İnsan, Toplum

2 Haziran 2022

Yazdır

Ya Avrupa yetersiz göç krizi yaşarsa?

Avrupa, neredeyse son on yıldır, birbiri ardına gelen göç dalgalarıyla sarsıldı. Afrika, Suriye, Irak, Afganistan, Güney Asya’dan ve son olarak Rus işgal girişiminden kaçanların oluşturduğu Ukrayna’dan göçmen kafileleri canlarını tehlikeye atarak karadan, denizden ve havadan türlü yöntemlerle yaşlı kıtaya akarken, Avrupa siyasetinde taşlar yerinden oynadı.

Göçmen karşıtlığı Avrupa siyasetinin ana akımı, Avrupa savunma mimarisinin ana odak noktası haline geldi. Sınırlara duvar örüldü, Akdeniz’de donanmalar göçmen teknelerini durdurmak içi 7/24 devriye gezmeye başladı. Yine de kıtaya ulaşanları Ruanda’ya göndermek gibi “parlak” fikirler geliştirdiler.

Kıta çapında bu seferberlik şimdi hedefine ulaşmış görünüyor. Ukraynalı “beyaz ve sarışın” göçmenleri saymazsak Avrupa’ya göçmen akını durulmuş görülüyor. Ama Avrupa aynı güçlü refleksi daha 10 yıl bile geçmeden bu kez göçmen çekebilmek için göstermek zorunda kalabilir. Analizler kıtada kritik sektörlerde işgücü açığının bir güvenlik sorunu haline geleceğini gösteriyor.

Göç uzmanı Alia Fakhry, Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) sitesinde yayınladığı yazıda, Avrupa’nın 2030’da karşı karşıya kalacağı “yetersiz göç krizini” şimdiden, muhtemel gelişmeleri yaşanmış addederek, pek de hayali sayılmayacak bir senaryo üzerinden analiz ediyor. Bu ilginç yazıdan bölümler aktarıyoruz:

“Alman yaşlı bakımevleri zinciri Geras GmbH, 2030’da 500’den fazla tesisini kapatmak zorunda kalınca Avrupa’da bu sektördeki nitelikli çalışan açığı manşetlere çıktı. Ancak kritik sektörlerin baskı altında olduğu tek ülke Almanya değil. İşgücü açıklarını azaltmanın yollarını bulmak, Avrupa’nın her yerindeki ulusal hükümetler için en büyük öncelik haline geldi. Dünyanın diğer bölgelerindeki gelişmiş ekonomiler, Kuzey ve Batı Afrika’dan gelen vasıflı işçilerden yararlanırken, Avrupalıların elinde muallak işçi göçü anlaşmaları kaldı.

Avrupa göçmen bulmakta güçlük çekiyor

Malta Başbakanı Roberta Metsola [Halen Avrupa Parlamentosu Başkanı], 10 Kasım 2030’da Avrupa Birliği Yaşlanmayla Mücadele Konseyi’nin olağanüstü toplantısında, ‘Başka bir önerisi olan var mı?’ diye sordu. Yakın zamanda 500’den fazla Alman huzurevinin kapatılması, Avrupa’nın bakım sektöründeki personel eksikliğini ortaya çıkarmış ve metaverse’te hararetli tartışmalara yol açmıştı. Kesin olan bir şey varsa o da AB’nin yalnızca huzurevlerinde değil, aynı zamanda diğer kritik sektörlerde de çalışacak daha fazla göçmene ihtiyacı olduğu. Avrupa genelinde, göç büyük bir güvenlik sorunu haline geldi. Nüfusun yaşlanması nedeniyle yapılan kamu harcamaları, Fransa, İtalya, Yunanistan, Avusturya ve Portekiz’de ulusal GSYİH’nın yüzde 35’inden fazlasını oluşturuyor.

AB devlet ve hükümet başkanlarının Akdeniz’deki düzensiz hareketleri önlemek için Afrika’daki muadillerine baskı yaptığı 2015 Valletta Göç Zirvesi’nden on beş yıl sonra, Avrupalılar göçmen bulmakta güçlük çekiyor. Ama nereye bakmalı? Kuzey Afrika’nın otokratik yöneticileri AB’den uzaklaştı. Pekin, Brüksel’i bir zamanlar kendi çöplüğü olarak gördüğü yerlerde sıkıştırıyor. Örneğin Cezayir, Afrika’nın dijital lideri olma emellerini finanse etmek için Çin’e yaklaştı. Cezayir şehirleri artık Çin’in akıllı teknolojileri için bir test alanı olarak hizmet ederken Senegal, Fildişi Sahili ve Nijerya’dan teknoloji uzmanlarına kazan-kazan fırsatları sunuyor. Kenya, Etiyopya ve Cibuti gibi Doğu Afrika ülkeleri, Çin’in çok büyük altyapı projeleri sayesinde Batı ve Orta Afrikalı göçmenleri kendilerine çekiyor.

Konsey toplantısında bir an önce eyleme geçilmesi yönünde anlaşmaya varılmasına rağmen, AB hâlâ tüm üye devletlerin uygulayabileceği uyumlu bir plandan yoksun. Avrupalı politikacılar, onları emeklilik sistemlerinde reform yapmaya ve emeklilik yaşını ertelemeye zorlamayı amaçlayan ortak “2026 AB Yaşlanma Yol Haritası”ndan geri adım attı.

Bazı üye ülkeler, göçe olan bağımlılığı azaltmayı amaçlayan iki projeden, temel sağlık hizmetleri işlerinde robot kullanmayı amaçlayan Gümüş Ekonomi Planı ile AB’deki önemsiz görevleri aynı saat diliminde bulunan ülkelerdeki işçilere kaydırmayı amaçlayan Ana Ülkelerden Çalışma Tebliği’nden hâlâ bir sonuç elde etmeyi umuyor.

Göç azaltma: Bedeli ağır bir zafer

2019’dan bu yana Avrupa, neredeyse tüm göç biçimlerinde bir düşüş yaşadı. Yakın zamana kadar, ulusal siyasi karar alıcılar bunu bir başarı olarak görüyorlardı. 2025 yılına kadar AB’ye gelen göçmen sayısını bir milyonun altına çekme hedefi belirlemişlerdi, ama bu rakama ulaşıldığında şaşırmışlardı. Bunu komşularla sınır ortaklığı anlaşmalarının başarısına bağlasalar da, asıl neden hem küresel hem de yerel yeni göç güzergâhlarının ortaya çıkmasıydı. COVID krizi sırasında, Afrika ve Asya’daki komşuların sınırlarını birbirine açık tutması iptidai bir işgücü piyasası doğurmuştu. Çin, kendi demografik açığını kapatmak için göçmenleri çekmeye başlamıştı. Otokratik hükümetler, göçmenleri daha uygun yerlere yönlendirmek için AB’nin gayriresmî olarak teşvik ettiği çıkış kontrollerini kullanmaya başlamıştı.

AB üye devletlerinin hükümetleri, göçü azaltmada bedeli ağır bir zaferi elde ederken, Avrupa Komisyonu hoşlarına gitmeyecek kehanetlerde bulunmayı sürdürüyordu. Komisyon, Avrupa nüfusunun azaldığına ve bunun korkunç sonuçlarına dair o kadar uzun süredir öngörülerde bulunuyordu ki, uyarıları inandırıcı gelmemeye başlamıştı. Ayrıca, bu uyarıları, iklim değişikliğinin Afrika’daki ekilebilir ve yaşanabilir araziler üzerindeki etkisi gibi gelecekle ilgili bir dizi başka uğursuz tahminleri de içeriyordu. Bu tür projeksiyonlar, Avrupalıları ortak eylemde harekete geçirmeyi amaçlıyordu. Ancak sonuç tam tersi oldu: Avrupa’nın geleceği ve Avrupa toplumun bununla başa çıkma kapasitesine kuşku arttı ve her türden iddialı AB planlarına karşı bir tepki oluştu.

Avrupa Komisyonu göçmenlik girişimleri başlatmıştı. Ancak Avrupa’ya göçmen gönderebilecek ülkeler, Avrupalılar sadece sağlık, mühendislik, bilgi ve iletişim teknolojisi gibi kendilerinin eğitmek ve işe almak için büyük uğraş verdiği alanlarda nitelikli işgücü talep ettiği için girişimlere ilgi göstermedi. Çinli şirketler en azından bu gerçeği kabul etti ve binlerce yeni mezunu Guangzhou’daki merkez ofislerine çekmek için öğrenim ücretlerini, dil kurslarını ve taşınma masraflarını karşıladı. AB, “en parlak ve en iyi” göçmenleri çekmede bir rekabet olduğunu geç fark edip düşük ve orta vasıflı çalışanları hedeflemeye başladı. Yine de yaşlı işçilerin üye ülkelerin sağlık sistemlerinde baskı oluşturtacağı endişesiyle 40 yaşın üzerindekilerin kıtaya göçüne izin vermedi ve aileleri yeniden birleşmelerini kısıtladı. Daha da önemlisi, AB yaşlılara bakmanın vasıflı iş teşkil edebileceğini göremedi.

Avrupa nasıl yeniden göçmenlere cazip hale gelecek?

Almanya Başbakanı, 2030’daki konsey toplantısı tatmin edici olmayan bir şekilde sona ermek üzereyken, “Aslında hâlâ bir seçenek var. Avrupa’nın çekiciliğini artırmayı deneyebiliriz” diyordu. Metsola, 2020’lerin başından beri siyasi bir hedef olan “Avrupa özerkliğine” ulaşmanın sonunda bunun olacağını söyleyerek fikri memnuniyetle benimsedi. Ne de olsa, AB’nin komşuları siyasi ve ekonomik çıkar elde etmek için, AB’nin işçi ihtiyacını istismar ediyor ve “sınır ötesi hareketliliği giderek daha fazla bir silah haline getiriyordu”. AB’nin bu bağımlılığı azaltmasının en iyi yolu, kendi çekiciliğini artırmak olacaktı. Şimdiye kadar, düzensiz ve münferit çözümler, daha fazla esneklik sağlıyordu. Ama aynı zamanda Avrupa’yı kendi çıkarlarını sürdürmek için bu tür anlaşmalardan yararlanabilecek hükümetlere daha fazla bağımlı hale getiriyordu.

Danimarka, Ruandalı sağlık ve inşaat işçilerini geçici sözleşmelerle işe almak için Ruanda ile yaptığı 2022 iltica dışsallaştırma anlaşmasını tersine çevirdi. Ruanda’ya gönderilen her sığınmacı için 100 Ruandalıya vize aldı. Hem tarım arazilerinin kitlesel olarak azaldığını hem de AB’nin enerji ihtiyacını karşılamak için sıvılaştırılmış doğal gazdaki işçilere yönelik talebin arttığını gören İspanya, Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıması karşılığında Fas’tan gelen kritik işçiler için özel bir geçici vize hazırladı. Almanya ise, ülkenin dış politikasında giderek daha fazla nüfuz sahibi olan diaspora örgütleri ülkeyi daha fazla uluslararası sorunların içine çekerken bile ülkede on yıldır bulunan sığınmacıları topluma daha iyi entegre etmeye çalışmaya devam etti. Fransa, emeklileri Fas ve Tunus’a taşınmaya teşvik etmek için bu iki ülke ile ikili anlaşmalara vardı, ama ölçek yakalayamadı.

Birçoğu, onlarca yıllık korumacı politikaları tersine çevirmenin çok zor olacağını düşünmesine rağmen Alman şansölyesinin önerisini başlarını sallayarak onayladılar.”

Bu yazı ilk kez 2 Haziran 2022’de yayımlanmıştır.

 

 

Alia Fakhry’nin DGAP sitesinde yayınlanan “Ya Avrupa Yetersiz Göç Kriziyle Karşılaşırsa?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. https://dgap.org/en/research/publications/what-if-europe-faced-lack-migration-crisis

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend