Trump’ın artık kendine ait bir petrol imparatorluğu var

Yeni yılın ilk günlerinde dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya saldırarak Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşini ülke dışına çıkaran ABD yönetimi hâlihazırda ne büyüklükte bir petrol kaynağını kontrol ediyor? “Donroe Doktirini” ABD dış politikasını nasıl etkileyecek?

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin yankıları devam ederken petrol yine dünya gündemine oturdu. Yazar Javier Blas, Bloomberg internet sitesinde yayımlanan yazısında, Başkan Trump’ın son hamlesiyle nasıl bir petrol imparatorluğu yarattığını, bunun ABD dış politikasında nasıl etkiler yaratacağını anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Şimdi bir hesap yapalım. ABD’nin petrol üretiminden başlayalım ve Kanada’yı ekleyelim. Ardından Venezuela’yı ve Meksika’dan Arjantin’e aradaki diğer tüm Latin Amerika ülkelerini de (Brezilya, Guyana, Kolombiya) dahil edelim. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, hepsi, Monroe Doktrini’ne gönderme yapan ve alaycı biçimde “Donroe Doktrini” olarak adlandırılan yaklaşımın etkisi altında; yani giderek saldırganlaşan Washington’ın Amerika kıtası üzerindeki nüfuz alanında. Bu ülkeler hep birlikte dünya petrol üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını yapıyorlar.

Asıl mesele, ABD yönetiminin tüm bu petrol varilleriyle ne yapacağı. Venezuela’da olduğu gibi doğrudan kontrol uygulamaya çalışabilir veya denetler, etkiler ve sadece üretilenlerden faydalanabilir. Hangisi olursa olsun, Başkan Donald Trump’ın artık kendine ait bir petrol imparatorluğu var.

Burada bahsettiğim, geliştirilmesi zaman ve para gerektirecek yeraltı rezervleri değil, hâlihazırda piyasaya akan gerçek variller. Bu kaynaklarla Trump, 1940’lardaki Franklin D. Roosevelt’ten bu yana hiçbir ABD başkanına nasip olmayan bir ekonomik ve jeopolitik kaldıraç gücüne sahip. Ülkesi, hem kendi topraklarında hem de yakın çevresinde devasa bir petrol denizinden fayda sağlayabilir.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya sınırsız erişimin sonuçları, enerji ve emtia sektöründeki herkes, özellikle de Amerika’nın düşmanları için apaçık ortadaydı. ABD yaptırımlarına tabi Rus oligark Oleg Deripaska bunu çok iyi özetledi: Washington, petrol fiyatını varil başına 50 dolara yakın tutma imkânına sahip olacak ve bu da gelecekte arzı kısıtlayarak fiyatı yükseltmekle tehdit eden herkese karşı üstünlük sağlayacak. Kremlin temsilcisi Kirill Dmitriev de Venezuela’da iktidarı ele geçirmenin küresel enerji piyasası üzerinde ‘büyük bir kaldıraç’ etkisi yaratacağını söyledi.”

Yazar, Batı Yarımküre’nin petrol zenginliğinin fiili kontrolüne sahip olmanın, jeopolitik açıdan oyunun kurallarını tamamen değiştirdiğini belirtiyor: “ABD’nin askeri maceracılığı on yıllardır yürüttüğü savaşların enerji maliyetleri üzerindeki etkisiyle sınırlıydı. Bugün Beyaz Saray, Suudi Arabistan, İran, Nijerya ve Rusya gibi petrol üreten müttefikler ve rakipler üzerinde aynı üstünlüğe sahip.

Son 18 ay, bu yeni hidrokarbon varlıklarının ABD dış politikası için ne anlama geldiğini gösterdi. Trump yönetimi, bir zamanlar düşünülemez olan adımlar attı: İran nükleer tesislerini bombalamaktan Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerini hedef almasına yardım etmeye kadar. (…) Venezuela petrolüne el koymak ise ABD’ye başka bir koz veriyor: Petrol zenginliklerine erişim tekliflerini reddetme imkânı. Kremlin aylardır Beyaz Saray ile yaptığı görüşmelerde kendi rezervlerini bir teşvik unsuru olarak kullanıyordu. Trump artık Vladimir Putin’e Sibirya petrol sahalarına ihtiyacı olmadığını söyleyebilir. Çünkü daha fazlasına sahip.

Trump doğru zamanda iktidarda. ABD’nin kaya petrolü, Kanada’nın ağır petrolü ve Brezilya ve Guyana gibi yerlerdeki keşifler sayesinde, o olmasaydı da Amerikan petrol sektörü patlama yaşardı. Eski başkanlar Joe Biden ve Barack Obama da bundan faydalanmıştı. Trump’ın yaptığı, tüm bu petrolü Washington’ın güvenlik şemsiyesi altına almak oldu. ABD Başkanı James Monroe’nun Monroe Doktrini ile Latin Amerika’yı Beyaz Saray’ın etki alanı olarak tanımlamasından 200 yılı aşkın bir süre sonra, Trump bunu 21’inci yüzyıla uyarlıyor; bu yüzden de şaka yollu ‘Donroe’ etiketi kullanılıyor. (…)

Venezuela’nın değeri

ABD’nin yeni dış politikası için Latin Amerika’daki her petrol zengini ülke önemli, ancak Venezuela’nın değeri çok büyük. Bunun nedeni mevcut üretimi değil: Günde yaklaşık 1 milyon varil ile Brezilya’dan daha az petrol üretiyor. Asıl neden, bir zamanlar ürettiği ve tekrar üretebileceği, 1970’lerdeki zirve noktasında günde 3,7 milyon varilden fazla olan miktar.

Jeolojik altyapı mevcut. Ülkenin petrol zenginliğinin kilidini açmak için gereken tek şey sermaye, zaman ve çaba. 1990’larda Caracas’ın üretimi önce günlük 5 milyon, ardından 6,5 milyon varile çıkarmayı hedefleyen bir planı vardı. Hugo Chavez ve Maduro iktidarları bu planı geçersiz kıldı. Venezuela bu seviyeleri tekrar hedefleyebilir mi? Elbette. Peki bu seviyelere kısa sürede ulaşılabilir mi? Kesinlikle hayır. Önümüzdeki beş yıl içinde ulaşılabilir mi? Bu da pek olası değil.

Dünyanın bugün, gelecek yıl, hatta 2027-2028’de bile Venezuela’dan ekstra petrole ihtiyacı olmayacak; buna 2030’ların başlarında ihtiyaç duyulacak. Ve o zamana kadar, eğer Trump haklıysa ve Caracas işbirliği yapacaksa, Venezuela petrol üretimi çok daha yüksek seviyelere ulaşabilir.

Trump’ın Maduro sonrası dönemde hedeflediği düzen (…) birçok açıdan ABD petrol şirketleri için gayet iyi işliyor. Rejimin eski iki numarası Delcy Rodriguez, piyasa ortodoksisi ile ülkesinin ekonomisini istikrara kavuşturmuştu. Şimdilik, Amerikan saldırısıyla ilgili protestolarını görmezden gelin. Bunların çoğu iç kamuoyuna yönelik.

Trump’ın ondan yüksek beklentileri olduğu açıkça görülüyor. Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında, ‘Dünyanın en büyük petrol şirketleri olan ABD’li şirketler gidip milyarlarca dolar harcayacak, kötü durumdaki petrol altyapısını onaracak ve ülke için para kazanmaya başlayacak’ dedi. Saatler önce Fox News’e verdiği bir röportajda ise ABD’nin Venezuela petrol endüstrisine ‘çok güçlü bir şekilde dahil olacağını’ söylemişti.

Yıllar içinde Trump’ın açıklamalarına ihtiyatla yaklaşmayı öğrendik. Ancak ikinci döneminde, tehditlerinin çoğunu gerçekleştirdi. ABD’nin Venezuela petrol endüstrisine dahil olacağını söylüyorsa, sözüne güvenin. Belki de bu girişim, iddia ettiği kadar görkemli veya kârlı olmayacaktır ama bu, gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. Ülkenin petrolü artık Alaska’dan Patagonya’ya uzanan bir petrol imparatorluğunun parçası ve hepsi Washington’ın himayesi altında.”

Bu yazı ilk kez 9 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Javier Blas’ın Bloomberg internet sitesinde yayımlanan “Trump Now Has His Very Own Oil Empire” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2026-01-05/venezuela-oil-trump-now-has-his-own-petroleum-empire-in-the-americas?utm_source=website&utm_medium=share&utm_campaign=twitter?sref=5dj0X2VO

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Trump’ın artık kendine ait bir petrol imparatorluğu var

Yeni yılın ilk günlerinde dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya saldırarak Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşini ülke dışına çıkaran ABD yönetimi hâlihazırda ne büyüklükte bir petrol kaynağını kontrol ediyor? “Donroe Doktirini” ABD dış politikasını nasıl etkileyecek?

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin yankıları devam ederken petrol yine dünya gündemine oturdu. Yazar Javier Blas, Bloomberg internet sitesinde yayımlanan yazısında, Başkan Trump’ın son hamlesiyle nasıl bir petrol imparatorluğu yarattığını, bunun ABD dış politikasında nasıl etkiler yaratacağını anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Şimdi bir hesap yapalım. ABD’nin petrol üretiminden başlayalım ve Kanada’yı ekleyelim. Ardından Venezuela’yı ve Meksika’dan Arjantin’e aradaki diğer tüm Latin Amerika ülkelerini de (Brezilya, Guyana, Kolombiya) dahil edelim. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, hepsi, Monroe Doktrini’ne gönderme yapan ve alaycı biçimde “Donroe Doktrini” olarak adlandırılan yaklaşımın etkisi altında; yani giderek saldırganlaşan Washington’ın Amerika kıtası üzerindeki nüfuz alanında. Bu ülkeler hep birlikte dünya petrol üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını yapıyorlar.

Asıl mesele, ABD yönetiminin tüm bu petrol varilleriyle ne yapacağı. Venezuela’da olduğu gibi doğrudan kontrol uygulamaya çalışabilir veya denetler, etkiler ve sadece üretilenlerden faydalanabilir. Hangisi olursa olsun, Başkan Donald Trump’ın artık kendine ait bir petrol imparatorluğu var.

Burada bahsettiğim, geliştirilmesi zaman ve para gerektirecek yeraltı rezervleri değil, hâlihazırda piyasaya akan gerçek variller. Bu kaynaklarla Trump, 1940’lardaki Franklin D. Roosevelt’ten bu yana hiçbir ABD başkanına nasip olmayan bir ekonomik ve jeopolitik kaldıraç gücüne sahip. Ülkesi, hem kendi topraklarında hem de yakın çevresinde devasa bir petrol denizinden fayda sağlayabilir.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya sınırsız erişimin sonuçları, enerji ve emtia sektöründeki herkes, özellikle de Amerika’nın düşmanları için apaçık ortadaydı. ABD yaptırımlarına tabi Rus oligark Oleg Deripaska bunu çok iyi özetledi: Washington, petrol fiyatını varil başına 50 dolara yakın tutma imkânına sahip olacak ve bu da gelecekte arzı kısıtlayarak fiyatı yükseltmekle tehdit eden herkese karşı üstünlük sağlayacak. Kremlin temsilcisi Kirill Dmitriev de Venezuela’da iktidarı ele geçirmenin küresel enerji piyasası üzerinde ‘büyük bir kaldıraç’ etkisi yaratacağını söyledi.”

Yazar, Batı Yarımküre’nin petrol zenginliğinin fiili kontrolüne sahip olmanın, jeopolitik açıdan oyunun kurallarını tamamen değiştirdiğini belirtiyor: “ABD’nin askeri maceracılığı on yıllardır yürüttüğü savaşların enerji maliyetleri üzerindeki etkisiyle sınırlıydı. Bugün Beyaz Saray, Suudi Arabistan, İran, Nijerya ve Rusya gibi petrol üreten müttefikler ve rakipler üzerinde aynı üstünlüğe sahip.

Son 18 ay, bu yeni hidrokarbon varlıklarının ABD dış politikası için ne anlama geldiğini gösterdi. Trump yönetimi, bir zamanlar düşünülemez olan adımlar attı: İran nükleer tesislerini bombalamaktan Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerini hedef almasına yardım etmeye kadar. (…) Venezuela petrolüne el koymak ise ABD’ye başka bir koz veriyor: Petrol zenginliklerine erişim tekliflerini reddetme imkânı. Kremlin aylardır Beyaz Saray ile yaptığı görüşmelerde kendi rezervlerini bir teşvik unsuru olarak kullanıyordu. Trump artık Vladimir Putin’e Sibirya petrol sahalarına ihtiyacı olmadığını söyleyebilir. Çünkü daha fazlasına sahip.

Trump doğru zamanda iktidarda. ABD’nin kaya petrolü, Kanada’nın ağır petrolü ve Brezilya ve Guyana gibi yerlerdeki keşifler sayesinde, o olmasaydı da Amerikan petrol sektörü patlama yaşardı. Eski başkanlar Joe Biden ve Barack Obama da bundan faydalanmıştı. Trump’ın yaptığı, tüm bu petrolü Washington’ın güvenlik şemsiyesi altına almak oldu. ABD Başkanı James Monroe’nun Monroe Doktrini ile Latin Amerika’yı Beyaz Saray’ın etki alanı olarak tanımlamasından 200 yılı aşkın bir süre sonra, Trump bunu 21’inci yüzyıla uyarlıyor; bu yüzden de şaka yollu ‘Donroe’ etiketi kullanılıyor. (…)

Venezuela’nın değeri

ABD’nin yeni dış politikası için Latin Amerika’daki her petrol zengini ülke önemli, ancak Venezuela’nın değeri çok büyük. Bunun nedeni mevcut üretimi değil: Günde yaklaşık 1 milyon varil ile Brezilya’dan daha az petrol üretiyor. Asıl neden, bir zamanlar ürettiği ve tekrar üretebileceği, 1970’lerdeki zirve noktasında günde 3,7 milyon varilden fazla olan miktar.

Jeolojik altyapı mevcut. Ülkenin petrol zenginliğinin kilidini açmak için gereken tek şey sermaye, zaman ve çaba. 1990’larda Caracas’ın üretimi önce günlük 5 milyon, ardından 6,5 milyon varile çıkarmayı hedefleyen bir planı vardı. Hugo Chavez ve Maduro iktidarları bu planı geçersiz kıldı. Venezuela bu seviyeleri tekrar hedefleyebilir mi? Elbette. Peki bu seviyelere kısa sürede ulaşılabilir mi? Kesinlikle hayır. Önümüzdeki beş yıl içinde ulaşılabilir mi? Bu da pek olası değil.

Dünyanın bugün, gelecek yıl, hatta 2027-2028’de bile Venezuela’dan ekstra petrole ihtiyacı olmayacak; buna 2030’ların başlarında ihtiyaç duyulacak. Ve o zamana kadar, eğer Trump haklıysa ve Caracas işbirliği yapacaksa, Venezuela petrol üretimi çok daha yüksek seviyelere ulaşabilir.

Trump’ın Maduro sonrası dönemde hedeflediği düzen (…) birçok açıdan ABD petrol şirketleri için gayet iyi işliyor. Rejimin eski iki numarası Delcy Rodriguez, piyasa ortodoksisi ile ülkesinin ekonomisini istikrara kavuşturmuştu. Şimdilik, Amerikan saldırısıyla ilgili protestolarını görmezden gelin. Bunların çoğu iç kamuoyuna yönelik.

Trump’ın ondan yüksek beklentileri olduğu açıkça görülüyor. Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında, ‘Dünyanın en büyük petrol şirketleri olan ABD’li şirketler gidip milyarlarca dolar harcayacak, kötü durumdaki petrol altyapısını onaracak ve ülke için para kazanmaya başlayacak’ dedi. Saatler önce Fox News’e verdiği bir röportajda ise ABD’nin Venezuela petrol endüstrisine ‘çok güçlü bir şekilde dahil olacağını’ söylemişti.

Yıllar içinde Trump’ın açıklamalarına ihtiyatla yaklaşmayı öğrendik. Ancak ikinci döneminde, tehditlerinin çoğunu gerçekleştirdi. ABD’nin Venezuela petrol endüstrisine dahil olacağını söylüyorsa, sözüne güvenin. Belki de bu girişim, iddia ettiği kadar görkemli veya kârlı olmayacaktır ama bu, gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. Ülkenin petrolü artık Alaska’dan Patagonya’ya uzanan bir petrol imparatorluğunun parçası ve hepsi Washington’ın himayesi altında.”

Bu yazı ilk kez 9 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Javier Blas’ın Bloomberg internet sitesinde yayımlanan “Trump Now Has His Very Own Oil Empire” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2026-01-05/venezuela-oil-trump-now-has-his-own-petroleum-empire-in-the-americas?utm_source=website&utm_medium=share&utm_campaign=twitter?sref=5dj0X2VO

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x