4 Haziran 2021

İnsan

Yorum yap

Yazdır

Birlikte iyileşmek mümkün

COVID-19 salgınının getirdiği fiziksel ve ruhsal kısıtlamalar pek çoğumuzu endişeli, sıkıntılı ve depresif ruh hallerine sürükledi. Bu türden duygular, özellikle bir grup içinde kolaylıkla diğerlerine de sirayet edebilir. George Washington Üniversitesi’nden psikiyatri ve davranış bilimleri doçenti Brandon Kohrt, Aeon internet sitesinde yayımlanan yazısında “birlikte iyileşmenin” mümkün olduğunu; fiziksel temas, paylaşılan deneyimler ve empati ile psikolog ya da psikiyatr olmadan karşımızdakilerin daha iyi hissetmesine yardımcı olabileceğimizi anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Hastalarımla duygusal düzenleme hakkında konuşurken akıllarına ilk gelen genellikle derin nefes alma ve meditasyon olur. Danışmanlık almış olanlar, duygusal tepkilerinin altında yatan varsayımlara meydan okumak için belirli adımları izledikleri bilişsel-davranışçı yaklaşımları tanımlayabilir. COVID-19 salgını ile ilişkili tüm ek sıkıntılar, endişe ve depresyonla birlikte hastalarımın, arkadaşlarımın ve aile üyelerimin çoğu, gevşeme ve bilinçli farkındalık uygulamalarını kullanmaktan bahsediyor.

Bir psikiyatrist olarak, bu tekniklerin yardımcı olma potansiyeli taşıdığını kabul ediyorum. Birçoğu iyi araştırmalarla doğrulanmış durumda. Ancak eğitimli bir antropolog olmam, duygusal düzenlemenin gerçekten tek başımıza yapmamız gereken bir şey olup olmadığı konusunda beni şüpheye düşürüyor. 10 yıldan fazla süredir psikiyatrist olsam da insanların acılarla nasıl yüzleştiğini ve bunlara nasıl tepki verdiğini anlamak için çok daha uzun süredir dünyayı dolaşıyorum.

25 yıl önce, Nepal’in güneydoğusundaki küçük bir tapınakta birkaç ay geçirdim. Aileler, artık evde bakamayacak duruma geldikleri sevdiklerini buraya getirirlerdi. Tapınaktaki rahipler, ailelerin sorunlarını dinlerdi. Zor durumdaki kişi birkaç hafta, ay veya daha uzun süre orada kalırdı. Her sabah bağdaş kurarak veya diz çöküp ilahiler söyleyerek ve sallanarak birlikte ibadet ederlerdi. En başta bu alışılmadık şifa biçimi beni büyülerken, rahiplerden biriyle sohbet etmek için her gün buraya gelen insanları fark ettim. Kalplerindeki ve akıllarındaki endişeleri anlatırlar, rahip de asla acele etmeden onları dinlerdi. Bazen onlara bir kutsal söz öğretir ya da sırtlarını ve omuzlarını sıvazlardı. Bu insanlar yüzlerinde daha fazla aydınlıkla buradan ayrılırlardı. Bazıları sık sık tekrar geldi, bazılarını sadece bir kez gördüm.

Bu etkileşim tarzıyla başka yerlerde de karşılaştım. Uganda’nın kuzeyindeki bir köyde, bir ağacın altında oturarak nadir görülen bir nörolojik bozukluktan mustarip çocuğu olduğu için komşuları tarafından dışlanan bir kadınla konuşan sağlık çalışanı… Liberya’da Ebola salgını sırasında karantina uygulamanın ne kadar üzücü olduğunu anlatan meslektaşını dinleyen bir polis memuru… Dikkatli dinlediğinizde, bu konuşmalar sadece yardım sunan meslekleri icra edenlerle yapılmıyor. (…)

Sıkıntıyı azaltıcı duygusal düzenleme, sadece içimizde değil, aramızda gerçekleşen temel bir insan davranışı gibi görünüyor. Unutulmaz hayal kırıklıklarından yaşamı değiştiren travmalara kadar sürekli olarak başkalarını teselli ediyor ve ediliyoruz. İnsanlar neden meslekleri bu olmasa dahi sıkıntı çekenleri rahatlatmak için her gün dakikalarını, saatlerini ve haftalarını harcıyor? İnsanlar olarak neden birbirimizi destekliyoruz? Neden kültürler arasında ve türümüzün tarihi boyunca benzer durumlar yaşanıyor? (…)

Sosyal bağışıklık sistemi

Duygular ister olumlu ister üzücü olsun, sosyal dinamiklerle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Öfke, kıskançlık, utanç, suçluluk, yalnızlık ve keder gibi duygular genellikle kişinin bir grup içindeki konumunda veya kişisel ilişkilerinde meydana gelen değişikliklerle tetiklenir. Dolayısıyla duygusal süreçler sosyal kopuşla bağlantılıysa, sosyal onarımda rol oynamaları da muhtemeldir.

Duygular sosyal bağışıklık sistemi gibi çalışır: Sosyal ilişkiler, bir şey onları tehdit ettiğinde duygusal bir iltihaplı tepkimeye neden olur. Ancak bu tepkiyi azaltmanın ve sosyal kan zehirlenmesi durumundan kaçınmanın, ilişkiler koptuğunda insanları tekrar topluluğa sokmanın yolları da var.

Bunun çarpıcı bir örneğini eski çocuk askerlerle yaptığım çalışmada gördüm. Çoğu durumda, bir çocuk savaşçının eve dönme deneyimi, savaşın kendisinden bile daha üzücüdür. Suçluluk, utanç ve kalıcı öfke yaygındır. Aileler, öğretmenler ve topluluk üyeleri, geri dönenlerden korkabilir veya çocuklarının çatışmaya katılmasını engelleyemedikleri için suçluluk ve utanç hissedebilir. Uganda, Mozambik ve Sierra Leone’de, çocukları yaptıkları eylemlerden sembolik olarak ayırmak için geleneksel şifa ritüelleri kullanıldı. Nepal’de geleneksel şifacılar, sıkıntıyı yatıştırmak için çocuk askerlerin kalplerini ve zihinlerini sembolik olarak sarardı. Ancak burada ebeveynlerin, öğretmenlerin ve diğerlerinin duygusal düzenlemelerinin bazen daha da önemli olduğunu gördük. (…) Toplum sağlığı çalışanları bu insanlarla vakit geçirerek kendilerini daha az yalnız hissetmelerine, duygularını anlamlandırmalarına yardımcı oldu; artık çocuklarıyla ilişkilerini yeniden şekillendirmeye başlayabilirlerdi. (…)

Fiziksel temasın stres azaltan etkisi

Primatolog Frans de Waal ve psikolog Stephanie Preston’a göre duygu, sıkıntı içindeki hayvandan grubun başka bir üyesine aktarılır. (…) Sonuç olarak, sıkıntılı hayvan ve teselli eden hayvan aynı duygulanım ya da duygu durumunu paylaşır. Teselli eden hayvan, sıkıntılı hayvana fiziksel varlığı, tımar davranışları veya diğer yatıştırıcı etkileşimleriyle yardım eder. De Waal ve Preston buna önemli bir adım daha ekliyor: Sıkıntılı hayvan sakinleştikçe duygusal transfer, teselli edenin rahatlama yaşamasını sağlar. Bu da bu tür yardım davranışlarını sürdüren bir kendini ödüllendirme biçimidir. (…)

Nörobilim terimleriyle açıklarsak; genellikle daha sonra gelişen ön lobun, beynin duygusal düzenlemeden sorumlu parçası olduğunu düşünürüz; beynin amigdala gibi korku ve sıkıntıyla ilişkili daha ‘ilkel’ alanlarındaki aktiviteyi baskılar veya değiştirir. Ancak sosyal ilişkilerimiz de sıkıntı durumlarını azaltma rolünü oynar. Psikiyatrist James Griffith’in söylediği gibi arkadaşlar, aile ve sosyal gruplar bir tür ‘genişletilmiş ön lobdur’. Sakinleşmemize; kayıp, travma ve ihlallerle başa çıkmamıza yardımcı olurlar.

Günlük hayatımızda başkalarını umutsuzluk içinde görmek bizi gözyaşlarına boğabilir. Korkmuş birini gördüğümüzde, yakınlardaki bir tehlike olasılığına karşı tetikte oluruz. Keder, panik veya öfke azalmadan bir grup üyesinden diğerine geçerse, bu duygusal bulaşma hepimizi kargaşaya sürükler. Ancak, kendimiz de hissetsek bile başkalarının acısını yeniden çerçeveleyebiliriz. Onu düzenler, anlamlandırır ve hafifletiriz. Ardından da sıkıntı içindeki kişiye yanıt verebiliriz. Sıkıntının nasıl yatıştırılabileceğini örtük ve açık bir şekilde iletiriz. Bu, birlikte oturmak veya sarılmak gibi fiziksel mevcudiyet yoluyla gerçekleşebilir. Fiziksel temas, stresi azaltan derin biyokimyasal reaksiyonlara sahip olabilir. Tüm bu etkileşimlerin merkezinde bir arada olmak vardır. Belirli psikoterapi teknikleri veya dini veya şamanik manipülasyonlar, stresi sembolik olarak bile dönüştürebilir. Psikolojik terapinin temel mesajı şudur: ‘Yalnız değilsiniz.’

Ne yazık ki diğer insanlarla etkileşim yoluyla acıyı hafifletmenin kolay olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Salgın sırasında sıkıntılardaki artış, muhtemelen bu süreçlerin çoğunun kesintiye uğramasından kaynaklanıyordu. Sonuçta, fiziksel mevcudiyet ve birlikte olmak, kişilerarası duygusal düzenlemenin en temel biçimi olarak gelişim göstermişti.

Bu şekilde bir araya gelmek, günün küçük veya büyük sıkıntılı anlarını paylaşmak için sayısız fırsat sunar, bunu anlayacak birine dayanma imkânı verir. Profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinde çevrimiçi yöntemler birçok yönden inanılmaz derecede yardımcı oldu ve bunlar devam ettirilmelidir. Ancak aynı odada olmanın, bedeni gözlemlemek ve duyguların özgürce akmasına izin vermek için önemli olduğu durumlar da var.” (…)

Paylaşılan yaşam deneyimleri

Yazar, empati konusunda paylaşılan yaşam deneyimlerinin de çok önemli olduğunu vurguluyor: (…) “Ruh sağlığı uzmanları da dahil olmak üzere sağlık profesyonellerinin hastalarına genellikle empati göstermediğini ortaya koyan devasa boyutta bir araştırma kataloğu var. Çoğu çalışma, siyahi hastalarla çalışan beyaz doktorlar arasında kayda değer bir empati eksikliği olduğunu gösteriyor.

Empati, paylaşılan grup kimliği tarafından destekleniyorsa, şifacılarımızın hizmet ettikleri topluluklara daha çok benzemeleri gerekir. 2016’da ABD’deki aktif psikologların yalnızca yüzde 16’sı azınlık mensubuydu ki ABD nüfusunun yüzde 40’ı azınlıklardan oluşuyor. Pratisyen psikiyatristlerde durum daha da kötü: Sadece yüzde 10’u yeterince temsil edilmeyen azınlıklara mensup. Irkçılık, ekonomik engeller, polis şiddeti ve diğer faktörler dahil olmak üzere azınlık topluluklarının stres faktörlerinin orantısız yükü göz önüne alındığında, bu ayrım özellikle endişe verici. Küresel düzeyde de benzer farklılıklar var. Ruh sağlığı uzmanları, beş kişiden birinin depresyon için uygun bakıma erişebildiği yüksek gelirli ülkelerde yoğunlaşmış durumda. Ancak Afrika, Doğu Asya ve Güney Amerika’nın düşük ve orta gelirli ülkelerinde 27 kişiden sadece biri benzer bakıma erişebiliyor.

Küresel bir strateji, ruh sağlığı uzmanı olmayan insanların, bir psikiyatrist veya psikoloğun oynayacağı rollerden bazılarını üstlenecek şekilde eğitilmesidir. Bu programlar, hepimizin birbirimizi destekleme potansiyeline sahip olduğumuz fikrine dayanır. Psikiyatristler ve psikologlar için klinik eğitim, tipik olarak belirli tedavi tekniklerinde uzmanlaşmaya odaklanırken sıradan insanları eğitmek, bu temel yardım becerilerinin çoğunu kanalize etmekle ilgilidir. Eğitim, hepimizin içinde yatan ve yıllarca mesleki eğitim almış kişilere özel olmayan yeteneklerin geri kazanılmasına yardımcı olur. (…)

Doktorların ve sağlık çalışanlarının tedavi ettikleri kişilerle ne kadar ortak noktaları olduklarını ve aynı şeylere ne kadar önem verdiklerini gösterdiklerinde, hastalarının sıkıntısını daha iyi yatıştırabilirler. Empati ve duygusal bulaşma daha hızlı akar, ardından teselli ve çözüm gelir ve sağlık çalışanları başka birine yardım etmenin psikolojik ödülünü alır.

Yardım almak zayıflık değildir

Hepimiz, kolektif duygusal düzenleme hakkında evrimsel kavramlarla düşünmekten fayda sağlayabiliriz. Bunun önemli bir adımı, başkalarından yardım almanın bir zayıflık işareti olmadığını hatırlamaktır. İhtiyacımız olduğunda yardım aramaya ve sıkıntıda olanlarla bağlantı kurmaya istekli olmalıyız.

Dünyanın dört bir yanındaki hastanelerde ve işyerlerinde, personelin COVID-19 konusunda yaşadıkları her şeyi işte ve evde halledebilmelerini bekliyoruz. Sıkıntı yaşıyorsanız, bir çeşit ‘öz bakım’ yapmak sizin sorumluluğunuzdadır. (…) Ancak başkalarıyla bağlantı kurmak için zaman ayırmak da aynı derecede önemlidir. Bir meslektaş, paylaşılan bağlam ve kültür nedeniyle bu empati akışını sürdürmesi en muhtemel kişi olabilir. Sadece orada bulunarak, dinleyerek ve başka birinin duygularını paylaşarak yardımcı olabileceğimize dair hepimizin daha fazla güvene ihtiyacı var. Grup olmak bizi daha güçlü kılıyor.”

Bu yazı ilk kez 4 Haziran 2021’de yayımlanmıştır.

 

Brandon Kohrt’un, Aeon internet sitesinde yayımlanan “We heal one another” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://aeon.co/essays/we-have-evolved-powerful-mechanisms-for-healing-one-another

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend