dolayısıyla şiir terapi almak isteyen bireyler mali yükü de göze almak zorunda. Şu an psikolojik yardım hizmeti sunan özel merkezlerde seans ücretinin yaklaşık 400 TL’den başladığı düşünülürse bu epey bir masraf demektir.

Psikolojik sağlık nedir?

Şiir terapinin öncü isimlerinin belirlediği teorik çerçeveye ve uygulama sonuçlarına değinmeden önce ‘psikolojik sağlık’ın ne olduğunu biraz olsun açıklığa kavuşturmak lazım. Uzmanların psikolojik sağlığı tanımlamak için odağa aldıkları en temel kavram ‘normal’dir. İstatistiksel bakış açısıyla çoğunluğun yaptığı davranışları normal olarak adlandıran uzmanların bekledikleri desteği her zaman görmedikleri ortadadır. Çünkü Nazi yönetimi altında normalin insanlık suçuna gerekçe kılındığını gördü insanlık ve buna dair Hannah Arendt ve Theodor W. Adorno’nun eleştirilerini okudu.

Alternatif olarak bireyin kendiyle barışık olmasını normalin göstergesi sayanlar var. Bu fikir de pek çok antisosyal ve empati yoksunu bireyin kendiyle barışık olmasıyla çürütülmüş durumda. Bir çıkış yolu bulabilmek için normali değerlendirirken norm’un sosyal olarak inşa edildiğini göz önünde bulundurmak zorunlu; dolayısıyla normalin çok boyutlu oluşunu da. ‘İyi oluş’ ise sıklıkla pozitif psikoloji yaklaşımında kullanılan ve uzmanların son zamanlarda psikolojik sağlığın göstergesi olduğu hususunda üzerinde fikir birliğine vardıkları kavramlardan biri.

Terapi mutluluk sunmak zorunda mı?

Psikolojik yardım ilişkisinde şiiri kullanacak kişi bir psikiyatr ya da klinik psikolog ise ve danışanın yaşadığı sorun psikopatoloji[efn_note]Psikopatoloji: Duygu, düşünce ve davranış bozukluğu, ruhsal bunalım, anormal/uyumsuz davranış üzerine araştırma dalı… Bu terim genel olarak psikiyatride patolojinin hastalık süreci olarak kullanılır.[/efn_note] kategorisinde yer alıyorsa yardım edilecek kişi hasta olarak nitelendirilebilir. Ancak psikolojik danışmanlar patolojik vakalarla değil, daha doğrusu sağlıklı bireylerle çalışırlar. Bu nedenle danışanlarını hasta olarak nitelendirmeleri etik açıdan uygun olmaz. Ama isterse bu üç meslek grubu da kendilerinden yardım isteyen kişiyi danışan olarak nitelendirebilirler. Hem ona yakındığı konuda yardım ettikleri için hem de sundukları bu hizmetin mali yönü de olması nedeniyle; yani belli bir bedel karşılığında hizmet sundukları için.

Sanıldığının aksine psikolojik yardım ilişkisinin talepte bulunan kişiye umut ya da mutluluk sunmak gibi bir zorunluluğu yok. Bunun tersi de zorunlu değil tabii. Hatta psikolojik yardım ilişkisi bunun dışında ve ötesinde diyebiliriz. Psikolojik yardım ilişkisinin asıl amacı, danışanın daha işlevsel bir hale gelmesine yardımcı olmaktır. Potansiyelini keşfetmesi, gerçekçi kararlar verebilmesi, tercihlerini akılcı bir şekilde belirlemesi, kendince bir denge kurabilmesi… Dolayısıyla danışana umut vermeye çalışmak ya da mutluluk arz etmek tüm bu sayılanları sabote edebilir. Asıl sorumluluk danışanda. Kısacası psikolojik yardım profesyonelinin danışanına mutsuzluğun faydalarını anlatması da etik değil. Danışanın yürüdüğü yolda psikolojik yardım profesyonelinin asıl sorumluluğu onunla birlikte yürümektir, yürürken ayna tutmaktır, inisiyatif almasına, risklerle yüzleşebilmesine, kendi olabilme mücadelesine tanıklık etmek.

Şizofreni… Depresyon… Alzheimer…

Bu açıdan bakıldığında şiirin, terapistin benimsediği kuramsal yaklaşıma uygun bir biçimde hemen her sorun alanında kullanılabileceği söylenebilir. Yani sadece psikoz (örneğin şizofreni), nevroz (örneğin post travmatik stres bozukluğu), duygudurum bozukluğu (örneğin depresyon), organik temelli bunama (örneğin alzheimer), madde kullanım bozukluğu yahut kötüye kullanımı (alkol ve uyuşturucu bağımlılığı) gibi psikopatolojilerin iyileştirilmesinde değil; önleyici, destekleyici ya da krize müdahaleye yönelik psikolojik yardım hizmetlerinde de kullanılabilir. Kalp ameliyatı geçirenlerin rehabilitasyonundan tutun da göçmenlerin uyum sürecinde, şiddet mağduru kadınlar ve istismar edilmiş çocukların desteklenmesine kadar… Hatta ve hatta eğitim ortamlarında duygusal zekânın farklı bileşenlerini, yani örneğin empati ve iletişim becerilerini geliştirmek için de kullanılabilir. Bu tamamıyla danışanın talebine ve psikolojik yardım profesyonelinin şiir terapiyi yaklaşımının merkezine almasına bağlı. Dolayısıyla seansta illaki şiir terapi uygulanacak diye bir şey söz konusu değil.

Şiir yazma teşvik edilebilir

Doğrusu şiir terapide önemli olan, terapide kullanılacak şiirin amaca uygun ve kullanışlı olması. Unutmamak lazım: Terapi sürecinde şiirin estetik yönünden daha çok, terapötik yönü ve işlevi önemli. Tabii ileri düzeyde, özellikle de katılımcılar uygunsa danışanların örneğin gazel ya da sonnet gibi kurallı ve estetik düzeyi de göz önünde bulundurulan şiirler yazmaları da teşvik edilebiliyor. Ama şiir terapi, sadece şiir yazma etkinliği üzerinden yürümez.

Bunu açıklığa kavuşturmak için terapide şiir kullanımının üç ana başlıkta ele alınabileceğini bilmekte yarar var: ‘Yaratıcı’, ‘kuralcı’ ve ‘törensel’.

Şiirin yaratıcı kullanımında bireysel ya da grup (collaborative poem) olarak şiir yazma; kuralcı kullanımında ise daha önceden yazılmış şiirlerin okutulması ve kayıttan dinlenmesi söz konusu. Şiirin törensel kullanımı biraz farklı ama; şiirin canlandırılmasını, belli bir bağlam yaratılarak okunmasını içeriyor. Dolayısıyla terapistin hemen her aşamada danışana günlük tutma ya da yaşam öyküsü ödevi vermenin mi; yoksa örneğin akrostiş gibi bireysel ya da partneriyle karşılıklı ya da gruptaki diğer katılımcılarla birlikte grup şiiri yazdırmanın mı amaca uygun olacağına değerlendirmesi lazım. Kuralcı kullanım ise daha da zorlu bir iş. Neden?

Hangi soruna hangi şiir?

Psikolojik yardım ilişkisinde hangi şiirin hangi danışanla ve hangi sorun alanına yönelik kullanılacağına karar verilmesinin üzerinde hassasiyetle durmak gerekiyor. Bu noktada ‘eşleştirme ilkesi’ giriyor devreye. Şiirin danışana olumlu mesaj vermesinin gerekli olduğunu iddia eden uzmanlar da var, olumsuz mesajın da terapötik açıdan yararlı olabileceğini ileri süren uzmanlar da. İkincisi şu argümana dayanıyor: Şair şiirinde her ne kadar olumsuz mesaj vermiş olsa da bunu ancak içinde bulunduğu olumsuz durumu aşarak gerçekleştirmiştir. Sadece şiirdeki persona[efn_note]Persona, Türkçe karşılığıyla maske, Jung tarafından ortaya atılan, bireyin günlük yaşamdaki ihtiyaçlarıyla ilişkili olan tavrı tanımlar. Jung’a göre; bilinç ile bilinçdışı arasında sürekli bir yer değiştirme söz konusudur ve aralarında belirgin bir ayrım yoktur.[/efn_note] değil, şairin de burada danışana bir model olması söz konusu. İşte şiirin belirlenmesi sürecindeki zorluk burada başlıyor. Evet, Nicholas Mazza öncelikle terapistin kullanmayı düşündüğü şiire ilişkin kendi tepkilerini gözden geçirmesini önermiştir. Buna dair terapistin cevaplaması gereken bir soru listesi oluşturmuştur. Elbette terapist bu soruları kendine göre çeşitlendirebilir.

Ama bu kadarla kalmaz. Raymond F. Luber, Charles Rossiter, Rosalie Brown, Samuel Templeman Gladding, Alma Maria Rolfs, Stacia I. Super ve Louis Victor Farley başta olmak üzere bazı uzmanlar belli şiirlerin verdiği mesajı netleştirmek için şair, edebiyat öğretmeni, filolog, psikolojik yardım profesyoneli gibi farklı popülasyonlardan bireylerle nicel ve nitel araştırmalar yürütmüşlerdir. Ben de Gülten Akın’ın “Kestim Kara Saçlarımı”, Behçet Necatigil’in “Sevgilerde”, Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var”, Cemal Süreya’nın “Sizin Hiç Babanız Öldü mü?”, Edip Cansever’in “Ben Bu Kadar Değilim” başlıklı şiirlerini odağa alarak buna benzer bir çalışma yürüttüm.

Bu noktada şöyle bir soru gelebilir akla: Şiir terapide çeviri şiirler kullanılabilir mi? Elbette şiir, Thomas Stearns Eliot ve Cemal Süreya’nın da ifade ettiği gibi sanatlar içinde en kültürel olanı. Ama mesela Jorge Luis Borges’in “Anlar” başlıklı şiiri psikolojik danışma oturumlarında çok da verimli bir şekilde kullanılabiliyor. Tabii bu şiirin terapide kullanılabileceği konusundaki fikrim içebakışa; etkili bir şekilde kullanılabileceğine ilişkin görüşlerim de uygulamalarım sırasındaki gözlemlerime dayanıyor. Bu anlamda niceliksel değil de niteliksel bir bulgu olduğunu söyleyebilirim.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

Ersun Çıplak
Ersun Çıplak
Ersun Çıplak - Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu (1999). Aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yüksek lisansını tamamladı (2004). 2015’te ise “Grupla Psikolojik Danışmada Şiir Kullanımı: Deneysel Bir Araştırma” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Adana’da bir ortaokulda psikolojik danışman olarak çalışmaktadır. Çukurova Üniversitesi’nde dersler veriyor. Şiir, inceleme, çeviri ve söyleşileri; Varlık, Kitaplık, Natama, Özne ve Sincan İstasyonu başta olmak üzere pek çok dergide yayımlandı. Seyir Defteri, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri dergilerinin yayın kurulunda bulundu. Cuma Duymaz ile birlikte Karayazı Edebiyat dergisini yayıma hazırladı. “Turgut Uyar’ı ‘Kan Uyku’dan Uyandırma Denemesi” ile 2007 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü Bir Şiir İnceleme Ödülü’ne; Eksik Emanet başlıklı dosyası ile Homeros Ödülleri 2007 Attila İlhan Şiir Ödülü’ne ve Eksik Emanet başlıklı kitabı ile de 2010 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülleri İlk Kitap Özel Ödülü’ne değer bulundu. Yayımlanmış kitapları: Bir Şiirin Söylediği. Mayıs Yayınları: 2007 (Şiir inceleme-kolektif), Eksik Emanet. Karahan Yayınları/Karayazı Kitaplığı: 2009 [2. Basım Betik Yayınları: 2019] (Şiir), Fatih Terim. Çizmeli Kedi Yayınları: 2013 (Biyografik roman), Minima Poetika. Dedalus Yayınları: 2014 (Şiir inceleme, eleştiri), Nicholas Mazza. Şiir Terapi: Teori ve Pratik. Okuyan Us Yayınları: 2014 (Psikoterapi Kuram/Çeviri), Sen Anlama. A5 Yayınları: 2017 (Şiir), Kaostan Düzen Arayışına: İnsanın Mitolojik Serüveni Üzerine Denemeler. A7 Kitap: 2020 (Deneme), Josh Cohen. Freud’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2020 (Çeviri), David Tacey. Jung’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2021 (Çeviri)

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

1
0
Would love your thoughts, please comment.x