Sürahi sosyolojisi

Battaniyeden temizlik ürünlerine, plastik kaplardan duvar süslerine, her şeyin birbirinin üstüne yüklendiği mağazalardan biri. Kadın okuyucular bir kaç marka ismi sıraladı bile. Evet, onlardan birindeyiz. Bu, benim girdiğim üçüncü mağaza. Mağazaların adı değişiyor ama benim aradığım ürün için aldığım cevap değişmiyor: “Maalesef yok”.

Aradığım da ne? Bir sürahi. Bir sürahi.

Çocukluğumda semtimizde bir züccaciye mağazası vardı, bir evin bütün ihtiyaçları bulunurdu. Altı parçadan oluşan yemek tabakları, sürahisi ile takım su bardakları, çay bardakları, çaydanlık. Tencere, tava tepsi. Tuzluk filan.

Mağazaların adına “home”, “madame” ibaresi yapıştırıldığından olsa gerek bizim günlük ev eşyalarımız bulunmuyor. İhtiyacımız olmayan her şey var.

İhtiyacımız olmayan ürünleri daha çok alıyoruz ama… Ne de olsa her birimizin içinde “bi lazım olur” tedbiri gizli. Arada fark var elbet, bu tedbiri içimize yerleştiren atalarımız bunu, eskilerini atmamak, değerlendirmek için söylüyordu. Biz yeni olan şeyleri alıyoruz “bi lazım olur” düşüncesi ile. Hiç lazım olmadan da elden çıkarmanın derdine düşüyoruz.

“Maalesef yok”

İhtiyacımız olmayan ürünlere önce fahiş bir etiket yerleştiriyorlar. Sonra onu indiriyorlar. Sonra yine indiriyorlar. Bu kadar indirime kadınların kalbi dayanmıyor, hiç ihtiyaç olmayan o ürün “ay ben buna aşık oldum” nidalarıyla alınıyor.

İhtiyacımız olmayan ürünlere önce fahiş bir etiket yerleştiriyorlar. Sonra onu indiriyorlar. Sonra yine indiriyorlar. Bu kadar indirime kadınların kalbi dayanmıyor, hiç ihtiyaç olmayan o ürün “ay ben buna aşık oldum” nidalarıyla alınıyor. İhtiyacımız olanlar kocaman bir “MAALESEF YOK”.

Bir sürahi peşinde öğleden sonram iptal. Cadde, “home”dan, “madame”dan geçilmiyor ama birisinde bile bir sürahi yok. Pardon. Haksızlık etmeyeyim birisinde vardı. Eğri boyunlu bir tasarım. Şunca “YOK” cevabından sonra o eğri boyunluya bile razı olacaktım ki, Allah beni korudu. Çünkü kendisi “bardak seti” nin bir parçasıymış. Bardak seti değince su bardağı, meşrubat bardağı, kadeh ve bunlara dahil olarak lütfen bir eğri boyunlu sürahi. Fiyatı 800 TL civarı. Oldu.

Eskiden dikdörtgen su şişeleri olurdu onlardan bulsam razıyım. O da yok. Sürahi niye olmaz! Evden sürahi almak için çıktı bir daha kendisinden haber alınamadı manşetinin altında hayat hikayemi düşünürken buluyorum kendimi. Ağlamak istiyorum. Neden ağlıyorsun diye sorana çünkü sürahi bulamadım diye cevap vermek üzereyim. Ben normalde bu kadar beceriksiz değil/im/dim. Ne değişti? Neyi kaçırdım

Çaresizliğime tanık olan kasiyer çocuk “İnternetten almayı niye düşünmüyorsunuz?” diye soruyor. Niye düşüneyim? Dört bir tarafım “home”larla kuşatılmış iken bir eyvah çanağını niye internetten almayı düşüneyim ki?

At kuyruklu kasiyer delikanlı içimdeki soruları harf harf görmüşçesine cep telefonunun ekranı açıyor. Aman yarabbi birbirinden güzel sürahiler.

“Niye siz satmıyorsunuz?”

“Kampanya ürün olarak satarız belki bir ara…”

Şimdi anladım kadınların bütün gün niye “home”ların kapısını aşındırdığını. Kampanya yakalamak için. Annelerimiz eskileri, “bi lazım olur” diye bir kenara sıkıştırırdı, biz “bi lazım olur” diye hiç yoktan “kampanya ürün” kovalayacağız demek ki.

“Kaçta kapatıyorsunuz?”.

On dakikaları varmış. Dinlenmek için mağazanın içindeki basamaklara oturuyorum. Oturunca mağazaya adım attığımdan beri aynı yerde iki kadının -yaşları 75 civarı olmalı – küpe konuşmaya devam ettiklerini fark ediyorum.

Konu şu: Kadınlardan biri bir takı mağazasına girmiş, satış görevlisine kulağındaki küpeyi nerden aldığını sormuş, o da ”Buradan almadım’ demiş. Eee. Mağazaya girdiğimde bunu konuşuyorlardı. Aradan yaklaşık on dakika geçtiği halde hâlâ küpeleri konuşuyorlar.

Hiç yapmadığımız bir şeyi hemen şimdi yapmak

Onları dinlerken çocukluk arkadaşımın yaptığı ikazları hatırlıyorum.

Yaşımızı başımızı hatırlatmaya kalksam, “Biz yaşlı değiliz ki!” diye itiraz ediyor her seferinde, “Çocukları evlendirebilmiş olsaydık çoktan torun torba sahibi olmuştuk” demeye kalksam hışımla üzerime geliyor.

Ben yaşımıza uygun şeyler yapalım deyince “Haklısın” diyor acele acele. Birbirimize haklısın demeyeli ne çok zaman olmuştu. Tadını çıkarmak istiyorum bu haklılığın.

“Yaşımıza en uygun olan ne biliyor musun hiç yapmadığımız bir şeyi hemen şimdi yapmak. Gençler böyle söylüyor çok hoşuma gidiyor. Gençler değil esas bizim yaşımızdakiler bunu hayat felsefesi haline getirmeli: Hemen şimdi.

“Yaşımıza en uygun olan ne biliyor musun hiç yapmadığımız bir şeyi hemen şimdi yapmak. Gençler böyle söylüyor çok hoşuma gidiyor. Gençler değil esas bizim yaşımızdakiler bunu hayat felsefesi haline getirmeli: Hemen şimdi.

Ben onun ne dediğini kavrayamamışken bir rota çiziyor ikimiz için: “Birbirimize hanım filan diye hitap etmeyelim. Pek modası geçmiş. İsmimizin nesi var!”

“İyi de biz zaten kendi aramızda ismimizi söyleriz ta otuz yıldan beri… Cemiyet içinde başka…”

“İkide bir yıllardan dipnot düşme her lafın arkasına. Ne demek ta otuz yıl.

Eski arkadaşız da deme. Ne diye kendimizi eskitecekmişiz! Eski arkadaş yerine ‘çok iyi arkadaşızdır’ diyebiliriz mesela.”

Her yaşın güzelliği ayrı sözüne erken inanmışsınızdır bir defa. Her yaşın ha. İnsana yaşını hatırlatacak, yaşının muhitinde nefes almasını sağlayacak olan arkadaşlarıdır değil mi? Haşim’in “ Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…” dediği an gelip çattı mı? İlle de cros yarışmalarına katılanlar, pentatlon atlamaya kalkanlar çıkıyor ortaya. Gençler evet ağır ağır çıkıyorlar o merdivenlerden. Yaşlılar hayır. Tepe taklak ve hızla.

Oturduğum basamaktan kalkamıyorum bir türlü. Cilt yaşları 80 civarında görünen ama psikolojik yaşları en fazla 16 olan iki kadın yola koyulana kadar ben burada onların ikliminde nefes almaya devam edeceğim. Onları dinlerken çocukluk arkadaşımın bir türlü anlam veremediğim itirazlarını anlar gibi oluyorum. Sanki aynı atölyeden çıkmış gibiler. Konuşmaları ve edaları.

Dakikalardır kimseyi umursamadan “o küpeyi” konuşmaya devam eden bu iki kadının dünyasına yaklaşabilirim birkaç saniye sonra. Belki de merakımı yenemeyip sohbetlerinin konusu olan “o küpe”yi sorarım. Belki de, aradığınıza internetten bakmayı düşündünüz mü, derim. Sana ne derlerse, yeni pazarlama teknikleri üzerine anket yaptığımı söylerim. Yalan mı?

Kadınların sohbetini dinlerken şu banyo süngerini alayım. Süngerin Düğmesi kat kat etiketler 2019’ların pazarlama tekniği imleyen bir “veri”. İlk etiket 17 TL. Sonra 9 TL olmuş, sonra 1.5 TL.

17 TL’yi mutlulukla veren “kişisel ilk” i için yapılan bu harcama ile. 9 TL’ye alan “Aaa yarı yarıya” diye gidiyor. 1.5 TL’ye alan “burada çok uygun şeyler var takip etmek lazım” görev ile donatmıştır kendisini.

Ben 1,5 TL.’yi kuruş kuruş tamamlarken kadınlar gitmiş. Hay Allah.

Twitter’dan takip edin: @Fatma_Barbaros

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun hakkında politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 10 Ocak 2020’de yayımlanmıştır.

Fatma Barbarosoğlu

Fatma Barbarosoğlu - Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak Afyon’da doğdu. Lise son sınıfa kadar İstanbul’da sürdürdüğü eğitimini Afyon Lisesi’nde tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. “Tasavvufi Eğitimin Değerlendirilmesi” başlıklı teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. “Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi” aldı teziyle sosyoloji doktoru oldu.1996 yılından bu yana Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. Yayımlanmış eserlerinden bazıları: Arasında İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka (Öykü), Mutluluk Onay Belgesi (Öykü), Hayat Teselli Olmaktır (Deneme), Şov Ve Mahrem (İnceleme), Fatma Aliye: Uzak Ülke (Roman), Medyasenfoni (Roman)

1
Yorumu Gör

avatar
Ömer buyukbirer
Ziyaretçi
Ömer buyukbirer

Gerçekten fikir turunda çok güzel yazılar varken onların arasına her yerde mebzul miktarda satıldığı halde sokak sokak aranan ve nasıl olduysa bulunamadığı için ağlamaklı hale gelinen SÜRAHİ konusunda ki bu yazıyı görünce Türkiye’de yazar çizer kesimin kısır kaldığına bir kez daha inandım. Bir sürahi arama macerası ! Bu kadar uzun uzadıya anlatılır mi ??Keşke toplumun içindeki sosyolojik, psikolojik ve teolojik yangınları bu kadar uzun uzadıya anlatsaniz..

Send this to a friend