İnsan

19 Ağustos 2022

Yazdır

Aile Dizimi nedir? Nasıl uygulanır? Nelere iyi gelir?

“Aile Dizimi” kavramı, Alman Papaz Bert Hellinger tarafından uygulamaya sokulmuş bir psikoterapi ekolü…

Hellinger, felsefe, teoloji ve pedagoji eğitimi almış, Güney Afrika’da 30 yıla yakın misyoner olarak görev yapmış, bu arada yerli kabilelerle yakın ilişki içinde bulunmuş, onlara Hıristiyan Alman kültürünü öğretirken onlardan da etkilenmiş ve şamanların şifacılıkta uyguladıkları dokunarak enerji aktarımı denilen şeyi öğrenmiş ve Almanya’ya döndüğünde bunu sistemleştirerek uygulamaya koymuş.

Aile Dizimi grup halinde uygulanan bir terapi. Bu uygulama psikodrama değil. Psikodrama da bir grup terapisi, ancak grupta herkes bir rol alır ve kendinden istenen rolü bilinçle oynar. Aile Dizimi’nde ise Dizim açtıran kişi, grup içinden o anda hiç tanımadığı, hakkında hiçbir şey bilmediği birini seçer, ona iki eliyle dokunur ve “Sen bensin” veya kendi adını söyleyerek “Sen …’sin” der ve yerine oturur, sonrasını herkesle birlikte izler.

Kişiyi temsil edecek kişi, kısa bir süre kendini dinler, belki gözlerini kapatır ve kendinde o anda olan hisleri söyler. “Başım ağrıyor” veya “Yerimde duramıyorum” der. “İçimi bir öfke kapladı” veya “Korkuyorum” der.

Terapist gruptan bir kişi daha seçer ve “Bu senin annen!” diyerek ona dokunur. Seçilen ilk kişi onunla karşılaşınca hisleri değişir, bulunduğu yer değişir. Sonra seçilen bir kişi, babasını temsilen gelir, kişinin duygu ve davranışları yine değişmeye başlar. Ortaya çıkan duygulara ve ifade edilen sözlere göre annenin anne babası, babanın anne babası da temsilen gruptan seçilir. Onların pozisyonları, durdukları yerleri, hissettiklerini takip edince Dizim’in konusu ortaya çıkar.

Aile Dizimi’nde konu nedir?

Dizimi açtıran kişinin hayatında mustarip olduğu muhakkak bir mesele vardır. Bu kanser olabilir, depresyon olabilir, kalp yetmezliği veya panik atak olabilir.

Konunun illa hastalık olması gerekmez; kişinin çocuklarıyla ilişkisi, eşiyle cinsel münasebeti, öfke nöbetleri, alışveriş bağımlılığı gibi konular için de Dizim açılabilir. Başka bir deyişle Dizim’in ana teması bir sorun olmak zorunda değildir; zaten adını “konu” olarak belirleyince mesele kendiliğinden sorun olmaktan çıkar.

Dizim’de “konu”yu da temsilen bir kişi seçerse, Dizim daha hızlı işlemeye başlar, konunun kökenine daha çabuk ulaşılır.

Dizim başarıyla çözüme ulaşırsa, o andan itibaren o mesele çözüme kavuşmuş sayılır. Çözüme ulaşan bir mesele o andan itibaren kişinin hayatında ya gündeme gelmez ya da farklı gelmeye başlar.

Bunu şöyle örneklendireyim: Birkaç yıl önce bir danışanım (bizde başvuran kişiye hasta denmez) annesiyle ilgili bir mesele için gelmişti; annesinin hırçın, huysuz, geçimsiz oluşundan şikâyetçiydi. Annesi evden çıkmıyor ve havadan nem kapıyordu. Bir Dizim yaptık. Aradan birkaç ay geçti. Bir gün yolda karşılaştık. Halinden hoşnuttu. Lakin şöyle bir serzenişi söz konusuydu: “Annem çok değişti, artık evde tutamıyoruz, sürekli dışarı çıkmak, gezmek, eğlenmek istiyor, bu sefer de hızına yetişemiyoruz.”

Bu durum hastalıklar için de geçerlidir; ya hızla iyileşir ya da iyileşme seyrine girer.

Şunu söylemekte yarar var: Aile Dizimi, her derde deva bir hap değil. Cerrahi yahut tıbbi bir müdahale değil. Yanlış ellerde beklenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Dizim felsefesi nedir?

Aile Dizimi tabiatın sevgi sistemi ile işleyen bir mekanizma. Bu sistem tüm ideolojilerden, felsefi akımlardan, dini inançlardan bağımsız işleyen bir mekanizma. Birçok yerde karşımıza sosyal sistem, siyasal sistem, dini inanç sistemi de konu olarak gelebiliyor, onların oluşturduğu duvarların da yıkılması çözüm için gerekli oluyor.

Bunca Dizim içinde gördüm ki, Aile Dizimi’nin felsefesine en güçlü direnci katı inançlı kimseler gösteriyor. Samimi ve sahih duygularla kapımızı çalanlarda ise ilerlemek daha kolay…

Bert Hellinger, Almanya’da ilk çözüm çalışmalarına başladığında, Dizim açtıran kişileri anne babalarıyla barıştırmıştı. Bu barışmaya en çok sosyalistler ve sol karşı çıkmış ve Hellinger’i Nazi olmakla suçlamışlardı. Onlara göre bir Alman Nazi olan babasıyla barışamazdı.

Oysa sistemin işleyişinde başka bir algoritma faaliyet gösteriyor. Çocuğu dünyaya getiren anne ve babasıdır. Çocuk annesini de, babasını da büyüyünce tanıyor ve onu yargılama erkine ulaşıyor. Oysa çocuk dünyaya gelirken, yani döllenirken anne babasının kim olduğu, onların fikirleri, yaşam tarzları, hatta o an yaşanan cinselliğin bile nasıl ve hangi koşullarda yaşandığıyla ilgilenmiyor. Yani bir tecavüz sonucu olmuş olsa bile ortaya bir can geliyor. O canın dönüp annesine babasına, “Ben senin sayende dünyaya geldim, beni var eden, bana can verensin, sana teşekkür ederim” demesi çok doğal, olması gereken, tabiatın biyolojik yasası bu.

İnsan bedenindeki üreme sistemi, sevginin ve aşkın da sistemidir. Gökyüzünde ortaya çıkan bereketli yağmur bulutları sevgi ise, o bulutların yoğunlaşmasıyla ortaya çıkan şimşekler ve yıldırımlar da aşktır. İnsan bedeni o bereketli bulutlar gibi faaliyet gösterirken, cinsel sıvılar insan bedenindeki aşkın suyudur. O suyun duygusu o an olmayabilir, ancak biyolojik sonuç aşkın ürünüdür. Ve her aşk sevgiyle sarmalanmalıdır. Yani kabul edilmelidir.

Aile Dizimi bu nedenle kabul etmenin ve sevgi ile sevgisizliğin, aşk ile aşksızlığın ayrımına varmak, sevgiyi ve aşkı kirlerinden arındırıp layık olduğu yüceliği kutsamanın felsefesidir. Geçmişte yaşanmış kötülükleri anlamak, ayrıştırmak, onun tekrar etmesini önlemek arzusudur.

Korkular, öfkeler, kinler, nefretler, intikam duyguları yerini Aile Dizimi’nde sevgiye, şefkate, hoşgörüye bırakır, o menfi duygulardan eser kalmaz. Yaşanan travmaların sebep olduğu bu ağır duygular ortadan kalkınca, insan hayatı ve çevresi, hatta toplum halka halka sakinleşir, sevgiyle sarılır, hastalıklar şifalanır, ilişkiler güzelleşir.

Aile Dizimi bilimsel mi?

Bilimsellik kavramı deneysellik esasına dayanır. Yani bir şeyi aynı koşullarda tekrar ve tekrar yapıp her defasında aynı sonuca ulaşılırsa ona bilimsel denir.

Aile Dizimi’nde her defasında bir kişi diğerine dokunup sen bensin dediğinde ona kendi enerjisini aktarır ve her defasında temsil edilen kişinin temel tepkimelerini verir. Bu da eylemin bilimsel bir temeli olduğunu gösterir.

Ancak seçilen her kişi farklı, her durum farklı, konular farklı olunca, duyumsananlar da doğal olarak farklı olur. Bu farklılıktan dolayı bilimsel değildir demek bilimsellik ilkesine uymaz.

Hollanda üniversitelerinin birçoğunda meditasyon üzerine laboratuvar deneyleri yapılır ve her defasında meditasyonun kesin bir şekilde beyin ve vücut fonksiyonlarını etkilediği görülür.

Benzeri laboratuvar çalışmalarının Aile Dizimi ile ilgili de yapılması gerekiyor. Laboratuvar çalışması yapmadan, bir konuya bilimsel olmadığını iddia etmek yanıltıcı olacaktır.

Alman ekolü mü, Amerikan ekolü mü?

Türkiye’de hemen her konuda birilerine tâbi olmak bir alışkanlık halini almış. Modada, sanatta, felsefede, siyasette bile illa bir ülkeye, bir kişiye, bir kuruma yaslanmak gerekiyor. Çok örneği var bunun: Amerikancı, Avrupacı, Sovyetçi, Arnavutçu, Çinci. Yahut Ahmetçi, Mehmetçi, Zuhalcı. Benzer bir şeyi burada da görüyoruz; illa birine yaslanmış olmayı neredeyse şart sayıyorlar.

Aile Dizimi çıkışı itibarıyla Afrika kökenli şamanik bir öğreti. Bu öğretiyi Alman ya da Amerikalı eğip büküp, değiştirip kendine mal etmeye çalışabilir. Örneğin çay bir Hint kültürüdür. İngiliz istediği kadar porselen fincanlar yapsın, içme saatlerini değiştirsin, adına İngiliz çayı desin, hakikat değişmez, çay bir Hint içeceğidir.

Bu bakışla Aile Dizimi köklere yolculuktur; köklerle, atalarla buluşma öğretisidir. İnsanlığın biyolojik kökü ve en eski atası olan Afrika ile buluşmasıdır.

Şunu söylemekte yarar var: Afrikalılara bu öğretiyi bunca talan çabasına rağmen koruyup kollayıp uzak çocuklarına, bize bir kurtarıcı mektup gibi gönderdikleri için teşekkür borçluyuz. Afrika’dan alıp tüm dünyaya yayan Hellinger’e de böyle harika bir öğretiyi tüm insanlıkla buluşturduğu için teşekkür ediyoruz. Hellinger, emperyalist bir misyon için Afrika’dayken, emperyalizmin bile bir faydasının olabileceğini öğrenmiş olduk çünkü.

Aile Dizimi’ni ilk uygulayan

Türkiye’de Aile Dizimi’ni ilk uygulan iki kişiden biri olarak her zaman kendi ekolümü oluşturmaya gayret ettim.

Katıldığım ilk Aile Dizimi Almanya’daydı. Amaç babamla barışmaktı. Beni temsil eden kişi babamı temsil eden kişinin önünde diz çökmüştü. Bense bu eylemi görünce oturduğum yerde deliye dönmüştüm. Diz çökmek mi? Biz kimseye diz çökmez idik.

Ben bir Türkmen çocuğuydum, “Yeryüzünün halifesi Hünkâra minnet eylemem” diyen bir kültürün içinde büyümüştüm.

Bu kültür tam da Aile Dizimi kültürüdür. Altay şamanik öğretisi Türk Türkmen kültürünün her zerresine sinmiştir. Türkçe kavramların her biri tam da Aile Dizimi’nin tılsımlı sözleridir.

Örneğin kişisel gelişimcilerin sıkça kullandıkları “affetmek” sözü. Yağmurun Ülkesine Yolculuk adlı eserimde etraflıca incelediğim bu affetme sözü çözüm tesis etmez, çözümsüzlüğü büyütür. Birisi kendini affetme makamında görüyorsa diğerini küçültür. Affetmek sadece Tanrı’ya ve krallara ait bir yüce siyasi erktir.

Aile Dizimi’nde affetmek olmaz, olamaz. Bir tecavüz, cinayet, katliam, gasp veya aldatma, hile vs. affedilemez. Kimse affedemez. Kral affetse bile tabiat affetmez. İşte affetmediğini biz Aile Dizimi’nde ortaya çıkartıyoruz.

Affetmek, işlenen kabahati pekiştirmektir. Affedenin egosunu büyütür, kibre ulaşır. Affedilen ezilir, baskı sürekli ve kalıcı hale gelir. Ezme ve baskı olduğu müddetçe çözüm olamaz.

Bize uygun olan kendimizi de, atalarımızı da özgür kılmaktır. Atalarımızın hatalarını görüp ondan sakınmayı öğreniriz. Atalarımız bizi dünyaya getirdiği için onları “kabul”lenir ve teşekkür ederiz.

Kabul ve teşekkür ettiğimiz onların kusurları değil, varlığıdır.

İncinsen de incinme

Sevgi ve aşk da zaten budur. Biz birine parası için, boyu posu için, gücü iktidarı için âşık olmayız. Aşk göklerden kopup gelen bir şimşektir. Âşık olduğumuz kişi hırlı ya da hırsız olabilir, ancak bize aşk duygusunu yaşatan kişi olduğu için ona teşekkür ederiz.

Çocuğumuz başarılı, sağlıklı, aslan-kaplan olduğu için değil, bize annelik veya babalık duygusunu yaşattığı için sever ve teşekkür ederiz.

Erenlerin bize öğrettiği bilgelik tam da budur. Hacı Bektaş, “incinsen de incinme” derken tokat vurana öteki yüzünü çevir demiyor. İnciten olma diyor. İnciten olursan inciten olmuş olursun. İstediğin kadar haklı sebebin olsun, sonuçta inciten oldun mu, mesele bu.

Dilin doğası

Aile Dizimi’nde her kişi kendi genetik kökenlerine yolculuğa çıkar. Türk kendi köklerine, Alman kendi köklerine gider. Türkler kendi köklerine Almanca veya İngilizce kavramlarla ulaşamaz, sadece Türkçe kavram ve değerlerle ulaşabilir.

Aile Dizimi, atalar erkine ulaşmak, o erk ile buluşmak, kökleri şifalandırıp dallara yeni şifalı şıvgınları vermesini sağlamak, onu ışıklandırmaktır. Atalar kültünden gelen Türk kültürü ataların erkiyle Aile Dizimi’nde buluşur.

Aile Dizimi terapi ekolleri içinde en hızlı etkide bulunan, en kalıcı ve en çok da tartışılan ekol olarak, gelecekte çok daha fazla konuşulacak. Çünkü Aile Dizimi yapan insan sayısı ne kadar çoğalırsa, çorak toprağın işlenmesi ve havalanması gibi, insanlık da o kadar çok havalanmış, bereketlenmiş olacak. O da toplumun büyük ortak kaderine doğrudan etki edecektir.

Katılanlara şifa, katılacak olanlara umut ola.

Aşk ile.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 19 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

Haydar Ersöz

Haydar Ersöz – Spritüel ve psikolojik danışman, Aile Dizimi terapisti; Türkiye'de Aile Dizimi terapisini yapan ilk iki kişiden biri. 1961 yılında Çorum’da doğdu. 1979 yılında Almanya’ya gitti. 2000 yılı sonunda Köln`de bulunan özel alternatif tıp okullarından Paracelsus Schule`de Heilpraktikum öğrenimine başladı. 2001 Mart ayında bölüm değiştirip Psikolojik Danışmanlık okudu. 2 yıl süren eğitim sonunda Kişilik Psikolojisi (Psychologie der Persönlichkeit), Sosyal Psikoloji ve Grup Dinamiği (Sozialpsychologie, Gruppendynamik), Çocuk ve Gençlik, Gelişim Psikolojisi (Kinder- und Jugendpsychologie, Entwicklungpsychologie), Evlilik ve Aile Psikolojisi (Ehe- und Familienpsychologie) ve Alternatif Tıp – Doğal Şifacılık İçinde Psikoterapinin Yeri (Psychotherapie in der Naturheilpraxis) dersleri aldı. 2003`ün Mart ayında yine Paracelsus Schule`nin Hamburg şubesinde, şifacı psikojik danışman Anja Pachman`dan Aile Dizimi (Familien Aufstellung) eğitimi gördü. Sonraki yıllarda Reiki, Dikşa, Reconnection gibi tamamen spiritüel olan güçlere inisiye oldu. Şu an binlerce enerji çeşidi ile çalışıyor. Ayrıca Altın Çağın Mucizesi olarak gördüğü ve “Babe Çözmesi” adını verdiği bir spirituel arınma yönteminin çalışmasını sürdürüyor. Başlıca eserleri: “Mülkiyet, Devlet, Parti - Nasıl Bir Sosyalizm”, “Işık Dağı”, “Olympos Tanrılarının İntiharı”, “Karnımdaki Ayak Sesleri”, “Yağmurun Ülkesine Yolculuk”, “Aşka Düşen Pervaneler”, “Gözlerin Hikâyesi”, “Kendine Güvenmek”…

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend