Dünya su iflasına gidiyor ama yeni bir teknoloji çözüm olabilir mi?

Türkiye’de büyükşehir barajları alarm veriyor, BM ise dünyanın “su iflası” dönemine girdiğini söylüyor. Tatlı su kaynakları hızla tükenirken, Norveç’ten gelen yeni bir yöntem aranan çözüm olabilir mi?

Uzun bir kuraklık döneminin ardından, 2025–2026 kışı Türkiye’nin birçok bölgesinde yağışlı geçiyor. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde baraj doluluk oranları hâlâ alarm veriyor. Öte yandan 2025, ölçümlere göre tarihin en sıcak üçüncü yılı olarak kayda geçti. Birleşmiş Milletler raporları, önümüzdeki dönemin daha da zor geçeceğine ve dünyanın hızla küresel bir “tatlı su iflasına” sürüklendiğine işaret ediyor.

Bu tablo, tatlı su ihtiyacımızı karşılamak için yeni yollar bulmayı zorunlu kılıyor. Deniz suyunun tuzdan arındırılması, uzun süredir bu seçeneklerden biri olarak görülüyor; ancak bugüne kadar geliştirilen yöntemler yüksek enerji tüketimi ve maliyetleri nedeniyle yoğun biçimde eleştiriliyordu. Şimdi ise Norveçli bir şirket, bu alanda daha makul bir çözüm geliştirmiş olabileceğini iddia ediyor. New Scientist’in çevre muhabirleri Alec Luhn ve Vanessa Bates Ramirez’in iki makalesi, derinleşen küresel su krizini ve bu krize karşı geliştirilen yeni bir teknolojiyi ele alıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Dünya neden “su iflası” dönemine girdi?

“Dünya, uzun süredir tükettiğinden daha fazlasını geri koyamadığı bir kaynakla karşı karşıya: su. Aşırı tüketim, iklim değişikliği ve plansız kentleşmenin birleşik etkisiyle gezegen, Birleşmiş Milletler raporlarında giderek daha sık “su iflası” olarak tanımlanan bir döneme girmiş durumda. Bugün dünya nüfusunun dörtte üçü, yılın en az bir bölümünde su kıtlığı, kuraklık ya da ciddi su kirliliği riskiyle yaşayan ülkelerde bulunuyor.

BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü değerlendirmelerine göre birçok bölge artık yıllık yağış ve kar erimesiyle yenilenebilen su miktarının çok üzerinde tüketim yapıyor. Binlerce yıl içinde oluşan yeraltı suyu rezervleri hızla çekiliyor; büyük yeraltı su tabakalarının yaklaşık yüzde 70’inde azalma gözleniyor. Bilim insanları, bu kayıpların önemli bir bölümünün geri döndürülemez nitelikte olduğu görüşünde.

Bu sürecin arkasında iki temel dinamik öne çıkıyor: Tarımın yoğun olduğu bölgelerdeki aşırı su kullanımı ve iklim değişikliği nedeniyle giderek daha kurak hale gelen coğrafyalarda büyüyen şehirler. Türkiye’de yeraltı sularının kontrolsüz biçimde çekilmesi sonucunda yüzlerce obruk oluşurken, çölleşmeye bağlı toz fırtınaları Çin’in kuzeyinde ciddi sağlık krizlerine yol açtı.

BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nden Kaveh Madani, durumu “küresel bir bilanço açığı” olarak tanımlıyor:

“Yüzey suları büyük ölçüde tükendi. Atalarımızdan miras aldığımız yeraltı suları ve buzullar gibi doğal ‘tasarruf hesapları’ da hızla boşalıyor. Dünyanın birçok yerinde su iflasının belirtilerini açıkça görüyoruz.”

Su kıtlığı toplumsal krizleri nasıl tetikliyor?

Bugün yaklaşık 4 milyar insan, yılda en az bir ay ciddi su kıtlığı yaşıyor. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik ve siyasi sonuçlar da doğuruyor. Su yetersizliği göçü hızlandırıyor, toplumsal huzursuzlukları derinleştiriyor ve mevcut krizleri daha kırılgan hale getiriyor.

İran bu tablonun çarpıcı örneklerinden biri. Ülke, son 50 yılın en kurak dönemlerinden birini yaşarken, tarımsal sulama amacıyla inşa edilen barajlar ve açılan kuyular, bir zamanlar Orta Doğu’nun en büyük göllerinden biri olan Urmiye Gölü’nü neredeyse tamamen kuruttu. Yeraltı su rezervlerinin büyük bölümü tükenirken hükümet, Tahran’ın kısmen tahliyesini ve bulut tohumlama gibi tartışmalı yöntemleri gündemine aldı. Madani’ye göre su kıtlığı, ülkedeki protestoların doğrudan nedeni olmasa da toplumsal gerilimi besleyen temel faktörlerden biri.

Benzer bir tablo ABD’nin batısında da görülüyor. Colorado Nehri’nin debisi, son 20 yılda yaklaşık yüzde 20 oranında azaldı. Nehir hem büyük şehirlerin içme suyu ihtiyacını karşılıyor hem de hayvancılık için yem üretiminde yoğun biçimde kullanılıyor. Ancak bugün Colorado, giderek artan sayıda nehir gibi denize ulaşamıyor. Nehrin iki büyük rezervuarı, önlem alınmazsa birkaç yıl içinde “ölü havuz” seviyesine gerileyebilir.

Tarımın su ayak izi büyük

Küresel ölçekte tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Bu nedenle uzmanlara göre, su krizine yönelik çözümlerin merkezinde tarım politikaları yer almak zorunda. Ancak sorun yalnızca teknik verimlilikle sınırlı değil. Damla sulama gibi yöntemler suyu daha verimli kullandırsa da çoğu durumda toplam tüketimi azaltmak yerine artırabiliyor.

Daha da önemlisi, küresel gıda üretiminin yaklaşık yarısı, su depolama kapasitesi giderek azalan bölgelerde gerçekleşiyor. Tarımda ciddi su kesintileri yapılması, geçimini bu alandan sağlayan 1 milyardan fazla insanı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle su tasarrufu, ekonomik çeşitlendirme ve sosyal politikalarla birlikte ele alınmak zorunda.

Su stresi yalnızca kurak bölgelerin sorunu da değil. Yağışlı coğrafyalarda bile endüstriyel kirlilik, veri merkezlerinin artan su ihtiyacı ve sulak alanların tarıma açılması, temiz suya erişimi zorlaştırıyor. Avrupa Birliği büyüklüğünde bir alanı kaplayan sulak alanların kaybı, sel kontrolü, gıda üretimi ve karbon depolama gibi hayati ekosistem hizmetlerinin de yitirilmesi anlamına geliyor.

Daha az suyla yaşamayı öğrenebilir miyiz?

Uzmanlara göre insanlık, daha az suyla yaşamayı öğrenmek zorunda. Bunun ilk adımı ise ölçüm. Birçok ülkede hâlâ kuyulardan çekilen suyun, tarım kanallarında kaybolan miktarın ya da evlerde tüketilen suyun net bir kaydı tutulmuyor. Madani’nin ifadesiyle, “Ölçmediğimiz bir şeyi yönetemeyiz.”

Ancak tüm bu tablo yalnızca kısıtlamalar ve kayıplarla sınırlı değil. Su kıtlığının giderek derinleştiği bir dünyada, yeni teknolojiler de dikkatle izleniyor.

Deniz suyu çözüm olabilir mi?

Tatlı su kaynaklarının azaldığı bölgelerde, deniz suyunun tuzdan arındırılması uzun süredir bir seçenek olarak görülüyor. Ancak yüksek enerji ihtiyacı ve maliyetler, bu yöntemin yaygınlaşmasını sınırlıyor. Bugün küresel tatlı su arzının yalnızca yaklaşık yüzde 1’i tuzdan arındırma tesislerinden geliyor.

Norveçli Flocean şirketi ise bu tabloyu değiştirebileceğini iddia eden farklı bir yaklaşım geliştiriyor. Şirket, 2026 yılında dünyanın ilk ticari ölçekli denizaltı tuzdan arındırma tesisini devreye almayı planlıyor. Temel fikir, ters ozmoz sistemlerini okyanusun derinliklerine yerleştirerek, doğal hidrostatik basıncı enerji kaynağı olarak kullanmak.

Bu yöntem sayesinde deniz suyunu membranlardan geçirmek için gereken pompalama ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor. Flocean’a göre sistem, geleneksel kara tabanlı tesislere kıyasla enerji tüketimini yüzde 40–50 oranında düşürebiliyor. Ayrıca güneş ışığının ulaşmadığı derinliklerde deniz suyu daha temiz olduğu için ön arıtma ihtiyacı da azalıyor.

Şirket, Norveç’te 500 metrenin üzerindeki derinliklerde yürüttüğü testlerde sistemin teknik olarak çalıştığını gösterdi. İlk ticari tesisin günde yaklaşık 1.000 metreküp içme suyu üretmesi planlanıyor ve sistem, modüler yapısıyla zaman içinde genişletilebilecek.

Gerçek bir umut mu, sınırlı bir çözüm mü?

Uzmanlar, bu tür teknolojilerin özellikle kıyı bölgelerinde önemli bir tamamlayıcı rol oynayabileceğini kabul ediyor. Ancak deniz suyundan tatlı su elde etmenin, hâlâ nehirlerden ya da yeraltı sularından su çekmeye kıyasla daha pahalı olduğu vurgulanıyor. Membranların bakımı, uzun vadeli çevresel etkiler ve finansman ihtiyacı, teknolojinin yaygınlaşmasının önündeki temel sınamalar arasında yer alıyor.

Sonuç olarak deniz altı tuzdan arındırma gibi yenilikler, küresel su krizine tek başına çözüm sunmuyor. Ancak daha az suyla yaşamayı öğrenmek zorunda kalan bir dünyada, doğru yer ve koşullarda önemli bir araç haline gelebilir.”

Bu yazı ilk kez 28 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Her ikisi de New Scientist’te yayınlanan Alec Luhn’un “World is entering an era of water bankruptcy” ve Vanessa Bates Ramirez’in “World’s first subsea desalination facility will start running in 2026” başlıklı yazılarından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Metinlerin orijinallerine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
https://www.newscientist.com/article/2511979-world-is-entering-an-era-of-water-bankruptcy/
https://www.newscientist.com/article/2506884-worlds-first-subsea-desalination-facility-will-start-running-in-2026/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Dünya su iflasına gidiyor ama yeni bir teknoloji çözüm olabilir mi?

Türkiye’de büyükşehir barajları alarm veriyor, BM ise dünyanın “su iflası” dönemine girdiğini söylüyor. Tatlı su kaynakları hızla tükenirken, Norveç’ten gelen yeni bir yöntem aranan çözüm olabilir mi?

Uzun bir kuraklık döneminin ardından, 2025–2026 kışı Türkiye’nin birçok bölgesinde yağışlı geçiyor. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde baraj doluluk oranları hâlâ alarm veriyor. Öte yandan 2025, ölçümlere göre tarihin en sıcak üçüncü yılı olarak kayda geçti. Birleşmiş Milletler raporları, önümüzdeki dönemin daha da zor geçeceğine ve dünyanın hızla küresel bir “tatlı su iflasına” sürüklendiğine işaret ediyor.

Bu tablo, tatlı su ihtiyacımızı karşılamak için yeni yollar bulmayı zorunlu kılıyor. Deniz suyunun tuzdan arındırılması, uzun süredir bu seçeneklerden biri olarak görülüyor; ancak bugüne kadar geliştirilen yöntemler yüksek enerji tüketimi ve maliyetleri nedeniyle yoğun biçimde eleştiriliyordu. Şimdi ise Norveçli bir şirket, bu alanda daha makul bir çözüm geliştirmiş olabileceğini iddia ediyor. New Scientist’in çevre muhabirleri Alec Luhn ve Vanessa Bates Ramirez’in iki makalesi, derinleşen küresel su krizini ve bu krize karşı geliştirilen yeni bir teknolojiyi ele alıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Dünya neden “su iflası” dönemine girdi?

“Dünya, uzun süredir tükettiğinden daha fazlasını geri koyamadığı bir kaynakla karşı karşıya: su. Aşırı tüketim, iklim değişikliği ve plansız kentleşmenin birleşik etkisiyle gezegen, Birleşmiş Milletler raporlarında giderek daha sık “su iflası” olarak tanımlanan bir döneme girmiş durumda. Bugün dünya nüfusunun dörtte üçü, yılın en az bir bölümünde su kıtlığı, kuraklık ya da ciddi su kirliliği riskiyle yaşayan ülkelerde bulunuyor.

BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü değerlendirmelerine göre birçok bölge artık yıllık yağış ve kar erimesiyle yenilenebilen su miktarının çok üzerinde tüketim yapıyor. Binlerce yıl içinde oluşan yeraltı suyu rezervleri hızla çekiliyor; büyük yeraltı su tabakalarının yaklaşık yüzde 70’inde azalma gözleniyor. Bilim insanları, bu kayıpların önemli bir bölümünün geri döndürülemez nitelikte olduğu görüşünde.

Bu sürecin arkasında iki temel dinamik öne çıkıyor: Tarımın yoğun olduğu bölgelerdeki aşırı su kullanımı ve iklim değişikliği nedeniyle giderek daha kurak hale gelen coğrafyalarda büyüyen şehirler. Türkiye’de yeraltı sularının kontrolsüz biçimde çekilmesi sonucunda yüzlerce obruk oluşurken, çölleşmeye bağlı toz fırtınaları Çin’in kuzeyinde ciddi sağlık krizlerine yol açtı.

BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nden Kaveh Madani, durumu “küresel bir bilanço açığı” olarak tanımlıyor:

“Yüzey suları büyük ölçüde tükendi. Atalarımızdan miras aldığımız yeraltı suları ve buzullar gibi doğal ‘tasarruf hesapları’ da hızla boşalıyor. Dünyanın birçok yerinde su iflasının belirtilerini açıkça görüyoruz.”

Su kıtlığı toplumsal krizleri nasıl tetikliyor?

Bugün yaklaşık 4 milyar insan, yılda en az bir ay ciddi su kıtlığı yaşıyor. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik ve siyasi sonuçlar da doğuruyor. Su yetersizliği göçü hızlandırıyor, toplumsal huzursuzlukları derinleştiriyor ve mevcut krizleri daha kırılgan hale getiriyor.

İran bu tablonun çarpıcı örneklerinden biri. Ülke, son 50 yılın en kurak dönemlerinden birini yaşarken, tarımsal sulama amacıyla inşa edilen barajlar ve açılan kuyular, bir zamanlar Orta Doğu’nun en büyük göllerinden biri olan Urmiye Gölü’nü neredeyse tamamen kuruttu. Yeraltı su rezervlerinin büyük bölümü tükenirken hükümet, Tahran’ın kısmen tahliyesini ve bulut tohumlama gibi tartışmalı yöntemleri gündemine aldı. Madani’ye göre su kıtlığı, ülkedeki protestoların doğrudan nedeni olmasa da toplumsal gerilimi besleyen temel faktörlerden biri.

Benzer bir tablo ABD’nin batısında da görülüyor. Colorado Nehri’nin debisi, son 20 yılda yaklaşık yüzde 20 oranında azaldı. Nehir hem büyük şehirlerin içme suyu ihtiyacını karşılıyor hem de hayvancılık için yem üretiminde yoğun biçimde kullanılıyor. Ancak bugün Colorado, giderek artan sayıda nehir gibi denize ulaşamıyor. Nehrin iki büyük rezervuarı, önlem alınmazsa birkaç yıl içinde “ölü havuz” seviyesine gerileyebilir.

Tarımın su ayak izi büyük

Küresel ölçekte tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Bu nedenle uzmanlara göre, su krizine yönelik çözümlerin merkezinde tarım politikaları yer almak zorunda. Ancak sorun yalnızca teknik verimlilikle sınırlı değil. Damla sulama gibi yöntemler suyu daha verimli kullandırsa da çoğu durumda toplam tüketimi azaltmak yerine artırabiliyor.

Daha da önemlisi, küresel gıda üretiminin yaklaşık yarısı, su depolama kapasitesi giderek azalan bölgelerde gerçekleşiyor. Tarımda ciddi su kesintileri yapılması, geçimini bu alandan sağlayan 1 milyardan fazla insanı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle su tasarrufu, ekonomik çeşitlendirme ve sosyal politikalarla birlikte ele alınmak zorunda.

Su stresi yalnızca kurak bölgelerin sorunu da değil. Yağışlı coğrafyalarda bile endüstriyel kirlilik, veri merkezlerinin artan su ihtiyacı ve sulak alanların tarıma açılması, temiz suya erişimi zorlaştırıyor. Avrupa Birliği büyüklüğünde bir alanı kaplayan sulak alanların kaybı, sel kontrolü, gıda üretimi ve karbon depolama gibi hayati ekosistem hizmetlerinin de yitirilmesi anlamına geliyor.

Daha az suyla yaşamayı öğrenebilir miyiz?

Uzmanlara göre insanlık, daha az suyla yaşamayı öğrenmek zorunda. Bunun ilk adımı ise ölçüm. Birçok ülkede hâlâ kuyulardan çekilen suyun, tarım kanallarında kaybolan miktarın ya da evlerde tüketilen suyun net bir kaydı tutulmuyor. Madani’nin ifadesiyle, “Ölçmediğimiz bir şeyi yönetemeyiz.”

Ancak tüm bu tablo yalnızca kısıtlamalar ve kayıplarla sınırlı değil. Su kıtlığının giderek derinleştiği bir dünyada, yeni teknolojiler de dikkatle izleniyor.

Deniz suyu çözüm olabilir mi?

Tatlı su kaynaklarının azaldığı bölgelerde, deniz suyunun tuzdan arındırılması uzun süredir bir seçenek olarak görülüyor. Ancak yüksek enerji ihtiyacı ve maliyetler, bu yöntemin yaygınlaşmasını sınırlıyor. Bugün küresel tatlı su arzının yalnızca yaklaşık yüzde 1’i tuzdan arındırma tesislerinden geliyor.

Norveçli Flocean şirketi ise bu tabloyu değiştirebileceğini iddia eden farklı bir yaklaşım geliştiriyor. Şirket, 2026 yılında dünyanın ilk ticari ölçekli denizaltı tuzdan arındırma tesisini devreye almayı planlıyor. Temel fikir, ters ozmoz sistemlerini okyanusun derinliklerine yerleştirerek, doğal hidrostatik basıncı enerji kaynağı olarak kullanmak.

Bu yöntem sayesinde deniz suyunu membranlardan geçirmek için gereken pompalama ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor. Flocean’a göre sistem, geleneksel kara tabanlı tesislere kıyasla enerji tüketimini yüzde 40–50 oranında düşürebiliyor. Ayrıca güneş ışığının ulaşmadığı derinliklerde deniz suyu daha temiz olduğu için ön arıtma ihtiyacı da azalıyor.

Şirket, Norveç’te 500 metrenin üzerindeki derinliklerde yürüttüğü testlerde sistemin teknik olarak çalıştığını gösterdi. İlk ticari tesisin günde yaklaşık 1.000 metreküp içme suyu üretmesi planlanıyor ve sistem, modüler yapısıyla zaman içinde genişletilebilecek.

Gerçek bir umut mu, sınırlı bir çözüm mü?

Uzmanlar, bu tür teknolojilerin özellikle kıyı bölgelerinde önemli bir tamamlayıcı rol oynayabileceğini kabul ediyor. Ancak deniz suyundan tatlı su elde etmenin, hâlâ nehirlerden ya da yeraltı sularından su çekmeye kıyasla daha pahalı olduğu vurgulanıyor. Membranların bakımı, uzun vadeli çevresel etkiler ve finansman ihtiyacı, teknolojinin yaygınlaşmasının önündeki temel sınamalar arasında yer alıyor.

Sonuç olarak deniz altı tuzdan arındırma gibi yenilikler, küresel su krizine tek başına çözüm sunmuyor. Ancak daha az suyla yaşamayı öğrenmek zorunda kalan bir dünyada, doğru yer ve koşullarda önemli bir araç haline gelebilir.”

Bu yazı ilk kez 28 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Her ikisi de New Scientist’te yayınlanan Alec Luhn’un “World is entering an era of water bankruptcy” ve Vanessa Bates Ramirez’in “World’s first subsea desalination facility will start running in 2026” başlıklı yazılarından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Metinlerin orijinallerine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
https://www.newscientist.com/article/2511979-world-is-entering-an-era-of-water-bankruptcy/
https://www.newscientist.com/article/2506884-worlds-first-subsea-desalination-facility-will-start-running-in-2026/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x