Koronavirüsten sonra nasıl bir dünya bizi bekliyor?

COVID-19’un dünyanın dört bir yanına soluk almadan yayılmaya başlamasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra pandeminin yeniden şekillendirdiği küresel düzenin çerçevesi beliriyor. Virüs yaşamları paramparça ettiği, ekonomileri altüst ettiği ve seçim sonuçlarını değiştirdiği gibi ülkeler arasında ve ülkelerin kendi içlerinde de kalıcı siyasi ve ekonomik güç kaymalarına yol açacak. Foreign Policy dergisi, kriz 2021’de yeni bir aşamaya girerken söz konusu dönüşümleri anlamamıza yardımcı olması için dünyanın dört bir yanından önde gelen 12 düşünüründen pandemi sonrası küresel düzene ilişkin öngörülerini paylaşmasını istedi. Düşünürlerin yanıtlarından öne çıkan bölümleri aktarıyoruz.

Otoriter rejimler şimdi daha kötü görünüyorlar

Stephen M.Walt, Harvard Kennedy School’da uluslararası ilişkiler profesörü

“COVID-19 beklendiği gibi Batı’dan Doğu’ya güç değişimini hızlandırdı ve küreselleşmeye daha fazla sınır koyarak daha az açık ve müreffeh bir dünyaya yol açtı. Ancak pandemi geleneksel jeopolitikaya veya uluslararası rekabete son vermediği gibi yeni bir küresel iş birliği çağını da başlatmadı.

Çin toparlanırken ABD ve Avrupa’nın büyük bölümü, büyük ölçüde liderleri derhal ve etkili biçimde yanıt vermediği için enfeksiyon dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. Ortaya çıkan görüntü, Pekin ve onun hayranlarının bizlerin inanmasını istediği gibi otoriter rejimleri haklı çıkarmıyor. Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Tayvan gibi demokratik ülkeler iyi performans gösterirken Rusya, İran ve diğer çok sayıda diktatörlük bocaladı.

Küreselleşme geriliyor ve pandemiyi yenmek için gerekli uluslararası iş birliği (…) gönülsüzce yapılıyor. Pandemi, Hindistan ile Çin arasındaki yeni çatışmaları engellemediği gibi Suriye veya Yemen’deki kan gölünü durduramadı. (…)

Peki, iyi haber ne? Otoriter, popülist ve zorbalığa niyetli liderlerin acil durumu iktidarlarını sağlamlaştırmak için kullanacağı yönündeki benimki dahil yaygın endişeler haklı çıkmadı. Avusturya, İngiltere ve Almanya’daki popülistler destek yitirirken (…) Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban pandemiyi kötü idare ettikleri için büyük baskı altında… Hepsinden önemlisi aşırı popülist Donald Trump artık sadece tek dönemlik bir başkan. Tek başına bu bile bir umutlanmak için bir neden. Kararlılık, maskeler ve aşıların piyasaya sunulmasıyla bunu da atlatacağız.”

Hayır, bu bir dönüm noktası değildi

Richard N. Haass, Dış İlişkiler Konseyi Başkanı

“Şaşırtıcı biçimde bir ülkenin siyasi sistemi ile pandemiyle mücadele performansı arasında bağlantı yoktu. Bazı demokrasiler ve otoriter sistemler gayet iyi iş çıkardılar, diğerleri ise sefil durumda. Fark liderlik ve icraatlar ortaya çıktı. ABD’nin berbat performansının şok etmesinin nedeni de bu: Kayıpların çoğu önlenebilirdi.
(…)
Pandeminin en büyük siyasi etkisi ABD’de yaşandı. Pandemiyle federal seviyede yetersiz mücadele edilmesi ve salgının ekonomiye etkileri ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim hezimetine belirgin biçimde rol oynadı. (…)

Ancak pandemi, uluslararası ilişkileri temelde yeniden şekillendirmeyecek ve geçmişe bakıldığında bir dönüm noktası olmaktan çok münferit bir hadise olarak görülmesi daha muhtemeldir.

Hiçbir devlet yalnız başa çıkamaz

Joseph S. Nye, Jr, Harvard Kennedy School fahri profesörü

“Küreselleşme ya da kıtalar arasındaki karşılıklı bağımlılık, taşımacılık ve komünikasyon teknolojilerindeki değişimlerden etkileniyor. COVID-19 küreselleşmenin büyüklüğünden çok sadece şekilde değişiklik yarattı. Artık daha az seyahat ediliyor, daha çok sanal toplantılar düzenleniyor.

Ekonomik küreselleşmenin ticaret gibi yönleri kısıtlandı ama finans gibi diğer yönleri için aynı şey geçerli değil. Bazı sektörel tedarik zincirleri daha bölgesel hale geliyor ve güvenlik kaygıları, şirketler ve devletleri “tam zamanında” (‘Just-in-time) yerine “her ihtimale karşı” (Just-in-case) hazırlıklı olmaya öncelik vermeye yönlendiriyor. Ancak savaşlar gibi gerçek kesintiler dışında, bu tür ayarlamaların küresel tedarik zincirleri veya uluslararası ticareti temelden değiştirmesi olası değil. Böyle olsa bile dünyanın artan ekolojik karşılıklı bağımlılığını çözmezler.

Ekonomik küreselleşme devletlerden etkilenirken, küreselleşmenin iklim değişikliği ve pandemilerin yayılması gibi ekolojik yönleri fizik ve biyoloji yasaları tarafından belirlenir. (…) Hiçbir hükümet tek başına başa çıkamaz ancak diğerleriyle birlikte oluşturacağı gücü, diğerleri üzerinde oluşturacağı güç kadar düşünmelidirler. (…) “

Devrim tohumları ekildi

Anne-Marie Slaughter, New America İcra Kurulu Başkanı

“Pandemi, ABD devletinin küresel ilişkilerde vazgeçilmez bir oyuncu olmadığını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. (…) Trump yönetimi ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) üyeliğinden çıkardı ve (…) 172 ülkenin oluşturduğu COVAX ortaklığına katılmayı reddettiği gibi kendi ülkesinde pandemi ile mücadele sorumluluğunu eyaletler ve kentlerinin üzerine yıktı. Bedelini Amerikalılar öderken dünyanın geri yoluna devam etti.

Asıl vazgeçilmez olan ABD’nin hayır kurumları, sivil toplum örgütleri, şirketleri ve üniversiteleridir. Bill ve Melinda Gates Vakfı, (…) Gavi Aşı İttifakı ve Epidemik Hazırlık İnovasyonları Koalisyonu’nun (Coalition for Epidemic Preparedness Innovations) örgütlenmesine yardımcı oldu. ABD’nin ilaç şirketleri (ABD hükümetinin yardımı olsun olmasın) aşı geliştirme, imal etme ve dağıtımında kritik önem taşıyor (…) Amerikalı bilim insanları, doktorlar ve salgın hastalık uzmanları virüs hakkında bilgileri kadar başarılı önlem ve tedavi stratejilerini paylaşarak küresel ağlarda hayati rol oynuyorlar.

Pandeminin en büyük sürprizi, zenginlerin ekonomisiyle kalan herkesin ekonomisinin ulusal ve küresel alanda önemli ölçüde birbirinden kopması oldu. COVID-19 dünyada bir milyondan fazla ölüme neden oldu ve ücretli çalışanlarla küçük işletme sahiplerine ekonomik felaket getirdi. Buna karşılık mali piyasalar çok az zarar gördü hatta aksine varlıkların değeri her zamankinden daha yüksek seviyelere ulaşıyor. Aradaki uçurum ise devrimin tohumlarını ekiyor.”

Serbest ekonomiler yeniden yükselecek

Kori Schake, American Enterprise Enstitüsü Dış İlişkiler ve Savunma Siyaseti Çalışmaları Direktörü

“En önemli değişiklikler ekonomi alanında yaşanacak. Sağlık hizmetleri, sermaye ve uzaktan yapılabilen işlere erişimi olanlar daha fazla avantaja sahip olurken eşitsizlik artacak. (…) Fırsatları yakalayabilen ve işgücünü değiştirebilen hızla yenilik yapan ekonomiler çok büyük ödüllere alacaktır.

Söz konusu değişimlerin uluslararası güvenlik açısından önemli sonuçları olacak. Pandeminin maliyeti o kadar büyük ki gelecekte yaşanacak pandemileri tespit edip yönetmek için uluslararası iş birliğini büyük ölçüde teşvik edecekler. Sağlık, ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelirken kamu bütçelerinde harcamalar, savunmadan kamu sağlığına kaydırılacak. Artan eşitsizlik nedeniyle ülkelerde dikkatler yurtiçine yönelecek, eşitsizliği azaltabilen devletler toplumsal uyumu ve bu uyumun ekonomik temelini güçlendirebilecek. NATO gibi güvenlik ittifakları tedarikçilerin güvenilirliği gibi ekonomik hedefler de üstlenebilecek ancak daha adil yük paylaşımı baskıları daha da artacaktır.

Özgür dünya ekonomileri yeniden yükselişe ve yeni alanlara hâkim olmaya hazırlanırken yükselen güçler muhtemelen yerinde sayacak. Şimdiden dünyanın en büyük borç veren ülkesi olan Çin agresif biçimde alacaklı olduğu devletlerden ödeme önceliği istiyor ki bu ülkelerin çoğunun koruma çağrısında bulunmasına yol açabilir. Bu durum ABD’ye Çin’i kontrol altına alınması ve müttefik ülkeleri var olan Batılı sistem ve çok taraflı kurumlar etrafında örgütleme fırsatı verebilir.“

Küreselleşme hızla değişiyor

Laurie Garett, Foreign Policy bilim gazetecisi ve köşe yazarı

“Aşıların piyasaya sürülmesindeki kaçınılmaz gecikmeler göz önüne alındığında koronavirüs yakında yok olmayacak. Bu nedenle pandemi, küreselleşme ve imalat alanlarını hızla değiştirmeye devam edecek.

Fortune-500 şirketlerinin icra kurulu başkalarının yarısı iş seyahatlerini 2019 seviyesine çıkarmayı planlamıyor. Dörtte birinden fazlası işgüçlerinin pandemi öncesine geri dönmeyeceğini tahmin ediyor. 10’da sekizi iş yaptıkları ülkelerde milliyetçiliğin baskın güç olacağını, bunun tedarik zincirlerini, lokasyon kararlarını ve düzenleyici ortamı etkileyeceğini söylüyor. Ayrıca çoğu, robotlar ve yapay zekaya hızla geçişin kendilerini gelecekte çalışanların hastalıklarına ve bulaşıcı hastalık şoklarına karşı koruyacağına inanıyor. Pek çok şirketin gelirleri toparlansa da yönetim kurullarında genel hava hâlâ karamsar.

Çoğu şirket ve kamu kuruşlunun satın alma departmanları pandemi dönemi üretim ve tedarik aksaklıklarını hâlâ çözemedi. Satın almacılar, Çin gibi bir ülkeye daha az bağımlı hale gelmek için tedarikçilerini çeşitlendirecek ve gelecekte yaşanacak kesintilere karşı stoklarını artıracaklar. (…)

Kaybedenler olacaktır. (…) Küresel sağlık ve insani yardım kurumları, artan milliyetçiliğin ciddi tehdidi ve mali yardım toplama güçlükleriyle karşı karşıya. Sonuç olarak pandeminin uzun vadeli etkilerinden biri, dünyayı bir sonrakine daha az dirençli hale getirmesi olabilir.”

Muktedir Asya’nın yüzyılı

Kishore Mahbubani, Singapur Ulusal Üniversitesi Asya Araştırmaları Enstitüsü öğretim görevlisi

“Sayılar yalan söylemez. COVID-19 bağlantılı ölüm oranı Doğu ve Güneydoğu Asya’da daha düşük. (…) Sayılar buzdağının görünen yüzüdür. Onların ardında yetkinliğin Batı’dan Doğu’ya kaymasına ilişkin çok daha büyük bir öykü var. Batılı toplumlar bir zamanlar bilim ve akla saygılarıyla tanınırlardı. Donald Trump bu yanılsamanın maskesini kaldırdı. (…)

Batı, özellikle Avrupa Birliği, aynı zamanda iyi yönetimle bilinirdi. Pandeminin güçlü ikinci dalgası bir şeylerin ters gittiğini kanıtladı. Peki, ne ters gitti? Kolay yanıtlardan biri, rehavet… Batı bu mücadele kolayca başarılı olacağını varsaydı. Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri SARS gibi önceki epidemi deneyimlerinden sert, tetikte ve disiplinli olmaları gerektiğini biliyorlardı. Kritik bir değişken devlete saygı… Asyalılar Reganvari “Sorun devletin kendisidir” yanılgısına asla düşmediler. Aksine devleti, çözüm olarak gördüler. Dolayısıyla sıkı disiplinli Vietnam toplumu da, siyasi açıdan sorunlu Tayland toplumu da COVID-19’u kontrol altına almayı başardı. Özellikle sağlık ve tıbbi alanda güçlü devlet kurumları salgınla yetkin biçimde mücadele etti. Ayrıca Doğu Asya ekonomileri, ekonomi yönetimindeki ustalıklarının bir yansıması olarak muhtemelen daha hızlı toparlanacak.

Geleceğin tarihçileri Asya Yüzyılı’nın başlangıcını aradıklarında COVID-19’u, Asya’nın yeteneklerinin yeniden güçlü biçimde ortaya çıktığı dönem olarak gösterebilir.”

Yeni bir devlet aktivizmi dönemi

Shannon K. O’Neil, Dış İlişkiler Konseyi’nin Çalışmalardan Sorumlu Başkan Yardımcısı

“Küreselleşmenin bir sonraki aşaması ticaret, yatırım veya virüslerin yayılmasıyla değil jeopolitika ve devlet aktivizmiyle şekillenecek. Küresel tedarik zincirleri geçen ilkbaharda koronavirüs pandemisine karşı karantina tedbirlerinin sonucu ortaya çıkan hem arz hem de talebi daraltan sert ekonomik şoklarından büyük ölçüde kurtuldu. Ancak söz konusu zincirler, devlet eylemlerinden kaynaklanan daha uzun soluklu bir tehdit ile karşı karşıyalar. (…)

Boykotlar, yaptırımlar ve diğer kısıtlamalar yoluyla ekonomik ve mali gücün jeopolitik güç elde edinmek için silah olarak kullanılması gün geçtikçe artıyor. Küresel ekonomi pandemiden kurtulmaya çalışırken dünyanın dört bir yanında devletler (…) her türlü politika aracını kullanarak ulusal ekonomilere şekil vermek için mücadeleye atılıyorlar. (…)

Dünya liderlerinin bugün karşı karşıya olduğu zorluk, rekabet ve açıklığı sürdürüp özendirmek için akıllı yollarla müdahale etmektir. “

Liderlik zamanı

John Allen, Brookings Enstitüsü Başkanı

“Bu küresel sağlık krizinin az sayıda kazanını (o da varsa) ortaya çıkacak. Bunun sebebi, hastalığın başa çıkabileceğimizin ötesinde olması değil; çoğu ülkenin, aşılar kullanıma hazır hale gelene kadar hastalığı kontrol altına alacak liderlik ve toplumsal öz disiplini sağlamakta başarısız olması.

Zafiyetleri ortaya çıkaran ve büyüten, uzun süredir sürüncemede olan meseleleri şiddetlendiren COVID-19, zaten kırılgan olan uluslararası sistemimiz üzerinde en büyük stres faktörlerinden biri haline geldi. En başta bu zorlu süreçte küresel sağlık sistemimizin ne kadar donanımsız olduğu ortaya çıktı. Pek çok ülkede, vatandaşları arasında kimin sağlık hizmeti almaya hak ettiği gibi kahredici etik kararlar alınmak zorunda kalındı. Üstelik pek çok ülke bu korkunç hastalıkla mücadele ederken (…) izolasyonist politikalara bel bağladı. Bu politikalar bölük pörçük ve etkisiz mücadele biçimlerine yol açarken vakalar tüm dünyada çılgınca artmaya başladı ki bunun en kötü örneği ABD’de yaşandı.

Gerçekte COVID-19, (…) bir dizi birbiriyle ilintili karmaşık uluslararası sorunu temsil ediyor. Sistemik ırkçılık, iklim değişikliği ve küresel ekonomik toparlanma ihtiyacı gibi meseleleri ele almak için ortak küresel düzenimizi zayıflatmak yerine pekiştirmemiz gerçekten bir zorunluluk. Nihayetinde bizi kurtaracak olan bilim olsa da liderlik olmadan hastalığa karşı eşgüdümlü eylem ve toparlanma umudu yoktur.”

Çin tırmanışı güçlü biçimde hızlanıyor

Robin Niblett, Chatham House Direktörü ve İcra Başkanı

“Çin Komünist Partisi’nin koronavirüsü disiplinli biçimde bastırması, Çin’in önceki ekonomik büyüme hızına yeniden ulaşmasını sağladı ve dünyanın en büyük ekonomisine dönüşmesini hızlandırdı. Çin’in komşularının da pandemiden hızla kurtulmasıyla Doğu Asya, küresel ekonomik büyümenin merkez üssü haline geldi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’in teknolojik bir süper güç olarak ortaya çıkmasını önlemek amacıyla ortaya koyduğu disiplinsiz çabaları sadece bu ülkeyi teknolojide kendi kendine yeterli hale gelme arayışını hızlandırdı. Trump’ın başarısız tek başına hareket etme yaklaşımına karşı başkan seçilen Joe Biden ABD’nin Çin’in yükselişine karşı iki taraflı ve müttefik ilişkilerini yeniden inşa edebilir. Ancak liberal demokrasilerin Çin’in kendi ekonomik gücünü nasıl geliştireceğine ilişkin şartları belirlemesi için artık çok geç.

Japonya, Güney Kore, ASEAN ülkeleri ve hatta Avustralya güvenliklerini güvence altına almak için ABD’ye yönelmeyi sürdürebilirler. Ancak bu ülkeler, kendi ekonomilerinin geleceği için bel bağladıkları Çin ekonomisini baltalama çabalarında ABD’nin saflarına katılamazlar. Öte yandan ABD ve Avrupa, gelecek beş yılda pandeminin ekonomileri ve toplumları üzerinde yarattığı etkileri yönetmeye odaklanacaklar.

Çin’in liderleri devletçi ve otoriter modellerinin olumsuz yanlarını görene ve Çin’i yeni bir yola sokana kadar Kuzey Atlantik ve Asya-Pasifik dünyaları birbirinden ayrılmaya devam edecek.”

Baloncuklara bölünen bir dünya

Shivshankar Menon, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh’in eski ulusal güvenlik danışmanı ve Brookings India’nın kıdemli araştırmacısı

“2020 yılında dünya, COVID-19 pandemisinin tetiklediği krizin sunduğu fırsatları kaçırdı. Birlikte hareket edemedi ve çok taraflılığı yeniden canlandırmadı. Hükümetlerin çoğu vatandaşlarıyla devletleri arasındaki bağı güçlendirmekte başarısız oldu, yerine daha sıkı kontroller, izleme ve gözetim faaliyetleriyle otoriterliğe bel bağladı. Ayrıca en demokratik ve gelişmiş ülkelerden bazıları vatandaşlarının sağlığını ve hayatlarını korumda olağanüstü bir şekilde başarısız oldu.

Pandemi aksine, küresel ekonominin kendi kendine yeten “Balonlara” bölme girişimini hızlandırdı. Bu girişimin başarıya ulaşma olasılığı düşük. Ancak büyümeyi sınırlayarak muhtemelen hepimizi yoksullaştıracak. Büyük güçler arasındaki ilişkiler, (…) her zamankinden daha gergin.

Şimdiye dek dünya liderler ve uluslararası kuruluşların zayıf performansına bakılırsa, pandemi aynı zamanda dünyayı geleceğe daha az göğüs germeye ve hepimizi etkileyen çok uluslu meselelerle (…) başa çıkma konusunda daha yetersiz bıraktı.

Dr. Jekyll ile Bay Hyde Dünyası

G. John Ikenberry, Princeton Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi profesörü

“COVID-19 pandemisinin (…) 21’inci yüzyıl dünyasına ilişkin vizyonlarımızda uzun sürecek etkileri olacak. Pandemi, sıkıntılı ortak varlığımızı, karşılıklı bağımlılığın doğasında bulunan gizli tehlikeleri, uluslararası iş birliğinin başarısızlığa uğramasının maliyetlerini, yetenekli hükümetlerin erdemlerini, demokratik kurumların kırılganlığını, Aydınlanma Çağı medeniyetinin istikrarsızlığını, insanlığın ortak kaderinden kaçınmanın imkansız olduğunu daha net görmemizi sağladı.

Pandemide bir yıl geride kalırken dünya (…) modernitenin sorunlarından daha çok etkilenmiş gibi görünüyor. Salgın, şimdi dünyanın her köşesinde, insanların doğaya tam olarak hakim olmadıklarını ve modern varoluşumuzun doğasında var olan artan birbirine bağlılıktan kaçamayacağımızı çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

Pandemi, modernitenin bir Dr. Jekyll ve Bay Hyde fenomeni olduğunu hatırlatıyor: Modern dünya sürekli olarak insan refahında büyük ilerlemeler kadar muazzam afetler ve medeniyet felaketleri yaratıyor. Pandemi, iklim değişikliği ve nükleer silahların yayılması tehditleriyle birlikte, bizi dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin tehlikelerine karşı korurken (…) yeni bir mücadele çağına götürecek.”

Bu yazı ilk kez 7 Ocak 2021’de yayımlanmıştır.

 

Foreign Policy’nin “Koronavirüsten Sonra Dünya” başlıklı derlemesinden öne çıkan bazı bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://foreignpolicy.com/2021/01/02/2021-coronavirus-predictions-global-thinkers-after-vaccine/

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend