Savaşı atlatsa da İran rejimi değişmeden varlığını sürdürebilir mi?

ABD-İsrail-İran savaşının üç ana aktörü ne hedefliyor? İran rejiminin geleceğine dair olası senaryolar neler? Değişen dengeler bölgeyi nasıl etkileyecek?

28 Şubat’ta ABD ve İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan, İran’ın İsrail ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerine saldırılarıyla devam eden savaş, İran’ın müesses nizamının geleceğini nasıl etkileyecek? Chatham House Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı direktörü Sanam Vakil, The Guardian internet sitesinde yayımlanan yazısında, olası senaryoları değerlendiriyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Cumartesi sabahı erken saatlerde ABD ve İsrail tarafından İran’a düzenlenen eşgüdümlü saldırılar, geçen yazki 12 günlük savaştan bu yana süregelen ve giderek kızışan bir çatışmayı yeniden alevlendirdi. Saldırılar, kilit komuta yapılarını hedef aldı ve 1989’dan beri ülkenin dinî lideri olan Ali Hamaney de dahil olmak üzere üst düzey isimler öldürüldü. Donald Trump, Hamaney’in ölümünü ‘tarihin en kötü insanlarından biri’nin öldüğünü belirten bir paylaşımla kutladı. (…)

İsrail, Devrim Muhafızları Ordusu komutanı Muhammed Pakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade ve Savunma Konseyi Başkanı Amiral Ali Şamkhani’nin de öldürüldüğünü iddia etti. İran ise karşılık olarak İsrail’e, Körfez’deki ABD üslerine, Irak ve Ürdün’e ve Körfez ülkelerindeki bazı sivil hedeflere füzeler ve insansız hava araçlarıyla saldırdı. Olaylar hızla gelişse de tahmin edilebilir olmaktan çok uzak.

Trump, bu saldırıya sınırlı bir eylem olarak değil, ABD için uzun süredir var olan ve önceki ABD başkanlarının doğrudan yüzleşmek istemediği bir tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik kararlı bir kampanya olarak girişti. Saldırılar, bölgenin desteklediği bir nükleer ön anlaşmayı hedefleyen diplomatik görüşmelerin ardından geldi. Ancak Trump, belki de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve yönetimindeki muhafazakâr şahinlerin etkisiyle, bu çabaların olgunlaşmasına izin vermek yerine İran’ın zayıf göründüğü bu dönemde harekete geçmeyi tercih etti. Hemen ardından İran halkının artık kendi geleceklerini belirlemesi gerektiğini öne sürdü ve Washington’ın rejim değişikliğini desteklediğini açıkça belirtti. (…)

Hafta sonundaki tırmanış iki yıldır genişleyen bir çatışmanın doruk noktasıydı. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, yalnızca Gazze’deki Hamas’a, İsrail’in kuzey sınırındaki Hizbullah’a ve Kızıldeniz saldırılarıyla bağlantılı Husi hedeflerine karşı değil, dolaylı olarak Tahran’ın kendisine karşı da sürekli askerî operasyonlar yürüttü. Bu operasyonlar İran’ın ileri savunma stratejisini istikrarlı bir şekilde aşındırdı ve temel askeri kabiliyetlerini zayıflattı. Şimdiye kadar nispeten sağlam kalanlar ise İran’ın toprakları, füze programı ve en önemlisi liderliğiydi.

Saldırılar anında sonuç verse de savaşlar nadiren başlangıçtaki plana göre ilerler. İran, ABD’nin konvansiyonel yetenekleriyle boy ölçüşemese de asimetrik araçlara sahip. Tek geçerli seçeneği, çatışma alanını genişletmek, çatışmanın maliyetini dağıtmak ve bölgesel riski artırmak. İsrail topraklarına ve Körfez’deki ABD üslerine yönelik misilleme, tam olarak bu stratejiyi gösteriyor. (…)”

ABD, İsrail ve İran’ın hedefleri

Yazar, çatışan üç ana aktörün farklı hedeflere sahip olduğunu söylüyor: “İslam Cumhuriyeti için öncelik hayatta kalmaktır ki bu da şoku atlatmak, yeterli düzeyde askerî ve siyasi birliği korumak ve askerî karşılığı sürdürmekle sağlanacaktır. İran, geleneksel anlamda kazanmak için değil, rejimin varlığını sürdürmek için savaşıyor.

Trump ise bunun aksine, uzun süredir ABD’nin düşmanı olan bir ülkeyi etkisiz hale getirdiğini gösteren kesin bir sonuç elde etmeyi hedefliyor gibi. Cumartesi gecesi, bombalamanın ‘hafta boyunca kesintisiz olarak veya hedefe ulaşmak gereken süre boyunca devam edeceğini’ söyledi. Stratejisi, altyapıyı, stratejik varlıkları ve üst düzey liderliği hedef alan ezici bir güç kullanımının İran’ın stratejik duruşunu çökertebileceği veya teslim olmaya ya da iç bölünmeye zorlayabileceği varsayımına dayanıyor.

İsrail’in hedefleri genel olarak Washington’ınkilerle örtüşse de, odak noktası daha dar. Netanyahu İranlıları ayaklanmaya ve rejimi değiştirme fırsatını değerlendirmeye çağırmaya devam ederken, İsrail’in asıl odak noktası İran’ın iç sorunlarla meşgul kalmasını ve stratejik olarak (kalıcı olmasa bile) zayıflamasını sağlamak.

Bundan sonra ne olabilir?

Bombardımanın ilk birkaç gününden ve Hamaney’in ölümünden sonra, önümüzde birbirine bağlı birkaç yol var. Beyaz Saray, önemli ölçüde hasar verdikten sonra, baskının tavizlere yol açıp açmadığını (…) test etmek için operasyonları birkaç gün içinde durdurabilir. Bu durumda Tahran liderliğinin geri kalanı da rejimin bir nebze de olsa korunmasının Washington’ın taleplerine boyun eğmeyi haklı çıkarıp çıkarmadığı konusunda hesap yapmak zorunda kalacaktır.

Hamaney’in sahneden çekilmesiyle sistem otomatik olarak çökmeyecektir. Anayasal halefiyet mekanizması devreye girebilir ve Uzmanlar Meclisi resmî olarak yeni bir dinî lider atayabilir. Ancak pratikte belirleyici aktörler muhtemelen Devrim Muhafızları ve güvenlik teşkilatı olacak; bu yapılar geçişi sıkı bir şekilde yönetmeye ve elitler arası parçalanmayı önlemeye çalışacaklardır. Sistemi istikrara kavuşturmak için geçici de olsa kolektif bir liderlik düzenlemesi ortaya çıkabilir. Ancak bu yapı da ABD ve İsrail’den olmasa bile içeriden askeri baskıya açık hale gelebilir.

Bir diğer seçenek, uzun süreli askerî baskının İran’ın siyasi elitleri içindeki kırılmaları ortaya çıkarması. Ekonomik baskı, askerî kayıplar ve iç çekişmeler merkezi otoriteyi zayıflatabilir ve muhalif gruplar tarafından desteklenebilecek iç çekişmelere zemin hazırlayabilir.

En denge bozucu senaryo, kontrolsüz parçalanma olacaktır. Libya buna ibretlik bir örnek teşkil ediyor. Muammer Kaddafi’nin düşüşü düzenli bir geçiş sağlamadı, aksine kurumsal çöküşe, milisler arası rekabete ve iç çekişmelerin yanı sıra dış müdahaleye yol açtı. İran, daha güçlü kurumlara, daha köklü bürokratik geleneklere sahip çok daha karmaşık bir devlet olsa da kontrollü bir siyasi geçiş olmaksızın rejimin devrilmesi, silahlı grupları güçlendirebilir ve ülke topraklarında vekalet savaşlarına yol açabilir.

Bölgenin savaş öncesi dengesine dönmeyeceği şimdiden belli. Tahran’la gerilimi azaltma konusunda temkinli davranan Körfez ülkeleri yeniden risk altında. Enerji piyasaları ve özellikle kritik boğazlar çevresindeki deniz güvenliği gerilime duyarlı kalmaya devam edecek. Bölgesel aktörler, ABD ve İsrail’in doğrudan eylemlerinin ortaya koyduğu riskleri göz önünde bulundurarak ittifaklarını ve savunma pozisyonlarını yeniden değerlendirecekler.

İran bu savaşı atlatabilir, ancak bildiğimiz İslam Cumhuriyeti değişmeden ayakta kalmayacaktır. Bu çatışmanın belirleyici aşaması ilk saldırılar değil, sürekli askerî baskının getirdiği siyasi düzen olacaktır. ABD acil hedeflerine ulaşabilir. Daha önemli soru, bundan sonra ortaya çıkacak İran’a ve bölgesel manzaraya hazır olup olmadığı.”

Bu yazı ilk kez 3 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Sanam Vakil’in The Guardian internet sitesinde yayımlanan “Iran may yet endure this war, but the Islamic Republic as we have known it cannot survive unchanged” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/mar/01/iran-war-islamic-republic-donald-trump-regime

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Savaşı atlatsa da İran rejimi değişmeden varlığını sürdürebilir mi?

ABD-İsrail-İran savaşının üç ana aktörü ne hedefliyor? İran rejiminin geleceğine dair olası senaryolar neler? Değişen dengeler bölgeyi nasıl etkileyecek?

28 Şubat’ta ABD ve İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan, İran’ın İsrail ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerine saldırılarıyla devam eden savaş, İran’ın müesses nizamının geleceğini nasıl etkileyecek? Chatham House Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı direktörü Sanam Vakil, The Guardian internet sitesinde yayımlanan yazısında, olası senaryoları değerlendiriyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Cumartesi sabahı erken saatlerde ABD ve İsrail tarafından İran’a düzenlenen eşgüdümlü saldırılar, geçen yazki 12 günlük savaştan bu yana süregelen ve giderek kızışan bir çatışmayı yeniden alevlendirdi. Saldırılar, kilit komuta yapılarını hedef aldı ve 1989’dan beri ülkenin dinî lideri olan Ali Hamaney de dahil olmak üzere üst düzey isimler öldürüldü. Donald Trump, Hamaney’in ölümünü ‘tarihin en kötü insanlarından biri’nin öldüğünü belirten bir paylaşımla kutladı. (…)

İsrail, Devrim Muhafızları Ordusu komutanı Muhammed Pakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade ve Savunma Konseyi Başkanı Amiral Ali Şamkhani’nin de öldürüldüğünü iddia etti. İran ise karşılık olarak İsrail’e, Körfez’deki ABD üslerine, Irak ve Ürdün’e ve Körfez ülkelerindeki bazı sivil hedeflere füzeler ve insansız hava araçlarıyla saldırdı. Olaylar hızla gelişse de tahmin edilebilir olmaktan çok uzak.

Trump, bu saldırıya sınırlı bir eylem olarak değil, ABD için uzun süredir var olan ve önceki ABD başkanlarının doğrudan yüzleşmek istemediği bir tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik kararlı bir kampanya olarak girişti. Saldırılar, bölgenin desteklediği bir nükleer ön anlaşmayı hedefleyen diplomatik görüşmelerin ardından geldi. Ancak Trump, belki de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve yönetimindeki muhafazakâr şahinlerin etkisiyle, bu çabaların olgunlaşmasına izin vermek yerine İran’ın zayıf göründüğü bu dönemde harekete geçmeyi tercih etti. Hemen ardından İran halkının artık kendi geleceklerini belirlemesi gerektiğini öne sürdü ve Washington’ın rejim değişikliğini desteklediğini açıkça belirtti. (…)

Hafta sonundaki tırmanış iki yıldır genişleyen bir çatışmanın doruk noktasıydı. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, yalnızca Gazze’deki Hamas’a, İsrail’in kuzey sınırındaki Hizbullah’a ve Kızıldeniz saldırılarıyla bağlantılı Husi hedeflerine karşı değil, dolaylı olarak Tahran’ın kendisine karşı da sürekli askerî operasyonlar yürüttü. Bu operasyonlar İran’ın ileri savunma stratejisini istikrarlı bir şekilde aşındırdı ve temel askeri kabiliyetlerini zayıflattı. Şimdiye kadar nispeten sağlam kalanlar ise İran’ın toprakları, füze programı ve en önemlisi liderliğiydi.

Saldırılar anında sonuç verse de savaşlar nadiren başlangıçtaki plana göre ilerler. İran, ABD’nin konvansiyonel yetenekleriyle boy ölçüşemese de asimetrik araçlara sahip. Tek geçerli seçeneği, çatışma alanını genişletmek, çatışmanın maliyetini dağıtmak ve bölgesel riski artırmak. İsrail topraklarına ve Körfez’deki ABD üslerine yönelik misilleme, tam olarak bu stratejiyi gösteriyor. (…)”

ABD, İsrail ve İran’ın hedefleri

Yazar, çatışan üç ana aktörün farklı hedeflere sahip olduğunu söylüyor: “İslam Cumhuriyeti için öncelik hayatta kalmaktır ki bu da şoku atlatmak, yeterli düzeyde askerî ve siyasi birliği korumak ve askerî karşılığı sürdürmekle sağlanacaktır. İran, geleneksel anlamda kazanmak için değil, rejimin varlığını sürdürmek için savaşıyor.

Trump ise bunun aksine, uzun süredir ABD’nin düşmanı olan bir ülkeyi etkisiz hale getirdiğini gösteren kesin bir sonuç elde etmeyi hedefliyor gibi. Cumartesi gecesi, bombalamanın ‘hafta boyunca kesintisiz olarak veya hedefe ulaşmak gereken süre boyunca devam edeceğini’ söyledi. Stratejisi, altyapıyı, stratejik varlıkları ve üst düzey liderliği hedef alan ezici bir güç kullanımının İran’ın stratejik duruşunu çökertebileceği veya teslim olmaya ya da iç bölünmeye zorlayabileceği varsayımına dayanıyor.

İsrail’in hedefleri genel olarak Washington’ınkilerle örtüşse de, odak noktası daha dar. Netanyahu İranlıları ayaklanmaya ve rejimi değiştirme fırsatını değerlendirmeye çağırmaya devam ederken, İsrail’in asıl odak noktası İran’ın iç sorunlarla meşgul kalmasını ve stratejik olarak (kalıcı olmasa bile) zayıflamasını sağlamak.

Bundan sonra ne olabilir?

Bombardımanın ilk birkaç gününden ve Hamaney’in ölümünden sonra, önümüzde birbirine bağlı birkaç yol var. Beyaz Saray, önemli ölçüde hasar verdikten sonra, baskının tavizlere yol açıp açmadığını (…) test etmek için operasyonları birkaç gün içinde durdurabilir. Bu durumda Tahran liderliğinin geri kalanı da rejimin bir nebze de olsa korunmasının Washington’ın taleplerine boyun eğmeyi haklı çıkarıp çıkarmadığı konusunda hesap yapmak zorunda kalacaktır.

Hamaney’in sahneden çekilmesiyle sistem otomatik olarak çökmeyecektir. Anayasal halefiyet mekanizması devreye girebilir ve Uzmanlar Meclisi resmî olarak yeni bir dinî lider atayabilir. Ancak pratikte belirleyici aktörler muhtemelen Devrim Muhafızları ve güvenlik teşkilatı olacak; bu yapılar geçişi sıkı bir şekilde yönetmeye ve elitler arası parçalanmayı önlemeye çalışacaklardır. Sistemi istikrara kavuşturmak için geçici de olsa kolektif bir liderlik düzenlemesi ortaya çıkabilir. Ancak bu yapı da ABD ve İsrail’den olmasa bile içeriden askeri baskıya açık hale gelebilir.

Bir diğer seçenek, uzun süreli askerî baskının İran’ın siyasi elitleri içindeki kırılmaları ortaya çıkarması. Ekonomik baskı, askerî kayıplar ve iç çekişmeler merkezi otoriteyi zayıflatabilir ve muhalif gruplar tarafından desteklenebilecek iç çekişmelere zemin hazırlayabilir.

En denge bozucu senaryo, kontrolsüz parçalanma olacaktır. Libya buna ibretlik bir örnek teşkil ediyor. Muammer Kaddafi’nin düşüşü düzenli bir geçiş sağlamadı, aksine kurumsal çöküşe, milisler arası rekabete ve iç çekişmelerin yanı sıra dış müdahaleye yol açtı. İran, daha güçlü kurumlara, daha köklü bürokratik geleneklere sahip çok daha karmaşık bir devlet olsa da kontrollü bir siyasi geçiş olmaksızın rejimin devrilmesi, silahlı grupları güçlendirebilir ve ülke topraklarında vekalet savaşlarına yol açabilir.

Bölgenin savaş öncesi dengesine dönmeyeceği şimdiden belli. Tahran’la gerilimi azaltma konusunda temkinli davranan Körfez ülkeleri yeniden risk altında. Enerji piyasaları ve özellikle kritik boğazlar çevresindeki deniz güvenliği gerilime duyarlı kalmaya devam edecek. Bölgesel aktörler, ABD ve İsrail’in doğrudan eylemlerinin ortaya koyduğu riskleri göz önünde bulundurarak ittifaklarını ve savunma pozisyonlarını yeniden değerlendirecekler.

İran bu savaşı atlatabilir, ancak bildiğimiz İslam Cumhuriyeti değişmeden ayakta kalmayacaktır. Bu çatışmanın belirleyici aşaması ilk saldırılar değil, sürekli askerî baskının getirdiği siyasi düzen olacaktır. ABD acil hedeflerine ulaşabilir. Daha önemli soru, bundan sonra ortaya çıkacak İran’a ve bölgesel manzaraya hazır olup olmadığı.”

Bu yazı ilk kez 3 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Sanam Vakil’in The Guardian internet sitesinde yayımlanan “Iran may yet endure this war, but the Islamic Republic as we have known it cannot survive unchanged” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/mar/01/iran-war-islamic-republic-donald-trump-regime

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x