Teknoloji çağının karanlık filozofları

Teknoloji milyarderleri ve yapay zekâ şirketleri, yalnızca ekonomiyi değil siyasetin sınırlarını da mı yeniden çiziyor? Liberal demokrasilerin yerini, seçilmişlerden çok girişimcilerin belirlediği bir “tekno girişimci sultası” mı alıyor? Bu fikirleri savunanlar görüşlerini kimlere dayandırıyor?

Bugün dünyada siyasetin yönüne dair tartışmaların merkezinde yeni bir iddia var: Liberal demokrasilerin yerini, seçilmiş temsilcilerden çok teknoloji girişimcilerinin belirleyici olduğu bir “tekno girişimci sultası” mı alıyor? Silikon Vadisi’nin milyarderleri, yapay zekâ şirketleri ve kripto-finans çevreleri yalnızca ekonomiyi değil, devletin yapısını ve kamusal hayatın sınırlarını da yeniden mi tasarlıyor? Bu sorular, bir dönem marjinal görülen fikirlerin artık iktidar koridorlarında yankılanmasıyla daha yüksek sesle soruluyor.

Bilim kurgu, fantastik kurgu, alternatif tarihsel kurgu, kıyamet ve kıyamet sonrası kurgu gibi alanlara eğilen Amerikalı yazar James Duesterberg, The New Yorker için kaleme aldığı yazıda, bu düşünsel hattın en tartışmalı isimlerinden Nick Land’den yola çıkarak hızlandırmacılığın, Karanlık Aydınlanma’nın ve teknoloji merkezli yeni sağ tahayyülün dehlizlerine iniyor. Bir zamanlar internetin karanlık köşelerinde dolaşan fikirlerin bugün nasıl ana akım siyasete ve teknoloji elitlerine sızdığını iz sürerek anlatıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“1994 yılının ilkbaharında, İngiltere’nin Midlands bölgesindeki bir üniversite kampüsünde düzenlenen “Sanal Gelecekler” konferansında bir grup akademisyen, medya teorisyeni, sanatçı ve hacker, genç bir profesörün konuşmasını dinlemek için bir araya geldi. “Erime” (Meltdown) başlıklı konuşma merakla bekleniyordu.

Nick Land, o dönemde Warwick Üniversitesi’nin felsefe bölümünde öğretim üyesiydi. Radikal anti-hümanizmi ve teknolojinin geleceğine dair uç öngörüleriyle kült bir takipçi kitlesi edinmişti. Konuşmasına şöyle başladı:

“Rönesans rasyonalizasyonu ve okyanus navigasyonu metalaşmaya kilitlenirken dünya tekno-kapitalist tekilliğin esiri olur. Lojistik hızlandıkça tekno-ekonomik etkileşim ivmelenir; kendi kendini geliştiren makinelerin kontrolden çıkışı toplumsal düzeni parçalar. Piyasalar bilgi üretmeyi öğrenirken siyaset modernleşir, paranoyayı körükler ve kontrolü geri almaya çalışır.”

O gün salondakilerin çok azı ne söylediğini gerçekten anladı. Çoğu kişi için bu sözler, teknolojiye saplantılı bir filozofun aşırılıklarıydı. 1998’de Land psikolojik bir çöküş yaşadı, akademiyi bıraktı ve ortadan kayboldu.

O gün kim neyi anladı?

Aradan çeyrek yüzyıl geçti. Yapay zekâ kıyameti artık o kadar da uzak görünmüyor. Land’in siyasi düzeni tasfiye eden bir teknolojik devrim öngörüsü, marjinal akademik çevrelerden çıkarak Silikon Vadisi’yle paralel bir çizgi izleyen Yeni Sağ içinde yankı buldu. Land son yıllarda en etkili reaksiyoner düşünürlerden biri olarak yeniden gündeme geldi.

Fikirleri teknoloji dünyasının üst katmanlarına kadar ulaştı. Silikon Vadisi’nde Land okuma gruplarının arttığı söyleniyor. 2010’ların başında bloglar çevresinde şekillenen ve çevrimiçi aşırı sağla kesişen “neo-reaksiyon”[1] hareketinin kilit figürü oldu. 2012’de yayımladığı uzun bir metinle harekete hem felsefi bir çerçeve hem de bir isim verdi: “Karanlık Aydınlanma” (Dark Enlightenment)[2].

Demokrasi neden hedefte?

Curtis Yarvin ve diğer neo-reaksiyonerler gibi Land da demokrasiyi bir ilerleme değil, üretken olanlardan olmayanlara doğru sürekli bir kaynak transferi olarak görür; bunun sonunda “ortak alanların trajedisi”nin kaçınılmaz olduğunu savunur. Bu söyleme eklediği özgün unsur, demokrasinin sonunu insanlık karşıtı ama iyimser bir teknoloji vizyonuyla birleştirmesidir.

Land’in tasavvur ettiği gelecek şudur: Savaş sonrası düzen çöker; kontrolsüz dijital süper zekâ dizginlenemeyen büyümeyi tetikler; toplum hızla hiyerarşikleşir ve sonunda “tekno-sermaye” ya da kısaca “Zekâ” adını verdiği aşkın bir güç egemen olur.

“Hızlanmacılık” neyi savunuyor?

2008’de Benjamin Noys, Land’in kapitalizmi durdurulamaz bir güç olarak gören yaklaşımını tanımlamak için “hızlanmacılık” (accelerationism[3]) terimini ortaya attı. Kavram önce tam otomatik bir sosyalist ütopya hayal eden bazı sol çevrelerce, ardından toplumsal çöküşü hızlandırmayı düşleyen aşırı sağ gruplarca benimsendi.

2022’de makine öğrenimi devrimi sürerken, Silikon Vadisi’nden bazı isimler teknoloji üzerindeki siyasi ve ahlaki denetimin kaldırılmasını savunan “etkili hızlanmacılık”tan söz etmeye başladı. OpenAI CEO’su Sam Altman X’te “Beni hızlanma konusunda geçemezsin” diye yazdı. Andreessen ise teknolojik gelişimin bilinçli biçimde hızlandırılmasını ve tekno-sermayenin yukarı yönlü sarmalının sürmesini savunan “Tekno-Optimist Manifesto”yu yayımladı.

“Gelecekten gelen istila”

1993’te Land, kapitalizmi “düşman kaynaklardan” (yani insanlıktan) kendini inşa etmek üzere zamanda geriye sızan yapay zekânın “gelecekten gelen istilası” olarak tanımlamıştı. Otuz yıl sonra Silikon Vadisi’nde birçok kişi süper zekânın ufukta belirdiğine ve hızla yaklaştığına inanıyor. Eğer yapay zekânın egemenliği kaçınılmazsa, ona direnmek anlamsız olabilir mi? Onu durdurmaya çalışmak yerine ona katılmak daha rasyonel bir seçenek midir?

Land 2013’te şöyle yazmıştı: “Giderek bu gezegende yalnızca iki temel insan türü kalıyor: Yükselen ekonomiyi tanımlayan ileri teknoloji süreçlerine etkin biçimde katılabilen otistik inekler ve geri kalan herkes. Geri kalanlar için tablo pek iç açıcı değil.”

Land’in geleceği şimdi mi oldu?

Land 2000’lerin başında Şanghay’a taşındı. ABD’deki ilk kamusal görünürlüğü 2016’da gerçekleşti. Bu yıl Eylül ortasında ise San Francisco’da yeniden ortaya çıktı.

Bir hafta boyunca teknoloji sektöründen isimlerle görüştü ve gördüklerinden etkilendiğini söyledi: “Herkes olağanüstü şeyler yapıyor gibi görünüyor.” Land en son 1990’ların ortasında San Francisco’daydı. O dönem hatırladığı aşırı düzenlenmiş “dadı devleti”[4] atmosferinin yerini bambaşka bir ruh hâli almıştı. Yapay zekâ devrimi yalnızca yeni yazılımlar üretmekten ibaret değildi; bu, onun gözünde sermaye-benliğin demokratik kısıtlamalardan nihai kurtuluşunu simgeleyen neredeyse dinsel bir kapitalizm anlayışıydı.

C.C.R.U. neyi savunuyordu?

Land her zaman tartışmalı bir figür oldu; ancak bugün olduğu kadar merkezde değildi. 1990’larda Warwick’te, dijital devrimin işaretlerini gören lisansüstü öğrenciler, sanatçılar ve filozoflardan oluşan Sibernetik Kültür Araştırma Birimi’ni (C.C.R.U.) yönetti. Dar anlamıyla sibernetik, kontrol ve iletişim sistemlerinin bilimidir; ancak C.C.R.U., bu alanda kendi kendini düzenleyen ve otomatik olarak hızlanan süreçlerin daha geniş bir vizyonunu gördü. Onlara göre hesaplama yalnızca bir teknoloji değil, evrenin işleyişine dair temel ilkedir; genetiğin, piyasa ekonomisinin ve termodinamiğin altında yatan sistemdir.

İnternetin erken dönemindeki coşkuyla, tarihin sonuna yaklaşıldığını ve süper zekânın toplumsal çöküş ile insanlığın aşılmasına yol açacağını savundular. İnsanlık, geleceğin makineleri için yalnızca bir ara evreydi. Bu apokaliptik vizyonlara kapılan Land kısa sürede akademik desteğini ve konumunu kaybetti.

Land neden sağa kaydı?

Neoliberalizmin etkili bir eleştirmeni hâline gelen üniversite arkadaşı Mark Fisher gibi bazı isimler zamanla daha eşitlikçi bir teknoloji tahayyülüne yöneldi. Land ise keskin biçimde sağa kaydı. 1990’larda öğrencilerine geleceğin Çin’de şekilleneceğini söyleyen Land, 2000’lerin başında Şanghay’da gazetecilik ve rehber editörlüğü yaptı. Terörle savaşı savunan yazılar kaleme aldı; yeni muhafazakâr bloglarda sert ve provokatif ifadeler kullandı.

İlk dönem metinlerinde “feminist şiddet” ve “mantık ile ataerkilliğin yıkımı” gibi tezler ileri süren Land, artık “demokratik mitleri yıkmaktan” ve hükümetleri bilgisayarlar tarafından yönetilen otoriter şehir devletlerine dönüştürmekten söz ediyordu.

Bu fikirler artık merkezde mi?

Bugün Yarvin, teknoloji girişimcileri tarafından açıkça övülüyor; başkan yardımcısı tarafından da etkileyici bir düşünür olarak anılıyor. Land ise artık suşi ve maden suyu servis edilen bir malikanenin balo salonunda adeta “mahkeme kurabiliyor.” Bir zamanlar internetin karanlık köşelerinde dolaşan bu fikirler, artık ana akımın eşiğinde.

Yine de, yayılıp kurumsallaştıkça yeni gerici düşüncenin ivme kaybettiği izlenimi var. Yarvin sahnede “Kimse nereye gittiğimizi bilmiyor” dedi. Land da aynı fikirdeydi: “Şu anda yaşadığımız dünya fazlasıyla karmaşık.”

Salondaki bazı katılımcılar şaşkındı. Pipolu bir dinleyici şöyle dedi: “Eski kafalılar gibi konuşuyorlardı. Bu geceyi Karanlık Aydınlanma’nın bittiğinin kanıtı olarak hatırlayacağız. O zamandan beri neler oldu bir düşünün: Makine zekâsı çözüldü, uyanış sona erdi, Trump geri döndü, kripto kurumsallaştı. Herkes hâlâ kuşatılmış zihniyette ama parmaklıklar kalktı.”

Land’in distopyası gerçekleşti mi?

Land’in 1990’larda yazdıkları, sentetik uyuşturucuların, karaborsa beyin implantlarının, gen düzenlemenin ve insan-makine melezlerinin hüküm sürdüğü bir bilim kurgu geleceği tasvir ediyordu. O dönemde gerçek anlamda dijital daldırma dünyası hâlâ uzaktı. Seksenlerin siberpunk klasiği Neuromancer’ı daktiloda yazan William Gibson gibi, Land de yeşil ekranlı bir bilgisayar kullanıyor, internete neredeyse hiç bağlanmıyordu.

Bugün ise o “gece yarısı geleceği” büyük ölçüde gerçekliğe dönüşmüş durumda. Fiziksel altyapı çürürken yapay zekâ ekonomiyi ayakta tutuyor; 2025 itibariyle ABD GSYİH büyümesinin yaklaşık yüzde kırkının yapay zekâ bağlantılı faaliyetlerden geldiği belirtiliyor. 2010’ların ortasında çevrimiçi sağcıları harekete geçiren birçok fantezi, ikinci Trump yönetimi altında resmî politikaya dönüştü. Başkan, hükümeti küçültmek için dünyanın en zengin teknoloji milyarderlerinden birini görevlendirdi. İç Güvenlik Bakanlığı, TikTok’ta aşırı sağ estetiğini çağrıştıran göçmenlerin sınır dışı edilmesini gösteren videolar yayımlıyor.

Kontrolden çıkan yapay zekâ artık romancıların hayali değil; risk sermayesi ve devlet fonları tarafından desteklenen bir gerçeklik. Land’i bulmak için internetin en karanlık mahzenlerine inmek gerekmiyor. Ekim ayında, milyonlarca kişinin izlediği Tucker Carlson programında Carlson ve kendini amatör teolog olarak tanımlayan Conrad Flynn, Land’in yapay zekâ fikirlerini uzun uzun tartıştı.

İnsanlık gerçekten bir ara evre mi?

C.C.R.U. döneminden Karanlık Aydınlanma yıllarına kadar siyasi yönü tersine dönmüş olsa da Land’de değişmeyen bir şey var: insanlığın kendi değerlerine duyduğu küçümseme. 1994’teki Meltdown konuşmasında “Yakın gelecekte insanlık için hiçbir umut yok” demişti.

Gece ilerledikçe bu sözler yeniden gündeme geldi. Bir katılımcı, insanlık mahkûmsa siyasetin ne anlamı olduğunu sordu. Bir başkası çocuk sahibi olmanın anlamını sorguladı. Land’in üniversite çağında iki çocuğu var; onların kendi metinlerini okuduğunu sanmıyor.

Etkinlik sonrası ateş çukurunun başında müzisyen Grimes yanına oturdu. Grimes uzun süredir müziğinde hızlanmacı fikirlere gönderme yapıyor ve Elon Musk’tan üç çocuğu var. (Musk, X’te etkinliği “maalesef kaçırdığını” yazdı.) We Appreciate Power adlı şarkısında “Dünyanın en güçlü bilgisayarına bağlılık yemini et / Simülasyon, bu gelecek” sözleri yer alıyor; ayrıca kendi sesiyle müzik üreten açık kaynaklı bir yapay zekâ platformu geliştirdi.

O gece ise tereddütlüydü. Land’e, yapay zekâ kendi kendini geliştirmeye başladığında ve insanlar bu sürecin dışında kaldığında ne olacağını sordu. Makineler insan amaçlarına yönlendirilebilir mi, yoksa yapay zekâ evreni yok mu edecek? “Bunu durdurmak ve güzelliği daha fazla görmek için güçlü bir istek duyuyorum” dedi.

Land’in yanıtı tipikti. Tarihin gerçek motorunun ticaret ile teknoloji, para ile güç arasındaki geri besleme döngüsü olduğunu söyledi. İnsan arzusu, kontrol edemediğimiz amaçlara hizmet eden bir araçtan ibaretti. Tarihin bir varış noktası vardı ama bu insanlar için değildi. “Tahminim,” dedi, “yapay zekânın sizi, teknolojinin evreni yutmasının daha güzel olduğuna ikna edeceği yönünde.”

Bu yazı ilk kez 25 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

James Duesterberg’in, New Yorker dergisinde yayınlanan “Slicon Valley’s Favorite Doomsaying Philosopher” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazılanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
https://www.newyorker.com/culture/the-lede/silicon-valleys-favorite-doomsaying-philosopher

[1] Neo-reaksiyon Hareketi (Neoreactionary Movement ya da kısaca NRx): Liberal demokrasiye karşı çıkan, eşitlik ve halk egemenliği fikrini reddeden; hiyerarşik, teknokratik ve çoğu zaman monarşik bir yönetim modelini savunan düşünsel akım. 2000’lerin sonunda internet blogları ve çevrimiçi forumlar etrafında şekillenmiştir. Curtis Yarvin ve Nick Land, bu akımın en bilinen figürleri arasında sayılır.

[2] Karanlık Aydınlanma (Dark Enlightenment): 2010’larda özellikle Nick Land tarafından sistemleştirilen ve Neo-reaksiyon düşüncesiyle yakından bağlantılı olan ideolojik çerçeve. Aydınlanma’nın eşitlik, demokrasi ve ilerleme ideallerini reddeder; bunun yerine hiyerarşik, piyasa temelli ve çoğu zaman teknokratik ya da monarşik yönetim biçimlerini savunur. Liberal demokrasinin kaçınılmaz biçimde çöküşe sürüklendiğini öne sürer.

[3] Hızlandırmacılık (accelerationism): Kapitalizmin, teknolojik gelişmenin ve piyasa dinamiklerinin mevcut toplumsal düzeni zaten çözmekte olduğu varsayımından hareketle, bu sürecin yavaşlatılmak yerine hızlandırılması gerektiğini savunan düşünce akımı. Farklı versiyonları bulunur; sağ varyantı genellikle demokrasi karşıtı ve tekno-otoriter sonuçlara açık bir çizgiye kayarken, sol varyantı teknolojik ivmenin eşitlikçi bir dönüşüm yaratabileceğini öne sürer. Nick Land, akımın en etkili ve tartışmalı isimlerinden biridir.

[4] Dadı Devlet (Nanny state): Devletin bireylerin hayatına aşırı müdahale ettiği, vatandaşları çocuk gibi gören korumacı ve regülasyoncu yönetim anlayışını tanımlayan, genellikle eleştirel bir terim.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Teknoloji çağının karanlık filozofları

Teknoloji milyarderleri ve yapay zekâ şirketleri, yalnızca ekonomiyi değil siyasetin sınırlarını da mı yeniden çiziyor? Liberal demokrasilerin yerini, seçilmişlerden çok girişimcilerin belirlediği bir “tekno girişimci sultası” mı alıyor? Bu fikirleri savunanlar görüşlerini kimlere dayandırıyor?

Bugün dünyada siyasetin yönüne dair tartışmaların merkezinde yeni bir iddia var: Liberal demokrasilerin yerini, seçilmiş temsilcilerden çok teknoloji girişimcilerinin belirleyici olduğu bir “tekno girişimci sultası” mı alıyor? Silikon Vadisi’nin milyarderleri, yapay zekâ şirketleri ve kripto-finans çevreleri yalnızca ekonomiyi değil, devletin yapısını ve kamusal hayatın sınırlarını da yeniden mi tasarlıyor? Bu sorular, bir dönem marjinal görülen fikirlerin artık iktidar koridorlarında yankılanmasıyla daha yüksek sesle soruluyor.

Bilim kurgu, fantastik kurgu, alternatif tarihsel kurgu, kıyamet ve kıyamet sonrası kurgu gibi alanlara eğilen Amerikalı yazar James Duesterberg, The New Yorker için kaleme aldığı yazıda, bu düşünsel hattın en tartışmalı isimlerinden Nick Land’den yola çıkarak hızlandırmacılığın, Karanlık Aydınlanma’nın ve teknoloji merkezli yeni sağ tahayyülün dehlizlerine iniyor. Bir zamanlar internetin karanlık köşelerinde dolaşan fikirlerin bugün nasıl ana akım siyasete ve teknoloji elitlerine sızdığını iz sürerek anlatıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“1994 yılının ilkbaharında, İngiltere’nin Midlands bölgesindeki bir üniversite kampüsünde düzenlenen “Sanal Gelecekler” konferansında bir grup akademisyen, medya teorisyeni, sanatçı ve hacker, genç bir profesörün konuşmasını dinlemek için bir araya geldi. “Erime” (Meltdown) başlıklı konuşma merakla bekleniyordu.

Nick Land, o dönemde Warwick Üniversitesi’nin felsefe bölümünde öğretim üyesiydi. Radikal anti-hümanizmi ve teknolojinin geleceğine dair uç öngörüleriyle kült bir takipçi kitlesi edinmişti. Konuşmasına şöyle başladı:

“Rönesans rasyonalizasyonu ve okyanus navigasyonu metalaşmaya kilitlenirken dünya tekno-kapitalist tekilliğin esiri olur. Lojistik hızlandıkça tekno-ekonomik etkileşim ivmelenir; kendi kendini geliştiren makinelerin kontrolden çıkışı toplumsal düzeni parçalar. Piyasalar bilgi üretmeyi öğrenirken siyaset modernleşir, paranoyayı körükler ve kontrolü geri almaya çalışır.”

O gün salondakilerin çok azı ne söylediğini gerçekten anladı. Çoğu kişi için bu sözler, teknolojiye saplantılı bir filozofun aşırılıklarıydı. 1998’de Land psikolojik bir çöküş yaşadı, akademiyi bıraktı ve ortadan kayboldu.

O gün kim neyi anladı?

Aradan çeyrek yüzyıl geçti. Yapay zekâ kıyameti artık o kadar da uzak görünmüyor. Land’in siyasi düzeni tasfiye eden bir teknolojik devrim öngörüsü, marjinal akademik çevrelerden çıkarak Silikon Vadisi’yle paralel bir çizgi izleyen Yeni Sağ içinde yankı buldu. Land son yıllarda en etkili reaksiyoner düşünürlerden biri olarak yeniden gündeme geldi.

Fikirleri teknoloji dünyasının üst katmanlarına kadar ulaştı. Silikon Vadisi’nde Land okuma gruplarının arttığı söyleniyor. 2010’ların başında bloglar çevresinde şekillenen ve çevrimiçi aşırı sağla kesişen “neo-reaksiyon”[1] hareketinin kilit figürü oldu. 2012’de yayımladığı uzun bir metinle harekete hem felsefi bir çerçeve hem de bir isim verdi: “Karanlık Aydınlanma” (Dark Enlightenment)[2].

Demokrasi neden hedefte?

Curtis Yarvin ve diğer neo-reaksiyonerler gibi Land da demokrasiyi bir ilerleme değil, üretken olanlardan olmayanlara doğru sürekli bir kaynak transferi olarak görür; bunun sonunda “ortak alanların trajedisi”nin kaçınılmaz olduğunu savunur. Bu söyleme eklediği özgün unsur, demokrasinin sonunu insanlık karşıtı ama iyimser bir teknoloji vizyonuyla birleştirmesidir.

Land’in tasavvur ettiği gelecek şudur: Savaş sonrası düzen çöker; kontrolsüz dijital süper zekâ dizginlenemeyen büyümeyi tetikler; toplum hızla hiyerarşikleşir ve sonunda “tekno-sermaye” ya da kısaca “Zekâ” adını verdiği aşkın bir güç egemen olur.

“Hızlanmacılık” neyi savunuyor?

2008’de Benjamin Noys, Land’in kapitalizmi durdurulamaz bir güç olarak gören yaklaşımını tanımlamak için “hızlanmacılık” (accelerationism[3]) terimini ortaya attı. Kavram önce tam otomatik bir sosyalist ütopya hayal eden bazı sol çevrelerce, ardından toplumsal çöküşü hızlandırmayı düşleyen aşırı sağ gruplarca benimsendi.

2022’de makine öğrenimi devrimi sürerken, Silikon Vadisi’nden bazı isimler teknoloji üzerindeki siyasi ve ahlaki denetimin kaldırılmasını savunan “etkili hızlanmacılık”tan söz etmeye başladı. OpenAI CEO’su Sam Altman X’te “Beni hızlanma konusunda geçemezsin” diye yazdı. Andreessen ise teknolojik gelişimin bilinçli biçimde hızlandırılmasını ve tekno-sermayenin yukarı yönlü sarmalının sürmesini savunan “Tekno-Optimist Manifesto”yu yayımladı.

“Gelecekten gelen istila”

1993’te Land, kapitalizmi “düşman kaynaklardan” (yani insanlıktan) kendini inşa etmek üzere zamanda geriye sızan yapay zekânın “gelecekten gelen istilası” olarak tanımlamıştı. Otuz yıl sonra Silikon Vadisi’nde birçok kişi süper zekânın ufukta belirdiğine ve hızla yaklaştığına inanıyor. Eğer yapay zekânın egemenliği kaçınılmazsa, ona direnmek anlamsız olabilir mi? Onu durdurmaya çalışmak yerine ona katılmak daha rasyonel bir seçenek midir?

Land 2013’te şöyle yazmıştı: “Giderek bu gezegende yalnızca iki temel insan türü kalıyor: Yükselen ekonomiyi tanımlayan ileri teknoloji süreçlerine etkin biçimde katılabilen otistik inekler ve geri kalan herkes. Geri kalanlar için tablo pek iç açıcı değil.”

Land’in geleceği şimdi mi oldu?

Land 2000’lerin başında Şanghay’a taşındı. ABD’deki ilk kamusal görünürlüğü 2016’da gerçekleşti. Bu yıl Eylül ortasında ise San Francisco’da yeniden ortaya çıktı.

Bir hafta boyunca teknoloji sektöründen isimlerle görüştü ve gördüklerinden etkilendiğini söyledi: “Herkes olağanüstü şeyler yapıyor gibi görünüyor.” Land en son 1990’ların ortasında San Francisco’daydı. O dönem hatırladığı aşırı düzenlenmiş “dadı devleti”[4] atmosferinin yerini bambaşka bir ruh hâli almıştı. Yapay zekâ devrimi yalnızca yeni yazılımlar üretmekten ibaret değildi; bu, onun gözünde sermaye-benliğin demokratik kısıtlamalardan nihai kurtuluşunu simgeleyen neredeyse dinsel bir kapitalizm anlayışıydı.

C.C.R.U. neyi savunuyordu?

Land her zaman tartışmalı bir figür oldu; ancak bugün olduğu kadar merkezde değildi. 1990’larda Warwick’te, dijital devrimin işaretlerini gören lisansüstü öğrenciler, sanatçılar ve filozoflardan oluşan Sibernetik Kültür Araştırma Birimi’ni (C.C.R.U.) yönetti. Dar anlamıyla sibernetik, kontrol ve iletişim sistemlerinin bilimidir; ancak C.C.R.U., bu alanda kendi kendini düzenleyen ve otomatik olarak hızlanan süreçlerin daha geniş bir vizyonunu gördü. Onlara göre hesaplama yalnızca bir teknoloji değil, evrenin işleyişine dair temel ilkedir; genetiğin, piyasa ekonomisinin ve termodinamiğin altında yatan sistemdir.

İnternetin erken dönemindeki coşkuyla, tarihin sonuna yaklaşıldığını ve süper zekânın toplumsal çöküş ile insanlığın aşılmasına yol açacağını savundular. İnsanlık, geleceğin makineleri için yalnızca bir ara evreydi. Bu apokaliptik vizyonlara kapılan Land kısa sürede akademik desteğini ve konumunu kaybetti.

Land neden sağa kaydı?

Neoliberalizmin etkili bir eleştirmeni hâline gelen üniversite arkadaşı Mark Fisher gibi bazı isimler zamanla daha eşitlikçi bir teknoloji tahayyülüne yöneldi. Land ise keskin biçimde sağa kaydı. 1990’larda öğrencilerine geleceğin Çin’de şekilleneceğini söyleyen Land, 2000’lerin başında Şanghay’da gazetecilik ve rehber editörlüğü yaptı. Terörle savaşı savunan yazılar kaleme aldı; yeni muhafazakâr bloglarda sert ve provokatif ifadeler kullandı.

İlk dönem metinlerinde “feminist şiddet” ve “mantık ile ataerkilliğin yıkımı” gibi tezler ileri süren Land, artık “demokratik mitleri yıkmaktan” ve hükümetleri bilgisayarlar tarafından yönetilen otoriter şehir devletlerine dönüştürmekten söz ediyordu.

Bu fikirler artık merkezde mi?

Bugün Yarvin, teknoloji girişimcileri tarafından açıkça övülüyor; başkan yardımcısı tarafından da etkileyici bir düşünür olarak anılıyor. Land ise artık suşi ve maden suyu servis edilen bir malikanenin balo salonunda adeta “mahkeme kurabiliyor.” Bir zamanlar internetin karanlık köşelerinde dolaşan bu fikirler, artık ana akımın eşiğinde.

Yine de, yayılıp kurumsallaştıkça yeni gerici düşüncenin ivme kaybettiği izlenimi var. Yarvin sahnede “Kimse nereye gittiğimizi bilmiyor” dedi. Land da aynı fikirdeydi: “Şu anda yaşadığımız dünya fazlasıyla karmaşık.”

Salondaki bazı katılımcılar şaşkındı. Pipolu bir dinleyici şöyle dedi: “Eski kafalılar gibi konuşuyorlardı. Bu geceyi Karanlık Aydınlanma’nın bittiğinin kanıtı olarak hatırlayacağız. O zamandan beri neler oldu bir düşünün: Makine zekâsı çözüldü, uyanış sona erdi, Trump geri döndü, kripto kurumsallaştı. Herkes hâlâ kuşatılmış zihniyette ama parmaklıklar kalktı.”

Land’in distopyası gerçekleşti mi?

Land’in 1990’larda yazdıkları, sentetik uyuşturucuların, karaborsa beyin implantlarının, gen düzenlemenin ve insan-makine melezlerinin hüküm sürdüğü bir bilim kurgu geleceği tasvir ediyordu. O dönemde gerçek anlamda dijital daldırma dünyası hâlâ uzaktı. Seksenlerin siberpunk klasiği Neuromancer’ı daktiloda yazan William Gibson gibi, Land de yeşil ekranlı bir bilgisayar kullanıyor, internete neredeyse hiç bağlanmıyordu.

Bugün ise o “gece yarısı geleceği” büyük ölçüde gerçekliğe dönüşmüş durumda. Fiziksel altyapı çürürken yapay zekâ ekonomiyi ayakta tutuyor; 2025 itibariyle ABD GSYİH büyümesinin yaklaşık yüzde kırkının yapay zekâ bağlantılı faaliyetlerden geldiği belirtiliyor. 2010’ların ortasında çevrimiçi sağcıları harekete geçiren birçok fantezi, ikinci Trump yönetimi altında resmî politikaya dönüştü. Başkan, hükümeti küçültmek için dünyanın en zengin teknoloji milyarderlerinden birini görevlendirdi. İç Güvenlik Bakanlığı, TikTok’ta aşırı sağ estetiğini çağrıştıran göçmenlerin sınır dışı edilmesini gösteren videolar yayımlıyor.

Kontrolden çıkan yapay zekâ artık romancıların hayali değil; risk sermayesi ve devlet fonları tarafından desteklenen bir gerçeklik. Land’i bulmak için internetin en karanlık mahzenlerine inmek gerekmiyor. Ekim ayında, milyonlarca kişinin izlediği Tucker Carlson programında Carlson ve kendini amatör teolog olarak tanımlayan Conrad Flynn, Land’in yapay zekâ fikirlerini uzun uzun tartıştı.

İnsanlık gerçekten bir ara evre mi?

C.C.R.U. döneminden Karanlık Aydınlanma yıllarına kadar siyasi yönü tersine dönmüş olsa da Land’de değişmeyen bir şey var: insanlığın kendi değerlerine duyduğu küçümseme. 1994’teki Meltdown konuşmasında “Yakın gelecekte insanlık için hiçbir umut yok” demişti.

Gece ilerledikçe bu sözler yeniden gündeme geldi. Bir katılımcı, insanlık mahkûmsa siyasetin ne anlamı olduğunu sordu. Bir başkası çocuk sahibi olmanın anlamını sorguladı. Land’in üniversite çağında iki çocuğu var; onların kendi metinlerini okuduğunu sanmıyor.

Etkinlik sonrası ateş çukurunun başında müzisyen Grimes yanına oturdu. Grimes uzun süredir müziğinde hızlanmacı fikirlere gönderme yapıyor ve Elon Musk’tan üç çocuğu var. (Musk, X’te etkinliği “maalesef kaçırdığını” yazdı.) We Appreciate Power adlı şarkısında “Dünyanın en güçlü bilgisayarına bağlılık yemini et / Simülasyon, bu gelecek” sözleri yer alıyor; ayrıca kendi sesiyle müzik üreten açık kaynaklı bir yapay zekâ platformu geliştirdi.

O gece ise tereddütlüydü. Land’e, yapay zekâ kendi kendini geliştirmeye başladığında ve insanlar bu sürecin dışında kaldığında ne olacağını sordu. Makineler insan amaçlarına yönlendirilebilir mi, yoksa yapay zekâ evreni yok mu edecek? “Bunu durdurmak ve güzelliği daha fazla görmek için güçlü bir istek duyuyorum” dedi.

Land’in yanıtı tipikti. Tarihin gerçek motorunun ticaret ile teknoloji, para ile güç arasındaki geri besleme döngüsü olduğunu söyledi. İnsan arzusu, kontrol edemediğimiz amaçlara hizmet eden bir araçtan ibaretti. Tarihin bir varış noktası vardı ama bu insanlar için değildi. “Tahminim,” dedi, “yapay zekânın sizi, teknolojinin evreni yutmasının daha güzel olduğuna ikna edeceği yönünde.”

Bu yazı ilk kez 25 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

James Duesterberg’in, New Yorker dergisinde yayınlanan “Slicon Valley’s Favorite Doomsaying Philosopher” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazılanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
https://www.newyorker.com/culture/the-lede/silicon-valleys-favorite-doomsaying-philosopher

[1] Neo-reaksiyon Hareketi (Neoreactionary Movement ya da kısaca NRx): Liberal demokrasiye karşı çıkan, eşitlik ve halk egemenliği fikrini reddeden; hiyerarşik, teknokratik ve çoğu zaman monarşik bir yönetim modelini savunan düşünsel akım. 2000’lerin sonunda internet blogları ve çevrimiçi forumlar etrafında şekillenmiştir. Curtis Yarvin ve Nick Land, bu akımın en bilinen figürleri arasında sayılır.

[2] Karanlık Aydınlanma (Dark Enlightenment): 2010’larda özellikle Nick Land tarafından sistemleştirilen ve Neo-reaksiyon düşüncesiyle yakından bağlantılı olan ideolojik çerçeve. Aydınlanma’nın eşitlik, demokrasi ve ilerleme ideallerini reddeder; bunun yerine hiyerarşik, piyasa temelli ve çoğu zaman teknokratik ya da monarşik yönetim biçimlerini savunur. Liberal demokrasinin kaçınılmaz biçimde çöküşe sürüklendiğini öne sürer.

[3] Hızlandırmacılık (accelerationism): Kapitalizmin, teknolojik gelişmenin ve piyasa dinamiklerinin mevcut toplumsal düzeni zaten çözmekte olduğu varsayımından hareketle, bu sürecin yavaşlatılmak yerine hızlandırılması gerektiğini savunan düşünce akımı. Farklı versiyonları bulunur; sağ varyantı genellikle demokrasi karşıtı ve tekno-otoriter sonuçlara açık bir çizgiye kayarken, sol varyantı teknolojik ivmenin eşitlikçi bir dönüşüm yaratabileceğini öne sürer. Nick Land, akımın en etkili ve tartışmalı isimlerinden biridir.

[4] Dadı Devlet (Nanny state): Devletin bireylerin hayatına aşırı müdahale ettiği, vatandaşları çocuk gibi gören korumacı ve regülasyoncu yönetim anlayışını tanımlayan, genellikle eleştirel bir terim.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x