Sorunlar dağı Kafkasya’da kalıcı bir barış mümkün mü?

Geçen yılki Karabağ Savaşı’ndan sonra imzalanan ateşkes, yakın dönemde barışı da getirir mi? İç içe geçmiş Ankara-Bakü-Erivan ilişkilerinde yeni bir dönem mümkün mü? Ufukta görünen normalleşmenin önündeki riskler neler? Doç. Dr. Ali Faik Demir yazdı.

Çatışmaları, savaşları ve gerginlikleriyle bildiğimiz Kafkasya’da sorunlar dağına hep bir yenisi eklenirken ne yazık ki çözüm konusunda iyi bir karne ortada yok. Fakat yakın dönemde bölgenin en eski ve çözümü en zor görülen dengelerinde bir yumuşama ihtimali belirdi: Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşme ihtimali. Kısaca soğuk Kafkasya’da sıcak rüzgârlar esmeye başladı.

Geçen sene bu zamanlarda başlayan İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın 1992’den beri işgal altında olan topraklarını kurtarması büyük, önemli ve ciddi bir gelişmeydi. Sonuçta dengeleri değiştirecek olan 10 Kasım 2020 Dağlık Karabağ ateşkesi imzalandı. Ateşkesle birlikte Rus askerleri Barış Gücü olarak Karabağ’a yerleşti; bugüne kadar olmayan Nahçıvan-Azerbaycan kara bağlantısının açılması ve Rusya’nın garantörlüğü altında geçişlerin yapılması da anlaşma metninde yer aldı. Her ne kadar, savaştan sonra ve anlaşma nedeniyle ağır protestolarla karşılaşsa da Ermenistan’ın izolasyonunu bitirmek, İran ile ilişkilerinde yeni dengeler kurmak isteyen Batı yanlısı Başbakanı Nikol Paşinyan da yeniden seçilmeyi başardı. Fakat Kafkaslardaki ilk barış rüzgârı çok olumlu bir hava yaratmaksa da tereddüt ve korkuların tam olarak silindiği söylenemez. Bundan sonra taraflar ne yapacaklar, yeni dengeler nasıl kurulacak ve üç ülke beyaz bir sayfa açarak dostluk dönemine başlayacaklar mı, ateşkes anlaşması barış anlaşmasını da getirecek mi, henüz netlik kazanmış değil.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın bağımsızlıklarını kazanmalarından beri birbirlerine yönelik tutumlarında ilk aşamadan itibaren Türkiye etkisi her daim vardı. Kuşkusuz Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorun çok daha eskilere uzanıyor. Kısaca birbiri içine girmiş ilişkilerin olduğu üç devletten söz ediyoruz.

Aynı anda olumlu ve barışçı mesajlar

Fakat ilk kez bu üç devlet aynı dönemde olumlu ve barışçı mesajlar veriyor. Düzelme ve barışçı bir dilin üç devletin liderleri düzeyinde kullanılması dikkat çekici. Öte yandan liderler ilişkilerin normalleşmesi konusunda inisiyatif almaya hazır olduklarını açık şekilde gösteriyorlar. Henüz somut öneriler pek olmasa da görüşme zemini yaratmak istendiği anlaşılıyor en azından.

Yumuşama sinyallerinin Karabağ barışı üzerinden yaklaşık bir sene geçtikten sonra Eylül ayında daha da yoğunlaştığını gördük. Bu yadsınamayacak önemde bir gelişme. Eylül ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan iki ülke arasındaki sıkıntıyla ilgili Nahçıvan ve Azerbaycan arasında Bakü’nün bir an önce açılmasını istediği Zengezur Koridoru’na ithafen, “İnşallah Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sıkıntı, bu koridorların açılması vesileyle aşılmış olur.” dedi. 20 Eylül’de de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak için ABD’ye giderken, yine koridor meselesine atıfta bulundu, “Bu koridorun açılmaması – açılmaması meselesi siyasi bir mesele. Tayyip Erdoğan’la görüşme arzu ediyorsan burada belli adımların atılması gerekli. Görüşmelere kapalı değiliz,” cümlesiyle Zengezur Koridoru’nun açılmasının Ermenistan ile diyalog kurmak için bir ön koşul olduğunu ifade etmiş oldu. Ermenistan’ın diyalog arayışının Gürcistan üzerinden Türkiye’ye iletildiğini de söyledi. Ertesi gün de Ermenistan Hükümet Sözcüsü Mane Gevorkyan, “Türk tarafıyla en üst ve yüksek düzeyde görüşmelere hazırız.” açıklamasını yaptı.

Azerbaycan tarafı da bu süreçte tavrını açıkça ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Aliyev, “Biz sayfayı çevirmek ve komşumuz Ermenistan’la ilişkiler kurmak istiyoruz. Barış anlaşması, sınır hattının belirlenmesi ve iletişim bağlantılarının açılması için müzakerelere başlamaya hazırız. Bu süreç kısmen başlamıştır. Ama Avrupa Birliği aktif olarak katılırsa, ki böyle bir arzu görüyorum, bize birçok alanda yardımcı olabileceklerini düşünüyorum. Genel olarak Güney Kafkasya’daki durum, 30 yıldır var olmayan, tamamen yeni bir boyuta geçebilir. Bu istikrar, öngörülebilirlik ve barış için çok önemli bir faktör olabilir.” diyerek beklentilerini, önceliklerini ve yaklaşımını ortaya koydu.

Erivan, Ankara ve Bakü’nün denkleme bakışındaki farklılık

Bakü’nün bölgedeki çatışma sonrası durum ve Azeri-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesi hakkındaki tutumunu Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un, “Bakü, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkileri uluslararası hukuk ilkelerine, özellikle egemenlik, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığına saygı temelinde normalleştirmeye hazır” açıklamasında da görebiliriz. Bayramov, bu bağlamda iki ülke sınırlarının netleştirilmesinin önem taşıdığının altını çizdi.

Türk tarafına bakarsak, 27 Eylül 2021’de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, bir gazetecinin, “Ermenistanlı mevkidaşınızla ilişkilerin normalleşmesi için görüşmeniz olacak mı?” sorusu üzerine, “Böyle bir planlama yok. Paşinyan’ın seçimden sonra olumlu mesajları oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu mesajlara olumlu cevap verdi. Temennimiz bölgenin artık barış ve istikrar bölgesi olmasıdır. Azerbaycan’ın Ermenistan’a kapsamlı bir barış anlaşması teklifi oldu. Henüz Ermenistan’dan olumlu bir cevap gelmedi. Biz atacağımız adımları Azerbaycan’la birlikte planlar, birlikte atarız.” cevabını verdi.

Türk dışişleri bakanı da bu cevabıyla, Türkiye’nin bakış açısını ve politik duruşunu belirtmiş oldu. Bu açıklamanın karşısında da Ermenistan’ın bakış açısının temel hatlarını, Ermenistan’da Güvenlik Konseyi Sekreteri Armen Grigoryan ortaya koydu: “Türkiye ile ilişkileri normalleştirmemiz, anlaşmanın kademeli olması gerekiyor. Bu ilişkilerin normalleşmesi için fırsatlardan birinin en üst düzeyde diyalog kurmak olduğuna inanıyoruz. Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkileri normalleştirmeye hazır olduğunu çeşitli siyasi düzeylerde dile getirdik ve kendi mantığı çerçevesinde siyasi adımlar atıldı. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesini, varsa Azerbaycan ile olan ilişkilerden ayırmak gerekiyor.”

Yani, Ankara, Erivan ile ilişkiler söz konusu olunca Bakü’yle birlikte planlayacağı adımları atacağını net bir biçimde ortaya koyarken; Erivan, Bakü ve Ankara ile ilişkilerini ayırmak istiyor.

Zengezur Koridoru ilişkilerin başlangıcına giden anahtar olabilir mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öne çıkardığı Azerbaycan lideri Aliyev’in de sıklıkla dile getirdiği, açıldığında Türkiye ile Orta Asya arasında, araya İran girmeden kesintisiz bir biçimde kara yolu bağlantısı sağlayacak olan ve bu nedenle de bazılarının Turan Koridoru olarak isimlendirdiği Zengezur Koridoru, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki stratejik ve hassas konuların başında geliyor.

Türkiye’nin koridor konusunu öne çıkarmasına yönelik Ermenistan’dan gelen yanıt, bunun olabileceği, ama şartlarının konuşulması yönünde oldu. Ermeni tarafı, Türkiye ile ilişkilerin ön koşulsuz normalleştirilmesi gerektiğini, çünkü ön koşullar varken herhangi bir konuda ilerlemenin zor olduğunu dile getiriyor. Yani, Ermeni tarafı ön koşul olarak ön koşul getirilmemesini istiyor, fakat bununla birlikte koridor konusunda olumlu açıklamalar yapılması da, yakın dönemde bir sonuç alınabileceğini düşündürüyor.

Rusya faktörü

Bu aşamada Ankara, Bakü ve Erivan ilişkilerini etkileyecek dış unsurları da göz ardı etmemek gerekir. Özellikle komşu Rusya, Türkiye ve İran’ın politikaları merak konusu. Rusya’nın barışın mimarı olduğu kabul edilmesi gereken bir gerçek. Ayrıca bu sürecin yürümesinin belki de tek anahtarı olan Rusya’nın bu barışı neden istediği önemli bir soru. Gerginliğin sürdüğü ve tarafların Rusya’ya bağımlı kaldığı eski durumu Rusya neden değiştirmek istedi, gibi sorular akla geliyor.

Öncelikle Rusya hiçbir uluslararası aktörün yıllardır başaramadığını tek başına yaparak diplomatik manada bir zafer kazanmış olacak. Azerbaycan ile Ermenistan’ın barışması, Rusya’nın bu ülkeler üzerinde etkisini azaltan bir faktör olmayacak. Zaten Rusya, ateşkes anlaşmasının garantörü olarak, bölgede Batı etkisini fiilen bitirmiş oldu. Ayrıca ateşkes anlaşmasının da ifade ettiği gibi, koridorun denetlenmesi yetkisi, yani anahtarı da Rusya’da olacak. Kafkasya’nın istikrarlı olmasının Rusya’nın gelecek planlarında gerekli olduğu da buradan anlaşılıyor.

İran etkisi

İran ise genel olarak bu havadan rahatsız. Tahran, mevcut durumda, Orta Asya’ya giden yolların kavşak noktası konumundayken, Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla bu tablo değişebilir. Ayrıca bu koridoru Türkiye üzerinden NATO’nun, İsrail ile iyi ilişkileri olan Azerbaycan üzerinden de İsrail’in sınırına kadar girmesi olarak gören Tahran’ın Bakü ile gerginlik yaratması yeni bir sorun çıkarmaya aday gözüküyor.

Azerbaycan ile İran arasında sürtüşme yaşanırken Ermenistan’ın İran’a büyük önem verdiğini Başbakan Paşinyan, “Ermenistan asla İran’a yönelik bir saldırıya veya komploya ortak olmayacaktır. İran ile ilişkilerimiz ve ittifakımız bizim için çok önemli. 1990’lı yıllarda çok zor durumdaydık ve İran bize yardım etti. Onların yardımı olmasaydı yenilebilirdik. Bu iyilikleri unutulamaz, İran’a minnettarız,” diyerek ifade etti.

İran’ın ise tek başına bölgesel barışı ve huzuru bozması o kadar kolay olmaz. Rusya’nın İran üzerindeki nüfuzu düşünüldüğünde Rusya’ya rağmen İran’ın ciddi bir sorun yaratamayacağı herkesin malumu. Azerbaycan ile İran arasında her daim hassas bir ilişki olduğu dikkate alındığında, bu krizin de muhtemelen Rusya’nın arabuluculuğuyla çözülmesi söz konusu olacak. ABD ve Avrupa bu süreçte en zayıf halka durumunda. Ermenistan’a destek vermeye çalışmakla birlikte Azerbaycan ile ilişkilerinin de bozulmasını arzu etmiyorlar. Türkiye eleştirisi yaparak yan yollardan konuya müdahil olmaya çalışıyorlar. Ama ortada somut bir katkı ve politika bulunmuyor.

Türkiye stratejik önemde

Azerbaycan-Ermenistan barışının kalıcılığında Türkiye stratejik önemde. Zira, Ankara-Bakü-Erivan ilişkileri son derece iç içe girmiş girift bir yapı. Türkiye-Azerbaycan yakınlığında bir değişiklik söz konusu değil ve olamaz, ama Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesine paralel Türk-Ermeni yakınlığı da ufukta görünüyor. Sorunları ve gerginlikleri bir süre dondurmak, bu ilerlemenin anahtarı olacaktır.

Ayrıca Ermenistan için de Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi birçok açıdan değer taşıyor. Kafkasya’nın Batı’ya açılan, hatta dünyaya açılan kapısı Türkiye. Türk dış politikası açısından da bu sürece ve barışa ciddi önem veriliyor. Türkiye’nin yeni süreçte Kafkasya’daki rolü ve etkisinin artması olası görünüyor.

Süreç bundan sonra sekteye uğrar mı?

Süreç bundan sonra bir sekteye uğrar mı ya da bunu kim bozabilir?

Kafkasya’da artık beyaz bir sayfa açıldı. Yeni dengeleri bozmak ve yeniden savaş ortamına dönmek kimsenin istemeyeceği bir durum. Bu aşamadan sonra oyunu bozmak kolay değil. Ermenistan’ın iç ve dış politik durumu Azerbaycan’a savaş açmaya hiç uygun değil. Azerbaycan da bu kazanımlarıyla yetinmeyerek yeniden savaşa girmeyecek kadar akıllı bir politika izleyecektir. Öngörülmeyen gelişmeler kuşkusuz olabilir. Türkiye tavrını açıkça ortaya koyarak bu süreçten memnuniyetini dile getirdi. Rusya ise bu barışın ev sahibi. Herkesin dileği barışın nihai olarak sağlanması ve Kafkasya’da ilişkilerin bütün yönleriyle gelişmesi…

Şimdilik bekle gör politikasıyla yaklaşmak en doğru yol olacak. Ancak geçmişten büyük bir fark var. Bu sefer oyunu ve dengeleri bozmak oldukça tehlikeli ve zor. Savaş değil, barış söylemi güçlü. Tüm taraflar barış için adım atan ve çabalayan olmak ya da öyle görünmek istiyor. Barısı bozmanın ve savaşa girmenin bedeli çok ağır. Tarihi, savaşlar ve mücadelelerle dolu Kafkasya’da bu gelenek yine sürsün, ama bu sefer mücadele ve savaş, diplomasi masasında ve barış için olsun.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 27 Ekim 2021’de yayımlanmıştır.

Ali Faik Demir
Ali Faik Demir
Doç. Dr. Ali Faik Demir - Ali Faik Demir Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi S.B.F’de uluslararası ilişkiler bölümünde eğitim gördü. İstanbul Üniversitesi S.B.F’de başladığı siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler yüksek lisans programını 1994’de tamamladı. Aynı üniversitedeki doktora eğitimi sırasında Paris IEP, EHSSS, INALCO, Strasbourg ve Grenoble’da araştırmalarda yaptı ve 2000’de doktora derecesini aldı. 1994’ten beri Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapan Demir halen Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı. Lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde “Türk Dış Politikası”, “Türkiye’de Siyasal Yaşam”, “Türkiye-Türk Dünyası İlişkileri” ve “Kafkasya ve Orta Asya’da Strateji” derslerini veriyor. Uluslararası İlişkiler alanındaki çeşitli dergi ve yayınların danışma kurulu ve yayın kurullarında görev alıyor. Demir’in bilimsel dergilerdeki makalelerinin yanında “Türk Dış Politikası Perspektifinden Güney Kafkasya”, “Türk Dış Politikasında Liderler” ve “Şaman ve Türk Dünyası” adlı kitapları yayınlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Sorunlar dağı Kafkasya’da kalıcı bir barış mümkün mü?

Geçen yılki Karabağ Savaşı’ndan sonra imzalanan ateşkes, yakın dönemde barışı da getirir mi? İç içe geçmiş Ankara-Bakü-Erivan ilişkilerinde yeni bir dönem mümkün mü? Ufukta görünen normalleşmenin önündeki riskler neler? Doç. Dr. Ali Faik Demir yazdı.

Çatışmaları, savaşları ve gerginlikleriyle bildiğimiz Kafkasya’da sorunlar dağına hep bir yenisi eklenirken ne yazık ki çözüm konusunda iyi bir karne ortada yok. Fakat yakın dönemde bölgenin en eski ve çözümü en zor görülen dengelerinde bir yumuşama ihtimali belirdi: Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşme ihtimali. Kısaca soğuk Kafkasya’da sıcak rüzgârlar esmeye başladı.

Geçen sene bu zamanlarda başlayan İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın 1992’den beri işgal altında olan topraklarını kurtarması büyük, önemli ve ciddi bir gelişmeydi. Sonuçta dengeleri değiştirecek olan 10 Kasım 2020 Dağlık Karabağ ateşkesi imzalandı. Ateşkesle birlikte Rus askerleri Barış Gücü olarak Karabağ’a yerleşti; bugüne kadar olmayan Nahçıvan-Azerbaycan kara bağlantısının açılması ve Rusya’nın garantörlüğü altında geçişlerin yapılması da anlaşma metninde yer aldı. Her ne kadar, savaştan sonra ve anlaşma nedeniyle ağır protestolarla karşılaşsa da Ermenistan’ın izolasyonunu bitirmek, İran ile ilişkilerinde yeni dengeler kurmak isteyen Batı yanlısı Başbakanı Nikol Paşinyan da yeniden seçilmeyi başardı. Fakat Kafkaslardaki ilk barış rüzgârı çok olumlu bir hava yaratmaksa da tereddüt ve korkuların tam olarak silindiği söylenemez. Bundan sonra taraflar ne yapacaklar, yeni dengeler nasıl kurulacak ve üç ülke beyaz bir sayfa açarak dostluk dönemine başlayacaklar mı, ateşkes anlaşması barış anlaşmasını da getirecek mi, henüz netlik kazanmış değil.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın bağımsızlıklarını kazanmalarından beri birbirlerine yönelik tutumlarında ilk aşamadan itibaren Türkiye etkisi her daim vardı. Kuşkusuz Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorun çok daha eskilere uzanıyor. Kısaca birbiri içine girmiş ilişkilerin olduğu üç devletten söz ediyoruz.

Aynı anda olumlu ve barışçı mesajlar

Fakat ilk kez bu üç devlet aynı dönemde olumlu ve barışçı mesajlar veriyor. Düzelme ve barışçı bir dilin üç devletin liderleri düzeyinde kullanılması dikkat çekici. Öte yandan liderler ilişkilerin normalleşmesi konusunda inisiyatif almaya hazır olduklarını açık şekilde gösteriyorlar. Henüz somut öneriler pek olmasa da görüşme zemini yaratmak istendiği anlaşılıyor en azından.

Yumuşama sinyallerinin Karabağ barışı üzerinden yaklaşık bir sene geçtikten sonra Eylül ayında daha da yoğunlaştığını gördük. Bu yadsınamayacak önemde bir gelişme. Eylül ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan iki ülke arasındaki sıkıntıyla ilgili Nahçıvan ve Azerbaycan arasında Bakü’nün bir an önce açılmasını istediği Zengezur Koridoru’na ithafen, “İnşallah Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sıkıntı, bu koridorların açılması vesileyle aşılmış olur.” dedi. 20 Eylül’de de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak için ABD’ye giderken, yine koridor meselesine atıfta bulundu, “Bu koridorun açılmaması – açılmaması meselesi siyasi bir mesele. Tayyip Erdoğan’la görüşme arzu ediyorsan burada belli adımların atılması gerekli. Görüşmelere kapalı değiliz,” cümlesiyle Zengezur Koridoru’nun açılmasının Ermenistan ile diyalog kurmak için bir ön koşul olduğunu ifade etmiş oldu. Ermenistan’ın diyalog arayışının Gürcistan üzerinden Türkiye’ye iletildiğini de söyledi. Ertesi gün de Ermenistan Hükümet Sözcüsü Mane Gevorkyan, “Türk tarafıyla en üst ve yüksek düzeyde görüşmelere hazırız.” açıklamasını yaptı.

Azerbaycan tarafı da bu süreçte tavrını açıkça ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Aliyev, “Biz sayfayı çevirmek ve komşumuz Ermenistan’la ilişkiler kurmak istiyoruz. Barış anlaşması, sınır hattının belirlenmesi ve iletişim bağlantılarının açılması için müzakerelere başlamaya hazırız. Bu süreç kısmen başlamıştır. Ama Avrupa Birliği aktif olarak katılırsa, ki böyle bir arzu görüyorum, bize birçok alanda yardımcı olabileceklerini düşünüyorum. Genel olarak Güney Kafkasya’daki durum, 30 yıldır var olmayan, tamamen yeni bir boyuta geçebilir. Bu istikrar, öngörülebilirlik ve barış için çok önemli bir faktör olabilir.” diyerek beklentilerini, önceliklerini ve yaklaşımını ortaya koydu.

Erivan, Ankara ve Bakü’nün denkleme bakışındaki farklılık

Bakü’nün bölgedeki çatışma sonrası durum ve Azeri-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesi hakkındaki tutumunu Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un, “Bakü, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkileri uluslararası hukuk ilkelerine, özellikle egemenlik, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığına saygı temelinde normalleştirmeye hazır” açıklamasında da görebiliriz. Bayramov, bu bağlamda iki ülke sınırlarının netleştirilmesinin önem taşıdığının altını çizdi.

Türk tarafına bakarsak, 27 Eylül 2021’de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, bir gazetecinin, “Ermenistanlı mevkidaşınızla ilişkilerin normalleşmesi için görüşmeniz olacak mı?” sorusu üzerine, “Böyle bir planlama yok. Paşinyan’ın seçimden sonra olumlu mesajları oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu mesajlara olumlu cevap verdi. Temennimiz bölgenin artık barış ve istikrar bölgesi olmasıdır. Azerbaycan’ın Ermenistan’a kapsamlı bir barış anlaşması teklifi oldu. Henüz Ermenistan’dan olumlu bir cevap gelmedi. Biz atacağımız adımları Azerbaycan’la birlikte planlar, birlikte atarız.” cevabını verdi.

Türk dışişleri bakanı da bu cevabıyla, Türkiye’nin bakış açısını ve politik duruşunu belirtmiş oldu. Bu açıklamanın karşısında da Ermenistan’ın bakış açısının temel hatlarını, Ermenistan’da Güvenlik Konseyi Sekreteri Armen Grigoryan ortaya koydu: “Türkiye ile ilişkileri normalleştirmemiz, anlaşmanın kademeli olması gerekiyor. Bu ilişkilerin normalleşmesi için fırsatlardan birinin en üst düzeyde diyalog kurmak olduğuna inanıyoruz. Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkileri normalleştirmeye hazır olduğunu çeşitli siyasi düzeylerde dile getirdik ve kendi mantığı çerçevesinde siyasi adımlar atıldı. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesini, varsa Azerbaycan ile olan ilişkilerden ayırmak gerekiyor.”

Yani, Ankara, Erivan ile ilişkiler söz konusu olunca Bakü’yle birlikte planlayacağı adımları atacağını net bir biçimde ortaya koyarken; Erivan, Bakü ve Ankara ile ilişkilerini ayırmak istiyor.

Zengezur Koridoru ilişkilerin başlangıcına giden anahtar olabilir mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öne çıkardığı Azerbaycan lideri Aliyev’in de sıklıkla dile getirdiği, açıldığında Türkiye ile Orta Asya arasında, araya İran girmeden kesintisiz bir biçimde kara yolu bağlantısı sağlayacak olan ve bu nedenle de bazılarının Turan Koridoru olarak isimlendirdiği Zengezur Koridoru, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki stratejik ve hassas konuların başında geliyor.

Türkiye’nin koridor konusunu öne çıkarmasına yönelik Ermenistan’dan gelen yanıt, bunun olabileceği, ama şartlarının konuşulması yönünde oldu. Ermeni tarafı, Türkiye ile ilişkilerin ön koşulsuz normalleştirilmesi gerektiğini, çünkü ön koşullar varken herhangi bir konuda ilerlemenin zor olduğunu dile getiriyor. Yani, Ermeni tarafı ön koşul olarak ön koşul getirilmemesini istiyor, fakat bununla birlikte koridor konusunda olumlu açıklamalar yapılması da, yakın dönemde bir sonuç alınabileceğini düşündürüyor.

Rusya faktörü

Bu aşamada Ankara, Bakü ve Erivan ilişkilerini etkileyecek dış unsurları da göz ardı etmemek gerekir. Özellikle komşu Rusya, Türkiye ve İran’ın politikaları merak konusu. Rusya’nın barışın mimarı olduğu kabul edilmesi gereken bir gerçek. Ayrıca bu sürecin yürümesinin belki de tek anahtarı olan Rusya’nın bu barışı neden istediği önemli bir soru. Gerginliğin sürdüğü ve tarafların Rusya’ya bağımlı kaldığı eski durumu Rusya neden değiştirmek istedi, gibi sorular akla geliyor.

Öncelikle Rusya hiçbir uluslararası aktörün yıllardır başaramadığını tek başına yaparak diplomatik manada bir zafer kazanmış olacak. Azerbaycan ile Ermenistan’ın barışması, Rusya’nın bu ülkeler üzerinde etkisini azaltan bir faktör olmayacak. Zaten Rusya, ateşkes anlaşmasının garantörü olarak, bölgede Batı etkisini fiilen bitirmiş oldu. Ayrıca ateşkes anlaşmasının da ifade ettiği gibi, koridorun denetlenmesi yetkisi, yani anahtarı da Rusya’da olacak. Kafkasya’nın istikrarlı olmasının Rusya’nın gelecek planlarında gerekli olduğu da buradan anlaşılıyor.

İran etkisi

İran ise genel olarak bu havadan rahatsız. Tahran, mevcut durumda, Orta Asya’ya giden yolların kavşak noktası konumundayken, Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla bu tablo değişebilir. Ayrıca bu koridoru Türkiye üzerinden NATO’nun, İsrail ile iyi ilişkileri olan Azerbaycan üzerinden de İsrail’in sınırına kadar girmesi olarak gören Tahran’ın Bakü ile gerginlik yaratması yeni bir sorun çıkarmaya aday gözüküyor.

Azerbaycan ile İran arasında sürtüşme yaşanırken Ermenistan’ın İran’a büyük önem verdiğini Başbakan Paşinyan, “Ermenistan asla İran’a yönelik bir saldırıya veya komploya ortak olmayacaktır. İran ile ilişkilerimiz ve ittifakımız bizim için çok önemli. 1990’lı yıllarda çok zor durumdaydık ve İran bize yardım etti. Onların yardımı olmasaydı yenilebilirdik. Bu iyilikleri unutulamaz, İran’a minnettarız,” diyerek ifade etti.

İran’ın ise tek başına bölgesel barışı ve huzuru bozması o kadar kolay olmaz. Rusya’nın İran üzerindeki nüfuzu düşünüldüğünde Rusya’ya rağmen İran’ın ciddi bir sorun yaratamayacağı herkesin malumu. Azerbaycan ile İran arasında her daim hassas bir ilişki olduğu dikkate alındığında, bu krizin de muhtemelen Rusya’nın arabuluculuğuyla çözülmesi söz konusu olacak. ABD ve Avrupa bu süreçte en zayıf halka durumunda. Ermenistan’a destek vermeye çalışmakla birlikte Azerbaycan ile ilişkilerinin de bozulmasını arzu etmiyorlar. Türkiye eleştirisi yaparak yan yollardan konuya müdahil olmaya çalışıyorlar. Ama ortada somut bir katkı ve politika bulunmuyor.

Türkiye stratejik önemde

Azerbaycan-Ermenistan barışının kalıcılığında Türkiye stratejik önemde. Zira, Ankara-Bakü-Erivan ilişkileri son derece iç içe girmiş girift bir yapı. Türkiye-Azerbaycan yakınlığında bir değişiklik söz konusu değil ve olamaz, ama Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesine paralel Türk-Ermeni yakınlığı da ufukta görünüyor. Sorunları ve gerginlikleri bir süre dondurmak, bu ilerlemenin anahtarı olacaktır.

Ayrıca Ermenistan için de Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi birçok açıdan değer taşıyor. Kafkasya’nın Batı’ya açılan, hatta dünyaya açılan kapısı Türkiye. Türk dış politikası açısından da bu sürece ve barışa ciddi önem veriliyor. Türkiye’nin yeni süreçte Kafkasya’daki rolü ve etkisinin artması olası görünüyor.

Süreç bundan sonra sekteye uğrar mı?

Süreç bundan sonra bir sekteye uğrar mı ya da bunu kim bozabilir?

Kafkasya’da artık beyaz bir sayfa açıldı. Yeni dengeleri bozmak ve yeniden savaş ortamına dönmek kimsenin istemeyeceği bir durum. Bu aşamadan sonra oyunu bozmak kolay değil. Ermenistan’ın iç ve dış politik durumu Azerbaycan’a savaş açmaya hiç uygun değil. Azerbaycan da bu kazanımlarıyla yetinmeyerek yeniden savaşa girmeyecek kadar akıllı bir politika izleyecektir. Öngörülmeyen gelişmeler kuşkusuz olabilir. Türkiye tavrını açıkça ortaya koyarak bu süreçten memnuniyetini dile getirdi. Rusya ise bu barışın ev sahibi. Herkesin dileği barışın nihai olarak sağlanması ve Kafkasya’da ilişkilerin bütün yönleriyle gelişmesi…

Şimdilik bekle gör politikasıyla yaklaşmak en doğru yol olacak. Ancak geçmişten büyük bir fark var. Bu sefer oyunu ve dengeleri bozmak oldukça tehlikeli ve zor. Savaş değil, barış söylemi güçlü. Tüm taraflar barış için adım atan ve çabalayan olmak ya da öyle görünmek istiyor. Barısı bozmanın ve savaşa girmenin bedeli çok ağır. Tarihi, savaşlar ve mücadelelerle dolu Kafkasya’da bu gelenek yine sürsün, ama bu sefer mücadele ve savaş, diplomasi masasında ve barış için olsun.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 27 Ekim 2021’de yayımlanmıştır.

Ali Faik Demir
Ali Faik Demir
Doç. Dr. Ali Faik Demir - Ali Faik Demir Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi S.B.F’de uluslararası ilişkiler bölümünde eğitim gördü. İstanbul Üniversitesi S.B.F’de başladığı siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler yüksek lisans programını 1994’de tamamladı. Aynı üniversitedeki doktora eğitimi sırasında Paris IEP, EHSSS, INALCO, Strasbourg ve Grenoble’da araştırmalarda yaptı ve 2000’de doktora derecesini aldı. 1994’ten beri Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapan Demir halen Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı. Lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde “Türk Dış Politikası”, “Türkiye’de Siyasal Yaşam”, “Türkiye-Türk Dünyası İlişkileri” ve “Kafkasya ve Orta Asya’da Strateji” derslerini veriyor. Uluslararası İlişkiler alanındaki çeşitli dergi ve yayınların danışma kurulu ve yayın kurullarında görev alıyor. Demir’in bilimsel dergilerdeki makalelerinin yanında “Türk Dış Politikası Perspektifinden Güney Kafkasya”, “Türk Dış Politikasında Liderler” ve “Şaman ve Türk Dünyası” adlı kitapları yayınlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x