Brezilya’nın Belem kentinde gerçekleşen COP 30 İklim Zirvesi, fosil yakıtların kullanımının azaltılmasına yönelik hiçbir somut adım atılamadan sonuçlandı ve bu durum bazı petrol üreticileri tarafından bir zafer olarak yorumlandı. Ancak zirve, beklenmedik bir tartışmayı da gün yüzüne çıkardı: Jeomühendislik. Gezegenin ısınmasını teknolojik müdahalelerle yavaşlatma fikri yeniden ilgi görürken, hem bilim insanlarından hem de komplo teorisyenlerinden güçlü itirazlar yükseliyor.
The Atlantic’in iklim ve enerji yazarı Alexander C. Kaufman, jeomühendislik etrafındaki bu yeni tartışmayı kapsamlı bir analizle ele alıyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Teknolojik yöntemlerle küresel sıcaklıkları planlı biçimde düşürme fikri “jeomühendislik” olarak adlandırılıyor. 1990’lardan beri dile getirilen bu fikirler genellikle şüpheyle karşılanıyordu. Sadece küçük bir grup kararlı ve bu nedenle sık sık eleştirilen bilim insanı bu alandaki araştırmaların sürdürülmesini savunurken, pek çok kişi bu fikri tamamen reddediyordu.
Ancak Eylül ayında Frontiers in Science dergisinde yayımlanan bir çalışmada, iklimle alakalı 40’ı aşkın uzman, jeomühendisliğin başarılı olma ihtimalinin son derece düşük olduğunu ve ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Örneğin, güneş ışığını yansıtmak için atmosfere yansıtıcı aerosol püskürtülmesi, “stratosferik ısınmaya neden olabilir ve atmosferik sirkülasyon modellerini değiştirerek kuzey Avrasya’da kışların ısınmasına yol açabilir” diye uyardılar.
Dünya’nın geleceğine dair bilimsel tahminler giderek daha karamsar hâle geldikçe, araştırma yapılması gerektiği konusunda bilim insanları arasında da artan bir görüş birliği oluşuyor. Bu nedenle 120’den fazla bilim insanı, Frontiers makalesine yanıt niteliğindeki bir bildiriyi imzalayarak jeomühendislik araştırmalarının aslında “acilen gerekli” olduğunu savundu.
ABD Başkanı Joe Biden’ın eski baş bilim danışmanı Philip Duffy, iklim değişikliğinin hızlanması nedeniyle araştırmalara verilen desteğin arttığını belirterek, “Artık, miktar aşımının kaçınılmaz olduğu ve yalnızca azaltma önlemleriyle geri çevrilemeyeceği konusunda çok güçlü bir farkındalık var,” dedi.
Emisyonları yeterince hızlı azaltarak iklim değişikliğinin tehlikelerini sınırlama umudu giderek azalıyor. Nitekim bu yılki Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi, sonuç bildirisine fosil yakıtların hiç eklenmemesiyle sona erdi. Bu petrol üreticileri için bir zaferdi.
Peki, dünya küresel enerji ve tarım sistemlerini geri dönüşü olmayan dönüm noktalarına ulaşmadan önce radikal biçimde ve hızla dönüştüremezse ne olacak?
Sahi, jeomühendisler ne yapar?
Teorik olarak jeomühendislik; deniz bulutlarını aydınlatmak, kutup buzlarının albedo etkisini artırmak ya da güneş ışınlarının bir bölümünü uzaya geri yansıtmak için çeşitli müdahalelerde bulunmayı içerebilir.
Kavram aynı zamanda atmosferden karbonu uzaklaştırmayı hedefleyen teknolojileri de kapsar ve bu teknolojiler, küresel ısınmayı sınırlamak için gerekli araçlardan biri olarak giderek daha fazla kabul görmektedir. En çok tartışılan yöntem ise genel olarak Güneş Radyasyonu Yönetimi (SRM) adıyla anılan ve güneş ışınlarının Dünya’ya gelişini azaltmayı amaçlayan yansıtıcı aerosol uygulamalarıdır.
Yıllar boyunca bu yöntemlerin çoğu marjinal fikirler olarak görülse de, son dönemde ciddi ilgi görmeye başladı. Milyarder yatırımcı Peter Thiel ve Elon Musk jeomühendislik çalışmalarına destek veriyor. Silikon Vadisi destekli Make Sunsets adlı şirket, 2022’de Baja California’da yasa dışı bir deney bile gerçekleştirdi. Sol çevreciler uzun süredir bu teknolojilerin araştırılmasına bile karşı çıkarken, iklim değişikliğini zaten kendi başına kasıtsız bir jeomühendislik olarak değerlendiren bazı aktivistler bu teknolojilerin kapitalizmin neden olduğu iklim tahribatını telafi etmenin yollarından biri olduğunu savunuyor.
ABD hükümetine ait laboratuvarlar, Arktik atmosferine kükürt dioksit salmanın nasıl bir etki yaratacağını aktif biçimde araştırıyor. Yansıtıcı aerosol teknolojisini ticarileştirmek isteyen İsrail-ABD ortak girişimi Stardust Solutions kısa süre önce 60 milyon dolarlık yatırım aldı. Şirketin CEO’su Yanai Yedvab, amaçlarının hükümetlerin bu teknolojiyi kullanıp kullanmama kararını verebilmesi için ihtiyaç duyduğu verileri sağlamak olduğunu söyledi.
Bill Gates ise iklim hareketinin emisyon hedeflerine odaklanmaktan ziyade daha sıcak bir gelecekte yaşam koşullarını iyileştirmeye ağırlık vermesi gerektiğini dile getiriyor. Geçtiğimiz ay katıldığım özel bir öğle yemeğinde, jeomühendislik teknolojileri gibi olağanüstü araçların iklim uyumu stratejilerinin “cephaneliğinde” bulunmasının doğru olacağını söyledi. Çoğu jeomühendislik savunucusunda olduğu gibi Gates’in de kastettiği, teknolojiyi uygulamak değil; öncelikle bu araçların ne yapabileceğini daha iyi anlamak gerektiği.
Nitekim daha fazla araştırma yapılması, teknolojinin kullanılacağına dair bir garanti sunmuyor. Şu anda bu teknolojilerin hemen uygulanması için kamuoyu baskısı yapan neredeyse hiç kimse yok; yalnızca kamu kaynaklarıyla finanse edilen araştırma programlarının başlatılması savunuluyor.
Komplocular da karşı
Bilim insanları ve iş dünyası liderleri jeomühendisliğe ilgi gösterirken, ABD’de siyasi muhalefet giderek büyüyor.
Sol kanatta yer alan bazı radikal düşünürler, dünyanın yalnızca emisyon azaltımına odaklanması gerektiğini ve iklim krizinin gerçek çözümünün enerji üretiminin ciddi ölçüde azaltılması olduğunu savunuyor.
Sağ kanatta ise MAGA hareketinin önde gelen isimleri, jeomühendislik araştırmalarını hedef alarak, hükümetin atmosferi manipüle ettiğine dair komplo teorilerini beslemek için bu konuyu kullanıyor.
Temmuz ayında, Teksas’ta 130’dan fazla kişinin yaşamını yitirdiği sel felaketinin ardından Fox News, Rainmaker adlı bulut tohumlama girişiminin CEO’suyla röportaj yaptı ve deneylerinin bu sele yol açıp açmadığını sordu. Bu iddia uzmanlar tarafından çürütüldü. Gerçi çok az jeomühendislik uzmanı bulut tohumlamayı jeomühendislik kategorisine sokuyor; bu yöntem halihazırda Dubai ve Tibet Platosu gibi kurak bölgelerde, Çin’in buzul suyunun sürekli akışını sağlamak için uzun süredir yaygın olarak kullanılıyor.
İklim değişikliğine karşı tek başına mücadele
Dünyanın diğer bölgelerinde ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz ay Paris Barış Forumu’nda konuşan Gana Dışişleri Bakanı Samuel Ablakwa, Malezya, Meksika, Güney Afrika ve Gana’da yürütülen güneş radyasyonu yönetimi araştırmalarını övdü. Bu ülkelerin “kendi geleceklerinin aktif mimarları” olması gerektiğini vurguladı.
Çin’in jeomühendislik alanındaki çalışmaları halen erken aşamada olsa da, Çin hükümetine bu konuda danışmanlık yapan Finlandiya’daki Lapland Üniversitesi’nden John Moore, Pekin bu alana öncelik vermeye karar verirse “çalışmaların hızla ilerleyeceğini” söyledi. Böylece dünya, Kim Stanley Robinson’un kurguladığı şekilde, bazı ülkelerin atmosferi tek taraflı olarak değiştirmeye karar verdiği bir geleceğe giderek daha çok benzemeye başlıyor.
Benzer bir dinamiğin geçmişte de yaşandığını gördük. 2000’lerin başında birçok iklim aktivisti, deniz duvarları, yükseltilmiş yollar ve diğer iklim uyum altyapılarına fon ayrılmasına açıkça karşı çıkmıştı. Bu girişimlerin etkisiz olacağını ve hatta daha da kötü bir sonuç doğurarak emisyon azaltma iradesini zayıflatacağını savunuyorlardı. Aradan yirmi yıl geçti; emisyonlar hâlâ artıyor ve iklim değişikliğine uyum sağlama maliyetleri her yıl milyarlarca dolar seviyesinde yükseliyor. Bugün iklim politikasıyla ciddi şekilde ilgilenen neredeyse hiç kimse uyum finansmanına karşı çıkmıyor.
Aynı durumun, büyük ölçekli ve güçlü bir uyum aracı olarak görülen jeomühendislik için de yaşanacağını öngörmek zor değil. Bilim insanlarının jeomühendisliğe dair uyarıları, geçmişte uyum projelerine yöneltilen eleştirilerle benzer bir mantık taşıyor: Frontiers makalesinde araştırmacılar, jeomühendislik teknolojilerinin “yanlış umutlar” yaratabileceğini ve sera gazı emisyonlarıyla mücadele etme kararlılığını zayıflatabileceğini belirtiyor.
Gelecekte jeomühendislik uygulamalarının işe yarayacağını veya beklenen faydaların olası olumsuz yan etkilerden ağır basacağını garanti etmek mümkün değil. Teknolojilerin potansiyelini araştırmanın önündeki engeller büyürken, bunların büyük ölçüde sol muhalefetten değil, sağ kanattaki siyasi baskıdan kaynaklandığı görülüyor.
Ancak jeomühendisliğin ne kadar yararlı ya da tehlikeli olabileceğini anlamanın tek yolu, araştırmalara izin verilmesi ve soruların bilimsel yöntemlerle yanıtlanmasıdır.”
Bu yazı ilk kez 12 Aralık 2025’te yayımlanmıştır.




