Ekonomi

30 Haziran 2022

Yazdır

Dördüncü Sanayi Devrimi ütopya mı?

Emeği ile yaşayanlar için sancılı bir dönemde yaşıyoruz. Makineler fabrikada, ofiste, alışveriş mekânlarında ve hatta ordu ve eğlence sektöründe insanların yerini alıyor.

İş çevrelerini siyasetçiler ve diğer seçkinlerle bir ara getiren Dünya Ekonomik Forumu gibi etkinlerde son 10 yıldır “Dördüncü Sanayi Devrimi” fırtınası esiyor. Özellikle Almanya’da çok taraftar bulan bu görüşe göre, akıllı fabrikalar dünya genelinde tüm geleneksel yapıları dönüştürecek, “büyük sıfırlama” yaratacak. İçinde değil işçiye, bir ampulün yanmasına bile gerek olmayan bu tür fabrikalar, sıfır kayıp ve atıkla kişiye özel üretim yapacak ve yine dijital tedarik ve dağıtım zincirleriyle tüketiciye ulaştıracak. Böylece azami verimlilik sağlanacak ve dünya kaynakları daha optimal kullanılacak.

Görüşü savunanlar bunun kitlesel işsizlik yaratacağının farkında, ancak “paydaş kapitalizmi” olarak adlandırdıkları sosyal sorumluluğa sahip iş dünyası ve devleti işbirliği ile işsiz kalanlar yeni ihtiyaçlara göre (özellikle bilgisayar programcılığı, veri mühendisliği vb. bilişim işleri için) yeniden eğitilip iş sahibi yapılabilir. Böylece binlerce kişi nitelikli vasıflarla donatılabilir, üstelik akıllı fabrikalar sayesinde daha az çalışacakları için kendilerini istedikleri alanda geliştirmek için daha fazla zamana sahip olacaklardır.

Bu yaklaşım gelişmiş ülkelerde belli çevrelerde giderek daha fazla taraftar, hatta uygulama bulurken, gelişmekte olan ülkelerden itirazlar yükseliyor. Güney Afrikalı iki akademisyen Ruth Castel-Branco ile Hannah J. Dawson, The Conversation için kaleme aldıkları yazıda konuya eleştiriyle yaklaşıyor:

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin amacı ne?

“Anlatısal çerçeveler ideolojileri birleştirmede esastır. Bunlar neyin mümkün neyin imkânsız olduğunun, hangi fikirlerin kabul edilebileceğinin ve hangilerinin reddedileceğinin çerçevesini çizer. Hikâye yazarı ve siyasi analist Nanjala Nyabola, Dijital Demokrasi, Analog Siyaset (Digital Democracy, Analogue Politics) başlıklı kitabında Dördüncü Sanayi Devrimi anlatısının çerçevesini çiziyor.

Nyabola, Dördüncü Sanayi Devrimi anlatısının küresel seçkinler tarafından dikkatleri eşitsizliğin nedenlerinden uzaklaştırmak ve süren mülksüzleştirme, sömürme ve dışlama sürecini kolaylaştırmak için kullanıldığını ileri sürüyor: “Bu fikrin gerçek cazibesi apolitik olmasıdır. İktidarla boğuşmak zorunda kalmadan gelişme ve ilerleme hakkında konuşabiliriz.”

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin baş ideologu Dünya Ekonomik Forumu’nun da başkanı olan Klaus Schwab’tır. Aynı isimle bir kitap yazan Schwab, dijital inovasyonların insanların yaşama, çalışma ve diğerleriyle ilişkilerini dönüşüme uğrattığını ileri sürüyor. Söz konusu inovasyonlara yapay zekâ ve robotik, kuantum bulut bilişim ve blok zincir teknolojisi dahil.

Önceki sanayi devrimleriyle karşılaştırıldığında, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin büyük bir hızla geliştiğini, üretim, yönetim ve yönetişim sistemlerini benzeri görülmemiş şekillerde yeniden düzenlediğini savunuyor.

Ancak Dördüncü Sanayi Devrimi’nin bu sermaye dostu çerçevesine özellikle Güney yarıkürede eleştiriler giderek artıyor. Birçoğu, bunun bir devrim olarak kabul edilip edilmeyeceğini sorguluyor.

Mevcut kanıtlar, eski nesil teknolojilerin sürdürülmesi nedeniyle dijital teknolojilerin eşitsiz biçimde yayıldığını ve bunun da eşitsiz sosyal ilişkileri dönüştürmek yerine yeniden ürettiğini gösteriyor.

Dijital teknolojinin ne geliştirildiği, nasıl ve ne amaçla kullanıldığı konusunda önceden belirlenmiş veya doğrusal bir şey olmadığı görüşünü paylaşıyoruz. Buradaki zorluk, sermayeyi sorumlu tutarken çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek için dijital yeniliklerden nasıl yararlanılacağıdır.

Devrim mi? Hangi devrim?

Tarihçi Ian Moll, mevcut çok sayıda dijital teknolojik yeniliğin bir sanayi devrimi yaratıp yaratmadığını sorguluyor. Ne de olsa devrimler yalnızca teknolojik değişikliklerle karakterize edilmez. Sanayi devrimleri daha ziyade, emek sürecindeki dönüşümler, işyeri ilişkilerindeki temel değişiklikler, sosyal ilişkilerdeki değişimler ve küresel sosyoekonomik yeniden yapılanmaya yol açar.

Örneğin sanayi devrimi, insanların nerede yaşadıklarının yanı sıra çalışma şekillerini de değiştiren fabrikaların ortaya çıkmasına neden oldu. İşyerlerinin merkezileşmesi, artan kentleşmeye ve zenginler ile fakirler arasındaki sınıf ayrımlarının derinleşmesine neden oldu. Aynı zamanda sendikaların ortaya çıkışına da neden oldu.

Dijital teknolojilerin işgücü piyasasının yapısını ve çalışma koşullarını yeniden şekillendirdiğine kuşku yok. Bunu, otomasyon ve makinelerin işgücünün yerini alması, işin enformelleştirilmesi ve örgütsüz istihdamın, algoritmik yönetimin dayatılması ve verilerin metalaştırılması yoluyla yapıyorlar.

Ancak sınıf, cinsiyet, ırk, vatandaşlık ve coğrafi konum konularında tarihsel eşitsizlik kalıplarını dönüştürmek yerine derinleştiriyorlar.

Yeni petrol: Veri

Nyabola’nın dediği gibi “Veri yeni petroldür.”

Afrika Birliği (AfB) eleştirilere rağmen Dördüncü Sanayi Devrimi’ni “Afrika’nın kalkınması için bir dönüm noktası” olarak benimsedi. AfB, bunu dijital çağa sıçramak, küresel rekabet gücünü artırmak ve yeni istihdam kaynakları yaratmak için bir fırsat olarak tanımlıyor.

Akademisyen ve aktivist Trevor Ngwane, Dördüncü Sanayi Devrimi: Sosyolojik Bir Eleştiri başlıklı kitabında, teknolojik yeniliğin işçi sınıfı için gerçekten faydalı olabileceğini savunuyor: Bu devrim angaryayı azaltabilir, çalışma koşullarını iyileştirebilir ve insanlara diğer anlamlı faaliyetlere katılmaları için daha fazla zaman kazandırabilir.

Onca ‘dijital uçurum’ varken…

Sorun, teknolojik yeniliğin meyvelerinin küreselleşmiş bir kapitalist sınıfın tekelinde olması. Dijital emek platformları örneğini ele alın. Öncelikle küresel Kuzey’deki risk sermayesi fonları tarafından finanse edilen bu şirketler, varlıklara yatırım yapmadan, çalışanları işe almadan veya devlet kasasına ödeme yapmadan Güney yarıkürede işletmeler kurdular.

Bu süreç, mevcut inovasyon terimlerini kaçınılmaz ve dolayısıyla tartışılmaz olarak tasvir eden bir çerçeveyle destekleniyor. Ngwane’in dediği gibi: Doğanın, tarihin ve teknolojinin yasalarına uygun hareket eden bir şeyi kim sorgulayabilir?

Nasıl bir teknoloji tercih edersiniz?

Sosyal yardım gönüllüsü Tessa Dooms’a göre iki olası yol var: Sermayenin istediğini yapmasına izin verebiliriz. Veya teknolojinin ne olması gerektiğine dair parametreleri belirlediğimiz bir dünya hayal etmeye başlayabiliriz.

Dooms, Dördüncü Sanayi Devrimi anlatısının gerçeklikten daha çok bir heves olduğu konusunda hemfikir. Ama tam da bu, terimlerinin şekillendirilebilmesi için istek uyandırıyor. Giderek dijitalleşen dünyada Afrikalıların yeri nedir? Teknolojiler insanların yaşamlarını, kimliklerini ve fırsatlara erişimini nasıl etkiliyor? Yenilikler, insanların anlamlı işler yapmak için özgür olduğu daha adil bir toplumu nasıl ilerletebilir? Devletler, teknolojik yeniliğin faydalarının daha eşit paylaşılmasını sağlamak için düzenlemeleri ve diğer araçları nasıl kullanabilir?”

Bu yazı ilk kez 30 Haziran 2022’de yayımlanmıştır.

 

Ruth Castel-Branco ile Hannah J. Dawson’ın The Conversation’da yayınlanan “Dördüncü Sanayi Devrimi: Eleştirmesi Gereken Çekice Bir Fikir” başlıklı yazısında bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://theconversation.com/the-fourth-industrial-revolution-a-seductive-idea-requiring-critical-engagement-184475

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend