Suriye’de Türkiye’nin askeri operasyonu beklenirken, asıl “operasyon”u Rusya mı yapıyor?

Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askerî harekâta başlayacağı haberleri birkaç haftadır sosyal medyada yayılıyor. Bu haberlerin kimisi Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO), bazıları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye içinde veya sınır bölgelerindeki hareketliliğine, bazıları da ismi verilmeyen kaynaklara dayandırılıyor.

Süreç için şu benzetme yapılabilir: Bir filmde silahlar sıklıkla gösteriliyorsa, o silahlar mutlaka patlar. Fakat silahın kim tarafından, kime yönelik, nasıl ve ne zaman ateşleneceğini silahların markası veya merminin çapı belirlemez. O nedenle ikmal mi, takviye mi olduğu bilinmeyen, kapsamı açıklanmayan hareketlilikler bir harekâtın zamanlamasını değil, en fazla olası rotasını gösterebilir ki; genellikle savaş bir şaşırtma sanatı olduğundan hareketliliğin yoğunlaştığı alanlar muharebe alanını bile tam olarak yansıtmayabilir.

Bu nedenle, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri ve olası bir operasyonun yeri, zamanı ve kapsamını anlayabilmek için daha genel bir dengeyi anlamamız gerekiyor. Hadi tek cümleyle özetleyeyim: “Evet; ufukta Suriye’de yeni bir harekât göründü, fakat bu operasyonun kapsamı ve sonuçları sandığımız gibi olmayabilir.” Bu yazının başlığı tam da bu nedenle sahadaki anlık gelişmelere değil, daha önemli bir değişme işaret ediyor.

Suriye’nin kuzeyindeki dengeler

Suriye’nin kuzeyindeki dengeler, görünenden biraz daha karmaşık. Şam Yönetimi’ni Rusya-İran; PYD/PKK’yı ABD; ÖSO ve diğer rejim muhalifi grupları da Türkiye’nin desteklediği üçlü bir sacayağı olduğuna dair genel bir kanı bulunuyor. Fakat, İran’ın Suriye’deki varlığı bir süredir diğer tüm aktörler tarafından hedef alınıyor. ÖSO’nun dosyası taraf değiştirme hikâyeleriyle dolu. PYD/PKK’yı yönetme ya da yönlendirme girişimleri ABD ile sınırlı değil, hatta Rusya’nın hamleleri özellikle son dönemde ABD’ye taş çıkartacak nitelikte. Suriye’nin kuzeyinde olası bir harekât bu dengelerin tümüne birden bağlı. Ancak sonuncu faktör, olası operasyon sahasını doğrudan ilgilendirdiğinden tam anlamıyla incelenmeyi hak ediyor.

Rusya PYD’den ne istiyor?

Rusya’nın PYD’ye karşı tutumu son derece karmaşık olsa da Moskova istediğini alabilmek için PYD’yi gayet etkin bir biçimde kullanıyor.

Rusya’ya göre; Beşar Esad’ın uluslararası alandaki tartışmalı statüsünü sona erdirmenin yolu, “muzaffer bir komutan” ve “isyanı bastıran” bir devlet başkanı olarak “uluslararası toplum”a geri dönmesini sağlamak. 2015 Ekim’inden bu yana Rusya bu amacında büyük ilerlemeler kaydetti. Bir dönem Şam’ı bile kontrol altında tutmakta güçlük çeken Esad Yönetimi’nin, şimdi ülkenin üçte ikisini kontrol ettiğini görüyoruz. Geriye kalan üçte bir ise ÖSO, radikal gruplar ve PYD’nin elinde.

Rusya, PYD’nin kontrol ettiği bölgeyi rejime eklemlemek için yaklaşık iki yıldır üst üste hamleler yapıyor. Çünkü PYD’nin kontrol ettiği bölgeler rejime eklemlenirse:

  • Esad ülkenin yüzde 85’inden fazlasını kontrol etmiş olacak,
  • Harap olmuş Suriye ekonomisinin canlanması için gerekli ve şu anda PYD’nin denetiminde olan petrol kaynaklarını rejimin denetimine sokacak,
  • Suriye’de Kürtleri politik bir çözüm yoluyla (özerklik) rejime entegre etmek, Batı ülkeleri açısından da rejimi kabul edilebilir hale getirebilecek,
  • Rejim elindeki tüm gücü muhaliflere karşı kullanabilecek bir duruma gelecek. (Hatta elde edebileceği belli tavizler karşılığında muhaliflere karşı girişilebilecek bir operasyonda PYD’nin seve seve rol olabileceğini düşünmek de pek yanlış sayılmaz.)

Rusya’nın elindeki araçlardan ilki: Askerî güç

Peki, ABD’nin himayesindeki PYD’yi rejime ekleme hedefine Rusya nasıl ulaşabilir?

Moskova bunun için temelde iki araç kullanıyor. İlki askerî güç. Rusya askeri gücüyle ABD’nin bıraktığı boşlukları dolduruyor. Kasım 2019’dan beri, Rusya, ABD’nin Suriye’de kendi etki alanı olarak gördüğü Fırat’ın doğusunda adım adım ilerliyor. M4 otoyolunun Rakka’nın kuzeyindeki kısmı üzerinde başlayan devriye; rejime M4 üzeri ve civarında kurdurduğu kontrol noktaları sayesinde elde edilen mevziler ve ABD’nin 2019 sonlarında boşalttığı üs bölgelerinin yerlerine kendi üs bölgelerini inşa etmek gibi adımlar Rusya’nın ABD’nin boşluk bıraktığı alanlarda ilerlemesini sağladı. Ancak, geçen süre zarfında Rusya’nın PYD’yi rejime eklemleme çabası asıl olarak askerï adımlarla değil, siyasi hamlelerle gerçekleşti.

Rusya-PYD müzakereleri

Bu da bizi ikinci araç olan diplomasi ve siyasi müzakerelere getiriyor. Uzun süredir rejim ile PYD arasında Rusya’nın gözetiminde görüşmelerin yapıldığı biliniyor. Özellikle Türkiye’nin 2019’da yaptığı Barış Pınarı Operasyonu öncesinde ABD’nin korumasının yeterli gelmediğini düşünen PYD’nin içindeki bir kanat, rejim ile görüşmelerde başı çekmeye başladı. Sonrasında ne olduğunu herkes hatırlıyordur. PYD, Türkiye’yi durdurmak için bazı bölgelere rejim bayrağı dikti; bazı alanlardan militanlarını çekti ve rejim güçleri Menbiç ve Rakka’nın kuzeyindeki bazı bölgelere tek bir kurşun atmadan girdi. O tarihten itibaren PYD üzerinde Rusya-ABD rekabeti hızlandı.

Fakat Rusya’nın Suriye rejimini PYD’nin boşalttığı bölgelere yerleştirmesi yeni bir durum değil. Hatırlayınız, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği üç askerî harekâtın sona erdiği bölgeler ile Rusya arasında büyük bir bağlantı var. Fırat Kalkanı (FK) Operasyonu’nda El Bab’ın doğusuna ilerlemişken, Tadef’te ÖSO’yu durduran ve sonra geri çekilmeye zorlayıp PYD ile ÖSO arasına rejimi sokarak tampon bölge oluşturan, Rusya idi. Benzer bir biçimde Zeytin Dalı Operasyonu’nda Tel Rıfat’a girilmesini engelleyen ve FK’daki hamlesinin bir benzerini tekrarlayan yine Rusya oldu. O tarihten beri Tel Rifat’ı Rusya ile rejim ve İran destekli gruplar kontrol ediyor. YPG ise onların gölgesinde varlığını sürdürüyor. Son olarak, Barış Pınarı sırasında M4’i sınır yapan, Ayn Isa ve Tel Tamr kavşaklarına rejimi yerleştirerek operasyon alanına nihai sınırının çizilmesine etki eden yine Rusya olmuştu.

Peki, neden?

Rusya, PYD’nin TSK tarafından tamamen yenilmesinin Suriye’nin kuzeyinde ÖSO’nun ve diğer muhaliflerin güçlenmesine ve çok daha geniş bir alanı kontrol etmesine neden olacağını biliyor. Bu nedenle, PYD’nin zayıflatılmasına hep sıcak yaklaştı, ancak nihai hamlelerin yapılmasını engellemeye çalıştı. PYD’nin ABD’den mümkün olduğunca koparılıp, rejim ile uzlaşabilecek bir yapıya bürünmesi için gücünün törpülenmesi gerekiyordu. Bu hedefe neredeyse ulaştı sayılır.

ABD’nin PYD’yi Suriyelileştirme çabası

Peki, biz neden hâlâ PYD ve ABD ilişkisinden bahsediyoruz?

Daha derin bir konuya girelim. PYD’nin PKK’nın bir parçası olduğuna şüphe yok. Hatta PKK terör örgütünün fiili lideri konumundaki Cemil Bayık çok kısa bir süre önce PYD’nin kuruluşunda PKK’lıların çok aktif bir rol oynadığını açık açık söyledi.

Türkiye’nin, ABD’nin Fırat’ın doğusunda kurmaya çalıştığı yapıyı reddetmesi, ABD’nin “PYD’nin Suriyelileşmesi” diye isimlendirebileceğimiz bir çabaya girişmesine neden oldu. Buna göre, PYD ve PKK ayrışacaktı bunun için de PYD’nin içinde PKK’ya katılmamış Suriyeli militanlar kalacaktı. Kısmen bu plan doğrultusunda kısmen de Irak bağlamındaki diğer bazı nedenlerle, PYD içinde Irak’tan gelen eski ekibin tasfiyesi için sözde bir süreç başladı. ABD bazı PKK elebaşlarının başına ödül koyarak bir anlamda “eski PKK”nın tasfiye zamanının geldiğini ilan etti.

Buna ek olarak PYD’nin dışında kalan diğer Suriye Kürt partilerinin de dâhil olduğu bir diyalog süreci başlattı. Fakat her iki adım da hedefine ulaşmadı.

Şubat 2020’de ABD’nin öncülük ettiği Kürt gruplar arasındaki diyalog süreci, PYD içinde ABD’nin tasfiye etmek istediği kanadın Suriye’deki en bilinen temsilcilerinden birisi tarafından ciddi ölçüde baltalandı. Kuzey Irak’a kaçan PYD örgütü dışındaki Suriyeli Kürtlerden oluşan “Roj Peşmergeler”, tasfiye edilmek istenen kanat tarafından “paralı askerler” diye nitelendirilince YPG’nin sözde lideri Ferhat Abdi (kamuoyunda bilinen adıyla Mazlum Abdi) ile KDP destekli diğer partiler arasında büyük sürtüşme çıktı. Fakat anlaşıldı ki; gerginliğe neden olan sözlerin söylendiği gün, tasfiye edilmek istenen grubun ağır bastığı bir PYD heyeti Şam’da rejim ile görüşüyormuş.

PYD-PKK arası tasfiye çabaları

ABD’nin PYD’den yeni bir siyasi aktör çıkarma çabası ve Rusya’nın Fırat’ın doğusuna girmesi bir araya gelince PKK’nın Kandil’deki liderleri ile Suriye’de parlatılmaya çalışan yeni liderlik arasındaki mücadele ayyuka çıktı.

2020’de Kandil’deki terör örgütü liderlerinin açıkça PYD’nin liderini eleştirdiği örneklerle karşılaştık. 2021 boyunca iç çekişme el altından devam etti. Ancak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi kritik bir dönüm noktası oldu. Rusya, çekilmenin PYD’de neden olduğu endişeyi kullanarak ağırlığını artırmaya başladı.

2021 Eylül’ünün başında ABD Suriye’den vazgeçmediğini göstermek istercesine, Kürtler arası diyalog sürecini yeniden başlatacağını duyursa da PYD heyetinin Washington’a gitmeden önceki ilk durağı 15 Eylül’de Moskova oldu. Yani, Rus hava kuvvetlerinin İdlib’i en yoğun bombaladığı günlerde PYD heyeti Moskova’da görüşmeler yapıyordu. Sonrasında heyet ABD’ye gitti ve uzun sayılabilecek bir süre orada kaldı. Fakat karşılanma seviyesi Moskova’dakine pek yaklaşmadı.

ABD, PYD bölgelerini kademeli bir biçimde bırakıyor mu?

Ekim başında dikkatlerimiz daha çok İdlib’e ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmeden çıkacak sonuca odaklıyken, Suriye konusundaki gündemimiz bir anda değişti. Suriye’nin kuzeyinde Rusya’nın İdlib’e operasyonu değil, Türkiye’nin PYD’ye karşı operasyonu konuşulmaya başlandı. Ekim’in çoğunda “…ha oldu ha olacak…” diye operasyon beklenirken, asıl gelişme bence bambaşka şekilde gerçekleşti.

Konuyla ilgilenenler lütfen not etsinler: Terör örgütünün fiili lideri durumundaki Cemil Bayık’ın 26 Ekim’de yabancı bir ajansa verdiği röportaj, kritik bir döneme girildiğine işaret ediyor. Çünkü PKK’nın Esad ailesiyle ve Suriye yönetimiyle tarihi olarak sorunlu olmadığını söylediği mülakatında, Bayık özerk bir yönetim modeliyle Suriye’de sorunun çözülebileceğini öne sürüyor. Üstelik özerkliği yalnızca kültürel veya eğitim gibi konular çerçevesinde tanımlıyor. Son birkaç yılda Rejim’in ya da Rusya’nın Suriye’deki Kürt meselesine getirdiği çözüm önerileri ile Bayık’ın önerilerinin birbirine ne kadar yakın olduğu dikkatinizi çekti mi?

Bayık’ın açıkça rejim ile PKK’nın anlaşabileceğini ve PYD’nin özerkliği kabul edeceğini söylemesinden 2 gün sonra (28 Ekim), “en gelişmişlerinden” 12 tane Rus savaş uçağı Kamışlı’daki havalimanına indi. Biz, “Uçak indi mi, orada kaldı mı?” diye tartışırken, rejim aynı gün Rusya ile Rakka’nın kuzeyinde bir askerî tatbikat düzenleyeceğini ve uçakların bu amaçla geldiğini duyurdu.

Tatbikat nerede? Abdulaziz Dağ kütlesi ile Tel Tamir’in hemen güneyindeki bir köy arasında. Yani M4 yolu ile Rakka arasındaki bölgede. “E, ne var bunda?” diyebilirsiniz. Ne olduğunu söyleyeyim: Hani Fırat’ın doğusu ve özellikle bu bölgenin hava sahasının ABD’nin kontrolünde olduğu söyleniyordu. İşte bu tatbikat ya ABD ile Rusya arasında bölgenin kademeli devri konusunda bir anlaşma olduğunu ya da Rusya’nın fiilen ABD’nin etki sahasını daralttığını gösteriyor. Yani artık sadece Fırat’ın batısında değil, doğusunda da bir askerî harekât için temel muhatap Rusya gibi görünüyor.

Az kaldı, ama bitmedi. Tatbikattan birkaç gün sonra 2 Kasım’da TEVDEM’in başkanı (Demokratik Toplum Hareketi, PYD kontrolündeki bölgelerde STK görünümünde bir oluşum olmasına rağmen, PKK’nın Suriye’deki asıl politik etki aracı) rejim ile anlaşmak için Cenevre’ye gitmeye gerek olmadığını, çözümün Suriye içinde Şam ile doğrudan görüşmelerle sağlanabileceğini belirtti. Nedense aynı gün Rusya’nın Irak’taki büyükelçisi Türkiye’nin bir askerî operasyonunu doğru bulmadıklarını açıkladı. İlginç! Öyle değil mi? Sanki Türkiye ile Rusya arasında Suriye’ye dair hiçbir ortak mekanizma yok; ve bu sözleri Rusya’nın Irak büyükelçisinden duymamız gerekiyor.

PYD, rejim ile anlaşmaya ne kadar yakın?

Ardından 4 Kasım’da PYD’nin Suriye’de kurduğu idari düzenin sözde eş başkanlarından birisi, rejim ile anlaşmanın öneminden bahsettiği bir konuşma yaptı. Aynı gün Kuzey Irak’taki bir haber ajansı Mazlum Abdi’nin YPG’nin başındaki görevinden ayrıldığını, yerine Kandil ekibinden İran’a yakın Mahmut Reş’in geldiğini haberleştirdi. Bir anda bunun çok yeni olduğu düşünüldü. Fakat bence çok önemli detaylar atlanıyordu. Birincisi, Mazlum Abdi mevcut pozisyonundan ayrılacağını ilk kez Aralık 2020’de söylemişti. Hatta o günlerde yerine gelecek ismin Mahmut Reş olacağı bile yazılmıştı. İkincisi bu haber hâlâ doğrulanmadı, hatta Mazlum Abdi görevini sürdürdüğünü açıkladı.

Sonuçta tablo şu; PYD içindeki Kandil ekibinin rejim ile masaya oturacağını açık ettiği ve çok sıcak mesajlar verdiği bir gündemin tam ortasında, uzun süredir Kandil ile sorunu olduğu ileri sürülen YPG’nin lideri, “Artık savaş bitti; üniformamı çıkarıp, siyasete gireceğim, askerî görevlerimi bırakıyorum.” diyor. Bunu da ABD’den habersiz ve artık yapıyı kontrol edemediği için kendi isteği dışında yapıyor gibi görünüyor.

Bir gelecek senaryosu

Ama gerçekten öyle mi?

Sanmıyorum. Mazlum Abdi’nin “üniformasını çıkarıp siyasete gireceği” söylentisinin yayılmasını, Suriye’de rejim ve PYD arasında uzlaşıyla kurulacak bir özerk yönetimin başına geçmek için bir hamle olarak görmek daha mantıklı. Böylece herkes istediğini alır; rejim, ülkenin %85’ni kontrol eder; Kürtler sisteme entegre edilmiş olur; Rusya Suriye’nin güneyinde bazı eski ÖSO gruplarına yaptığı gibi YPG’yi doğrudan kendisine bağlı bir “milis” grubuna dönüştürür; ABD’ye en yakın isim “siyasetçi kimliği” ile özerk yönetimin başına geçer. Biz de hangi köy hangi kasabaya operasyon olacak diye tartışırız.

Unutmayalım; Suriye’nin kuzeyindeki tüm bölgelerin kaderi uzun süredir birbirine bağlı. İrili ufaklı bölgelerin her el değiştirmesi beraberinde yeni bir değişimi getiriyor. Fırat Kalkanı Operasyonu Ağustos 2016’da başladı, muhalifler Halep’i Aralık 2016’da kaybetti ve FK Operasyonu Şubat 2017’de sona erdi. İdlib Operasyonlarının ilki sayılan Ebu Zuhur Bölgesi’ne yönelik Rus-Rejim Operasyonu 2017 Aralık’ın ortalarında başladı ve kısa sürede bitti. Zeytin Dalı Operasyonu ise 2018 Ocak ayında başladı. Barış Pınarı Operasyonu 2019 Ekim’inde başlayıp kısa sürede tamamlanırken, Rejim’in büyük İdlib Operasyonu’nun düğmesine Kasım 2019’da basıldı. Elbette bu operasyonlar karşılıklı anlaşmayla yapıldı demiyorum. Ama tüm operasyonların ardışık tarihlerde olması, bu hamleler arasında bir ilişki olduğunu açıkça gösteriyor.

Başlangıçta söylemiştim; Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki olası operasyonu bu gelişmeler ve dengeler içerisinde değerlendirmeli. Rusya, PYD’yi rejime eklemlemek için çok ciddi bir süreç başlattı. Eğer bu süreçte hedefine ulaşırsa bir operasyon olması ihtimali düşük. Ancak Rusya’nın Suriye’nin kuzeyindeki hamlelerinin boşa çıkması ve bu sürecin bir şekilde başarısız olması halinde bu başarısızlığın hesabını PYD’den sormak için yapması gereken tek hamle, Türkiye’nin askerî operasyona rezerv koymayacağını göstermek. Sonrası, ayrı bir tartışma konusu. Yukarıda her bir operasyonun birbirini izlediği örnekler dikkate alınırsa muhtemelen bir operasyon da İdlib’in güneyine gelecektir.

Belki ben olan biteni tamamen yanlış anlıyorum. Ancak bu kadar veri ortadayken daha mantıklı bir açıklaması olan varsa, dinlemeye hazırım.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Kasım 2021’de yayımlanmıştır.

Serhat Erkmen

Doç. Dr. Serhat Erkmen, JSGA Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü gibi düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend