Bilim

4 Ağustos 2022

Yazdır

Koronavirüsü kapmamanın nedeni genetik olabilir mi?

Bilim insanları bazı kişilerin hücrelerinde meydana gelen birtakım genetik modifikasyonlar sayesinde HIV ve sıtma gibi bulaşıcı hastalıklara karşı doğal bir direnç gösterebildiğini 1990’lardan beri biliyordu. Peki, 2019’dan beri tüm dünyada etkisini gösteren COVID-19 virüsüne karşı da böyle doğuştan gelen bir direnç söz konusu mu?

Harvard Üniversitesi’nden mikrobiyoloji alanında doktora derecesine sahip olan Katherine J. Wu, The Atlantic için kaleme aldığı makalede bu sorunun cevabını arıyor.

Makaleden öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

“Geçen Noel, Omicron varyantı ABD’de yayılırken, Mary Carrington kendini, farkında olmadan süper bulaştırıcıların toplandığı 20’den fazla kişinin bir araya geldiği kapalı ortamda yapılan bir partide buldu. Partiye katılanlardan en az birisi virüsü diğerlerine de bulaştırdı.

İki yıl boyunca koronavirüse yakalanmayan Carrington, sıranın kendine geldiğinden emindi, zira koronavirüs testi pozitif çıkan yeğenini yakın zamana kadar kucağında tutuyordu. Ancak Carrington hastalığa hiçbir zaman yakalanmadı.

“Kendi kendime düşündüm, vay canına, sanırım gerçekten hastalığa karşı bir direncim var.”

Carrington burada çok sayıda COVID aşısı sayesinde edindiği bağışıklıktan bahsetmiyordu. Bunun yerine belki de doğuştan gelen genetik bir özellik sayesinde vücudundaki hücreler patojenin saldırılarını doğal yollarla savuşturmanın bir yolunu bulmuştu.

Carrington bunun ne anlama geldiğini anlayabilecek birisiydi. Ulusal Kanser Enstitüsü’nde bir immünogenetik uzmanı olan Carrington, 1990’lardan itibaren, çoğu HIV varyantının insan hücrelerine girmesini engelleyen ve bazı insanları patojenin etkilerinden koruyan bir mutasyonun varlığının keşfedilmesinde rol oynayan birkaç bilim insanından biriydi. Belki de buna benzer bir şey bazı kişileri SARS-CoV-2’den koruyor olabilirdi.

Doğal direnç geni

Koronavirüse karşı doğal bir direncin var olduğu fikri o kadar cezbedici ki, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları onun varlığına dair herhangi bir ipucu bulmak için insanların genomlarını araştırıyor. Bilim insanları, böyle bir şey varsa, bu bilgiyi virüsün en çok kimleri etkilediğini anlamak veya COVID’e karşı daha iyi ilaçlar geliştirmek için kullanabilir.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde genetikçi ve virolog olan Paula Cannon, sayıları nüfusa oranla giderek azalan koronavirüse henüz yakalanmamış bireyler için doğal direncin, kendilerinde de mutlaka olduğunu düşündükleri “bir süper güç gibi” göründüğünü söylüyor.

Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nde immünolog olan Helen Su ise SARS-CoV-2 hastalığına karşı gerçek bir direncin herhangi bir süper güç gibi muhtemelen “oldukça nadir” olacağını belirtiyor. Örneğin, Carrington’un orijinal tahmininin yanlış olduğu kanıtlandı: Kısa süre önce İsviçre’den dönen Carrington sonunda kendini virüsle iç içe buldu. Yakın zamana kadar virüse yakalanmayan çoğu insan gibi, Carrington da aşı, temkinli davranışlar, sosyoekonomik ayrıcalık ve şans gibi etkenlerin olası bir birleşimi sayesinde virüsten uzak durmayı başarmıştı. Koronavirüse karşı doğuştan gelen bir direncin var olmayabileceği veya var olsa bile teoride sağladığı korumaya değmeyecek şekilde beraberinde büyük maliyetler getirebileceği de mümkündür.

Hastalıkları engelleyen mutasyonlar

Rockefeller Üniversitesi’nde genetikçi ve immünolog olan Jean-Laurent Casanova’ya göre, insanlarda hastalığa sebep olduğu bilinen bin 400 virüs, bakteri, parazit ve mantardan yalnızca üçünün tek seferlik genetik değişiklikler ile vücuda girmesi engellenebilir: HIV, norovirüs ve bir sıtma paraziti.

Bunlardan en çok bilineni belki de HIV’yi engelleyen mutasyondur. Yaklaşık 30 yıl önce, aralarında Carrington’ın da bulunduğu araştırmacılar, birkaç defa virüse kesin bir şekilde maruz kalan ve hasta olmaları gerekirken virüse yakalanmayan birtakım kişi üzerinde araştırmalar yürüttü. Onların sahip olduğu süper güç oldukça basitti: Bu kişiler, virüsün insan vücudunda tercih ettiği av olan T hücrelerine girmek için HIV’nin ihtiyaç duyduğu hücre yüzeyindeki bir proteini oluşturan CCR5 denilen genin işlevsel kopyalarına sahip değillerdi. Araştırmacılar güçlü bir antiretroviral ilaç türü oluşturmak için bu mutasyonun keşfinden yararlandılar ve kemik iliği nakli sayesinde virüsü iki kişinin vücudundan temizlediler. Bu, işlevsel bir HIV tedavisi geliştirmeye en yakın şeydi.

Geriye kalan iki patojen de benzer hikâyelere sahip. Kırmızı kan hücrelerinin zarlarından Duffy adlı bir proteini silen genetik bir modifikasyon sıtmaya neden olan birkaç parazitten biri olan Plasmodium Vivax’ın hücrelere girmesini engeller. Duffy mutasyonu, Sahra altı Afrika’nın bazı bölgelerinde o kadar yaygındır ki, P. Vivax enfeksiyonları bu bölgelerde oldukça az görülmektedir.

Genetik teknolojisi

Genetikçi Casanova ve onunla işbirliği yapan küresel bir ekip, genlerinde koronavirüse karşı direnç barındırdığına inanan dünyanın dört bir yanındaki binlerce insanla aylardır temas halinde. En iyi adaylar, virüse yoğun bir şekilde maruz kalan (örneğin evlerinde koronavirüs semptomları gösteren bir kişi aracılığıyla) ve hem patojen hem de virüse karşı bağışıklık tepkileri için sürekli olarak negatif test edilen kişiler. Ancak virüsün solunum yoluyla bulaşması genellikle şans eseridir; koronavirüs insanlara sessiz bir şekilde bulaşabilir ve geride her zaman antikor bırakmaz. (Bu sebeple ekip, tepkileri daha az değişkenlik gösteren T hücreleri için de testler yapma kararı aldı.) Koronavirüs semptomlarını kesin olarak göstermeyen kişiler hiç test yapmayabilir veya doğru bir şekilde test edilmeyebilir. Bununla birlikte, aşılama veya hastalık sonrasında bağışıklık sistemi tek başına insanları koronavirüse karşı koruyabilir.

Süper güç gerçekten süper güç mü?

Virüslere karşı gerçek bir direnç yalnızca birkaç yolla tezahür eder ve genellikle bir patojenin hücrenin içine girmesini veya hücreye girdiği takdirde kendini kopyalamasını engelleyen bir mutasyon ile ortaya çıkar.

Genetik direnç süper gücünün farklı türlerde zayıf noktaları olabilir. HIV’nin birkaç varyantı CCR5 geninden kaçınmanın ve CXCR4 ismi verilen başka bir moleküle tutunmanın bir yolunu buldu; Δ32 mutasyonuna sahip olan kişiler bile virüsün bu varyantına karşı güvende değiller. Harvard Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü’nde sıtma alanında araştırmalara yürüten Dyann Wirth, benzer bir durumun Plasmodium Vivax ile de yaşandığını, “parazitin Duffy proteinine sahip olmayan bazı kişilerde görüldüğünü”, yani virüsün bir arka kapı bulduğunu söylüyor. Evrim yoluyla virüslerin mutasyon geçirmesi güçlü bir strateji olabilir.

Yine de söz konusu bağışıklığın fayda sağlaması için ya hep ya hiç prensibinde çalışmasına gerek yok. Kısmi genetik bir bağışıklık da bir kişide hastalığın ilerleyişini etkileyebilir. Kırmızı kan hücrelerinin işlevlerini etkileyen birçok mutasyon sıtmaya sebep olan parazitlerin hücrelere girmesini engelleyebilir. Ancak Wirth’un söylediğine göre bu mutasyonların büyük bir kısmı “insan vücudunda ağır bedelleri” beraberinde getiriyor ve insanlarda potansiyel olarak ölümcül hale gelebilecek ciddi pıhtılaşma bozukluklarına sebep oluyor.

Covid-19’dan koruyan mutasyon var mı?

Araştırmacılar COVID-19 ile ilgili bazı eğilimleri tespit etmeye başladılar. Çalışmalarını Rockefeller Üniversitesi’nde yürüten Casanova, hastalık erken safhalarında kontrol altına alınmasında alarm benzeri bir bağışıklık molekülünün önemini ortaya çıkaran araştırmalara öncülük eden birkaç bilim insanından biri. Virüse yakalandıktan sonraki saatlerde vücutları bu proteinleri hızlı bir şekilde salgılayan insanlar genellikle hastalığı hafif geçirirler. Ancak virüse karşı tepkileri zayıf veya gecikmeli olan kişiler hastalığı ağır bir şekilde geçirmeye daha yatkın. Diğer etkenler de ağır hastalık riskini artırabilir veya düşürebilir: hücrelerin virüsü erkenden tespit edebilme kabiliyeti; savunmanın farklı katmanları arasındaki koordinasyon; vücudun kendi dokularına zarar vermemek için bağışıklık sisteminin kendi üzerinde sahip olduğu kontrol.

Casanova ve meslektaşları ayrıca, insanların uzun süreli COVID’e veya koronavirüsün diğer sonuçlarına maruz kalma riskini azaltabilecek mutasyonların peşindeler. Bu araştırmaların hiçbirisi kolay olmayacak.

Koronavirüsü tamamen önleyen genetik bir direncin ortaya çıkmaması bir hayal kırıklığı olmak zorunda değil. Doğuştan sahip olduğumuz bağışıklık elimizdeki tek silah değil. Bağışıklık, genetik direncin aksine zaman içinde özellikle aşılar yardımıyla kolayca inşa edilebilir, değiştirilebilir ve güçlendirilebilir. Carrington’un COVID vakasının “hafif seyretmesinin” sebebi muhtemelen bağışıklık sisteminin sonradan güçlendirilmesiydi. Bağışıklık sistemini güçlendirmek, doğuştan sahip olabileceğimiz ya da olmayabileceğimiz genetik bir dirence güvenmekten daha emin bir yöntem. Koronavirüs artık hayatımızın bir parçası olduğuna göre virüse karşı kendi yarattığımız savunmalara güvenmek daha iyi olacak.

Bu yazı ilk kez 4 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

 

Katherine J. Wu’nun The Atlantic web sitesinde yayınlanan “Could Genetics Be the Key to Never Getting the Coronavirus?” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theatlantic.com/health/archive/2022/07/why-some-people-never-get-covid/670929/

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend