İnsan

17 Şubat 2022

Yazdır

Karşılıksız sevmek bir yücelik mi?

Karşılıksız sevgi, yarattığı bitmek tükenmek bilmez bir beklentiyle yaşamı acı verici bir hale getirebilir. Sevmekten vazgeçmeye çalışmaksa çoğu zaman nafile bir çabadır.

Sevgi üzerine çalışmaları bulunan Toronto Üniversitesi’nden sosyal bilimci Alexandra Gustafson, Psyche’deki yazısında sevgiye yönelik tutumlarımızdaki bazı değişikliklerle karşılıksız sevginin kalp kıran bir durum olmaktan çıkabileceğini anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Birini karşılıksız sevdiyseniz, sevdiğinizle gelecek ümidi olmadan yaşamanın gerçekten acı bir tecrübe olduğunu bilirsiniz. Birini sevdiğimizde, genellikle karşımızdakinin de bizi sevmesi yönünde derin bir arzu duyarız. Aksi takdirde canımız yanar. Böyle durumlarda, onları sevmediğimizi, onları sevmekten vazgeçebileceğimizi, hatta onları hiçbir zaman sevmemiş olduğumuzu düşünmeye çalışırız. Yaşamamış olsanız bile, bunun getirdiği ıstırabı hayal edebilirsiniz.

İnsanların, sevgilerine karşılık alamamaları durumunun üstesinden gelmek için her türlü tekniği kullanmasına şaşmamalı. George Eliot’ın 1876 tarihli Daniel Deronda adlı romanında Rex Gascoigne, Gwendolen Harleth tarafından reddedildikten sonra babasına İngiltere’den Kanada’ya kaçmasına izin vermesi için yalvarır. Ben de bir keresinde Toronto’da yaşadığım kalp kırıklığının ardından Kanada’nın Rocky Dağlarına kaçmayı istemiştim. (…) Arkadaşlar da bir sürü tavsiye verir bu gibi durumlarda. Ancak karşılıksız sevenler bilir ki bu dostça öğütler kuşkusuz iyi niyetlidir, ama kişiyi yanlış yönlendirir. Önerilen çareler, hayal kırıklığının verdiği acıdan kurtulmak için bize zaman ve fırsat tanısa da sevmekten vazgeçmemizi sağlamayacaktır.

Neden mi? Çünkü sevmeyi bırakmanın daha iyi olacağı gerçeği, sevmekten vazgeçmek için tek başına yeterli değildir. Sevginin akıl dışı doğası ve yapısı göz önüne alındığında, bunu durdurmaya yönelik sağduyulu nedenler, sadece hedefi gözden kaçırır. Ancak durum büsbütün vahim değildir. Karşılıksız sevgi acı olsa da ona karşı tutumunuzu değiştirirseniz, tatlı değil ama buruk hale gelebilir.

Akılcı ve akıl dışı sevgi

Akılcı sevgi, nedenlerle meşrulaştırılan sevgidir: Örneğin, Leo Tolstoy’un Anna Karenina karakterinin, çekici, kararlı ve nazik olması sebebiyle Kont Vronsky’yi sevdiğini düşünebiliriz. Buna karşılık akıl dışı sevgi, bu tür gerekçelerle meşrulaştırılamayan sevgidir.

Sevginin akıl dışı olduğuna inanmama neden olan birçok sebep söz konusu. Bunlardan biri, sevgi üzerine çalışan filozofların ‘seçicilik problemi’ olarak adlandırdığı bir bilmecedir. Şöyle ki: Sevginin akılcı olduğu ve insanları çekicilikleri, kararlılıkları ve nezaketleri nedeniyle sevdiğimiz doğruysa, belirli bir çekici kişiyi neden diğerinden daha çok sevmemiz gerektiği açık değildir. Her türden insan çekici, sebatkâr ve nazik olabilir. O zaman neden Vronsky?

Filozof Niko Kolodny gibi bazı yorumcular, seçicilik problemini çözen ve sevgi için akılcı bir neden sağlayanın, bir ilişkinin ortak geçmiş olduğuna inanırlar. Sonuçta, dünyada pek çok çekici insan olsa da Anna’yı Moskova tren istasyonunda karşılayan yalnızca Kont Vronsky’ydi. Ancak karşılıksız sevgi söz konusu olduğunda, bunun doğruluğundan şüphe duymak için güçlü bir neden vardır. Ne de olsa karşılıksız sevgi bazen ilk görüşte filizlenmez mi ya da yakındaki bir yabancıya karşı zamanla gelişmez mi? Bir ilişkinin yokluğunda sevgi mümkünse, ilişki onun nedeni olamaz.

Bu yüzden sevginin akıl dışı olduğunu söylüyorum. Sonuç olarak, kalbi kırık bir sevenin hayatına devam etmesi pragmatik anlamda gerçekten ‘daha iyi’ olsa da, bu daha yüksek düzeydeki sebep, bizi yolumuza devam etmeye gerçekten ikna etmeyecektir. Sevgi, gerekçelerle haklı çıkarılan veya geri döndürülen türden bir şey değildir.

Bazıları ‘ama ya bu sevgi zarar veriyorsa’ diye sorabilir? Sevmek, karşılıksız sevene acı veriyorsa, bu, şüphesiz sevmeyi bırakmaları için bir sebeptir. (…) Ama bir kez daha tekrarlıyorum, sevgi, bu da dahil sebeplere bağlı bir şey değildir. Bir zamanlar sevmiş olan William Shakespeare’e göre birini ‘kıyametin eşiğine kadar’ sevebiliriz. Charles Dickens’ın 1859 tarihli İki Şehrin Hikâyesi romanındaki Sydney Carton karakterinin Lucie Manette’e olan sevgisini düşünün: Lucie başka birini sevse de adam, Lucie’nin sevdiği adamın giyotindeki yerini alarak onun uğruna ölür. Bu şekilde, sevgiyi sadece akıl dışı değil, koşulsuz olarak da düşünebiliriz.

Karşılıksız sevenlerdenseniz ve sevginizin akıl dışı ve koşulsuz olduğuna, bu nedenle de akılcı veya kasıtlı olarak önceki hale dönmeye karşı bağışık olduğuna dair argümanlarıma ikna olduysanız, sıkıntınız nüksedebilir. Lütfen korkmayın, çünkü sizi bu açmaza götürecek zorlayıcı nedenler olduğunun farkındayım (Burada bir partnerin manipülasyon aracı olarak sevgiyi esirgediği kötü niyetli ilişkilerden bahsetmiyorum).

Karşılıksız sevginin çok acı verici olabileceğini daha önce söylemiştim ve bunun arkasındayım. Bağışlayın, ama şunu da söylemeliyim: Bu bir işkence ise işkencenin en yüce ve en üstün türüdür. Üstün bir işkence de katlanılmaya değer. Karşılıksız sevenin, sevgisinin bitmesini bu kadar sabırsızca istemesine gerek yoktur. Bunun yerine, ne kadar sürerse sürsün, sevgiyi kucaklayabilirler. Karşılıksız da olsa sevginizi kucaklarsanız, sizi incitmeyebilir.

Sevgiyi bağrına basmak

Sevgiyi kucaklamak ne demektir? Sevginin kendisi akıl dışı olsa da bazı nedenlerden dolayı ona karşı belirli tutumlar almamız makuldür. Sevgimizi reddetmek içimizde bir tür çatlağa neden olabilir; sevgimizi onaylamıyoruz, ama yine de sevmekten kendimizi alamıyoruz. Bu, nihai acı deneyimimize katkıda bulunan bir tür yabancılaşmayla sonuçlanır. Bunun yerine olumlayıcı bir tavrı benimseyebiliyorsanız, kendinizle çelişmenize gerek yoktur. Karşılıksız sevgiyi ‘kucaklamak’ ile kastettiğim bu: Kendinize, ‘Seviyorum ve bunda bir sorun yok’ diyerek olumlayıcı bir tavır takının.

Karşılıksız sevginizi kucaklamak için sağduyulu nedenlerin ‘yanlış türden’ nedenler olduğundan endişe duyabilirsiniz. ‘Sevgimi kucaklamam benim için daha iyi olur’ fikri, size bunu gerçekten yapmak için doğru bir sebep vermez. Anlaşılır bir şekilde, belirli tutumları benimsemenin belirli inançları gerektirdiğini düşünebilirsiniz. Örneğin, sevmekte bir sorun olmadığına gerçekten inanmıyorsanız, sevginize yönelik olumlayıcı bir tutumda olmanız mümkün değildir. Neyse ki karşılıksız sevginizi kucaklamanız için güçlü, sağduyulu olmayan bir neden sunabilirim: Bu yüce bir şeydir.”

Alexandra Gustafson, sevginin akıl dışı olması ve bizim buna muktedir olmamızın sevinilecek bir şey olduğunu vurguluyor:

“Küçük, ürkek yaratıklar olsak da sonsuza en yakın olabileceğimiz akıl dışı, koşulsuz sevgiye muktediriz. 1790 tarihli üçüncü Eleştiri eserini romantik olmakla suçlayan yegâne felsefecilerden biri olmama rağmen Immanuel Kant’ın matematiksel yüceliğine benzer bir şey düşünüyorum. Kant’ın deyişiyle bu kadar uçsuz bucaksız, çok güçlü, kontrolümüzün ötesinde olan bir şeyi, aklın ötesinde ve üstünde hissetmeye muktedir olduğumuz gerçeği, ‘her duyu standardını aşan bir yetiye işaret eder’.

Sevmek, duyunun hatta aklın kapasitesinin ötesinde bir kapasite sergilemektir. Sahip olduğumuz duygu derinliği, insanlığımızın nihai ifadesidir ve karşısındaki görece çaresizliğimiz belki de bizi insan yapan şeyin özüdür. W.H. Auden’in yazdığı gibi: ‘Eşit sevgi olamazsa / Daha fazla seven ben olayım.’ Ancak sevgi matematiksel olarak yüceyse, sadece mecazi olarak öyledir; yüce olması için kesinlikle matematiksel ya da dinamik olması gerekmez. Ne de olsa Kant için yüce olan, eşiğin ötesine bakmaya, düşünülebilir dünyanın ötesine bakmaya en yakın olandır.

Bu nedenle sevgi yüce olarak görülür, çünkü ya tam olarak anlamlandıramadığımız bir şeydir ya da en azından buna işaret eder. Nasıl da sevginin nedenlerini aradığımıza bir bakın. Makul olabilmesi için sevginin akılcı olmasını istiyoruz. Oysa sevgi, anlamlandırma stratejilerinize meydan okur; bir seçim değildir ama yine de yaparsınız, sadece öylesine başınıza gelmez. (…) Sevgiyle ilgili deneyimimiz ve onu analiz etme girişimlerimiz, belki de pratik aklın sınırlarının dışında bir benliğe dair açıklama sunabileceğimize en yakın şeydir. Sevgi, düşünebilirliğin en dış sınırındadır. Bu nedenle yücedir, çünkü bize duyular üstü bir bakış sağlar.”

Alexandra Gustafson, karşılıksız olan da dahil sevginin olağanüstü olduğunu söylüyor:

“Öfkeye, acıya ve kedere dayanabilir, her şeye rağmen direnebilir, en beklenmedik yer ve zamanlarda var olabilir. Sevdiğinizin sizi sevmemesi canınızı acıtsa da rahat olun; severek Kant’ın eşiğinin ötesine bakıyorsunuz. Ürkütücü olsa da bu eşikten kaçınmak durumunda değilsiniz. Bunun yerine, uçuruma huşu ile bakın ve yakınlığın tadını çıkarın. Bu iddia kimilerini nihai olarak tatmin etmese de bir merhemden daha fazlasıdır. Romantik ya da başka türlü, karşılıklı ya da karşılıksız sevgi yücedir ve kucaklanmaya değerdir; çünkü seven olarak sizde eşsiz ve asil bir kapasite ortaya çıkarır.”

Bu yazı ilk kez 17 Şubat 2022’de yayımlanmıştır.

 

Alexandra Gustafson’ın Psyche internet sitesinde yayımlanan “Why it can be sublime to love someone who doesn’t love you back” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://psyche.co/ideas/why-it-can-be-sublime-to-love-someone-who-doesnt-love-you-back

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend