Dijital yaşamın olanaklarına kendimizi her geçen gün daha fazla kaptırıyoruz. Eğlence alışkanlıklarımızdan o gün ne yemek istediğimize, evin temizliğinden tüm ödemelerimize kadar saymakla bitiremeyeceğimiz yaşamın önemli işlemlerini akıllı telefon veya tablet uygulamaları üzerinden gerçekleştiriyoruz.
Bu döngünün kendi ortamımızda sürmesi için tüm yapmamız gereken kullandığımız elektronik cihazın şarjını eksik etmemek gibi görünse de çoğu zaman dikkatimizi çekmeyen haberleşme ağı gereksinimi, yani internet erişimi, bu çarkın olmazsa olmazı. İnternet hizmeti sağlayıcılarının en önemli dayanağı ise Dünya yörüngesindeki haberleşme uyduları. Peki, bu uydularda gerçekleşebilecek kısmi bir problem zincirleme etki ile küresel ölçekte dijital bir felakete neden olabilir mi?
Dijital yaşamın temeli olarak, yaklaşık 20 yıl önce ortaya çıkan dokunarak yönetilen akıllı taşınabilir cihazlar görülse de, haberleşme ağı olmadan bu cihazlar büyük ölçüde işlevsiz hâle gelir. Denemek isterseniz telefonun internet bağlantısını kesin. Cihazınızda kurulu olan ve ödemesi yapılmış uygulamalar dışındakiler bir süre sonra çalışmaz olacak. Olup bitenden anlık haber alamaz olacaksınız, artık rutin olarak görülen işlemler yapılamaz olacak, banka hesabına erişim olmayacak gibi nice olumsuzluk sıralanabilir. Dijital yaşamın can damarı internet erişimi. İnternetin küresel olarak sorunsuz ve kesintisiz sağlanması için ise yapılan büyük yatırımlar Dünya yörüngesindeki haberleşme uyduları için.
Uydular neden düşmez, nasıl yörüngede kalır?
Dünya yörüngesinde uydu bulundurmak iki önemli kabiliyeti gerektiriyor.
İlki, uyduyu yani ihtiyacı olan elektrik enerjisini genellikle yapısındaki Güneş panelleri ile elde eden ve gerekli haberleşme işlevlerini yerine getiren karmaşık elektronik donanımı inşa edebilmek.
İkincisi ise, bu cihazı roketler ile fırlatarak Dünya yörüngesine yerleştirmek. Uyduların fırlatma maliyetleri kütleleriyle orantılı olarak arttığı için uydular mümkün olduğunca kompakt olarak ve fırlatma esnasındaki sarsılmalardan zarar görmemesi için çok dayanıklı inşa edilir.
Uyduların Dünya yörüngesinde nasıl kalabildiğini basitçe Newton prensibi ile açıklayabiliriz. Açık alanda bir cismi boş bir yöne doğru fırlatırsak cismin biraz yükseldiğini, sonra alçalarak yere düştüğünü görürüz. Cisim fırlatma sayesinde yükselir, ancak Dünya’nın kütleçekim etkisi nedeniyle yörüngesini koruyamayarak yeniden yere düşer. Eğer cismi doğru yükseklikten doğru hızla fırlatırsak, cisim Dünya çevresinde tur atar ve hızını koruduğu sürece turlamaya devam eder.
LEO, MEO ve GEO ne anlama gelir?
Dünya yörüngesini yaygın olarak üç ana bölgeye ayırıyoruz: Alçak irtifalı yörünge (Low Earth Orbit kısaca LEO), orta irtifalı yörünge (Medium Earth Orbit yani MEO) ve yerküre durağan yörünge (Geostationary Earth Orbit yani GEO).
Alçak irtifalı yörünge (LEO), yeryüzünden yaklaşık 160 ile 2.000 kilometre arasındaki bölgeyi kapsar. Doğal olarak erişimi en kolay olanı. MEO yerden 5.000 ile 15.000 km arasındaki yüksekliklerdeki bölge. GEO ise 36.000 km irtifada. Erişimi en zor, dolayısı ile maliyetli en fazla olan uydu bulundurma bölgesi.
Yukarıda yerden fırlatılan cisim örneğinde bahsettiğimiz gibi uydunun Dünya çevresinde kararlı yörüngede kalabilmesi için doğru hızda hareket ediyor olması şart. LEO’nun en yakın seviyesi olan 500 km irtifada bir uydunun Dünya ekvatoru dış doğrultusunda yörüngede sahip olması gereken hız yaklaşık 7600 metre/saniye. Daha iyi algılamak için birim dönüşümü yaparsak bu hız 27400 km/saat. Yakın yörüngedeki uydular her 1,5 saatte Dünya’yı turluyorlar.
Kessler Sendromu nedir, neden tehlikelidir?
Gökyüzünde, bulutların çok ötesinde bu denli hızlarda hareket halinde cisimlerin bulunması biraz ürkütücü gelebilir. Düşünün, ülkemizin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın ulusal uzay programı kapsamında görev alarak bilimsel deneyler icra ettiği Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) bir futbol sahası büyüklüğünde. Kütlesi 420 ton. Yerden 400 km yükseklikte, yörünge hızı ise 28000 km/saat.
Uyduların hayatımıza saymakla bitmeyecek olumlu katkısı olmasına rağmen, sebep olabilecekleri tehlikeler, Uzay Çağı’nın başlangıcından bu yana düşünülmekte. Örneğin 1970’li yıllarda NASA için hazırlanan bir rapor Kessler Sendromu olarak günümüze yansıyor: Alçak yörüngedeki (LEO) cisimlerin yoğunluğu belli bir seviyenin üzerine çıkarsa, uydular arasındaki çarpışmalar meydana gelebilir. Oluşan çarpışma enkaz oluşturur ve bu enkaz da daha fazla çarpışmaya neden olarak kontrol edilemeyen zincirleme parçalanmaya yol açabilir. Bu yaklaşımla, uydu çarpışmalarının olasılığına bağlı olarak felaketin ne kadar sürede ortaya çıkabileceği hesaplanabilir. Uydu yoğunluğu az ise çarpışma olasılığı da az olur, uydu çarpışması kaynaklı felaketler çok uzun zaman ölçeklerinde bir gerçekleşir.
Bir çarpışma zinciri kaç günde küresel felakete dönüşür?
ABD’deki Princeton ve Kanada’da British Columbia Üniversitelerinden bir grup araştırmacı olası kaza durumlarını Dünya yörüngesinde, özellikle LEO’daki ‘mevcut’ uydu yoğunluğundan hareketle incelediler. Mevcut kelimesi vurgulu zira bu sayı sürekli artıyor.
SpaceX en bilinen ve LEO’ya en çok uydu yerleştiren firma. LEO’daki Starlink uydu sayısı 9.000’in üzerinde ve sürekli artıyor. Eutelsat’ın Oneweb, Amazon’un LEO ve Telesat’ın Lightspeed projeleri yakında binlerce uydu içeren mega uydu ağları ile LEO’da yer alacak. Elbette bu yarışta Çin de geride kalmıyor. Shanghai Spacecom LEO’da 14.000, Shanghai Lanjian Hongqing 10.000 ve China Satellite Network 13.000 uydu içeren ağ oluşturmayı hedefliyor.
Gelelim bilimsel araştırmanın sonuçlarına: LEO’daki mevcut uydu sayısı ve uydu büyüklükleri dikkate alınarak istatistiksel olarak hesaplanan, ilk büyük uydu çarpışması ile başlayıp LEO’daki uydulara tehlikeli boyutta yayılma zamanı 2.8 gün. Sadece 3 gün. Kaza saati olarak adlandırılan bu zaman ölçeği tehlikenin boyutlarına dikkat çekmesi açısından önemli. Belki fiziki bir tehlike olarak bizi etkilemeyebilir. Zira parçalanan uydular yere düşerken atmosfer katmanlarında sürtünmenin etkisi ile ufacık olurlar. Ancak haberleşme ağlarında küresel kesintiler, dijitalleşmiş dünyayı derinden etkiler.
Üç günde çöken bir dünya mümkün mü?
Araştırmacılar bilimsel yayına başlık olarak ‘‘An Orbital House of Cards”, yani yörüngedeki iskambil kâğıtlarından yapılmış kırılgan bir yapı ifadesini seçmişler. Çünkü Dünya yörüngesi dengeli bir sistem olmaktan uzaklaşıyor. Nispeten küçük bir etki (çarpışma veya parçalanma) zincirleme bir felaketi tetikleyebilir.
Çalışma, ticari şirketlere eleştiri getirmiyor. Çünkü her operatör kendi mega uydu sistemini optimize ediyor. Ancak yörünge ortak alan. Ortak kurallar, bağlayıcı sınırlar ve küresel ölçekte koordinasyon gerekiyor.
Sonuç olarak, dijital sistem mevcut haberleşme ağları ile ince bir ip üstünde cambaz yürüyüşü yapıyor. ‘Şu 3 günlük Dünya’ olarak tanımladığımız gezegenimizin ürettiği dijital teknolojinin 3 günde çökebilecek olması şaşırtıcı olmaz.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 13 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.



