Avrupa’nın Suriye siyasetinin sloganı ne olmalı?

Suriye’nin sürekli göç üreten bir yapı haline dönüşmesinden rahatsız Avrupa çıkış yolu arıyor. Almanya’da yeni ve göçmen yanlısı bir hükümetin kurulması bunun için bir fırsat olabilir. Yeni Alman hükümetine yapılan tavsiyelerden biri de ilişkilerin ‘normalleşmesini’, rejimle değil, Suriye toplumuyla gerçekleştirilmesi.

2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’nı takiben kitlesel göç başladı. Başta Türkiye ve civar ülkeler olmak üzere pek çok ülke göçe kayıtsız kalmayıp kapılarını açtı. Ancak IŞİD’in 2014 ve 2015’de Suriye’nin bir kısmını ele geçirmesinden sonra göç hız kazanınca, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin nüfusu 4 milyonu aştı.

Zaman içinde Suriyelilerin varlığı, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yeni politik gelişmelerin yaşanmasına neden oldu. 2016’da AB-Türkiye Mutabakatı imzalandı. Türkiye’nin mültecilere ev sahipliği yapması kararlaştırıldı.

Ne var ki, Avrupa’ya sığınmak isteyen ve bir şekilde sınırları aşan Suriyelilerin sayısı arttıkça kriz tırmandı. 2021’in Haziran ayında, Brüksel’de, bir Avrupa Birliği (AB) zirvesi düzenlendi. Zirvede, Suriyeli göçmenleri ağırlayan ülkelere ek fon sağlanması kararlaştırıldı. Komisyon, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye, Ürdün, Lübnan ve bölgenin geri kalanına mali desteğe devam kararı aldı. Bunun bir çare olup olamayacağı henüz bilinmiyor. Gündem ise sıcaklığını koruyor.

Candid Foundation‘ın yöneticisi ve Zenith adlı Orta Doğu dergisinin genel yayın yönetmeni Daniel Gerlach, IPG Journal’de yayımlanan yazısında, bu konudaki güncel gelişmelere bakıyor. Ulusal Diyalog Girişimi’ne (Initiative Nationaler Dialog) de danışmanlık yapan Gerlach, artık geri dönüşün olmadığını düşünüyor ve “[Almanya’da kurulan] Yeni federal hükümet, Suriye krizini hâlâ aktif olarak etkileyebilecek son hükümet. Bu konuda gerçek anlamda cesur bir politika gerekmekte. İlişkilerin ‘normalleşmesi’, rejimle değil, Suriye toplumuyla gerçekleştirilmeli.” diyor.

Gerlach’ın yazısından bazı bölümleri aktarıyoruz:

Suriye – Avrupa sınırındaki hurda araç!

“Suriye, tıpkı kaza geçirerek hurdaya çıkmış bir araba gibi Avrupa’nın giriş kapısın önünde durmakta. Görünen o ki, artık bu aracı kullanmak kesinlikle mümkün değil. Tamir edilebilmesi de keza öyle… Çünkü tüm yedek parçaları tedavülden kaldırılmış. Onları satması da mümkün değil. Onu, bu hurda haliyle elde tutmayı ise kimse istemiyor. Öyleyse neden bedavaya vermiyoruz?

Aslında bunun için de çok pahalılar. İşte bu yüzden oldukları yerde öylece kalmaya devam ediyor ve bizlere daha iyi zamanları hatırlatıyorlar. Artık diğer insanlar da onların çaresiz görünümlerine alışmış durumdalar. Bu konuda harekete geçme baskısı, ancak yoldan geçenlerin o aracı ateşe vermesi, alevlerin mahalledeki diğer evleri tehdit etmesi ve ertesi gün yapılacak suçlamalar sonuncunda mümkün.

Suriye’de iç savaşın başlamasının üzerinden on yıldan daha fazla zaman geçti. Almanya’da ise bu krizle üst üste dördüncü kabine hâlâ uğraşmaya devam ediyor. 2011’den bu yana Suriye ile ilgilenen memurlar en az üç kez değişti. Suriye dosyası, tıpkı babadan oğula geçen bir miras gibi, bir kabineden diğerine, her defasında belirsiz kanaatlerle geçiyor. Bir noktada her şey denenmiş gibi. Görünüşe göre girişimler işe yaramamış. Bununla birlikte, elbette Avrupa Birliği üyesi olduğumuzdan, ortak girişimler açısından, hâlâ belli bir tutarlılıkta duruş sergilememiz ve onların koşullarına sadık kalmamız gerekiyor.

Sistem her an çökebilir!

2022, Fransızların deyimiyle “bekle ve gör” (attentisme), yani Suriye’deki enerjik bekleyişin kırılma yılı olacak muhtemelen: Almanya, koalisyon anlaşmasında Ortadoğu’da barış ve istikrara aktif olarak bağlı kalacağını taahhüt eden yeni bir federal hükümete sahip. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşecek. Emmanuel Macron ikinci ve son kez seçilirse, anket sonuçları tarafından ileri geri itilmeden dış politikada risk alabilecek konumda olacaktır.

Fransa-Almanya liderliğinde, ancak Akdeniz’e kıyısı olan AB ülkelerinin güçlü katılımıyla, Avrupa Suriye’ye dönmeli ve resmi korumak için vücudun nihayetinde alevlenmesi engellenmelidir.

Popüler inanışın aksine, Suriye’deki savaş hiçbir şekilde bitmedi. Ne kadar reddederseniz reddedin, rejim kontrolündeki bir Suriye’nin en azından yarı yarıya istikrarlı olacağı varsayımı aldatıcıdır. Sistem her an çökebilir, bölge bölünmeye devam edebilir ve daha fazla mülteci akışı olabilir. Kasım ayında Şam’dan Beyaz Rusya’ya ve oradan da Polonya sınırına götürülen insanların getirildiği “Belavia Olayı”, sadece isyancıların değil, rejimin de sahip olduğu bölgelerin o kadar yaşanılmaz hale geldiğini ve gençlerin artık istemediğini canlı bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Neden, hem politik, hem de ekonomik

Cihatçı terör gruplarının bu tür kırılgan koşullardan faydalandığı haberi yayılmış olmalı. Bu söylentilerin tümü anaerobik [büyümek için oksijene ihtiyaç duymayan] bakteriler gibi. Başka hiçbir şeyin nefes alamadığı yerlerde en iyi şekilde gelişiyorlar.

Doğruyu söylemek gerekirse; Rusya veya Türkiye gibi Suriye ihtilafındaki diğer aktörler, Avrupalıların Suriye’yi gerçekten umursamadıklarına kanaat getirmiş durumdalar.

Avrupalılar, Suriye ve çevresinde stratejik nüfuzun temellerini yeniden inşa etmek istiyorlarsa, sadece daha önce olduğu gibi Türkiye ve Rusya ile temasa geçmekle kalmamalı, aynı zamanda jeopolitik denklemde daha az yaygın olan komşu ülkelerle işbirliğini de güçlendirmeliler. Ürdün ve Lübnan’a ek olarak, Irak burada özellikle belirleyici konumdadır. Bu etkili komşu ülkede Avrupa’nın konumu ne kadar güçlü olursa, başarılı bir Suriye politikası için koşullar da o kadar iyi olacaktır. Irak’ta parlamenter demokrasinin istikrara kavuşturulması kendi içinde bir son değil, tüm Ortadoğu’nun istikrarına katkıdır. Fransa, Irak’ta başı çekmekte ve orada güçlü bir varlığa sahip, ancak Suriye kriziyle başa çıkmakta zorlanıyor.

Savaş suçlularının yargılanması

Almanya ve Avrupa’nın hedefi, Suriye toplumunu Avrupa komşuluğuna entegre etmek ve siyasi olumsuzluklara rağmen Suriye nüfusu ile derin ve yapısal ilişkiler kurmak olmalıdır. Rejimle değil, Suriye toplumuyla ilişkilerin “normalleştirilmesi”, Avrupa siyasetinin sloganı olabilir. Normalleşme kesinlikle insani yardım ile kıyaslanmamalı. Bu kuşkusuz gereklidir, ancak akıllıca bir siyasi stratejinin yerini alacak bir girişim olmayacaktır. Aynı durum Cenevre’deki anayasa tartışmaları ve bazı savaş suçlularının yargılanması için de geçerlidir.

Avrupa için normalleşme, Avrupa’nın Suriyelilerle olan ilişkisine bizim Suriye rejimiyle olan (olmayan) ilişkimize göre öncelik vermek anlamına gelir. Yaratıcı yaklaşımlar, rejimin bundan fayda sağlayabileceği veya Suriye devletiyle -kasıtsız olarak- toksik temasın riske atılabileceği endişeleri nedeniyle başarısızlığa uğratılmamalıdır. Burada kesinlikle bir kâr-zarar analizinin yapılması zaruridir. Bu, sivil toplumla işbirliği içinde en yüksek dış politika sanatını gerektirir.

Durum sinir bozucu…

Federal Şansölye Olaf Scholz, Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, aynı zamanda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Svenja Schulze, çalışanlarından her şeyi talep etmeli, kendilerini kesinlikle bu soruna adamalı, risk almalı, fikir talep etmeli ve onları geliştirmeye yardımcı olmalıdır. Ancak bunu yapmak için olan bitene yakın olmanız, erişimi açmanız ve kullanmanız gerekir; uzaktan sadece konturlar görülebilir ve her zaman olduğu gibi bu aldatıcı olabilir.

Suriyeliler, ister Şam’da, ister Halep veya Lazkiye’de olsunlar, yakın çevrelerinde olmadıkları sürece, her zaman Avrupa’ya umutla bakmayı sürdüreceklerdir. Durum çok sinir bozucu olduğundan, bazıları Fransız Milletler Cemiyeti’nin mandasını dahi geri istemişlerdir. Birbiri ardına gelen kuraklık Suriye’nin kuzeydoğusunu enikonu zora sokmaktadır. Suriye kıyılarındaki ormanlar bertaraf edilmiş; kalanlar en geç bu kış sobalarda yakılacak hale gelene kadar kısıtlanmıştır. Hiç kimse Suriyelileri karbon ayak izine kadar tutmak istemez, ancak Suriye ihtilafına bir çözümün iklim için iyi olduğu argümanına ihtiyaç varsa, o zaman lütfen buradan buyurun…

Şüpheye yer yok

Sürgündeki birkaç muhalefet temsilcisinden ve Suriye rejiminden daha fazla aktörün yer aldığı diplomatik bir Suriye girişimi için yaratıcılığın sınırı olmamalıdır. Bu yaratıcılık, net bir tavır ve siyasi bir incelikle konuşlandırıldığı sürece, sınır tanımamalıdır: Suriyeli nüfusa yönelik kültürel teklifler, burs programları, kültürel ve bilimsel alanda düşük eşikli işbirliği, dijitalleşmenin yarattığı dramatik zorluklarla başa çıkmak için ileri eğitim, ağaçlandırma, oluşturulmuş ve aynı zamanda oluşturulmamış sivil topluma destek, politik olarak kesinlikle gerekli olan tüm desteklerin toplanması gerekmektedir.

Küçük adımlarla zemin oluşturmak için fikirlere sınır konulamaz. Yanlış anlaşılma ve hatta zamanından önce başarısız olma korkusu nedeniyle, ne yazık ki henüz bir sona dair fikir geliştirilememiştir. Annalena Baerbock, seçim kampanyası sırasında, bir sonraki federal hükümetin iklim krizini aktif olarak etkileyebilecek son hükümet olacağı açıklamasını yaptı. İşte bu durum kesinlikle Suriye krizi için de geçerlidir.”

Bu yazı ilk kez 23 Aralık 2021’de yayımlanmıştır.

 

Daniel Gerlach’ın, IPG Journal’de yayınlanan, “Kein Weg zurück” (Geri Dönüş Yok) başlıklı yazısından bazı bölümler Meral Harzem tarafından çevrilmiş ve editoryal katkıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.ipg-journal.de/regionen/naher-osten/artikel/kein-weg-zurueck-5616/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Avrupa’nın Suriye siyasetinin sloganı ne olmalı?

Suriye’nin sürekli göç üreten bir yapı haline dönüşmesinden rahatsız Avrupa çıkış yolu arıyor. Almanya’da yeni ve göçmen yanlısı bir hükümetin kurulması bunun için bir fırsat olabilir. Yeni Alman hükümetine yapılan tavsiyelerden biri de ilişkilerin ‘normalleşmesini’, rejimle değil, Suriye toplumuyla gerçekleştirilmesi.

2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’nı takiben kitlesel göç başladı. Başta Türkiye ve civar ülkeler olmak üzere pek çok ülke göçe kayıtsız kalmayıp kapılarını açtı. Ancak IŞİD’in 2014 ve 2015’de Suriye’nin bir kısmını ele geçirmesinden sonra göç hız kazanınca, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin nüfusu 4 milyonu aştı.

Zaman içinde Suriyelilerin varlığı, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yeni politik gelişmelerin yaşanmasına neden oldu. 2016’da AB-Türkiye Mutabakatı imzalandı. Türkiye’nin mültecilere ev sahipliği yapması kararlaştırıldı.

Ne var ki, Avrupa’ya sığınmak isteyen ve bir şekilde sınırları aşan Suriyelilerin sayısı arttıkça kriz tırmandı. 2021’in Haziran ayında, Brüksel’de, bir Avrupa Birliği (AB) zirvesi düzenlendi. Zirvede, Suriyeli göçmenleri ağırlayan ülkelere ek fon sağlanması kararlaştırıldı. Komisyon, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye, Ürdün, Lübnan ve bölgenin geri kalanına mali desteğe devam kararı aldı. Bunun bir çare olup olamayacağı henüz bilinmiyor. Gündem ise sıcaklığını koruyor.

Candid Foundation‘ın yöneticisi ve Zenith adlı Orta Doğu dergisinin genel yayın yönetmeni Daniel Gerlach, IPG Journal’de yayımlanan yazısında, bu konudaki güncel gelişmelere bakıyor. Ulusal Diyalog Girişimi’ne (Initiative Nationaler Dialog) de danışmanlık yapan Gerlach, artık geri dönüşün olmadığını düşünüyor ve “[Almanya’da kurulan] Yeni federal hükümet, Suriye krizini hâlâ aktif olarak etkileyebilecek son hükümet. Bu konuda gerçek anlamda cesur bir politika gerekmekte. İlişkilerin ‘normalleşmesi’, rejimle değil, Suriye toplumuyla gerçekleştirilmeli.” diyor.

Gerlach’ın yazısından bazı bölümleri aktarıyoruz:

Suriye – Avrupa sınırındaki hurda araç!

“Suriye, tıpkı kaza geçirerek hurdaya çıkmış bir araba gibi Avrupa’nın giriş kapısın önünde durmakta. Görünen o ki, artık bu aracı kullanmak kesinlikle mümkün değil. Tamir edilebilmesi de keza öyle… Çünkü tüm yedek parçaları tedavülden kaldırılmış. Onları satması da mümkün değil. Onu, bu hurda haliyle elde tutmayı ise kimse istemiyor. Öyleyse neden bedavaya vermiyoruz?

Aslında bunun için de çok pahalılar. İşte bu yüzden oldukları yerde öylece kalmaya devam ediyor ve bizlere daha iyi zamanları hatırlatıyorlar. Artık diğer insanlar da onların çaresiz görünümlerine alışmış durumdalar. Bu konuda harekete geçme baskısı, ancak yoldan geçenlerin o aracı ateşe vermesi, alevlerin mahalledeki diğer evleri tehdit etmesi ve ertesi gün yapılacak suçlamalar sonuncunda mümkün.

Suriye’de iç savaşın başlamasının üzerinden on yıldan daha fazla zaman geçti. Almanya’da ise bu krizle üst üste dördüncü kabine hâlâ uğraşmaya devam ediyor. 2011’den bu yana Suriye ile ilgilenen memurlar en az üç kez değişti. Suriye dosyası, tıpkı babadan oğula geçen bir miras gibi, bir kabineden diğerine, her defasında belirsiz kanaatlerle geçiyor. Bir noktada her şey denenmiş gibi. Görünüşe göre girişimler işe yaramamış. Bununla birlikte, elbette Avrupa Birliği üyesi olduğumuzdan, ortak girişimler açısından, hâlâ belli bir tutarlılıkta duruş sergilememiz ve onların koşullarına sadık kalmamız gerekiyor.

Sistem her an çökebilir!

2022, Fransızların deyimiyle “bekle ve gör” (attentisme), yani Suriye’deki enerjik bekleyişin kırılma yılı olacak muhtemelen: Almanya, koalisyon anlaşmasında Ortadoğu’da barış ve istikrara aktif olarak bağlı kalacağını taahhüt eden yeni bir federal hükümete sahip. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşecek. Emmanuel Macron ikinci ve son kez seçilirse, anket sonuçları tarafından ileri geri itilmeden dış politikada risk alabilecek konumda olacaktır.

Fransa-Almanya liderliğinde, ancak Akdeniz’e kıyısı olan AB ülkelerinin güçlü katılımıyla, Avrupa Suriye’ye dönmeli ve resmi korumak için vücudun nihayetinde alevlenmesi engellenmelidir.

Popüler inanışın aksine, Suriye’deki savaş hiçbir şekilde bitmedi. Ne kadar reddederseniz reddedin, rejim kontrolündeki bir Suriye’nin en azından yarı yarıya istikrarlı olacağı varsayımı aldatıcıdır. Sistem her an çökebilir, bölge bölünmeye devam edebilir ve daha fazla mülteci akışı olabilir. Kasım ayında Şam’dan Beyaz Rusya’ya ve oradan da Polonya sınırına götürülen insanların getirildiği “Belavia Olayı”, sadece isyancıların değil, rejimin de sahip olduğu bölgelerin o kadar yaşanılmaz hale geldiğini ve gençlerin artık istemediğini canlı bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Neden, hem politik, hem de ekonomik

Cihatçı terör gruplarının bu tür kırılgan koşullardan faydalandığı haberi yayılmış olmalı. Bu söylentilerin tümü anaerobik [büyümek için oksijene ihtiyaç duymayan] bakteriler gibi. Başka hiçbir şeyin nefes alamadığı yerlerde en iyi şekilde gelişiyorlar.

Doğruyu söylemek gerekirse; Rusya veya Türkiye gibi Suriye ihtilafındaki diğer aktörler, Avrupalıların Suriye’yi gerçekten umursamadıklarına kanaat getirmiş durumdalar.

Avrupalılar, Suriye ve çevresinde stratejik nüfuzun temellerini yeniden inşa etmek istiyorlarsa, sadece daha önce olduğu gibi Türkiye ve Rusya ile temasa geçmekle kalmamalı, aynı zamanda jeopolitik denklemde daha az yaygın olan komşu ülkelerle işbirliğini de güçlendirmeliler. Ürdün ve Lübnan’a ek olarak, Irak burada özellikle belirleyici konumdadır. Bu etkili komşu ülkede Avrupa’nın konumu ne kadar güçlü olursa, başarılı bir Suriye politikası için koşullar da o kadar iyi olacaktır. Irak’ta parlamenter demokrasinin istikrara kavuşturulması kendi içinde bir son değil, tüm Ortadoğu’nun istikrarına katkıdır. Fransa, Irak’ta başı çekmekte ve orada güçlü bir varlığa sahip, ancak Suriye kriziyle başa çıkmakta zorlanıyor.

Savaş suçlularının yargılanması

Almanya ve Avrupa’nın hedefi, Suriye toplumunu Avrupa komşuluğuna entegre etmek ve siyasi olumsuzluklara rağmen Suriye nüfusu ile derin ve yapısal ilişkiler kurmak olmalıdır. Rejimle değil, Suriye toplumuyla ilişkilerin “normalleştirilmesi”, Avrupa siyasetinin sloganı olabilir. Normalleşme kesinlikle insani yardım ile kıyaslanmamalı. Bu kuşkusuz gereklidir, ancak akıllıca bir siyasi stratejinin yerini alacak bir girişim olmayacaktır. Aynı durum Cenevre’deki anayasa tartışmaları ve bazı savaş suçlularının yargılanması için de geçerlidir.

Avrupa için normalleşme, Avrupa’nın Suriyelilerle olan ilişkisine bizim Suriye rejimiyle olan (olmayan) ilişkimize göre öncelik vermek anlamına gelir. Yaratıcı yaklaşımlar, rejimin bundan fayda sağlayabileceği veya Suriye devletiyle -kasıtsız olarak- toksik temasın riske atılabileceği endişeleri nedeniyle başarısızlığa uğratılmamalıdır. Burada kesinlikle bir kâr-zarar analizinin yapılması zaruridir. Bu, sivil toplumla işbirliği içinde en yüksek dış politika sanatını gerektirir.

Durum sinir bozucu…

Federal Şansölye Olaf Scholz, Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, aynı zamanda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Svenja Schulze, çalışanlarından her şeyi talep etmeli, kendilerini kesinlikle bu soruna adamalı, risk almalı, fikir talep etmeli ve onları geliştirmeye yardımcı olmalıdır. Ancak bunu yapmak için olan bitene yakın olmanız, erişimi açmanız ve kullanmanız gerekir; uzaktan sadece konturlar görülebilir ve her zaman olduğu gibi bu aldatıcı olabilir.

Suriyeliler, ister Şam’da, ister Halep veya Lazkiye’de olsunlar, yakın çevrelerinde olmadıkları sürece, her zaman Avrupa’ya umutla bakmayı sürdüreceklerdir. Durum çok sinir bozucu olduğundan, bazıları Fransız Milletler Cemiyeti’nin mandasını dahi geri istemişlerdir. Birbiri ardına gelen kuraklık Suriye’nin kuzeydoğusunu enikonu zora sokmaktadır. Suriye kıyılarındaki ormanlar bertaraf edilmiş; kalanlar en geç bu kış sobalarda yakılacak hale gelene kadar kısıtlanmıştır. Hiç kimse Suriyelileri karbon ayak izine kadar tutmak istemez, ancak Suriye ihtilafına bir çözümün iklim için iyi olduğu argümanına ihtiyaç varsa, o zaman lütfen buradan buyurun…

Şüpheye yer yok

Sürgündeki birkaç muhalefet temsilcisinden ve Suriye rejiminden daha fazla aktörün yer aldığı diplomatik bir Suriye girişimi için yaratıcılığın sınırı olmamalıdır. Bu yaratıcılık, net bir tavır ve siyasi bir incelikle konuşlandırıldığı sürece, sınır tanımamalıdır: Suriyeli nüfusa yönelik kültürel teklifler, burs programları, kültürel ve bilimsel alanda düşük eşikli işbirliği, dijitalleşmenin yarattığı dramatik zorluklarla başa çıkmak için ileri eğitim, ağaçlandırma, oluşturulmuş ve aynı zamanda oluşturulmamış sivil topluma destek, politik olarak kesinlikle gerekli olan tüm desteklerin toplanması gerekmektedir.

Küçük adımlarla zemin oluşturmak için fikirlere sınır konulamaz. Yanlış anlaşılma ve hatta zamanından önce başarısız olma korkusu nedeniyle, ne yazık ki henüz bir sona dair fikir geliştirilememiştir. Annalena Baerbock, seçim kampanyası sırasında, bir sonraki federal hükümetin iklim krizini aktif olarak etkileyebilecek son hükümet olacağı açıklamasını yaptı. İşte bu durum kesinlikle Suriye krizi için de geçerlidir.”

Bu yazı ilk kez 23 Aralık 2021’de yayımlanmıştır.

 

Daniel Gerlach’ın, IPG Journal’de yayınlanan, “Kein Weg zurück” (Geri Dönüş Yok) başlıklı yazısından bazı bölümler Meral Harzem tarafından çevrilmiş ve editoryal katkıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.ipg-journal.de/regionen/naher-osten/artikel/kein-weg-zurueck-5616/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x