İnsan, Toplum

4 Ocak 2023

Yazdır

Yapay zekâ sanatın sonu mu demek?

Antik Yunanlar, kadim Mısır ve Çin robotlarla ilgilere mitlere sahip olsa da “yapay zekâ” kavramı muhtemel ki, ilk olarak matematikçi Alan Mathison Turing tarafından “Makineler düşünebilir mi?” sorusuyla ciddiyet kazandı. II. Dünya Savaşı sırasında kripto analizi ve mesajların deşifre edilmesi gibi ihtiyaçlara yönelik cihazların üretilmesi ile hayata geçirildi. Bu kavramı 1956 yılında John McCarty kavramlaştırdı ve terim, ilk kez İngiltere’de New Hampshire’da bulunan Dartmouth College’daki bir konferansta resmî olarak kullanıldı.

Şurası açık ki, yapay zekânın üretiminde en etkin rolü İngilizler ve Japonlar oynadı. Ancak 1980’lere kadar somut bir gelişme yaşanmadı. 1987 ila 1993 arasında önemli olmasa da bazı küçük girişimler oldu sadece.

İlk önemli gelişme, 1997 yılında IBM’in (International Business Machines) ürettiği Deep Blue adlı bilgisayarın, dünyanın en ünlü satranç ustası Garry Kasparov’u yenmesiyle gerçekleşti. Ve sonrası ardı ardına geldi.

Şimdi dünya, yapay zekânın ‘sanat’ da üretip üretemeyeceğini tartışıyor.

Dijital dünyada teknoloji, makineler ve yaşam hakkı konularını işleyen çevrimiçi dergi Das Filter’in kurucu ortağı ve baş editörü Ji-Hun Kim, bir yaşam ve sanat platformu olan Monopol için yapay zekâ ile sanat arasındaki bağı masaya yatırmış.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“DALL-E2 veya Midjourney gibi platformlar, bu yıl yapay zekâda hangi potansiyelin yattığını açıkça ortaya koyarak, bu görüntü oluşturucuların sanatın sonu anlamına gelip gelmeyeceğini tartışmaya açtı.

Ne zaman yeni (devrimci) bir teknoloji halka arz edilse, toplumda hepsi birbirine çok benzeyen eleştirel tepkilerin oluştuğu herkes tarafından bilinir. Fotoğraf yaklaşık 200 yıl önce ortaya çıktığında, birçokları için sanatın ve resmin sonu anlamına gelmişti. Fabrikalarda ilk endüstriyel robotlar ortaya çıktığında, birçok işçinin geçim kaynaklarını kaybedeceği korkusu işte bu yüzden yaşanmıştı. Geçen yüzyılda ilk sentezleyiciler ve davul makineleri ortaya çıktığında, çok sayıda müzisyen işlerini kaybetmekten korkmuştu. Bilgisayarların dünya çapında yaygınlaşmasıyla da durum farklılık göstermemiş ve nihayetinde bugün yapay zekâ konusunda söylemler bir kez daha aynı yöne yönelmiştir.

Yapay zekânın dünya üzerinde büyük bir etkiye sahip olacağı uzun zamandır zaten bilinen bir durumdu. DALL-E2 veya Midjourney gibi platformlar sayesinde, bu algoritmaların potansiyeli bu yıl daha geniş bir kitle tarafından anlaşılır hale geldi. Artık bir kültür içerisinde kişiden kişiye aktarılarak geçen fikir, davranış veya bilgi parçaları olan memler, iyi olan komik karalama resimleriyle ilgili olmaktan çıkmış durumda. Sistemler artık her şeyi çok hızlı bir şekilde öğreniyorlar ve bu yeterince vurgulanamayan gelişimin sadece başlangıcı.

Carl Benz, 1886’da içten yanmalı motora sahip ilk arabayı icat ettiğinde, ona bir atsız at arabası ilham kaynağı olmuştur. Bu yüzden bugün arabaların performansı söz konusu olduğunda hâlâ beygir gücünden bahsediyoruz. Benzer şekilde yapay zekânın yapabileceklerini otomobillerle kıyaslıyoruz. Buna rağmen, yine de şu anda üzerinde çalışılan alanlar yeterli değil, çünkü gerçek fırsat alanları hâlâ tamamen yeni olan alanlar.

Cinsiyetçi sistemler

Geçtiğimiz haftalarda Lensa uygulaması, Twitter ve Instagram gibi sosyal medyada dolaşıma başladı. Aslında uygulama birkaç yıldır mevcuttu ve akıllı telefonlarda kırpma gibi görüntü işlemeyi mümkün kılıyordu. Uygulamayı aniden bu kadar popüler yapan şey ise açık kaynaklı AI Stable Difüzyon’a dayanan yeni “Sihirli Avatar” özelliği oldu. Burada, yüklenen özçekimlere dayalı olarak, farklı tarzlarda avatarlar oluşturuluyor ve her şeyden önce, muhtemelen başarıyı iki temel insan ihtiyacı olan kibarlık ve narsisizme karşılık geliyor.

Komünist propaganda sanatında olduğu gibi çenelerini kaldırmış yarı tanrısal bir şekilde ışıldayan adamlar. Bir anda tahtlarında Marvel süper kahramanları gibi görünen taşlaşmış karakterler. Aynı şey kadınlar için de geçerli; bu görüntü algoritmalarının ne kadar saldırgan olduğu kısa sürede anlaşıldı. Kadınlar, büyülü avatarlarda sıklıkla aşırı cinselleştirilmiş olarak tasvir edilmiş, büyük boy büstleri olan yarı çıplak vücutlar bu toplulukta eleştirilere yol açtı.

Aslında yapay zekâ bir dereceye kadar yeteneklerini kendi kendine öğreniyor, ancak çerçeve koşulları yine de insanlar ve dolayısıyla tüm bu şirketlerde kimsenin gerçekten izlemediği insanlar tarafından oluşturuluyor. Ve erkek programcılara ideal-tipik erkek veya kadın görüntülerinin onlar için nasıl göründüğü sorulduğunda, işte tam olarak da bu tasvirler ortaya çıkıyor. Aslında kuralları kimin koyduğu ve kurallardan asıl kimlerin yararlandığı, makine öğrenimi ve yapay zekânın rol oynadığı tüm alanlar için bir tehlike.

Görüntü haklarına elveda

Lensa başka çevreler tarafından da eleştirildi. Pek çok sanatçı, Lensa’nın kendilerine bir şey sormadan, izin almadan çalışmalarını ve üsluplarını kullanarak programın geliştirildiğinden şikâyet ediyor. Lensa özellikle narsist özçekimlerle para kazanıyor. Gerçek sermayeyi oluşturan yaratıcı temel yine boş kalıyor (bunu Spotify’dan biliyoruz).

Lensa gibi uygulamaların gelecekte sanatçıların sipariş defterlerini boş tutacağından şikâyet eden bir grup mevcut ve birçoğu, veri koruma ve gizlilik alanlarında sorunlar görüyor. Kural olarak, görüntülerin telif hakları veriliyor ve elbette yüklenen özçekim algoritmalarını eğitmek için kullanılıyor. Ama gemide üçüncü taraf olarak kimlerin bulunduğu çok az kullanıcı tarafından biliniyor.

“Yaratıcı” yapay zekânın önümüzdeki yıllarda çok daha fazla konuşulacak şey sağlayacağı aşikâr. Şu anda, istemlere, yani yürütme komutlarına dayalı yapay zekâ tarafından oluşturulan videolar, çok şey beklenebilecek bir sektör oluşturma yolunda ilerlemekte.

Örneğin, burada ilginç olan Google Runway AI, Google’ın yalnızca bir görüntünün parçalarını yapay zekâ tarafından oluşturulan öğelerle değiştirmenize izin vermekle kalmayıp, aynı zamanda bir video oluşturmak için durağan görüntüler arasında geçişler oluşturmanıza da izin veren çevrimiçi bir programıdır.

Ancak Midjourney, DALL-E2 veya Lensa’nın sanatın sonu anlamına gelip gelmediği, sanat dünyasının kendisine kalmış bir durum elbette ki, çünkü fotoğrafa bir tepki, empresyonist ve soyut sanatın ortaya çıkışıyla oldu. Dünyadaki neredeyse tüm görüntülerin internet aracılığıyla bilgisayarda görülebildiği bir dönemde, sanat dünyası giderek daha fazla yer kaplayan konseptlere ve ekranlarda deneyimlenemeyecek kadar büyük enstalasyonlara odaklandı, yani yapay zekânın ortaya çıkışı benzer gelişmeleri motive edecektir.

Midjourney, Stable Diffusion ve DALL-E2 gibi araçlar nasıl kullanılıyor ve gelecekte istemlerde var olan dilin sınırlamalarından kurtulan görsel bir dil nasıl oluşturulacak? Bu henüz net olarak bilinmiyor. Mesela “Salvador Dali tarzında bir ukulele ile bir salatalık çiz” dediğinizde hayal kırıklığına uğramız mümkün.

Şu anda tüm bu sistemlerin nasıl eğitildiği ve algoritmaların öncelikle erkek ve beyaz “düşünme”sinin önüne nasıl geçileceği konuşuluyor. Şeffaflık da en az onlar kadar mühim. Ancak bu aynı zamanda eleştirel bir sanatsal inceleme için malzeme de sunmakta.”

Bu yazı ilk kez 4 Ocak 2023’te yayımlanmıştır.

 

Ji-Hun Kim’in Monopol adlı sitede yayınlanan “Bedeutet KI das Ende der Kunst?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Meral Harzem tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.monopol-magazin.de/bedeutet-ki-das-ende-der-kunst

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend