ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşta, ilk kayıplardan birinin İran’ın Dini lideri Ali Hamaney’in ile İran Devrim Muhafızları Komutanı Mohammad Pakpour’u olması, İran’da rejimin dağılabileceği yönündeki yorumlara neden oldu. Ancak İran, Batı’nın üstün savaş makinesine rağmen beklenmedik bir direnç gösteriyor ve bu direniş başsız değil. Hamaney’in öldürülmesinden sadece 24 saat sonra devlet televizyonuna çıkan Ali Laricani sert bir mesaj verdi.
Laricani, sosyal medyada “Amerika ve Siyonist rejim (İsrail) İran ulusunun kalbini ateşe verdi” diye yazdı ve ekledi: “Biz de onların kalplerini yakacağız. Siyonist suçlular ve utanmaz Amerikalılar yaptıklarından pişman olacaklar.” ABD Başkanı Donald Trump’ı “İsrail tuzağına” düştüğünü suçlayan Laricani, “Cesur askerler ve büyük İran ulusu, cehennem gibi uluslararası zalimlere unutulmaz bir ders verecek” diye ekledi.
Şu anda Tahran’ın 1979’dan bu yana yaşadığı en büyük krize verdiği yanıtın merkezinde yer alan Laricani’nin, Hameney’in ölümünün sonra ülkeyi yöneten üç kişilik geçiş konseyinde önemli bir rol üstlenmesi bekleniyor. Peki, İran’ın İsrail ve ABD ile savaşı sürerken, İran’ın güvenlik stratejisini yönlendiren kişi kim? Gazeteci ve yorumcu Muhammad Mansur, Al Jazeera’da Ali Laricani’nin ayrıntılı bir portresini çıkardı. Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz.
“İran’ın Kennedy’lerinden”
“3 Haziran 1958’de Irak’ın Necef kentinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ali Laricani, Time dergisinin 2009’da “İran’ın Kennedy’leri” olarak tanımladığı, çok etkili bir hanedana mensup.
Babası Mirza Haşim Emuli, tanınmış bir din alimi idi. Laricani gibi, kardeşleri de İran’da yargı ve uzmanlar meclisi gibi en güçlü pozisyonlarda görev yapmışlardı. Uzmanlar Meclisi, en yüksek lideri seçme ve denetleme yetkisine sahip din adamları konseyidir.
Laricani’nin 1979 sonrası İran devrimci elitleriyle kişisel bağları var. 20 yaşında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ruhullah Humeyni’nin yakın dostu Murtaza Mutahari’nin kızı Feride Mutahhari ile evlendi.
Ailesinin muhafazakâr dinî köklerine rağmen, çocukları farklı kariyer yolları izledi. Tahran Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan kızı Fatma, ABD’nin Ohio eyaletindeki Cleveland State Üniversitesi’nde uzmanlığını tamamladı.
Matematikçi filozof
Ali Laricani, diğer pek çok ismin aksine, yalnızca dinî eğitim almadı; seküler akademik eğitim de aldı. 1979’da Şerif Teknoloji Üniversitesi’nden Matematik ve Bilgisayar Bilimleri lisans derecesiyle mezun oldu. Tahran Üniversitesi’nde Batı felsefesi alanında yüksek lisans yaptıktan sonra Kant üzerine tezini tamamlayarak doktora derecesini aldı.
Ancak kariyerinin merkezinde siyasi pozisyonları yer alıyor.
1979 Devrimi’nin ardından, 1980’lerin başında Devrim Muhafızları’na katıldı; daha sonra sivil yönetime geçerek 1994–1997 yılları arasında Cumhurbaşkanı Akbar Haşimi Rafsancani’nin kültür bakanı olarak görev yaptı. Bu görevin ardından, 1994’ten 2004’e kadar İran Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (IRIB) başkanlığını yürüttü. IRIB’deki görev süresi boyunca, uyguladığı kısıtlayıcı yayın politikalarının İranlı gençleri yabancı medyaya yönlendirdiğini savunan reformist çevrelerin eleştirilerine hedef oldu.
2008 ile 2020 yılları arasında ise üç dönem üst üste Meclis Başkanı olarak görev yaptı ve bu süreçte ülkenin hem iç hem de dış politikasının şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.
Güvenlik alanına dönüş
Laricani, 2005 yılında muhafazakâr bir aday olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı, ancak ikinci tura kalamadı. Aynı yıl, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri ve ülkenin baş nükleer müzakerecisi olarak atandı.
O dönemki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın nükleer politikalarından uzaklaşmasının ardından 2007 yılında bu görevlerden istifa etti.
Laricani, 2008 yılında parlamentoya girdi, dinî merkez Kum’u temsil etmek üzere bir koltuk kazandı ve meclis başkanı oldu. Bu, Laricani’nin etkisini artırmasına olanak tanıdı ve nükleer dosya ile bağlantısını sürdürdü, İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan ve Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmanın parlamentodan onaylanmasını sağladı.
2020 yılında parlamento başkanı ve milletvekili görevinden ayrılan Laricani, 2021 seçimlerinde ikinci kez cumhurbaşkanlığına aday olmaya çalıştı. Ancak bu kez, adayları inceleyen Muhafız Konseyi tarafından veto edildi. 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmaya çalıştığında da yine diskalifiye edildi. Analistler 2021’deki bu hamleyi, seçimleri kazanan sertlik yanlısı İbrahim Reisi’ye yol açmak için yapılan bir hamle olarak değerlendirdi. Laricani, 2024’teki veto kararını “şeffaf olmadığı” gerekçesiyle eleştirdi.
Ancak Ağustos 2025’te Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan tarafından Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri olarak yeniden atandığında, etkili bir pozisyona geri döndü.
Bu göreve geldiğinden beri tutumu sertleşti. Ekim 2025’te Laricani’nin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliği anlaşmasını iptal ettiği ve ajansın raporlarının “artık etkili olmadığını” ilan ettiği yönünde haberler çıktı.
Savaş ortamında diplomasi
Bu sert tutumuna rağmen Laricani, kısmen 2015 nükleer anlaşmasını destekleyen geçmişteki rolü nedeniyle, genellikle pragmatik ve uzlaşmaya açık bir İran sistemi üyesi olarak görülüyor.
Mevcut gerginliğin tırmanmasından sadece birkaç hafta önce, Laricani’nin ABD ile dolaylı müzakereler yürüttüğü bildirildi.
Şubat ayında Umman’ın arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde, Tahran’ın Washington’dan somut bir teklif almadığını belirten Laricani, İsrail’i “savaşı tetiklemek” için diplomatik süreci sabote etmeye çalışmakla suçladı.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarından önce Al Jazeera’ya verdiği röportajda Laricani, ülkesinin müzakereler konusundaki tutumunu “olumlu” olarak nitelendirmiş ve ABD’nin askerî seçeneğin uygulanabilir olmadığını fark ettiğini belirtmişti. O zamanlar “Müzakereye başvurmak rasyonel bir yoldur” demişti.
Ancak 28 Şubat’ta başlayan hava saldırıları diplomatik pencereyi paramparça etti.
Laricani, son konuşmasında Anayasa’ya göre liderlik devrinin düzenlenmesi için gerekli planların hazır olduğunu söyleyerek ulusu temin etti. Ayrıca, liderleri öldürmenin İran’ı istikrarsızlaştıracağını düşünmenin “hayalperestlik” olduğunu vurguladı.
“Bölge ülkelerine saldırmak niyetinde değiliz ancak ABD’nin kullandığı tüm üsleri hedef alıyoruz,” dedi.
Son günlerdeki açıklamaları, uzun süredir bilinen daha pragmatik üslubunun şimdilik tamamen kaybolduğunu gösteriyor. Laricani, ABD ile yeni müzakereler başlatmak istediği yönündeki haberleri yalanlayarak, İran’ın Washington ile “müzakere etmeyeceğini” duyurdu.
Hamaney’in vefatı ve bölgenin uçurumun eşiğinde olduğu bir dönemde konuşan Laricani, ABD ve İsrail’e “daha önce hiç görmedikleri bir güçle” karşılık vereceklerini söyleyerek giderek sertleşen tutumunu açıkça ortaya koydu.”
Bu yazı ilk kez 4 Mart 2026’da yayımlanmıştır.




