ABD üniversitelerinde Gazze protestoları: Öğrenciler ne istiyor?

ABD üniversitelerinde yapılan Gazze protestolarının amacı ne? Okul yönetimlerinin yapısı bu protestoları nasıl etkiliyor? Medyanın tutumu nasıl bir sonuç doğuruyor? Hangi üniversiteler, protestolarla ilgili nasıl bir sınav veriyor? Prof. Dr. Evren Çelik Wiltse yazdı.

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas milislerince İsrail’e karşı yapılan saldırı sonrası 1200 kişi hayatını kaybetti. 200’den fazla genç, yaşlı, kadın, erkek ve çocuk Hamas tarafından esir alındı. Bu saldırının yarattığı şok geçmeden Benjamin Netanyahu liderliğinde sağ ve aşırı-sağ partilerin kurduğu koalisyon, neredeyse dünyada örneği görülmemiş bir şiddetle Gazze bölgesindeki Filistinli sivillere saldırıya geçti. Milyonlarca sivil evinden oldu, besin ve sağlık gibi en temel haklardan mahrum bırakıldı, Gazze adeta yerle bir oldu. İlk 7-8 ay içerisinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 35,000 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’in meşru müdafaa diyerek kalkıştığı bu karşı saldırının boyutları dünya kamuoyunda ciddi tepkilere yol açtı. Nitekim Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanına İsrail’in bu tepkisinin uluslararası hukuku çiğnediği ve soykırım olabileceği gerekçesiyle dava açtı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Papa dahil olmak üzere pek çok uluslararası aktör, Gazze’deki sivillerin karşı karşıya kaldığı insanlık dışı katliama tepki gösterdiler. Birleşmiş Milletler nezdinde İsrail’e karşı yapılan ateşkes çağrıları, ABD’nin Güvenlik Konseyi vetoları ile püskürtüldü. Tüm bu uluslararası girişimler, İsrail’in militarist tepkilerini frenlemede etkili olamadı. Uluslararası kamuoyu, İsrail-ABD ittifakına söz geçirmeye çalışırken, Nisan ayında beklenmedik bir gelişme ABD’deki üniversitelerde patlak verdi. ABD dış politika yapıcıları kayıtsız şartsız İsrail’e destek verirken, bu protestolardan hemen sonra Biden hükümeti İsrail’e yapılan askeri yardımları askıya alma, Refah bölgesine yapılması planlanan askerî müdahaleyi frenleme kararı aldı.

Peki nasıl oldu da bu noktaya gelindi?

Üniversitelerde kalıcı etkiler

Columbia Üniversitesi’nde yükselen öğrenci protestoları bir anda dünyaya yayıldı. ABD’deki protestolarda ilk birkaç haftada 2000’den fazla öğrenci göz altına alındı. Kimi üniversiteler mezuniyet törenlerini tamamen iptal ettiler, ki bu 2020’de COVID nedeniyle lise mezuniyeti de yapamamış olan devre için önemli bir kayıp oldu. Üniversiteye 2020’de başlayıp 2024’te mezun olan öğrenciler hem lise hem üniversite mezuniyet törenlerini yapamadan, postayla diploma alan bir kuşak oldu. Akademik senatolar olağanüstü toplanıp bazı rektörler için güvensizlik oyu verdi. ABD’de yapılan çalışmalara göre güvensizlik oyu alan rektörlerin büyük kısmı bir yıl içinde görevi bırakıyor. Kısacası Gazze protestoları üniversite camiasında kalıcı etkiler bırakacak ölçekte gelişmeler oldu.

Yüzlerce üniversitede yapılan ve büyük çoğunluğu barışçıl olan bu eylemler, ne yazık ki Columbia ve UCLA gibi birkaç üniversitedeki şiddet içeren görüntülerin gölgesinde kalma tehlikesi yaşıyor. Bu yazı biraz da bu yanlışı düzeltme çabasıyla kaleme alındı.

Neden Columbia ve New York Üniversitesi

Öncelikle, neden Columbia, New York University, UCLA, University of Texas-Austin sorusuna yanıt arayalım.

ABD’de 3000’den fazla üniversite mevcut. Protestoların yoğun olduğu üniversiteler ise, benzer özellikler taşıyor. Carnegie sınıflandırma sistemi, ABD’deki tüm üniversiteleri farklı kategorilere ayırıyor. En basit şekilde ifade edersek, 2 yıllık yüksek okullar, 4 yıllık ama sadece mastır derecesi veren okullar ve doktora derecesi veren üniversiteler birbirinden son derece farklı yüksek öğretim kurumları. En üst kademeyi oluşturan doktora derecesi verebilen kurumlar da kendi içerisinde araştırmaya ayırdıkları bütçeye göre ‘yüksek araştırma faaliyeti’ ve ‘çok yüksek araştırma faaliyeti’ gösterenler olarak sınıflandırılıyor.[1]

Bu sınıflandırma neden önemli? Şu yüzden: protestoların en yaygın göründüğü okullar, işte bu en üst kategorideki, yani çok yüksek araştırma faaliyeti gösteren okullar. Örneğin University of Texas-Austin, yılda 1 milyar dolardan fazla araştırma bütçesi olan bir kurum. Bunun yarısından fazlası ABD federal devletinden (Texas eyaleti değil merkezi devlet yapısı) gelen kaynaklar.[2]

Bu durum şu açıdan önemli: Büyük araştırma üniversiteleri, kurum kültürü açısından en global, küresel gelişmelere en açık üniversiteler. Bunların gerek hoca profili gerekse öğrenci profili çok kültürlü ve küresel gelişmelere karşı hassas. O nedenle protestoların küçük ya da yerel üniversitelerden ziyade bu büyük araştırma üniversitelerinde olmasına şaşmamak gerek. Bu kurumlarda oran olarak uluslararası öğrenci ve akademisyen sayısı çok fazla.

Bunun dışında bu kurumların hemen hepsi evrensel değerlerle eğitim veren, dünya vatandaşı yetiştirmeye çalışan kurumlar. O nedenle bu kurumlardaki Gazze yanlısı hassasiyeti ‘akademinin liberal/radikal/sol eğilimi’ vs. şeklinde yaftalamak son derece yersiz ve kötü niyetli olacaktır.

Medyanın tarafgir hali

İkinci bir konu, medyaya fazlasıyla yansıyan şiddet görüntüleri. Burada çok ciddi bir seçicilik yapılmakta ve Gazze protestoları dendiğinde sadece 2-3 üniversitedeki bina işgalleri, kırılan pencereler ve polis şiddeti gösterilmekte.

Oysa sayısal açıdan bakıldığında, yaklaşık 553 kampüste yapılan protesto eylemleri ve gösterilerde şahsa şiddet veya mala zarar vakalarının sayısı 20 taneyi bulmuyor.[3] Yani gösterilerin %95’ten fazlası barışçıl iken, medya üniversitelerle ilgili haberleri geçerken hep bu şiddet içeren görüntüleri arka planda paylaşmayı tercih ediyor.

Bu durum kamuoyunu etkileme açısından çok önemli. Çünkü, toplumsal hareketler literatürü bize şunu söylüyor: Herhangi bir toplumsal hareketlenmenin medya tarafından aktarılmasından seçilen dil çok önemli. Eğer medya ‘haklı vicdani talepleri dile getirdiler’ şeklinde bir söylem kullanırsa, olayla hiç ilgisi olmayan vatandaşlar, eylemcileri haklı bulmaya meyilli oluyorlar. Buna karşın toplumsal hareketlenmeyi medya ‘işte bakın vandallar etrafı yakıp yıkıyor!’ diye yansıtırsa, olayla hiç ilgisi olmayan vatandaşlar derhal protestoculara karşı tavır alıyorlar ve yapılan eylemler meşru görülmüyor.

Üniversitelerdeki eylemler hakkında konuşurken öncelikle şiddetin boyutunu (%5’ten az!) yanlış yansıtmamak konusunda hassas olmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

İkinci önemli husus ise, yaşanan şiddetin ciddi oranda bilfiil polis müdahalesinden kaynaklandığı gerçeği. Filmi kısaca geri sararsak, 2020 yılının yaz aylarında ABD’de polis şiddetine karşı ciddi bir toplumsal tepki ortaya çıkmıştı. Minneapolis’te George Floyd’un 8 dakika boyunca polisin dizinin altında can çekişerek hayatını kaybetmesi, ülke çapında özellikle üniversitelerde ciddi bir hareketliliğe yol açtı. George Floyd ABD’de polis şiddetinin boyutlarını bir kez daha aleni ve en acı şekilde gözler önüne serdi. Aylardır COVID yüzünden evlerinde kapalı, online eğitim almaya çalışan üniversite camiasını harekete geçirdi. Şimdi 4 yıl öncesinde üniversitelerde böyle bir mobilizasyon olmuşken, bazı üniversite rektörlerinin Gazze yanlısı gösterilere müdahale için dışarıdan kampüse polis çağırmaları, adeta ateşe benzin dökmekle eşdeğer bir idari tasarruf.

Üniversiteye dışarıdan polis çağırmak

Bu noktada ABD’deki büyük üniversiteler ile ilgili birkaç önemli özellikten bahsedersek, polis çağırma mevzusunun yanlışlığı daha da açık ortaya çıkacaktır.

ABD’de geniş kampüsü olan büyük üniversitelerin hemen hepsinin kendi içinde polis birimi mevcut. Bunlar kampüste yerleşik, idari açıdan üniversiteye bağlı birimler. Normal zamanlarda trafik denetimi, kampüsteki asayişi ihlal eden durumlar, spor müsabakaları gibi büyük organizasyonlarda güvenlik gibi rutin işlerle meşguller. Bu kampüs polisi dışında bir de üniversitelerin olduğu şehrin polis teşkilatı var. Bunlar da şehrin belediye başkanlığına bağlılar. Yani iki ayrı polis yapılanmasından bahsediyoruz.

Kampüste asayişi zaten kampüs polisi sağlıyor. Protestolardaki görüntülerdeki polisler Los Angeles, New York, Atlanta veya Austin polis teşkilatı gibi kampüse üst yönetimin dışarıdan çağırdığı polisler. Bunların üniversite bileşenleri ile herhangi bir hukuku yok. O nedenle rahatlıkla plastik mermi, makineli tüfek, sniper tüfeği gibi abartılı yöntemler kullanmaya son derece meyilliler. University of Texas-Austin’de bu siyasi konularla hiç ilgisi olmayan mikrobiyoloji hocası arkadaşım şunu söyledi: ‘Laboratuvarda çalışırken bir anda tüm kampüste hoparlörlerden bir anons yapıldı: 1 DAKİKA içinde çadırları terk edin! Ben böyle bir merkezi anons sistemimiz olduğunu bile bilmiyordum. 1 dakikada çocukların herhangi bir şeyi toparlaması imkânsız. Dışarıdan gelen polisler anonstan hemen sonra öğrencilere saldırdılar. İnsanlık dışıydı!’

Kısacası, kampüs dışından gelen polisin orantısız güç kullanması, ömrünü kanser araştırmasına adamış en apolitik hocayı bile rahatsız edebiliyor. Nitekim bu polislerin Georgia’da nezaketle öğrencilerine sahip çıkmaya çalışan kadın hocaları yerlerde sürükleyip ters kelepçe ile göz altına aldığını gördük. Kısacası, dışarıdan gelen polisin aşırı şiddet yanlısı tavrı, hemen her üniversite sorun oldu ve kampüs bileşenlerini dehşete düşürdü. Oysa normalde kampüsler şehir polisinin yetki alanı değil.

Benzer şekilde New York’ta dövülen öğrenciler kampüs polisi değil, rektörlerin çağırıp olaya dahil ettiği şehir polisi tarafından dövülüp göz altına alınıyor. Los Angeles’ta ise İsrail yanlısı gruplar Gazze yanlısı grupları dövüp hırpalarken polis müdahale etmiyor. O nedenle, şiddet görüntülerini kanıksayıp ‘öğrenciler yine sağı-solu kırmış’ demek yerine, tam olarak kimin hangi yetki ile nerede bulunup ne yaptığına dikkat etmek gerekiyor.

ABD’de üniversiteler kimin?

Son olarak tüm bu sürecin daha da içinden çıkılmaz bir hale bürünmesinde büyük rolü olan rektörlere gelmek istiyorum.

Şimdiye kadar bahsettiğimiz büyük araştırma üniversitelerinde son derece yerleşik kolektif yönetişim gelenekleri ve kurumları mevcut. Bu şu demek: Rektörler istedikleri zaman istedikleri gibi karar alamıyor. Üniversitenin iç ve dış paydaşları ile ortak hareket etmek durumundalar. Dış paydaşların en önemlisi mütevelli heyeti. İç paydaşlar ise öğrenciler, akademisyenler ve idari personel. Bu üç grup da kendi içinden seçtiği temsilciler aracılığı kampüs yönetiminde söz sahibiler.

Polis şiddeti yaşanan kurumlara baktığımızda, özellikle Columbia Üniversitesi’nde rektörün olağanüstü durum ilan ederek bu yerleşik kurumlara hiç danışmadan polis çağırarak öğrenci çadırlarını dağıttırdığı, yüzden fazla öğrencinin tutuklanmasına sebep olduğunu görüyoruz. Bu yetmezmiş gibi rektör öğrencileri yurtlarından attı.

Peki ne yapabilirdi?

Öncelikle, Columbia ve şiddet yaşanan diğer üniversitelerde rektörler sopaya sarılmadan, insanca öğrencilerine kulak verebilirlerdi. Protestocular, ülkedeki yüzde birlik dilimden gelen, kimi yıllık 60.000 dolar, 70.000 dolar harç ödeyen, ya da son derece başarılı olduğu için burslu okuyan çocuklar. Zekâları ve muhakeme yetenekleri oturup her konuda medenice tartışmak için fazlasıyla yeterli. Ve istekleri sonsuz değil.

Öğrenciler ne istiyor?

Üniversitelerin kuruluşlarından bu yana aldıkları bağışlarla oluşturduğu müthiş büyük boyutlarda menkul varlık havuzu var (endowment). Öğrencilerin ortak ve en önemli isteklerinden biri, bu finansal varlıkların yeniden yapılandırılıp İsrail ile alakalı yatırım fonlarından üniversitelerin çıkması (divestment). Milyarlarca doları bulan bu fonlar, üniversiteler için önemli gelir kaynağı. Fakat asla dokunulmaz oldukları da söylenemez. Örneğin pek çok üniversite paydaşlarından gelen çevreci baskılar nedeniyle fosil yakıtlara dayalı fonlardan çekilme kararı aldı son yıllarda.

Tekrar rektörler ne yapabilirdi sorusuna dönersek: Öğrenci protestolarını ve çadırlarını barışçıl bir şekilde çözen üniversitelere baktığımızda şunu görüyoruz: Bu rektörler, öğrencilerin (ve hocaların) taleplerini meşru bir zeminde dinleme taraftarı. Örneğin University of Minnesota’da rektör protestoculara diyor ki, bir sonraki mütevelli heyeti toplantısında gelip bu taleplerinizi dile getirin. Bunun yanı sıra, büyük alımlarda ve diğer finansal işlemlerde olabildiğince şeffaf olma sözü veriyor. Yönetim ayrıca Filistinli ve Musevi öğrencilere özel olarak ulaşma ve onları dinleme, bölgedeki Filistinli akademisyenlerle iş birliği yapma sözleri veriyor. Son olarak polis tarafından göz altına alınan öğrenciler için af uygulanacağını, yasal destek ve sınavlardan kalanlara telafi hakkı verileceğini söylüyor.[4]

Öğrenci protestoları sürecini sükûnet ve başarıyla ele alan yöneticilerin ortak yönlerini sıralarsak ortaya şu tablo çıkıyor: Bu yöneticiler öğrenciler ve temsilcilerini bastırma değil onlarla müzakere eğiliminde. Öğrencilerin taleplerini dinleyip mütevelli heyeti düzeyinde tartışma imkânı tanıyorlar. Üniversitelerin yatırım araçlarının ve kurumsal işbirliklerinin gözden geçirileceğini, şeffaf ve hesap verilebilirlik prensibi ile hareket edeceklerinin sözünü veriyorlar. Son olarak haklarında yasal süreç başlamış öğrencilerine sahip çıkıyorlar, onların affedilmesi ve cezai işlem yapılmadan salıverilmeleri için üniversite avukatları ile girişimde bulunuyorlar.

İfade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkı, demokrasilerde olmazsa olmaz en temel hürriyetler. ABD özelinde bu haklar Anayasanın 1. Ek maddesi (1st Amendment)[5] ile garanti altına alınmış. O nedenle özellikle Uhiversity of Texas Austin, University of Minnesota, University of California sistemindeki üniversiteler gibi kamu kuruluşları, bu hakları tanımama lüksüne sahip değiller. Columbia, NYU, MIT gibi özel üniversitelerde, kamu kurumlarına göre kısıtlama yetkisi biraz daha fazla. Ancak bunlarda dahi derslerin yapılmasına engel olmadan, kampüsteki açık yeşil alana kurulan çadırları cebren yıkıp öğrencileri dövdürmenin, tutuklatmanın bu yöneticilere mutlaka bir maliyeti olacaktır. Tazminat davaları ile işleyen bir adalet sistemi olan ABD’de, önümüzdeki akademik yıl öğrencilerini hırpalatan yöneticiler için oldukça zor geçecek demek yanlış olmaz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Mayıs 2024’te yayımlanmıştır.

[1] https://carnegieclassifications.acenet.edu/

[2] https://research.utexas.edu/texas-research-numbers

[3] https://www.theguardian.com/us-news/article/2024/may/10/peaceful-pro-palestinian-campus-protests

[4] https://drive.google.com/file/d/1LBENo3xy6KHE9NCRUWeInxvkLkGk9v3E/view

[5]Kongre, dini bir kuruma ilişkin veya serbest ibadeti yasaklayan; ya da ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü kısıtlayan; ya da halkın sükûnet içinde toplanma ve şikâyete neden olan bir halin düzeltilmesi için hükümetten talepte bulunma hakkını kısıtlayan herhangi bir yasa yapmayacaktır.’ https://tr.usembassy.gov/wp-content/uploads/sites/91/abd-anayasasi.pdf

Evren Çelik
Evren Çelikhttps://www.sdstate.edu/directory/evren-celik-wiltse
Prof. Dr. Evren Çelik Wiltse - South Dakota Eyalet Üniversitesinde siyaset bilimi öğretim üyesidir. 2023-24 yılında 600 akademik personeli temsil eden Akademik Senato başkan yardımcısı, 2024-25 akademik dönemde ise Senato Başkanı olarak seçilmiştir. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde, doktorasını ise Massachusetts Üniversitesi Amherst’de tamamlamıştır. Halen Uluslararası İlişkiler, Latin Amerika Siyaseti, Demokrasi ve Otoriter Rejimler ve ABD Dış Politikası gibi dersler vermektedir. Ayrıca Küba, Meksika ve Türkiye’de ‘study abroad’ kapsamında dersler düzenlemiştir. 2019 yılında En Başarılı Öğretim Üyesi ve En Başarılı Akademik Danışman, yine 2019 ve 2021 yıllarında üniversitesi tarafından En Başarılı Sosyal Bilim Araştırmacısı ödüllerine layık bulunmuştur. South European Society and Politics, Perceptions, Social Indicators Research ve The Social Sciences Journal gibi dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. Son kitabı Doç.Dr. Lisa Hager ile yayınladıkları Women’s Paths to Power: Female Presidents and Prime Ministers 1960-2020 dünyadaki tüm kadın liderleri inceleyen bir çalışmadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

ABD üniversitelerinde Gazze protestoları: Öğrenciler ne istiyor?

ABD üniversitelerinde yapılan Gazze protestolarının amacı ne? Okul yönetimlerinin yapısı bu protestoları nasıl etkiliyor? Medyanın tutumu nasıl bir sonuç doğuruyor? Hangi üniversiteler, protestolarla ilgili nasıl bir sınav veriyor? Prof. Dr. Evren Çelik Wiltse yazdı.

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas milislerince İsrail’e karşı yapılan saldırı sonrası 1200 kişi hayatını kaybetti. 200’den fazla genç, yaşlı, kadın, erkek ve çocuk Hamas tarafından esir alındı. Bu saldırının yarattığı şok geçmeden Benjamin Netanyahu liderliğinde sağ ve aşırı-sağ partilerin kurduğu koalisyon, neredeyse dünyada örneği görülmemiş bir şiddetle Gazze bölgesindeki Filistinli sivillere saldırıya geçti. Milyonlarca sivil evinden oldu, besin ve sağlık gibi en temel haklardan mahrum bırakıldı, Gazze adeta yerle bir oldu. İlk 7-8 ay içerisinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 35,000 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’in meşru müdafaa diyerek kalkıştığı bu karşı saldırının boyutları dünya kamuoyunda ciddi tepkilere yol açtı. Nitekim Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanına İsrail’in bu tepkisinin uluslararası hukuku çiğnediği ve soykırım olabileceği gerekçesiyle dava açtı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Papa dahil olmak üzere pek çok uluslararası aktör, Gazze’deki sivillerin karşı karşıya kaldığı insanlık dışı katliama tepki gösterdiler. Birleşmiş Milletler nezdinde İsrail’e karşı yapılan ateşkes çağrıları, ABD’nin Güvenlik Konseyi vetoları ile püskürtüldü. Tüm bu uluslararası girişimler, İsrail’in militarist tepkilerini frenlemede etkili olamadı. Uluslararası kamuoyu, İsrail-ABD ittifakına söz geçirmeye çalışırken, Nisan ayında beklenmedik bir gelişme ABD’deki üniversitelerde patlak verdi. ABD dış politika yapıcıları kayıtsız şartsız İsrail’e destek verirken, bu protestolardan hemen sonra Biden hükümeti İsrail’e yapılan askeri yardımları askıya alma, Refah bölgesine yapılması planlanan askerî müdahaleyi frenleme kararı aldı.

Peki nasıl oldu da bu noktaya gelindi?

Üniversitelerde kalıcı etkiler

Columbia Üniversitesi’nde yükselen öğrenci protestoları bir anda dünyaya yayıldı. ABD’deki protestolarda ilk birkaç haftada 2000’den fazla öğrenci göz altına alındı. Kimi üniversiteler mezuniyet törenlerini tamamen iptal ettiler, ki bu 2020’de COVID nedeniyle lise mezuniyeti de yapamamış olan devre için önemli bir kayıp oldu. Üniversiteye 2020’de başlayıp 2024’te mezun olan öğrenciler hem lise hem üniversite mezuniyet törenlerini yapamadan, postayla diploma alan bir kuşak oldu. Akademik senatolar olağanüstü toplanıp bazı rektörler için güvensizlik oyu verdi. ABD’de yapılan çalışmalara göre güvensizlik oyu alan rektörlerin büyük kısmı bir yıl içinde görevi bırakıyor. Kısacası Gazze protestoları üniversite camiasında kalıcı etkiler bırakacak ölçekte gelişmeler oldu.

Yüzlerce üniversitede yapılan ve büyük çoğunluğu barışçıl olan bu eylemler, ne yazık ki Columbia ve UCLA gibi birkaç üniversitedeki şiddet içeren görüntülerin gölgesinde kalma tehlikesi yaşıyor. Bu yazı biraz da bu yanlışı düzeltme çabasıyla kaleme alındı.

Neden Columbia ve New York Üniversitesi

Öncelikle, neden Columbia, New York University, UCLA, University of Texas-Austin sorusuna yanıt arayalım.

ABD’de 3000’den fazla üniversite mevcut. Protestoların yoğun olduğu üniversiteler ise, benzer özellikler taşıyor. Carnegie sınıflandırma sistemi, ABD’deki tüm üniversiteleri farklı kategorilere ayırıyor. En basit şekilde ifade edersek, 2 yıllık yüksek okullar, 4 yıllık ama sadece mastır derecesi veren okullar ve doktora derecesi veren üniversiteler birbirinden son derece farklı yüksek öğretim kurumları. En üst kademeyi oluşturan doktora derecesi verebilen kurumlar da kendi içerisinde araştırmaya ayırdıkları bütçeye göre ‘yüksek araştırma faaliyeti’ ve ‘çok yüksek araştırma faaliyeti’ gösterenler olarak sınıflandırılıyor.[1]

Bu sınıflandırma neden önemli? Şu yüzden: protestoların en yaygın göründüğü okullar, işte bu en üst kategorideki, yani çok yüksek araştırma faaliyeti gösteren okullar. Örneğin University of Texas-Austin, yılda 1 milyar dolardan fazla araştırma bütçesi olan bir kurum. Bunun yarısından fazlası ABD federal devletinden (Texas eyaleti değil merkezi devlet yapısı) gelen kaynaklar.[2]

Bu durum şu açıdan önemli: Büyük araştırma üniversiteleri, kurum kültürü açısından en global, küresel gelişmelere en açık üniversiteler. Bunların gerek hoca profili gerekse öğrenci profili çok kültürlü ve küresel gelişmelere karşı hassas. O nedenle protestoların küçük ya da yerel üniversitelerden ziyade bu büyük araştırma üniversitelerinde olmasına şaşmamak gerek. Bu kurumlarda oran olarak uluslararası öğrenci ve akademisyen sayısı çok fazla.

Bunun dışında bu kurumların hemen hepsi evrensel değerlerle eğitim veren, dünya vatandaşı yetiştirmeye çalışan kurumlar. O nedenle bu kurumlardaki Gazze yanlısı hassasiyeti ‘akademinin liberal/radikal/sol eğilimi’ vs. şeklinde yaftalamak son derece yersiz ve kötü niyetli olacaktır.

Medyanın tarafgir hali

İkinci bir konu, medyaya fazlasıyla yansıyan şiddet görüntüleri. Burada çok ciddi bir seçicilik yapılmakta ve Gazze protestoları dendiğinde sadece 2-3 üniversitedeki bina işgalleri, kırılan pencereler ve polis şiddeti gösterilmekte.

Oysa sayısal açıdan bakıldığında, yaklaşık 553 kampüste yapılan protesto eylemleri ve gösterilerde şahsa şiddet veya mala zarar vakalarının sayısı 20 taneyi bulmuyor.[3] Yani gösterilerin %95’ten fazlası barışçıl iken, medya üniversitelerle ilgili haberleri geçerken hep bu şiddet içeren görüntüleri arka planda paylaşmayı tercih ediyor.

Bu durum kamuoyunu etkileme açısından çok önemli. Çünkü, toplumsal hareketler literatürü bize şunu söylüyor: Herhangi bir toplumsal hareketlenmenin medya tarafından aktarılmasından seçilen dil çok önemli. Eğer medya ‘haklı vicdani talepleri dile getirdiler’ şeklinde bir söylem kullanırsa, olayla hiç ilgisi olmayan vatandaşlar, eylemcileri haklı bulmaya meyilli oluyorlar. Buna karşın toplumsal hareketlenmeyi medya ‘işte bakın vandallar etrafı yakıp yıkıyor!’ diye yansıtırsa, olayla hiç ilgisi olmayan vatandaşlar derhal protestoculara karşı tavır alıyorlar ve yapılan eylemler meşru görülmüyor.

Üniversitelerdeki eylemler hakkında konuşurken öncelikle şiddetin boyutunu (%5’ten az!) yanlış yansıtmamak konusunda hassas olmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

İkinci önemli husus ise, yaşanan şiddetin ciddi oranda bilfiil polis müdahalesinden kaynaklandığı gerçeği. Filmi kısaca geri sararsak, 2020 yılının yaz aylarında ABD’de polis şiddetine karşı ciddi bir toplumsal tepki ortaya çıkmıştı. Minneapolis’te George Floyd’un 8 dakika boyunca polisin dizinin altında can çekişerek hayatını kaybetmesi, ülke çapında özellikle üniversitelerde ciddi bir hareketliliğe yol açtı. George Floyd ABD’de polis şiddetinin boyutlarını bir kez daha aleni ve en acı şekilde gözler önüne serdi. Aylardır COVID yüzünden evlerinde kapalı, online eğitim almaya çalışan üniversite camiasını harekete geçirdi. Şimdi 4 yıl öncesinde üniversitelerde böyle bir mobilizasyon olmuşken, bazı üniversite rektörlerinin Gazze yanlısı gösterilere müdahale için dışarıdan kampüse polis çağırmaları, adeta ateşe benzin dökmekle eşdeğer bir idari tasarruf.

Üniversiteye dışarıdan polis çağırmak

Bu noktada ABD’deki büyük üniversiteler ile ilgili birkaç önemli özellikten bahsedersek, polis çağırma mevzusunun yanlışlığı daha da açık ortaya çıkacaktır.

ABD’de geniş kampüsü olan büyük üniversitelerin hemen hepsinin kendi içinde polis birimi mevcut. Bunlar kampüste yerleşik, idari açıdan üniversiteye bağlı birimler. Normal zamanlarda trafik denetimi, kampüsteki asayişi ihlal eden durumlar, spor müsabakaları gibi büyük organizasyonlarda güvenlik gibi rutin işlerle meşguller. Bu kampüs polisi dışında bir de üniversitelerin olduğu şehrin polis teşkilatı var. Bunlar da şehrin belediye başkanlığına bağlılar. Yani iki ayrı polis yapılanmasından bahsediyoruz.

Kampüste asayişi zaten kampüs polisi sağlıyor. Protestolardaki görüntülerdeki polisler Los Angeles, New York, Atlanta veya Austin polis teşkilatı gibi kampüse üst yönetimin dışarıdan çağırdığı polisler. Bunların üniversite bileşenleri ile herhangi bir hukuku yok. O nedenle rahatlıkla plastik mermi, makineli tüfek, sniper tüfeği gibi abartılı yöntemler kullanmaya son derece meyilliler. University of Texas-Austin’de bu siyasi konularla hiç ilgisi olmayan mikrobiyoloji hocası arkadaşım şunu söyledi: ‘Laboratuvarda çalışırken bir anda tüm kampüste hoparlörlerden bir anons yapıldı: 1 DAKİKA içinde çadırları terk edin! Ben böyle bir merkezi anons sistemimiz olduğunu bile bilmiyordum. 1 dakikada çocukların herhangi bir şeyi toparlaması imkânsız. Dışarıdan gelen polisler anonstan hemen sonra öğrencilere saldırdılar. İnsanlık dışıydı!’

Kısacası, kampüs dışından gelen polisin orantısız güç kullanması, ömrünü kanser araştırmasına adamış en apolitik hocayı bile rahatsız edebiliyor. Nitekim bu polislerin Georgia’da nezaketle öğrencilerine sahip çıkmaya çalışan kadın hocaları yerlerde sürükleyip ters kelepçe ile göz altına aldığını gördük. Kısacası, dışarıdan gelen polisin aşırı şiddet yanlısı tavrı, hemen her üniversite sorun oldu ve kampüs bileşenlerini dehşete düşürdü. Oysa normalde kampüsler şehir polisinin yetki alanı değil.

Benzer şekilde New York’ta dövülen öğrenciler kampüs polisi değil, rektörlerin çağırıp olaya dahil ettiği şehir polisi tarafından dövülüp göz altına alınıyor. Los Angeles’ta ise İsrail yanlısı gruplar Gazze yanlısı grupları dövüp hırpalarken polis müdahale etmiyor. O nedenle, şiddet görüntülerini kanıksayıp ‘öğrenciler yine sağı-solu kırmış’ demek yerine, tam olarak kimin hangi yetki ile nerede bulunup ne yaptığına dikkat etmek gerekiyor.

ABD’de üniversiteler kimin?

Son olarak tüm bu sürecin daha da içinden çıkılmaz bir hale bürünmesinde büyük rolü olan rektörlere gelmek istiyorum.

Şimdiye kadar bahsettiğimiz büyük araştırma üniversitelerinde son derece yerleşik kolektif yönetişim gelenekleri ve kurumları mevcut. Bu şu demek: Rektörler istedikleri zaman istedikleri gibi karar alamıyor. Üniversitenin iç ve dış paydaşları ile ortak hareket etmek durumundalar. Dış paydaşların en önemlisi mütevelli heyeti. İç paydaşlar ise öğrenciler, akademisyenler ve idari personel. Bu üç grup da kendi içinden seçtiği temsilciler aracılığı kampüs yönetiminde söz sahibiler.

Polis şiddeti yaşanan kurumlara baktığımızda, özellikle Columbia Üniversitesi’nde rektörün olağanüstü durum ilan ederek bu yerleşik kurumlara hiç danışmadan polis çağırarak öğrenci çadırlarını dağıttırdığı, yüzden fazla öğrencinin tutuklanmasına sebep olduğunu görüyoruz. Bu yetmezmiş gibi rektör öğrencileri yurtlarından attı.

Peki ne yapabilirdi?

Öncelikle, Columbia ve şiddet yaşanan diğer üniversitelerde rektörler sopaya sarılmadan, insanca öğrencilerine kulak verebilirlerdi. Protestocular, ülkedeki yüzde birlik dilimden gelen, kimi yıllık 60.000 dolar, 70.000 dolar harç ödeyen, ya da son derece başarılı olduğu için burslu okuyan çocuklar. Zekâları ve muhakeme yetenekleri oturup her konuda medenice tartışmak için fazlasıyla yeterli. Ve istekleri sonsuz değil.

Öğrenciler ne istiyor?

Üniversitelerin kuruluşlarından bu yana aldıkları bağışlarla oluşturduğu müthiş büyük boyutlarda menkul varlık havuzu var (endowment). Öğrencilerin ortak ve en önemli isteklerinden biri, bu finansal varlıkların yeniden yapılandırılıp İsrail ile alakalı yatırım fonlarından üniversitelerin çıkması (divestment). Milyarlarca doları bulan bu fonlar, üniversiteler için önemli gelir kaynağı. Fakat asla dokunulmaz oldukları da söylenemez. Örneğin pek çok üniversite paydaşlarından gelen çevreci baskılar nedeniyle fosil yakıtlara dayalı fonlardan çekilme kararı aldı son yıllarda.

Tekrar rektörler ne yapabilirdi sorusuna dönersek: Öğrenci protestolarını ve çadırlarını barışçıl bir şekilde çözen üniversitelere baktığımızda şunu görüyoruz: Bu rektörler, öğrencilerin (ve hocaların) taleplerini meşru bir zeminde dinleme taraftarı. Örneğin University of Minnesota’da rektör protestoculara diyor ki, bir sonraki mütevelli heyeti toplantısında gelip bu taleplerinizi dile getirin. Bunun yanı sıra, büyük alımlarda ve diğer finansal işlemlerde olabildiğince şeffaf olma sözü veriyor. Yönetim ayrıca Filistinli ve Musevi öğrencilere özel olarak ulaşma ve onları dinleme, bölgedeki Filistinli akademisyenlerle iş birliği yapma sözleri veriyor. Son olarak polis tarafından göz altına alınan öğrenciler için af uygulanacağını, yasal destek ve sınavlardan kalanlara telafi hakkı verileceğini söylüyor.[4]

Öğrenci protestoları sürecini sükûnet ve başarıyla ele alan yöneticilerin ortak yönlerini sıralarsak ortaya şu tablo çıkıyor: Bu yöneticiler öğrenciler ve temsilcilerini bastırma değil onlarla müzakere eğiliminde. Öğrencilerin taleplerini dinleyip mütevelli heyeti düzeyinde tartışma imkânı tanıyorlar. Üniversitelerin yatırım araçlarının ve kurumsal işbirliklerinin gözden geçirileceğini, şeffaf ve hesap verilebilirlik prensibi ile hareket edeceklerinin sözünü veriyorlar. Son olarak haklarında yasal süreç başlamış öğrencilerine sahip çıkıyorlar, onların affedilmesi ve cezai işlem yapılmadan salıverilmeleri için üniversite avukatları ile girişimde bulunuyorlar.

İfade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkı, demokrasilerde olmazsa olmaz en temel hürriyetler. ABD özelinde bu haklar Anayasanın 1. Ek maddesi (1st Amendment)[5] ile garanti altına alınmış. O nedenle özellikle Uhiversity of Texas Austin, University of Minnesota, University of California sistemindeki üniversiteler gibi kamu kuruluşları, bu hakları tanımama lüksüne sahip değiller. Columbia, NYU, MIT gibi özel üniversitelerde, kamu kurumlarına göre kısıtlama yetkisi biraz daha fazla. Ancak bunlarda dahi derslerin yapılmasına engel olmadan, kampüsteki açık yeşil alana kurulan çadırları cebren yıkıp öğrencileri dövdürmenin, tutuklatmanın bu yöneticilere mutlaka bir maliyeti olacaktır. Tazminat davaları ile işleyen bir adalet sistemi olan ABD’de, önümüzdeki akademik yıl öğrencilerini hırpalatan yöneticiler için oldukça zor geçecek demek yanlış olmaz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Mayıs 2024’te yayımlanmıştır.

[1] https://carnegieclassifications.acenet.edu/

[2] https://research.utexas.edu/texas-research-numbers

[3] https://www.theguardian.com/us-news/article/2024/may/10/peaceful-pro-palestinian-campus-protests

[4] https://drive.google.com/file/d/1LBENo3xy6KHE9NCRUWeInxvkLkGk9v3E/view

[5]Kongre, dini bir kuruma ilişkin veya serbest ibadeti yasaklayan; ya da ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü kısıtlayan; ya da halkın sükûnet içinde toplanma ve şikâyete neden olan bir halin düzeltilmesi için hükümetten talepte bulunma hakkını kısıtlayan herhangi bir yasa yapmayacaktır.’ https://tr.usembassy.gov/wp-content/uploads/sites/91/abd-anayasasi.pdf

Evren Çelik
Evren Çelikhttps://www.sdstate.edu/directory/evren-celik-wiltse
Prof. Dr. Evren Çelik Wiltse - South Dakota Eyalet Üniversitesinde siyaset bilimi öğretim üyesidir. 2023-24 yılında 600 akademik personeli temsil eden Akademik Senato başkan yardımcısı, 2024-25 akademik dönemde ise Senato Başkanı olarak seçilmiştir. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde, doktorasını ise Massachusetts Üniversitesi Amherst’de tamamlamıştır. Halen Uluslararası İlişkiler, Latin Amerika Siyaseti, Demokrasi ve Otoriter Rejimler ve ABD Dış Politikası gibi dersler vermektedir. Ayrıca Küba, Meksika ve Türkiye’de ‘study abroad’ kapsamında dersler düzenlemiştir. 2019 yılında En Başarılı Öğretim Üyesi ve En Başarılı Akademik Danışman, yine 2019 ve 2021 yıllarında üniversitesi tarafından En Başarılı Sosyal Bilim Araştırmacısı ödüllerine layık bulunmuştur. South European Society and Politics, Perceptions, Social Indicators Research ve The Social Sciences Journal gibi dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. Son kitabı Doç.Dr. Lisa Hager ile yayınladıkları Women’s Paths to Power: Female Presidents and Prime Ministers 1960-2020 dünyadaki tüm kadın liderleri inceleyen bir çalışmadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x