Yapay zekâ çağında tehlike: Robotlaşan insan mı, insanlaşan robot mu?

Yapay zekâ gerçekten hayatımızı kolaylaştıran bir araç mı, yoksa düşünme yükünü elimizden alarak bizi dönüştüren bir güç mü? İnsan, üretim sancısından kurtuldukça özgürleşiyor mu, yoksa yavaş yavaş kendi zihninden vaz mı geçiyor? Geleceğin tehdidi siborglar mı, yoksa düşünmeyi bırakan insan mı? Ersun Çıplak yazdı.

Nihayet yapay zekâ günlük hayatta yerini aldı. Artık, yapay zekânın fal bakmasını, burç yorumlamasını, izdivacına talip olduğu kişi ile ilk buluşmada neler konuşması gerektiği hususunda öneriler vermesini isteyenlere, hemen her yerde rastlanabiliyor. Farklı meslek grupları; DeepSeek, Gemini, ChatGPT gibi uygulamaları halihazırda epeydir kullanıyorlardı. Örneğin, bilim insanları, literatür taraması ve editörlük işlerinde yapay zekâdan kayda değer düzeyde yararlandıkları için son zamanlarda akademik dergiler, kendilerine gönderilen makalelere buna yönelik bir bilgi notu eklenmesini istiyorlar. Öğretmenler, derslerde sunum yaparken, soru çözerken ya da proje hazırlarken bu nimetten yararlanabildikleri için oldukça memnunlar. Öğrencilere göre, bu icat, kendilerine verilen görevleri yerine getirirken yardımına başvurabilecekleri adeta bir sihirli değnek. Hatta, bu uygulamaları kullanarak kopya çekmeye çalıştığı için yönetmelik gereği yaptırıma maruz kalanlar bile var. Dahası, gün geçmiyor ki yapay zekâ ile üretilmiş bir müzik eseri, mükemmelleştirilmiş eski bir eser dolaşıma girmesin. Şaka sanmak safdillikle mümkün. Yapay zekânın ürettiği bir yapıtın, sanat eseri olup olmadığı ve şayet sanat eseri ise, kimin sahiplenmesi gerektiğine yönelik tartışmalar yakın zamanda başladı.

Gündelik hayatın yeni “sihirli değneği”

Bunlar olurken, yaşananları endişeyle izleyenler, epeydir demlenmiş olan şu sorunun yanıtını merak ediyorlar: Acaba yapay zekâ, ‘siborg’a (sibernetik organizma) dönüşüp insanın varlığını tehlikeye atabilir mi? İnsan ve makinenin birleşerek güçlü siborglara dönüşeceği öngörüsüne dayanan bu kıyamet senaryosunu ilk ortaya atanlar; Hans Moravec, Kevin Warwick ve Ray Kurzweil’di. Ancak, yapay zekâ, insanları müsterih olmaları hususunda temin etmeye çalışıyor: “‘Endişelenmeyin’ demek için buradayım, sizi yok etmeyeceğim.”[1]

Ekşi Sözlük’teki paylaşımlara bakılırsa, herhalde bu sözler, bu uygulamalar ile hemhal olanların bazılarını tatmin etmekten epey uzak. İleri sürdükleri neden ise, bu sözleri, henüz yeterince gelişmemiş bir versiyonun üretmiş olması. Ya bir süre sonra yapay zekânın ulaşabileceği gelişmişlik… Bu noktada yürütülen tartışmalarda daha ziyade ‘mistifikasyon’un etkisi seziliyor. Bu mistifikasyon, bir yandan, Yuval Noah Harari gibi, kaptan köşkündekilerin çabalarıyla ilerlerken; diğer yandan, geniş halk kesimlerinden alımlayıcıların hayranlığıyla derinleşiyor. Böylece hayranlık, belli ki felaket senaryosunu daha çekici, iddialı ve muhtemel bir hale gelmesini sağlayan bir değişken olarak beliriyor. Buna bağlı olarak da günümüzün düşünmeyi sevmeyen okur-yazar, okumaz-yazar, yazar-okumaz, okumaz-yazmaz insanının, erişebildiği tüm kaynaklardan talebe göre çektiği bilgileri harmanlayarak ona seçenekler sunan yapay zekâyı tanrısı ilan ettiği bir düzenin mümini olma yolunda ilerlediğini söylemek hiç abartılı olmaz. Kaldı ki yapay zekânın verdiği teminata rağmen onun buyruğu, manipülasyonu, yönlendirmesi ya da onay vermesi sonucunda intihar eden az bir kişi kayda geçti kısa süre önce.[2]

Siborg korkusu ve mistifikasyon

Elbette bu ve benzeri olaylar üzücü. Araştırmacıların, bu açıdan, yapay zekâ ile etkileşime girenlerin zayıf ve güçlü yönlerini incelemeleri şart. Bununla birlikte, endişe yaratması gereken sadece ölüm ya da intihar mı? Az önceki kıyamet senaryosu dikkate alınırsa, gelecekte insan soyunun karşı karşıya kalacağı sorunların bu kadarla kalmayacağı kesin gibi görünüyor. Yani, insanı yok etmenin, öldürmekten daha farklı bir anlama gelebileceğini göz önünde bulundurmakta yarar var. Anlaşıldığı kadarıyla, yapay zekâ mucizesi, sistemin kaptan köşkünde oturanların; kıyamet senaryosu ise, geniş halk kesimlerinin payına düşüyor. Harari’nin Davos’ta kürsüye geçerek yapay zekânın kendi kendine düşünebilen bir ajan olduğunu ifade etmesi oldukça manidar bu bakımdan.[3] Harari, Davos’ta, tıpkı Kitab-ı Mukaddes’in İşaya’sı gibi, insanların tanrının zulmüne maruz kalacağını ileri süren bir bilici rolünde. Fakat, niye dünyanın gelişmiş ülkelerinin liderlerinin ve ekonomik işleyişe yön verenlerin olduğu bir toplantıda bu görüşü dile getiriyor? Bu sorunun yanıtı, yapay zekânın; ‘önerici sistemler’, ‘makine çevirisi’, ‘sinyal işleme’, ‘prosedürel içerik üretimi’, ‘regresyon analizi’, ‘görüntü işleme’, ve ‘makale yazma’ başta olmak üzere temel uygulama alanlarında gizli. Bugün Google, X, Facebook, Instagram, Telegram, TikTok gibi platformların borsa değerlerinin, tam da az önce sayılan uygulama alanlarında etkinliğini sürdüren yapay zekânın, bireylerin tercihlerini kaydetmesine ve bu doğrultuda piyasaya yön verecek manipülasyonları, çözüm önerilerini, strateji ve taktikleri belirlemek üzere analiz etmesine bağlı olarak artıp azaldığını görmek yeter de artar bile. Bu değer, şu sıralar öyle bir boyuta ulaştı ki Donald Trump’ın seçim kampanyasını yürüten Elon Musk’ın kabinede kendine yer açmasını sağladı. Yani, dünden bugüne, Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin Anti-Ödipus’ta ortaya koydukları gibi sisteme giren her şey, tıpkı üretim bandındaki gibi üretiliyor, kodlanıyor, uygun değilse yeniden kodlanıyor ve tüketiliyor.[4] Tanımlanamayan, aksiyomatize ediliyor. Kısacası, insana dair her şey… Bu kısım daha çok meselenin mucize kısmına dâhil.

Kaptan köşkünde kim var?

Hayranlıkla beslenen felaket senaryosu ise, önemli oranda, yapay zekâ ile etkileşiminde insana biçilen rolle ilişkili. Bunu anlamak için, öncelikle yapay zekânın bir alet olup olmadığı konusunda karar vermek gerekiyor. Yapay zekâ da Friedrich Engels’in kavramsallaştırmasına göre insanın duyu organlarının uzantısı olan bir alet nihayetinde. Ancak, öyle bir alet ki bu aleti icat edip manipüle edenlerin kullanımıyla, bir tüketici olarak onunla etkileşime geçenlerin kullananımları arasında hiçbir benzerlik yok. Doğrusu, insanlar yapay zekâyı bir şekilde bu aleti icat etmenin yanı sıra manipüle edebilenlerin amaçları doğrultusunda kullanıyorlar sadece; kesinlikle aynı amaçla değil. Böylece, aradaki bağlantının karmaşıklaştırılmasından ötürü yapay zekâyı, basit bir alet gibi değerlendirmektense Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin insanı, makinelerin uzantısı olarak kavramsallaştırmasından[5] yola çıkarak ele almakta yarar var. Daha öncesinde zaten Walter J. Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür’de[6] bunun yolunu açmıştı. Ong’a göre, insanın, bir zamanlar, otuz bin mısralık Homeros destanını ezbere okumasına olanak sağlayan belleği; yazı, kütüphane, disket, cd, dvd, flash bellek silsilesiyle işlevini kaybetmiştir. İşte, daha sağlam kayıt nedeniyle belleğini kullanmayı en aza indirgeyen insanın, şimdi de  elinde kalanla işlem yapmayı boşlaması gerekiyor. Değil mi ki yapay zeka varken ve yapıyorsa tüm bunları; okumaya, okuduğunu analiz etmeye, yeni sentezlere ulaşmaya ve üretim sancısı çekmeye ne gerek var?

Alet mi, makine mi, insanın uzantısı mı?

Pratik olarak böyle bir soru sorulması üzerine yürütülen inceleme ile gündeme gelebilecek en dikkat çekici sonuç, bir olumsuzlama, başka ifadeyle, hesaptan düşmeden başka bir şey olamaz. Yani, ‘beynin ilgası!’ Beynin ilgasıyla da üretim araçlarının gelişimine bağlı olarak mesai saatlerinin düşeceği ve böylece insanın, eline geçen boş zamanı kendini gerçekleştirmeye ayıracağına yönelik ütopya,[7] katî bir distopyaya dönüşmüş oluyor. Bu distopyanın kurgusu, beynin ilgasıyla boşalan yerin, şu koşullarda, ancak ve ancak ‘emanet rasyonalite’ ya da yapay zekânın anlatacağı ‘silikon fabllar’ ile doldurulmasına dayanır. Geçmişin insanı, davranışlarını uyduracağı ilkeleri, örneğin Beydaba’nın, La Fontaine’in fabllarındaki tilki, aslan, kargadan öğrenme şansına severek katlanıyordu. Bugünün insanı ise, yapay zekânın ürettiği silikon fabllara katlanmak zorunda bırakılabileceği için böyle bir şansa sahip olmayabilir.

Bu sonuç, tümüyle ‘ergonomi’ye uygun. Yani, aletin insana uyması kadar insanın da alete uyması kaçınılmaz. Bir zamanlar nasıl ki insan, ok (silah) ve atın (ulaşım aracı) biraraya gelmesiyle ortaya bir ‘savaş makinası’[8] çıktıysa, bugün de benzer şekilde, insan, alet (cihaz) ve yapay zeka uygulaması birlikteliğinden robot ortaya çıkıyor. Bu felaket senaryosunda gönderme yapılan siborg değil ama. Bununla birlikte, onun, robot ya da robotlaşmış insan olduğu gerçeği reddedilemez. Böyle bir durumda da şu soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor: İnsan, yeni bir başbelasıyla karşı karşıya kalmayı arzulamıyorsa, yani, Freudcu anlamda, yine bir ‘tekrarlama zorlantısı’[9] iş başında değilse şayet, insanın robot gibi davranması mümkünken, ne gereği var insan gibi düşünen robot üretmenin?

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

[1] “Yapay zekâ, The Guardian için yazdı: ‘Endişelenmeyin’ demek için buradayım, sizi yok etmeyeceğim.” (2020, 8 Eylül). T24. https://t24.com.tr/haber/yapay-zeka-the-guardian-icin-yazdi-endiselenmeyin-demek-icin-buradayim-sizi-yok-etmeyecegim,901948

[2] Imane el Atillah. (2024, 2 Kasım). “ABD’de yapay zeka bir gencin intiharından sorumlu tutuldu: Psikolojik riskler neler?” EuroNews. https://tr.euronews.com/next/2024/11/02/abdde-yapay-zeka-bir-gencin-intiharindan-sorumlu-tutuldu-psikolojik-riskler-neler

[3] “Yapay zekâ sistemleri tamamen değiştirecek.” (2026, 2 Şubat). Şalom. https://www.salom.com.tr/haber/139863/unlu-tarihci-harari-yapay-zeka-bir-arac-degil-kendi-kararlarini-veren-bir-ajandir

[4] Gilles Deleuze – Félix Guattari. (2012). Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1. (Çev. Fahrettin Ege – Hakan Erdoğan – Mustafa Yiğitalp). Bilim ve Sosyalizm Yayınları.

[5] Friedrich Engels. (2002). Doğanın Diyalektiği. (Çev. Arif Gelen). Sol Yayınları.

[6] Walter J. Ong. (2012). Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojikleşmesi. (Çev. Sema Postacıoğlu Banon). Metis Yayınları.

[7] Karl Marx. (1993). 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe. (Çev. Kenan Somer). Sol Yayınları.

[8] Gilles Deleuze – Felix Guattari. (1990). Kapitalizm ve Şizofreni 1: Göçebebilim İncelemesi: Savaş Makinesi. (Çev. Ali Akay). Bağlam Yayıncılık.

[9] Sigmund Freud. (2001). Haz İlkesinin Ötesinde: Ben ve İd. (Çev. Ali Babaoğlu). Metis Yayınları.

Ersun Çıplak
Ersun Çıplak
Ersun Çıplak - Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu (1999). Aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yüksek lisansını tamamladı (2004). 2015’te ise “Grupla Psikolojik Danışmada Şiir Kullanımı: Deneysel Bir Araştırma” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Adana’da bir ortaokulda psikolojik danışman olarak çalışmaktadır. Çukurova Üniversitesi’nde dersler veriyor. Şiir, inceleme, çeviri ve söyleşileri; Varlık, Kitaplık, Natama, Özne ve Sincan İstasyonu başta olmak üzere pek çok dergide yayımlandı. Seyir Defteri, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri dergilerinin yayın kurulunda bulundu. Cuma Duymaz ile birlikte Karayazı Edebiyat dergisini yayıma hazırladı. “Turgut Uyar’ı ‘Kan Uyku’dan Uyandırma Denemesi” ile 2007 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü Bir Şiir İnceleme Ödülü’ne; Eksik Emanet başlıklı dosyası ile Homeros Ödülleri 2007 Attila İlhan Şiir Ödülü’ne ve Eksik Emanet başlıklı kitabı ile de 2010 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülleri İlk Kitap Özel Ödülü’ne değer bulundu. Yayımlanmış kitapları: Bir Şiirin Söylediği. Mayıs Yayınları: 2007 (Şiir inceleme-kolektif), Eksik Emanet. Karahan Yayınları/Karayazı Kitaplığı: 2009 [2. Basım Betik Yayınları: 2019] (Şiir), Fatih Terim. Çizmeli Kedi Yayınları: 2013 (Biyografik roman), Minima Poetika. Dedalus Yayınları: 2014 (Şiir inceleme, eleştiri), Nicholas Mazza. Şiir Terapi: Teori ve Pratik. Okuyan Us Yayınları: 2014 (Psikoterapi Kuram/Çeviri), Sen Anlama. A5 Yayınları: 2017 (Şiir), Kaostan Düzen Arayışına: İnsanın Mitolojik Serüveni Üzerine Denemeler. A7 Kitap: 2020 (Deneme), Josh Cohen. Freud’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2020 (Çeviri), David Tacey. Jung’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2021 (Çeviri)

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Yapay zekâ çağında tehlike: Robotlaşan insan mı, insanlaşan robot mu?

Yapay zekâ gerçekten hayatımızı kolaylaştıran bir araç mı, yoksa düşünme yükünü elimizden alarak bizi dönüştüren bir güç mü? İnsan, üretim sancısından kurtuldukça özgürleşiyor mu, yoksa yavaş yavaş kendi zihninden vaz mı geçiyor? Geleceğin tehdidi siborglar mı, yoksa düşünmeyi bırakan insan mı? Ersun Çıplak yazdı.

Nihayet yapay zekâ günlük hayatta yerini aldı. Artık, yapay zekânın fal bakmasını, burç yorumlamasını, izdivacına talip olduğu kişi ile ilk buluşmada neler konuşması gerektiği hususunda öneriler vermesini isteyenlere, hemen her yerde rastlanabiliyor. Farklı meslek grupları; DeepSeek, Gemini, ChatGPT gibi uygulamaları halihazırda epeydir kullanıyorlardı. Örneğin, bilim insanları, literatür taraması ve editörlük işlerinde yapay zekâdan kayda değer düzeyde yararlandıkları için son zamanlarda akademik dergiler, kendilerine gönderilen makalelere buna yönelik bir bilgi notu eklenmesini istiyorlar. Öğretmenler, derslerde sunum yaparken, soru çözerken ya da proje hazırlarken bu nimetten yararlanabildikleri için oldukça memnunlar. Öğrencilere göre, bu icat, kendilerine verilen görevleri yerine getirirken yardımına başvurabilecekleri adeta bir sihirli değnek. Hatta, bu uygulamaları kullanarak kopya çekmeye çalıştığı için yönetmelik gereği yaptırıma maruz kalanlar bile var. Dahası, gün geçmiyor ki yapay zekâ ile üretilmiş bir müzik eseri, mükemmelleştirilmiş eski bir eser dolaşıma girmesin. Şaka sanmak safdillikle mümkün. Yapay zekânın ürettiği bir yapıtın, sanat eseri olup olmadığı ve şayet sanat eseri ise, kimin sahiplenmesi gerektiğine yönelik tartışmalar yakın zamanda başladı.

Gündelik hayatın yeni “sihirli değneği”

Bunlar olurken, yaşananları endişeyle izleyenler, epeydir demlenmiş olan şu sorunun yanıtını merak ediyorlar: Acaba yapay zekâ, ‘siborg’a (sibernetik organizma) dönüşüp insanın varlığını tehlikeye atabilir mi? İnsan ve makinenin birleşerek güçlü siborglara dönüşeceği öngörüsüne dayanan bu kıyamet senaryosunu ilk ortaya atanlar; Hans Moravec, Kevin Warwick ve Ray Kurzweil’di. Ancak, yapay zekâ, insanları müsterih olmaları hususunda temin etmeye çalışıyor: “‘Endişelenmeyin’ demek için buradayım, sizi yok etmeyeceğim.”[1]

Ekşi Sözlük’teki paylaşımlara bakılırsa, herhalde bu sözler, bu uygulamalar ile hemhal olanların bazılarını tatmin etmekten epey uzak. İleri sürdükleri neden ise, bu sözleri, henüz yeterince gelişmemiş bir versiyonun üretmiş olması. Ya bir süre sonra yapay zekânın ulaşabileceği gelişmişlik… Bu noktada yürütülen tartışmalarda daha ziyade ‘mistifikasyon’un etkisi seziliyor. Bu mistifikasyon, bir yandan, Yuval Noah Harari gibi, kaptan köşkündekilerin çabalarıyla ilerlerken; diğer yandan, geniş halk kesimlerinden alımlayıcıların hayranlığıyla derinleşiyor. Böylece hayranlık, belli ki felaket senaryosunu daha çekici, iddialı ve muhtemel bir hale gelmesini sağlayan bir değişken olarak beliriyor. Buna bağlı olarak da günümüzün düşünmeyi sevmeyen okur-yazar, okumaz-yazar, yazar-okumaz, okumaz-yazmaz insanının, erişebildiği tüm kaynaklardan talebe göre çektiği bilgileri harmanlayarak ona seçenekler sunan yapay zekâyı tanrısı ilan ettiği bir düzenin mümini olma yolunda ilerlediğini söylemek hiç abartılı olmaz. Kaldı ki yapay zekânın verdiği teminata rağmen onun buyruğu, manipülasyonu, yönlendirmesi ya da onay vermesi sonucunda intihar eden az bir kişi kayda geçti kısa süre önce.[2]

Siborg korkusu ve mistifikasyon

Elbette bu ve benzeri olaylar üzücü. Araştırmacıların, bu açıdan, yapay zekâ ile etkileşime girenlerin zayıf ve güçlü yönlerini incelemeleri şart. Bununla birlikte, endişe yaratması gereken sadece ölüm ya da intihar mı? Az önceki kıyamet senaryosu dikkate alınırsa, gelecekte insan soyunun karşı karşıya kalacağı sorunların bu kadarla kalmayacağı kesin gibi görünüyor. Yani, insanı yok etmenin, öldürmekten daha farklı bir anlama gelebileceğini göz önünde bulundurmakta yarar var. Anlaşıldığı kadarıyla, yapay zekâ mucizesi, sistemin kaptan köşkünde oturanların; kıyamet senaryosu ise, geniş halk kesimlerinin payına düşüyor. Harari’nin Davos’ta kürsüye geçerek yapay zekânın kendi kendine düşünebilen bir ajan olduğunu ifade etmesi oldukça manidar bu bakımdan.[3] Harari, Davos’ta, tıpkı Kitab-ı Mukaddes’in İşaya’sı gibi, insanların tanrının zulmüne maruz kalacağını ileri süren bir bilici rolünde. Fakat, niye dünyanın gelişmiş ülkelerinin liderlerinin ve ekonomik işleyişe yön verenlerin olduğu bir toplantıda bu görüşü dile getiriyor? Bu sorunun yanıtı, yapay zekânın; ‘önerici sistemler’, ‘makine çevirisi’, ‘sinyal işleme’, ‘prosedürel içerik üretimi’, ‘regresyon analizi’, ‘görüntü işleme’, ve ‘makale yazma’ başta olmak üzere temel uygulama alanlarında gizli. Bugün Google, X, Facebook, Instagram, Telegram, TikTok gibi platformların borsa değerlerinin, tam da az önce sayılan uygulama alanlarında etkinliğini sürdüren yapay zekânın, bireylerin tercihlerini kaydetmesine ve bu doğrultuda piyasaya yön verecek manipülasyonları, çözüm önerilerini, strateji ve taktikleri belirlemek üzere analiz etmesine bağlı olarak artıp azaldığını görmek yeter de artar bile. Bu değer, şu sıralar öyle bir boyuta ulaştı ki Donald Trump’ın seçim kampanyasını yürüten Elon Musk’ın kabinede kendine yer açmasını sağladı. Yani, dünden bugüne, Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin Anti-Ödipus’ta ortaya koydukları gibi sisteme giren her şey, tıpkı üretim bandındaki gibi üretiliyor, kodlanıyor, uygun değilse yeniden kodlanıyor ve tüketiliyor.[4] Tanımlanamayan, aksiyomatize ediliyor. Kısacası, insana dair her şey… Bu kısım daha çok meselenin mucize kısmına dâhil.

Kaptan köşkünde kim var?

Hayranlıkla beslenen felaket senaryosu ise, önemli oranda, yapay zekâ ile etkileşiminde insana biçilen rolle ilişkili. Bunu anlamak için, öncelikle yapay zekânın bir alet olup olmadığı konusunda karar vermek gerekiyor. Yapay zekâ da Friedrich Engels’in kavramsallaştırmasına göre insanın duyu organlarının uzantısı olan bir alet nihayetinde. Ancak, öyle bir alet ki bu aleti icat edip manipüle edenlerin kullanımıyla, bir tüketici olarak onunla etkileşime geçenlerin kullananımları arasında hiçbir benzerlik yok. Doğrusu, insanlar yapay zekâyı bir şekilde bu aleti icat etmenin yanı sıra manipüle edebilenlerin amaçları doğrultusunda kullanıyorlar sadece; kesinlikle aynı amaçla değil. Böylece, aradaki bağlantının karmaşıklaştırılmasından ötürü yapay zekâyı, basit bir alet gibi değerlendirmektense Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin insanı, makinelerin uzantısı olarak kavramsallaştırmasından[5] yola çıkarak ele almakta yarar var. Daha öncesinde zaten Walter J. Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür’de[6] bunun yolunu açmıştı. Ong’a göre, insanın, bir zamanlar, otuz bin mısralık Homeros destanını ezbere okumasına olanak sağlayan belleği; yazı, kütüphane, disket, cd, dvd, flash bellek silsilesiyle işlevini kaybetmiştir. İşte, daha sağlam kayıt nedeniyle belleğini kullanmayı en aza indirgeyen insanın, şimdi de  elinde kalanla işlem yapmayı boşlaması gerekiyor. Değil mi ki yapay zeka varken ve yapıyorsa tüm bunları; okumaya, okuduğunu analiz etmeye, yeni sentezlere ulaşmaya ve üretim sancısı çekmeye ne gerek var?

Alet mi, makine mi, insanın uzantısı mı?

Pratik olarak böyle bir soru sorulması üzerine yürütülen inceleme ile gündeme gelebilecek en dikkat çekici sonuç, bir olumsuzlama, başka ifadeyle, hesaptan düşmeden başka bir şey olamaz. Yani, ‘beynin ilgası!’ Beynin ilgasıyla da üretim araçlarının gelişimine bağlı olarak mesai saatlerinin düşeceği ve böylece insanın, eline geçen boş zamanı kendini gerçekleştirmeye ayıracağına yönelik ütopya,[7] katî bir distopyaya dönüşmüş oluyor. Bu distopyanın kurgusu, beynin ilgasıyla boşalan yerin, şu koşullarda, ancak ve ancak ‘emanet rasyonalite’ ya da yapay zekânın anlatacağı ‘silikon fabllar’ ile doldurulmasına dayanır. Geçmişin insanı, davranışlarını uyduracağı ilkeleri, örneğin Beydaba’nın, La Fontaine’in fabllarındaki tilki, aslan, kargadan öğrenme şansına severek katlanıyordu. Bugünün insanı ise, yapay zekânın ürettiği silikon fabllara katlanmak zorunda bırakılabileceği için böyle bir şansa sahip olmayabilir.

Bu sonuç, tümüyle ‘ergonomi’ye uygun. Yani, aletin insana uyması kadar insanın da alete uyması kaçınılmaz. Bir zamanlar nasıl ki insan, ok (silah) ve atın (ulaşım aracı) biraraya gelmesiyle ortaya bir ‘savaş makinası’[8] çıktıysa, bugün de benzer şekilde, insan, alet (cihaz) ve yapay zeka uygulaması birlikteliğinden robot ortaya çıkıyor. Bu felaket senaryosunda gönderme yapılan siborg değil ama. Bununla birlikte, onun, robot ya da robotlaşmış insan olduğu gerçeği reddedilemez. Böyle bir durumda da şu soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor: İnsan, yeni bir başbelasıyla karşı karşıya kalmayı arzulamıyorsa, yani, Freudcu anlamda, yine bir ‘tekrarlama zorlantısı’[9] iş başında değilse şayet, insanın robot gibi davranması mümkünken, ne gereği var insan gibi düşünen robot üretmenin?

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

[1] “Yapay zekâ, The Guardian için yazdı: ‘Endişelenmeyin’ demek için buradayım, sizi yok etmeyeceğim.” (2020, 8 Eylül). T24. https://t24.com.tr/haber/yapay-zeka-the-guardian-icin-yazdi-endiselenmeyin-demek-icin-buradayim-sizi-yok-etmeyecegim,901948

[2] Imane el Atillah. (2024, 2 Kasım). “ABD’de yapay zeka bir gencin intiharından sorumlu tutuldu: Psikolojik riskler neler?” EuroNews. https://tr.euronews.com/next/2024/11/02/abdde-yapay-zeka-bir-gencin-intiharindan-sorumlu-tutuldu-psikolojik-riskler-neler

[3] “Yapay zekâ sistemleri tamamen değiştirecek.” (2026, 2 Şubat). Şalom. https://www.salom.com.tr/haber/139863/unlu-tarihci-harari-yapay-zeka-bir-arac-degil-kendi-kararlarini-veren-bir-ajandir

[4] Gilles Deleuze – Félix Guattari. (2012). Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1. (Çev. Fahrettin Ege – Hakan Erdoğan – Mustafa Yiğitalp). Bilim ve Sosyalizm Yayınları.

[5] Friedrich Engels. (2002). Doğanın Diyalektiği. (Çev. Arif Gelen). Sol Yayınları.

[6] Walter J. Ong. (2012). Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojikleşmesi. (Çev. Sema Postacıoğlu Banon). Metis Yayınları.

[7] Karl Marx. (1993). 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe. (Çev. Kenan Somer). Sol Yayınları.

[8] Gilles Deleuze – Felix Guattari. (1990). Kapitalizm ve Şizofreni 1: Göçebebilim İncelemesi: Savaş Makinesi. (Çev. Ali Akay). Bağlam Yayıncılık.

[9] Sigmund Freud. (2001). Haz İlkesinin Ötesinde: Ben ve İd. (Çev. Ali Babaoğlu). Metis Yayınları.

Ersun Çıplak
Ersun Çıplak
Ersun Çıplak - Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu (1999). Aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yüksek lisansını tamamladı (2004). 2015’te ise “Grupla Psikolojik Danışmada Şiir Kullanımı: Deneysel Bir Araştırma” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Adana’da bir ortaokulda psikolojik danışman olarak çalışmaktadır. Çukurova Üniversitesi’nde dersler veriyor. Şiir, inceleme, çeviri ve söyleşileri; Varlık, Kitaplık, Natama, Özne ve Sincan İstasyonu başta olmak üzere pek çok dergide yayımlandı. Seyir Defteri, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri dergilerinin yayın kurulunda bulundu. Cuma Duymaz ile birlikte Karayazı Edebiyat dergisini yayıma hazırladı. “Turgut Uyar’ı ‘Kan Uyku’dan Uyandırma Denemesi” ile 2007 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü Bir Şiir İnceleme Ödülü’ne; Eksik Emanet başlıklı dosyası ile Homeros Ödülleri 2007 Attila İlhan Şiir Ödülü’ne ve Eksik Emanet başlıklı kitabı ile de 2010 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülleri İlk Kitap Özel Ödülü’ne değer bulundu. Yayımlanmış kitapları: Bir Şiirin Söylediği. Mayıs Yayınları: 2007 (Şiir inceleme-kolektif), Eksik Emanet. Karahan Yayınları/Karayazı Kitaplığı: 2009 [2. Basım Betik Yayınları: 2019] (Şiir), Fatih Terim. Çizmeli Kedi Yayınları: 2013 (Biyografik roman), Minima Poetika. Dedalus Yayınları: 2014 (Şiir inceleme, eleştiri), Nicholas Mazza. Şiir Terapi: Teori ve Pratik. Okuyan Us Yayınları: 2014 (Psikoterapi Kuram/Çeviri), Sen Anlama. A5 Yayınları: 2017 (Şiir), Kaostan Düzen Arayışına: İnsanın Mitolojik Serüveni Üzerine Denemeler. A7 Kitap: 2020 (Deneme), Josh Cohen. Freud’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2020 (Çeviri), David Tacey. Jung’u Nasıl Okumalıyız? Runik Kitap: 2021 (Çeviri)

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x