Bilim

19 Nisan 2021

Yazdır

Pandemi ve veri pazarlığı: İsrail örneği

Pek çok ülke aşı peşinde. İsrail ise aşılaması planını en hızlı şekilde hayata geçiren ülke. 18 Nisan itibariyle okullar açıldı, sokakta maske takma zorunluluğu kaldırıldı ancak kapalı yerlerde hâlâ zorunlu. Tüm ülkelerin aşı alabilmek için sıraya girdiği ilaç firmalarıyla hem yüksek fiyat hem de veri karşılığı aşı anlaşması yapan İsrail, pandeminin ilk dönemlerinde de maske, test kiti, ventilatör gibi hayati eksiklerini karşılarken ya da daha ileride istihbarat örgütlerinden istifade etti. Vaka sayıları düştü, ölüm neredeyse yok. İsrail’in bugüne nasıl geldiği ise merak konusu.

Aslında salgınlar ve veri ilişkisi yeni değil. Mesela 1854’de Londra’daki kolera salgınında John Snow hastalık, su yolları ve yerleşimler arasındaki ilişkiyi kontrol eden bir yöntem tespit etmişti. Salgından ölenlerin sayısı ve yerleri ile su pompası istasyonların bulunduğu bölgeleri bir haritaya işlemiş ve bu sayede salgının yayılmasına engel olmuştu. Tıbbi coğrafyanın önemli yaklaşımlarından birisi sayılan bu modelleme günümüzde teknoloji sayesinde ulaşılması kolay bir imkân haline geldi. Hiperbağlanmışlığın ve devasa verinin hızla yükseldiği bu dönemde COVID-19 pandemisini yönetmek için verinin önemi daha da arttı. Artık hastalıkların yayılması ve bulaşması konusunda hesaplar yapılarak, virüsün bulaşma hızı tespit edilebiliyor. Hatta gerekli tedbirler alınmazsa ne kadar kişiyi ne kadar zamanda enfekte edeceği de…

Yani, 19. yüzyıldan beri salgınlarla mücadele için, salgının seyrini öngörebilecek formüller kullanılıyor. Formüllerin işe yaraması için en temel noktaysa gerçek, doğru ve zamanlı verilerin olması zira ancak bu sayede doğru bir analiz yapıp tedbir almak mümkün.

COVID-19’un seyrindeyse, gerçek, doğru ve zamanlı veri toplayıp işleme süreci açısından, hâlihazırda bilişim teknolojisi üretiminde dikkate değer bir yeri olan İsrail ilginç örneklerden biri oldu.

İsrail’de ilk hastanın varlığı 21 Şubat 2020’de açıkladı. 11 Mart 2020’de halkın sosyal mesafe ve maske kurallarına uyması istendi. Yoğun bakımlarının doluluk oranlarının artmaya başladığı bir ortamda 19 Mart 2020’de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu olağanüstü hâl ilan etti.

İsrail istihbarat örgütleri devrede

Ülkede koruyucu, cerrahi ve N95 maske stoklarının yetersizliği ortaya çıktı. Hastalığın yayılmasını engellemek için, hastaların erken bir dönemde tespit edilip izole edilmesini sağlayacak test kitleri eksikti. Yoğun bakımlarda da ventilatör yetersizliği vardı. İsrail, bütün bu ihtiyaçlarını istihbarat örgütünü kullanarak farklı kaynaklardan temin etmeye karar verdi.

Nisan başı itibariyle Mossad, 1,5 milyon N95 koruyucu maske, 700 bin cerrahi maske, 2 milyon koruyucu ekipman, 50 bin COVID-19 tedavisinde kullanılan ilaç ve 180 ventilatörü İsrail’e getirmeyi başardı. Bu ilk operasyonu birçok küçük operasyon takip etti.

15 Mart 2020’de İsrail hastalığın yayılma zincirini takip etmek (filyasyon) için veri toplama işini bu sefer de ülkedeki iç güvenlikten sorumlu istihbarat kurumu Shin Bet’e verdi.

İsrail Sağlık Bakanlığı test sonucu pozitif çıkan kişilerin kayıtlarını Shin Bet’e gönderdi. Shin Bet hastanın geçen iki haftalık hücresel verisini, görüşme üst bilgisini (metadata) ve varsa coğrafi yer bilgilerini karşılaştırarak, bu süre içinde görüşmüş ve hastalığı bulaştırmış olabileceği insanların bilgisini elde etti, bunları Sağlık Bakanlığı’na gönderdi. Gönderilen veriler, Sağlık Bakanlığı’nın salgını yönetmek için oluşturduğu Magen (Zırh) isimli programla değerlendirdi. Sağlık Bakanlığı hastalarla görüşerek/yakınlaşarak enfekte olduğunu düşündüğü kişilere kısa mesaj göndererek uyardı.

Ancak, farklı düşünce kuruluşları İsrail’deki bu uygulamanın kişisel bilgi gizliliğine aykırı olduğunu iddia etmeye başlayınca, Shin Bet bu bilgileri en fazla 30 gün için tuttuklarını sonra sildiğini açıklasa da açılan davalara engel olamadı. 26 Nisan 2020’de İsrail Yüksek Mahkemesi kişisel veri gizliliği açısından bu uygulamanın son bulması gerektiğine hükmetti. Shin Bet bu uygulamaya son verdiğini söylemiş olsa da Araç ismini verdikleri uygulamayla 11 Eylül’den bu yana İsrail vatandaşlarının iletişimlerini ve farklı bilgilerini kaydettiklerini düşünen araştırmacılar olduğunu da vurgulamalıyız.

Bu arada, İsrail Sağlık Bakanlığı da 27 Temmuz 2020’de Magen 2.0 sürümünü çıkarttı. Bu sürümün yazılımına yer tespiti yapan GPS bilgisinin yanı sıra Bluetooth verisi de eklenmişti, böylece kullanıcıların sosyal mesafesi de kontrol edilebiliyordu.

Aşı anlaşmasında öne geçme pazarlığı

COVID-19’a karşı aşıların bulunmasıyla birlikte İsrail için farklı bir mücadele alanı daha oluşmuş oldu. Aşılar arasında BioNTech-Pfizer mRNA aşısı önde gidiyordu. İsrail koruyucu malzeme temin etmek için uğraştığı süreçteki tecrübelerini bu dönemde kendisi için yönlendirici olarak kullandı.

9 Kasım 2020’de Pfizer’le yüklü miktarda aşı temin etmek için anlaşma yapmaya çok yaklaştı. 13 Kasım’da imzalar atılmıştı. Öyle ki İsrail’de bile rakiplerine göre daha yüksek rakamlar vererek aşıya ulaşıldığı yaygın bir fikir olarak epey tartışıldı. Pfizer’ın yanı sıra Moderna aşısı için de pazarlıklar yapmaya başladı. BioNTech-Pfizer mRNA aşısının lojistik açıdan en büyük problemi, çok düşük sıcaklıklarda saklanması gerekliliğiydi. Moderna buna kıyasla alışılmış soğuk zincir sıcaklık derecelerinde saklanabiliyordu.

İsrail, 2020’in aralık ayının başlarında, 23 Mart 2021’de yapılacak seçimlere kadar yüksek miktarlarda aşıyı almayı, denetim sürecini hızlıca bitirip, aşılamaya başlamayı ve belirli seviyede sürü bağışıklığını oluşturmayı hedefledi. 19 Aralık 2020’den itibaren 60 yaş üzerindekilerden başlayarak, aşılıma sürecine girişti. Şubat ayı başında 60 yaş üstünün %90’ı ilk doz aşıya ulaşmışlardı. Ayın sonunda 4.8 milyon İsrailli ilk aşısını olmuştu.

İsrail aşıların karşılığında ne verdi?

İsrail, tüm bu sürecin sonunda dünyadaki en yüksek hızlı aşılama kampanyasıyla dikkatleri çekti. Bunun başarılmasının ardındaysa başka bir neden vardı: Yüksek fiyatlandırmanın yanı sıra İsrail’in aşılama sürecindeki verileri Pfizer’e vermesi.

İsrail devletinin BioNTech – Pfizer mRNA aşısını almak için yaptığı anlaşmaya bakıldığında ilk gizli anlaşmanın tarihinin saklandığı görülüyor. Anlaşmada ‘projenin amacı’ başlığı altında bu süreç “İsrail’de aşılama kapsamının belirli bir yüzdeye ulaştıktan sonra sürü bağışıklığının sağlanıp sağlanmadığını belirlemek için aşıdan kaynaklanan epidemiyolojik verileri ölçmek ve analiz etmek” ibaresiyle tanımlanıyor. Aşılanan kişilere ait yaş, cinsiyet ve sağlık durumuyla ilgili verilerin Pfizer ile düzenli olarak paylaşılacağı yine bu anlaşma içinde belirtiliyor. Pfizer’in aşılama kampanyası sürecindeki teknik ihtiyaçlarını çözümlemek için Sağlık Bakanlığı’na yardımcı elemanlar temin etmesi de anlaşmanın bir diğer parçası. Anlaşmada Pfizer’in aşıları İsrail’e hangi fiyattan sattığını belirtilen bölümler kapatılmış olsa da firmanın aynı doz aşıları Avrupa Birliği ülkelerine 12 Euro’ya satarken İsrail’e 23 Euro’ya satması da sosyal medyada hararetle tartışıldı.

Bu anlaşma sayesinde elde edeceği verilerle Pfizer’ın ürününün etkinliği ve iyileştirilmesi araştırmalarını hızlıca yapacağı açık. Bu verileri İsrail’den edinmeseydi, Pfizer’in, milyonlarca dolar harcayarak araştırma yapmak zorunda kalacağı da bir gerçek. Uzmanların da açıkça ifade ettiği gibi COVID-19 varyasyonların ortaya çıkmasıyla birlikte aşı rejiminin değişebilmesi ihtimali ortada. Bu anlaşma sayesinde elde ettiği veriler, tıpkı grip aşısında olduğu gibi Pfizer’in farklı varyasyon virüslere karşı da etkili aşılar çıkarmasına yardımcı olacak. mRNA aşılar konusunda yapılan çalışmaların temelinde kansere karşı bir aşı geliştirme çabası olduğunu da unutmayalım. COVID-19 aşılarının İsrail’de uygulanmasından elde edilen veriler bu yöndeki çalışmaların da hızlanmasını sağlayacak.

Pfizer neden İsrail’i seçti?

Pfizer’in yüklü miktarda aşıyı İsrail’e vermesinin ardındaki tek nedenin fiyatlandırma olmadığı görülüyor. Verilerin sağlanmasının Pfizer’in karar sürecini kolaylaştırdığı da açık. Fakat Pfizer’in İsrail’i tercih etmesinin altında aşının başarıya ulaşmasını sağlayan belirgin bir altyapı ve yönetişim zihniyeti olduğu da vurgulanmalı. İsrail Sağlık Politikası dergisinde çıkan yeni bir makale1 Pfizer’ın neden İsrail’i tercih ettiğini net bir biçimde açıklıyor:

  1. İsrail’in hem bölgesinde içinde hem de nüfus açısından küçük boyutu, nispeten genç nüfusu ve Aralık 2020’deki nispeten sıcak havası,
  2. İsrail’in merkezi ulusal hükümet sistemi (federal hükümet sisteminin aksine),
  3. İsrail’in büyük ölçekli ulusal acil durumlara acil müdahalelerin planlanması ve uygulanması konusundaki deneyimi ve altyapısı,
  4. İsrail’in toplum temelli sağlık hizmeti sağlayıcılarının organizasyonel, bilişim teknolojisi ve lojistik kapasiteleri (dört sağlık planı), bunların tümü büyük ve ulusal kapsamdadır.
  5. Doğrudan sağlık planları tarafından istihdam edilen iyi eğitimli, maaşlı, toplum temelli hemşirelerden oluşan bir kadronun mevcudiyeti,
  6. Hükümet, sağlık planları, hastaneler ve acil bakım sağlayıcıları arasında – özellikle ulusal acil durumlarda – etkili işbirliği geleneği ve bu işbirliğini kolaylaştırmaya yönelik çerçeveler,
  7. Aşılar hakkında karar vermek için iyi işleyen çerçevelerin ve aşılama kampanyalarının uygulanmasına yardımcı olacak destek araçlarının varlığı,
  8. Aşı satın alımı ve dağıtımı için özel devlet fonlarının hızlı seferber edilmesi,
  9. İsrail nüfusuna oranla büyük miktarda aşı için sözleşmenin zamanında yapılması,
  10. Dağıtım sürecinin erken aşamalarında aşı almak için kimin önceliğe sahip olduğunu belirlemek için basit, açık ve kolay uygulanabilir kriterlerin kullanılması,
  11. Pfizer-BioNTech COVID-19 aşısının zorlu soğuk depolama gereksinimlerini karşılayan yaratıcı bir teknik yanıt,
  12. Nüfusu aşılara kaydolmaya teşvik etmek için iyi tasarlanmış sosyal yardım çabaları.

Bütün bu seçenekler İsrail’i pürüzsüz bir uygulama alanı haline getirirken verilerin de tutarlılığını güçlendirmiş oldu.

İsrail’in aşıyı uygularken kurduğu dijital lojistik sistemi ve büyük doz kutularını küçük pizza kutusu büyüklüğünde termal kutularla kuru buzların içinde dağıtabilmesi de büyük avantaj sağladı. Bunun ötesinde aşılama sırasında çözülen aşıların israf olmasını önlemek için önceliklendirilmiş kişilerin yanı sıra ulaşabildikleri herkesin aşılanmasını sağlayarak önemli bir tercihte bulundular.

Peki ama Filistin?

İsrail’in aşılama başarısının yanında Filistin’in bir türlü aşılanamaması da büyük bir problem olarak dünya gündeminde yerini alıyor. 5,2 milyon Filistinlinin yaşadığı Batı Şeria ve Gazze’de aşılama süreci İsrail ile gündüzle gece kadar farklı.

Şimdiye kadar Batı Şeria’ya 37 bin Pfizer, 24 bin Astra Zenaca, 100 bin Sinopharm, 10 bin Sputnik V ve 5 bin Moderna geldi. Bu kadar farklı aşı türünün gelmesinin aşılama rejimi açısından iyi mi kötü mü olduğunu hekimlere sormak lazım. Gazze’ye ise Hamas hükümeti 2,1 milyon nüfusu için Birleşik Arap Emirlikleri yoluyla temin edilen 60 bin Sputnik V aşısından başka aşı gelmedi.2 Öte yandan İsrail’in Batı Şeria’dan çalışmak için gelen 110 bin işçi Filistinli’ye hastalığı yaymaması için Pfizer aşısından yaptığı da biliniyor. Kim bilir belki bu durum da Pfizer’le yapılan gizli anlaşmanın bir hükmüdür.

Aşılanmanın bitmesinin arkasından İsrail’deki sürecin yeni çıkan varyasyonlara karşı nasıl bir etki göstereceğini en az Pfizer kadar bütün uzmanlar da merak ediyor ama şimdilik İsrail’de aşılama sürecine ait bütün veriler ve buna bağlı grafikler, pandeminin yayılmasında belirgin bir düşüş gösteriyor.

Verilerimiz ve geleceğimiz

Küresel olarak baktığımızda verilere dayanarak akılcı aşılama politikası izleyen ülkelerin ekonomik kayıplarının en aza indiğini görüyoruz. Yeni Zelanda ve İsrail bunun en güzel örnekleri. Verileri gizleyerek belirgin durumları perdelemek artık bu yüzyıl için geçersiz bir tutum. Gelişmiş ülkelerin bile devlet sırlarını saklayamadığı bu dönemde birçok sorunun çözümü doğru veriyi yorumlamakta yatıyor.

Veri ve sağlık ilişkisi bu kadar belirginken, gelecek yıllarda yabancı ülkelere gitmek için vize almaya çalışırken, bütün sağlık verilerimizi ve aşı kayıtlarımızı da başvuru dosyalarımıza eklememiz gerekebilir. Ama belki de İsrail örneği distopik bir geleceğin erken habercisidir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 19 Nisan 2021’de yayımlanmıştır.

  1. Rosen, B., Waitzberg, R. & Israeli, A. Israel’s rapid rollout of vaccinations for COVID-19. Israel Journal of Health Policy Res 10, 6 (2021). https://doi.org/10.1186/s13584-021-00440-6
  2. https://www.al-monitor.com/originals/2021/03/palestinians-vaccines-covax-administer-west-bank-gaza.html#ixzz6qlmzBdQi

Salih Bıçakcı

Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi ve İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı. 1994’te Marmara Üniversitesi’nden mezun oldu. Yüksek Lisansını aynı üniversitede tamamladı. 2004’te İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi’ndeki doktora çalışmalarını tamamladı. Doç. Dr. Bıçakcı kimlik, güvenlik ve terörizm konusunda birçok akademik projede yer aldı. Çeşitli üniversitelerde Uluslararası Siyasette Orta Doğu, Uluslararası Güvenlik, Uluslararası İlişkiler Teorisi, Türk Dış Politikası dersleri verdi. Son yıllarda çalışmalarını bölgesel, siber güvenlik ve kritik altyapıların korunması konularında yoğunlaştırdı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend