Jeo-politika

31 Mayıs 2023

Yazdır

Azerbaycan – Ermenistan nihai barışı ne kadar yakın?

Geçtiğimiz yılın sonlarında Fransa’nın aklına uyan Ermenistan’ın olumsuz tutumuyla ara verilen Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmeleri, bu yıl ABD’nin inisiyatifiyle yeniden başladı.

Nitekim 1-5 Mayıs 2023 tarihlerinde Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in ev sahipliğinde Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları bir araya geldiler. Anlaşılan, müzakerelerde kesin olarak belli ilerlemeler elde edilmesi amaçlandığı için taraflar 4 gün boyunca görüşmelere devam ettiler. Sonuçta iki taraf, nihai barış meselesine ve devletlerarası ilişkilerin kurulmasına dair proje metnindeki bazı maddeler üzerinde anlaşmaya vardılar. Blinken görüşme sonrası yaptığı açıklamada gerek ikili gerekse de üçlü müzakerelerde birtakım zorlukların aşıldığını ve bundan dolayı görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini açıkladı.

Gerçekten de görüşmeden sonra Ermenistan yönetimi tarafından müzakere sürecine katkı denebilecek yönde açıklamaların yapılması, ABD’deki 4 günlük görüşmelerin genel olarak verimli geçtiğine dair beklentileri karşılar nitelikte oldu. Bu da akıllara Azerbaycan – Ermenistan nihai barışı ne kadar yakın, sorusunu akla getirdi.

Brüksel Masası’nda kısmi ilerleme

ABD’deki Dışişleri Bakanlarının görüşmesinden sonra iki ülke lideri, Avrupa Konseyi başkanı Charles Michel’in daveti üzerine 14 Mayıs 2023 tarihinde Brüksel’de bir araya geldi. Savaşın bitişinden sonra beşinci kez Charles Michel’in ev sahipliğinde buluşan liderler, iki ülke arasındaki normalleşmeye yönelik fikir alışverişinde bulundular. Toplantıda sınır meselelerine ilişkin müzakerelere yeniden başlanması konusunda mutabakata varıldı. Azerbaycan ile Ermenistan lideri, toprak bütünlüğünün karşılıklı tanınmasını öngören 1991 Almatı Deklarasyonu’na olan bağlılıklarını yeniden teyit ettiler. Hatırlatalım ki sınır hatlarının belirlenmesi meselesi, 2022 yılında yapılan görüşmelerde de üzerinde titizlikle durulan bir meseleydi ancak Ermenistan’ın hem barış masasından kalkması hem de zaman zaman sınır hattında ateşkesi bozması sonucunda nihai bir sonuç elde edilmemişti. 1991 Almatı Deklarasyonu çerçevesinde ülkelerin toprak bütünlüğüne olan bağlılıklarını yeniden teyit etmeleri, Brüksel görüşmesinin olumlu yönüydü. Ayrıca yeniden ulaşım ve ekonomik hatların açılmasına değinilmesi de mühimdi.

Bakü’nün duymak istemediği konu

Bakıldığı zaman bu meseleler aslında Azerbaycan’ın sürekli savunduğu hususlardı. Ancak görüşmenin sonunda Charles Michel’in yaptığı açıklamada, Bakü’nün duymak istemediği bir konu öne çıkarıldı: Bu, Karabağ’da yaşayan Ermenilerin hakları ve güvenlikleri konusunda Azerbaycan’a uluslararası toplum ile çalışması gerektiğine dair cümlelerdi.

Bilindiği gibi Ermenistan yönetimi yıllardır aynı konuyu dile getirdiği halde Azerbaycan, Karabağ’da yaşayan Ermenileri kendi vatandaşı olarak kabul ediyor ve dışarıdan herhangi bir uluslararası gücün bu meseleye karışmasını istemiyor. Dolayısıyla görüşme sonrası yapılan açıklamada önerinin dile getirilmesi, Bakü’nün çok da arzuladığı bir husus değildi.

Sonuç olarak Brüksel’deki müzakerelerde diğer konularda liderlerin ortak bir paydada buluştuğu görünse de, Karabağ’daki Ermenilerin hakları ve güvenliklerinin belirlenmesi hususunda Erivan’ın ısrarla savunduğu şekilde uluslararası mekanizma talebi ve Bakü’nün buna itirazları, taraflar arasında yakın bir zamanda nihai barış yapılacağına yönelik ümitlere bir kez daha gölge düşürdü.

Paşinyan, Azerbaycan ile barışa yakın mı yoksa zaman mı kazanıyor?

Brüksel müzakerelerinden sonra Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, 17 Mayıs’ta İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te gerçekleşen Avrupa Konseyi Zirvesi’ne katıldı. Zirve çerçevesinde Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkilere değinen Paşinyan, iki tarafın karşılıklı olarak ülkelerin toprak bütünlüklerini tanıdıklarını bir daha teyit etti. Paşinyan yaptığı açıklamada, Ermenistan tarafının Azerbaycan’ın 86.6 kilometrekarelik yüzölçümünü tanıdığını söylemekle Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu da itiraf etmiş oldu.

Onun bu itirafı medyada artık nihai barış anlaşması için epey yol kat edilmiş olduğunu gösterse bile, Paşinyan’ın yapılan her müzakereden sonra birtakım söz oyunlarıyla süreci uzatmaya çalıştığı da bilinen bir gerçek. Hatta Paşinyan aynı açıklamanın devamında, tıpkı Brüksel’deki görüşmeden sonra gündeme getirilen ve Bakü’nün yaklaşımının aksine olan Karabağ’daki Ermenilerin uluslararası mekanizmalar çerçevesinde haklarının ve güvenliklerinin sağlanması meselesini savunarak, nihai barış konusunda işi uzatmaya çalışacağını da sezdirmiş oldu.

Kuşkusuz Paşinyan, barışı arzular gibi görünse de Karabağ Ermenileriyle ilgili taleplerinin karşılanmasını bir ön şart olarak ileri sürerek zaman kazanmaya çalışıyor. Nitekim tıpkı daha önce ülkesinin sınırlarını Batılı misyon temsilcilerine havale etmesi gibi, bundan sonraki süreçte Karabağ’da yaşayan Ermeniler için uluslararası bir güvenlik garantisi koparmadan Bakü ile nihai anlaşma imzalamak istemiyor. O yüzden özellikle bütün barış görüşmelerinde bu talebini ısrarla dile getiriyor.

Ayrıca Paşinyan bu talebini ülkesindeki iç muhalefet ve kamuoyunun sürekli savunduğu “Karabağ Ermenilerinin Azerbaycan’ın uhdesine bırakılmaması” yönündeki tepkiye yanıt olarak hep gündemde tutmaya çalışıyor.

Diğer yandan Bakü’nün birtakım faaliyetlerini Rusya ile ortak yaptığına inandığı için bütün gayretiyle Batılı güçleri sürecin içinde tutmaya özen gösteriyor. Lakin Bakü’nün, kendi vatandaşı olarak nitelendirdiği Karabağ Ermenileri konusunda taviz vermeyeceği açık. Buna karşılık Paşinyan’ın ısrarını ne kadar ve nereye kadar sürdürebileceğini zaman gösterecek.

Kremlin’deki müzakerelerde üzerinde durulan mesele

25 Mayıs 2023’te her iki ülke lideri bu kez Moskova’da bir araya geldi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in davetlisi olan tarafların arasında üçlü bir görüşme gerçekleşti. Putin görüşmede bazı sorunların varlığına rağmen genel olarak iki ülke arasındaki gidişatın olumlu yönde olduğuna dikkat çekti. Putin ayrıca taraflar arasındaki anlaşmazlıkların sadece teknik hususlardan ibaret olduğunu, bunların da ilerleyen zamanlarda çözüme kavuşacağına inandığını belirtti.

Aslında Moskova görüşmesinde Rusya, ülkeler arasında barış anlaşmasından ziyade ulaşım ve enerji hatlarını önceledi. Putin’in açıklamalarında bu konu üzerinde duruldu. Bundan dolayıdır ki, Moskova görüşmesi beklenin aksine oldukça sönük geçti. Nitekim liderlerin üçlü görüşmesi bile toplamda 20 dakika sürdü. Hem Washington hem de Brüksel’deki müzakerelerle kıyaslandığında bu sürenin azlığı dikkat çekti.

Paşinyan, Moskova’da ne yaptı?

Moskova’daki toplantı esnasında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, pek de barışla uzlaşmayacak tavırlar takındı ve konuşması sırasında Azerbaycan’ı itham edici cümleler kurdu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ithamları reddederek Azerbaycan’ın uluslararası hukuktan doğan haklarını Paşinyan’a hatırlattı. Paşinyan’ın Moskova’daki müzakerelere barış arayışı için gelmediği de ortamı germesinden anlaşıldı.

Aslında Ermenistan şu anda Rusya-Ukrayna Savaşı dolayısıyla yaptırım altındaki Rusya için can damarı görevi üstlenmiş durumda. Zira Rusya ihtiyacı olan bazı teknolojik ürünleri, Ermenistan üzerinden temin ediyor. Paşinyan bunun farkında olduğu için ülkesinin güvenliği açısından değil, ekonomik ilişkileri üzerinden Rusya ile münasebetleri muhafaza etmek istiyor. Rusya ise hem siyasi hem ekonomik açıdan Ermenistan’ı elden bırakmamaya çalışıyor.

Rusya için şu anda Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasından ziyade, bölgesel ulaşım ve enerji hatlarının açılması çok daha önemli. Ayrıca yaptırımlar altındaki Rusya için ticaret ağını geliştirmek öncelikli. Bu bağlamda geçtiğimiz hafta Rusya ile İran arasında “Kuzey-Güney Koridoru”nu daha aktif hale getirmek üzere bir anlaşma yapıldı. İran’daki Reşt-Astara arasındaki demiryolu bağlantısının ivedilikle inşa edilmesi üzerinde mutabakata varıldı. Putin, Aliyev ile görüşmesinde, ondan da konuya ilgi duymalarını beklediğini açıkladı. Bundan dolayıdır ki, Moskova’daki üçlü görüşmede Putin, ulaşım yolları ve enerji hatlarının açılması üzerinde durdu.

Dahası, Haziran ayının ilk haftası üç ülke başbakan yardımcılarının ulaşım ve enerji hatlarının açılması noktasında sorunların giderilmesi için bir araya gelmeleri bekleniyor. Dolayısıyla Moskova taraflar arasında acil bir barıştan daha çok, hem ateşkesin garantörü ve sürecin temeli, hem de ulaşım ve enerji yollarının açılmasında etkin güç olduğunu göstermek amacını taşıyor.

Kafkasya’da bundan sonra neler olabilir?

Kuşkusuz bundan sonra iki ülke arasında barışa yönelik çalışmalara devam edilecek. Bu konuda Batı’da kurulan masalar her iki tarafça da nihai barış için makul karşılanıyor. Zira ABD ve Avrupa Konseyi, ülke yönetimleri arasında doğrudan iletişim kanallarının açık kalmasını savunarak sürece en etkili katkıyı sunuyor.

Azerbaycan, toprak bütünlüğünün kabul edilmesi ve Karabağ Ermenileri konusunun iç meselesi olduğu konusundan yola çıkarak barışı arzu ediyor, bölgede düşmanlığa son verilmesini istiyor. Fakat Ermenistan yönetimi çelişkili tutumlarını sürdürüyor. Paşinyan, barışı istediğini dile getirmekle beraber geride kalan iki yıl boyunca ilerlemenin en ziyade görüldüğü anlarda “kalemi kağıt üzerinde hareket ettirmek yerine kurşunu namluya sürmeyi” tercih etti. Dolayısıyla barış ile savaş arasında çelişkili bir tavır takındı, ülkesine tam muktedir olamadığını gösterdi. O yüzden süreci elinden geldiği kadar uzatmaya çalışarak Rusya, diaspora ve iç muhalefetin baskısını bertaraf etmeğe çalıştı.

Ancak Güney Kafkasya’da barışsız geçen her an Ermenistan’ın aleyhine. Azerbaycan topraklarından Ermenistan ordusu çıkmadan ve mutabakatın tüm maddeleri uygulanmadan iki ülke arasında bir barışın olması mümkün değil.

Kurulan masalarda verdiği sözlere rağmen Paşinyan’ın son bir adımı atmaktan çekinmesi ve elinden geldiği kadar süreci uzatması ise kendi ülkesine ve halkına zarar veriyor. Zira barışa uzak kaldığı her gün toplumunu savaşa daha çok yaklaştırıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 31 Mayıs 2023’te yayımlanmıştır.

Ramin Sadık

Doç. Dr. Ramin Sadık - 1977’de Azerbaycan’da doğdu. 1999’da İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 2003’de Marmara Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisansını, yine aynı üniversitede 2009’da doktorasını tamamladı. 2010-2014 yıllarında Azerbaycan Muallimler Enstitüsü’nde öğretim üyeliği ve Azerbaycan Bilimler Akademisi’ne bağlı Şeki Regional Merkezi’nde bilim sekreterliği görevinde bulundu. 2014’te Türkiye’ye dönen Ramin Sadıgov halen Bayburt Üniversitesi’nde doktor öğretim üyesi olarak çalışıyor. Rusça ve İngilizce bilen Sadıgov, daha çok Kafkasya tarihi, Osmanlı-Rusya, Rusya-Azerbaycan, Rusya-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri üzerine, aynı zamanda Bolşevik Devrimi ile Rusya’nın 20. Yüzyıl başlarındaki askeri ve siyasi tarihi üzerine çalışmalar yapıyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend