Almanya Orta Doğu’yu nasıl kaybetti?

Berlin'in İsrail'e verdiği açık destek son dönemde sarsılmış gibi duruyor. Scholz, İsrail’i daha fazla eleştiriyor. Ama Almanya şimdiye kadar olan tavrıyla, bölgedeki yumuşak gücünü erozyona uğrattı. Araplar artık adlarının Almanlarla birlikte anılmasını istemiyor.

Gazze’de İsrail’in soykırıma varan saldırıları Batı blokunda çatlak yaratıyor. 7 Ekim saldırısının ardından Filistinlilere her türlü desteği “antisemitist” olarak yaftalayıp yasaklayan Almanya da artık İsrail’i ve Netanyahu’yu sert biçimde eleştiriyor. Ancak bu tavır değişikliği hiçbir işe yaramayabilir.

Berlin’de yaşayan İrlandalı gazeteci Ruairí Casey, Foreign Policy‘deki makalesinde Almanya’nın tüm Araplar nezdinde büyük hayal kırıklığı yarattığını ve bunu onarmanın güç olacağını belirtiyor. Yazıdan öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

Almanya’nın 180 derecelik dönüşü

“Almanya, yıllar boyunca İsrail’e karşı tarihi sorumluluk algısını Arap dünyasına karşı samimi bir ilişkiyle uzlaştırmaya çalıştı. Berlin büyük bir yumuşak güç ayak izi geliştirdi ve uzun süre ticari ve ekonomik ilişkilerde dürüst bir komisyoncu olarak görüldü. Goethe Enstitüsü, kalkınma ajansı GIZ ve ülkenin siyasi partileriyle bağlantılı vakıflar gibi büyük ölçüde Alman hükümeti tarafından finanse edilen kuruluşlar, Orta Doğu’daki çeşitli programların başlıca fon sağlayıcıları oldu.

7 Ekim’den bu yana bu denge bozuldu. Orta Doğu’da Filistin direnişine destek artıyor ve pek çok Arap, İsrail’in soykırım olarak gördüğü bu savaşı kınıyor. Yahudi Soykırımı’ndan bu yana Yahudilere yönelik tek günlük en büyük katliamla sarsılan Almanya, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısını başlangıçta büyük ölçüde kayıtsız şartsız desteklemiş olsa da bazı yetkililer son haftalarda daha eleştirel bir pozisyon aldı.

Yine de Berlin, İsrail’in en yakın siyasi ve askerî müttefiklerinden biri olarak kendini göstermeye devam ediyor. Almanya’nın savaşa verdiği tavizsiz tepki, Orta Doğu’daki itibarını hızla zedeledi. ABD’deki Arap Merkezi tarafından 2020 yılında yapılan bir anket, Arap halkının küçük bir çoğunluğunun Alman dış politikası hakkında olumlu görüşlere sahip olduğunu ortaya koydu. Buna karşın bu Ocak ayında Doha Enstitüsü tarafından 16 Arap ülkesinin sakinleri arasında yapılan bir anket, katılımcıların yüzde 75’inin ülkenin İsrail-Hamas savaşındaki tutumu hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösterdi. Bu, kamuoyunda 180 derecelik bir dönüş anlamına geliyor.

“Arap dostu” Berlin, İsrail’in en büyük silah tedarikçisi oldu

Almanya’ya ilişkin olumlu izlenimler Orta Doğu’da uzun süre hakim oldu. Ülke hızlı arabalar, yüksek teknoloji ürünleri ve dost canlısı turistlerle anılıyordu. Alman hükümeti Irak Savaşı’na katılmayı reddetmiş ve 2015 ve 2016 yıllarında 1 milyondan fazla Suriyeli mülteciye kucak açmıştı. Avrupa’nın en büyük Filistin diasporasına ev sahipliği yapan Berlin, Arap kültürü ve entelektüel yaşamı için bir merkez haline geldi. Almanya ayrıca Orta Doğu’da Fransa ve Birleşik Krallık gibi güçlere karşı bölgesel güvensizliği besleyen doğrudan sömürge mirasından da yoksun.

Başbakan Olaf Scholz, 7 Ekim’den beş gün sonra, Almanya’nın yeni başlayan İsrail-Hamas savaşına yönelik tonunu belirleyen bir konuşmada, Bundestag’a, “Şu anda Almanya için tek bir yer var: İsrail’in yanındaki yer” dedi. Kasım 2023 itibariyle Almanya, İsrail’e silah ihracatında yaklaşık on kat artışa izin vererek savaşın başlangıcından bu yana ABD’den sonra bu ülkenin en büyük ikinci silah tedarikçisi haline geldi.

Almanya’da tanınmış kişiler İsrail ile dayanışmalarını ifade ederken, polis Filistin yanlısı gösterileri şiddet kullanarak dağıttı ya da antisemitizm gerekçesiyle yasakladı. Yahudiler ve Araplar da dahil olmak üzere İsrail’i eleştiren sanatçı ve entelektüellerin birçoğunun ödülleri ve fonları geri alındı ya da etkinlikleri iptal edildi. Bunlar arasında Ekim ayında Frankfurt Kitap Fuarı tarafından ödül töreni iptal edilen Filistinli yazar Adania Shibli ve Hage’nin sosyal medyada paylaştığı görüşlerin kendi değerleriyle “uyumsuz” olduğunu söyleyen prestijli Max Planck Enstitüsü tarafından Şubat ayında kovulan Lübnan-Mısırlı antropolog Ghassan Hage de var.

Arap dünyasının dört bir yanındaki gençler her gün Almanya hakkında paylaşımlarda bulunuyor ve bu paylaşımların hiçbiri olumlu değil. Gelişmekte olan ülkelerde Almanya’ya yönelik değişen algılar, Batı’nın İsrail’e verdiği desteğin dayanılmaz bir ikiyüzlülük olarak algılanmasını güçlendiriyor.

Artık Almanya ile anılmaktan kaçınıyorlar

Kamuoyundaki bu değişimin Almanya’nın Arap ülkeleriyle siyasi ya da ekonomik ilişkilerini etkilemesi pek olası değil. Ancak Berlin’in bölgedeki yumuşak gücünü zayıflatabilir. Foreign Policy beş Ortadoğu ülkesinde faaliyet gösteren altı Alman kurumunun mevcut ve eski dokuz çalışanıyla isimleri gizli kalması koşuluyla görüştü. Bu kişiler, Almanya’nın İsrail-Hamas savaşındaki sert tutumunun yerel ortaklar ve toplumlarla yaptıkları çalışmaları tehlikeye attığını, yıllar ya da on yıllar süren güven ve inandırıcılığa zarar verdiğini söylediler.

Batı Alman hükümeti İsrail ile ilişkilerini ilk kez 1952 yılında genç devlete Holokost tazminatı ödemeyi kabul ettiğinde kurmaya çalıştı. Dönemin Başbakanı Konrad Adenauer tazminatı Almanya’nın itibarını geri kazanması ve Batılı güçlerle yeniden bütünleşmesi için bir araç olarak gördü. Arap Birliği, Almanya’nın Arap komşularıyla savaş halinde olan ve 1948’de yüz binlerce Filistinlinin sürülmesine neden olan İsrail’i mali olarak desteklediği gerekçesiyle Adenauer’in planına itiraz etti. O zamandan beri Almanya ile bölge arasındaki en büyük sorun bu oldu.

1994’te Oslo Anlaşmalarıyla ortaya konan iki devletli çözüm Berlin’e geçmişe sünger çekme fırsatı sundu. Almanya, İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasındaki müzakerelerin önemli bir destekçisi oldu.

Almanya 2023 yılında doğrudan ve Avrupa Birliği aracılığıyla Filistin topraklarında ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nda (UNRWA) ABD’nin ardından ikinci en büyük ulusal bağışçı konumundaydı.

2000’li yıllarda Oslo süreci başarısızlığa uğradıkça Almanya güvenlik konularında İsrail’e daha da yakınlaştı. Berlin’in dış politikası, Almanya’daki Müslümanlar arasında antisemitizm ve İsrail karşıtlığı ile ilgili iç kaygılarla giderek daha fazla bağlantılı hale geldi. Dönemin Başbakanı Angela Merkel 2008 yılında Knesset’te yaptığı bir konuşmada İsrail’in güvenliğinin Almanya’nın “devlet politikası” olduğunu söylemişti ve bu 7 Ekim’den sonra Scholz tarafından da tekrarlandı.

Merkel 2006 Lübnan Savaşı’nın sorumluluğunu Hizbullah’a ve 2008 Gazze Savaşı’nın sorumluluğunu ise Hamas’a yükledi. Alman Sosyal Demokratlarının önde gelen bir lideri 2008’de Merkel’i “sürekli İsrail bombardımanının tarafını tutmakla” suçlamıştı.

Yine de İsrail’in 2014 ve 2021’de Gazze’deki savaşlarda sergilediği askerî tutum, hangi partiden olursa olsun Alman siyasetçilerden nispeten az eleştiri aldı. Almanya, işgal altındaki Batı Şeria’da yasadışı İsrail yerleşimlerinin inşasına karşı çıkmaya devam etse de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyonunun anti-demokratik eğilimlerinden duyduğu endişeyi dile getirse de bu politika farklılıkları Almanya-İsrail ilişkisini önemli ölçüde değiştirmedi.

“İsrail yanlısı söylem gerçeklerden kopuk”

Alman liderler 7 Ekim’den sonraki aylarda Hamas’ın saldırısının kurbanlarına, İsrail’in güvenliğine odaklandılar. Scholz, Hamas’ın yeniden silahlanmasına imkân tanıyacağını ileri sürerek ateşkes çağrılarını reddetti. Berlin, Aralık 2023’te Birleşmiş Milletlerde Gazze’de acil ateşkes çağrısı yapan oylamada çekimser kaldı. Gazze’deki ölümler Ocak ayında 20 bini aşarken, Almanya Başbakan Yardımcısı Robert Habeck değil, İsrail’in soykırım yaptığı iddialarını kabul etmek, İsrail’in sivilleri hedef aldığını bile reddetti. Almanya, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı açtığı soykırım davasını “siyasi araçsallaştırma” olarak nitelendirdi.

Hükümetin görüşleri, Orta Doğu’da deneyim sahibi Alman kurumlarının çalışanları tarafından nadiren paylaşılıyor. Foreign Policy‘ye isimleri saklı kalmak kaydıyla konuşan kaynaklar, Almanya’da kamuoyu önünde söylenemeyenleri uzun süredir özel konuşmalarda itiraf ettiklerini söylüyor. Onlara göre iki devletli çözüm çoktan öldü. İsrail’in Batı Şeria’daki işgali “apartheid”a ve hatta “soykırıma” dönüştüğünü düşünenlerin sayısı az değil. Kaynaklar Alman dış politikası İsrail-Filistin çatışmasının gerçeklerinden kopuk olduğunu da düşünüyor.

Orta Doğu’daki Almanya karşıtları sertleşiyor

Söz konusu kuruluşlarda çalışanlar giderek daha fazla baskı altında. Alman hükümetinin en önemli küresel kültür kurumu olan Goethe Enstitüsü’nün Tunus’un başkenti Tunus’taki şubesinin duvarlarına gamalı haç çizildi. Kuruluş başkentteki bir dizi okul ziyaretini ve film gösterimini iptal etti ve planlanan halka açık bir sergiyi sadece davetlilere açık hale getirdi. Ayrıca Beyrut ve Ramallah’taki etkinlikleri de güvenlik endişeleri nedeniyle iptal etti. Mart ayında Mısırlı sanatçı Mohamed Abla, Almanya’nın İsrail’e verdiği desteği protesto etmek için enstitüden aldığı ödülü iade etti.

GIZ’in mevcut ve eski üç çalışanı Foreign Policy‘ye Almanya’nın savaştaki suç ortaklığının kalkınma ajansı içinde öfkeye neden olduğunu söyledi. GIZ, kendi Filistinli çalışanlarından birinin Mart ayında İsrail tarafından resmî iddianame olmadan idari gözetim altına alınmasından sonra bile çatışma konusunda kamuoyu önünde bir duruş sergilemedi. GIZ’in birlikte çalıştığı en az iki Filistinli sivil toplum kuruluşu şu anda ajansı boykot ediyor.

Orta Doğu’da faaliyet gösteren pek çok Alman kuruluşu, dikkat çekmemek ve yerel çalışanlarını ve ortaklarını korumak için kamuya açık etkinliklerini sessizce iptal etti, raporların yayınlanmasını erteledi ya da destekledikleri projelerden logolarını kaldırdı. Bazı kaynaklar, kendileriyle bağlantılı herhangi birinin Boykot, Bölünme ve Yaptırımlar (BDS) hareketini desteklemesi ya da sosyal medyada İsrail’i eleştirmesi halinde Alman medyasının ya da hükümetinin kuruluşlarını ya da yerel ortaklarını antisemitizmle suçlayabileceğinden korktuklarını söyledi.

GIZ ve parti vakıflarının yurtdışındaki çalışmalarını finanse eden Alman Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı, ortak kuruluşların “yakın incelemeye” tabi tutulduğunu ve antisemitik, İsrail’in var olma hakkını reddeden veya BDS’yi destekleyen herhangi bir açıklama olup olmadığının kontrol edildiğini söyledi. Almanya, 7 Ekim sonrası yaptığı incelemede, İsrail’in 2021 yılında terör örgütü olarak nitelendirdiği üç Filistinli insan hakları kuruluşunun fonunu kesti.

Lübnan’daki bir Alman kuruluşunda çalışan bir personel “Şu anda [kültür] dünyasındaki insanlar Alman vakıflarıyla ilişkilendirilmek istemiyor” dedi. Aynı kaynak, daha fazla kültür çalışanının parası olsa boykota katılacağına inanıyor.

İsrail’i eleştirmek havayı değiştirecek mi?

Son haftalarda ABD gibi Almanya da İsrail’e karşı daha sert bir tavır takındı. Scholz ve Baerbock şimdi defalarca daha kalıcı bir ateşkes ve kıtlık riskini hafifletmek için Gazze’ye insani yardım sevkiyatının arttırılması çağrısında bulundu. Ayrıca Netanyahu’yu, İsrail’in Refah’a yönelik planladığı geniş çaplı işgali durdurması konusunda uyardılar. Mart ortasında İsrail’e yaptığı bir ziyaret sırasında Scholz, Filistinlilerin çektiği acılardan ve terörizmle sadece askeri yollarla mücadele etmenin imkânsızlığından bahsetti.

Yine de birkaç ay önce hayal bile edilemeyecek bir sahnede, Almanya’nın Filistin topraklarındaki baş temsilcisi Nisan ayı sonunda Ramallah’taki Birzeit Üniversitesi’nden kovuldu. Videolarda Filistinli öğrencilerin onu tartakladıkları, arabasını tekmeledikleri ve uzaklaşırken taş attıkları görülüyor. Lübnan’daki personel, Almanya’nın 7 Ekim’den bu yana söylem ve eylemlerinin “Almanya hayalini ve fikrini yok ettiğini” söyledi.

Arap dünyasında sivil topluma fon sağlayan en büyük Batılı ülkelerden biri olan Almanya, bölgede önemli bir etki yaratmaya devam edecek. Altyapı programlarını desteklemek ve dil kursları sağlamak gibi daha az siyasi olan çalışmaları İsrail-Hamas savaşından büyük ölçüde etkilenmedi.

Ancak hükümetin pek çok konudaki ahlaki üstünlüğü ve Almanya’nın liberal, kucaklayıcı bir toplum olarak imajını düzeltmek zor olabilir.”

Bu yazı ilk kez 29 Mayıs 2024’te yayımlanmıştır.

Ruairí Casey’in Foreign Policy’de yayınlanan “How Germany Lost the Middle East” başlıklı makalesinden bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://foreignpolicy.com/2024/05/24/germany-israel-gaza-palestine-war-middle-east-politics-soft-power-speech/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Almanya Orta Doğu’yu nasıl kaybetti?

Berlin'in İsrail'e verdiği açık destek son dönemde sarsılmış gibi duruyor. Scholz, İsrail’i daha fazla eleştiriyor. Ama Almanya şimdiye kadar olan tavrıyla, bölgedeki yumuşak gücünü erozyona uğrattı. Araplar artık adlarının Almanlarla birlikte anılmasını istemiyor.

Gazze’de İsrail’in soykırıma varan saldırıları Batı blokunda çatlak yaratıyor. 7 Ekim saldırısının ardından Filistinlilere her türlü desteği “antisemitist” olarak yaftalayıp yasaklayan Almanya da artık İsrail’i ve Netanyahu’yu sert biçimde eleştiriyor. Ancak bu tavır değişikliği hiçbir işe yaramayabilir.

Berlin’de yaşayan İrlandalı gazeteci Ruairí Casey, Foreign Policy‘deki makalesinde Almanya’nın tüm Araplar nezdinde büyük hayal kırıklığı yarattığını ve bunu onarmanın güç olacağını belirtiyor. Yazıdan öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

Almanya’nın 180 derecelik dönüşü

“Almanya, yıllar boyunca İsrail’e karşı tarihi sorumluluk algısını Arap dünyasına karşı samimi bir ilişkiyle uzlaştırmaya çalıştı. Berlin büyük bir yumuşak güç ayak izi geliştirdi ve uzun süre ticari ve ekonomik ilişkilerde dürüst bir komisyoncu olarak görüldü. Goethe Enstitüsü, kalkınma ajansı GIZ ve ülkenin siyasi partileriyle bağlantılı vakıflar gibi büyük ölçüde Alman hükümeti tarafından finanse edilen kuruluşlar, Orta Doğu’daki çeşitli programların başlıca fon sağlayıcıları oldu.

7 Ekim’den bu yana bu denge bozuldu. Orta Doğu’da Filistin direnişine destek artıyor ve pek çok Arap, İsrail’in soykırım olarak gördüğü bu savaşı kınıyor. Yahudi Soykırımı’ndan bu yana Yahudilere yönelik tek günlük en büyük katliamla sarsılan Almanya, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısını başlangıçta büyük ölçüde kayıtsız şartsız desteklemiş olsa da bazı yetkililer son haftalarda daha eleştirel bir pozisyon aldı.

Yine de Berlin, İsrail’in en yakın siyasi ve askerî müttefiklerinden biri olarak kendini göstermeye devam ediyor. Almanya’nın savaşa verdiği tavizsiz tepki, Orta Doğu’daki itibarını hızla zedeledi. ABD’deki Arap Merkezi tarafından 2020 yılında yapılan bir anket, Arap halkının küçük bir çoğunluğunun Alman dış politikası hakkında olumlu görüşlere sahip olduğunu ortaya koydu. Buna karşın bu Ocak ayında Doha Enstitüsü tarafından 16 Arap ülkesinin sakinleri arasında yapılan bir anket, katılımcıların yüzde 75’inin ülkenin İsrail-Hamas savaşındaki tutumu hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösterdi. Bu, kamuoyunda 180 derecelik bir dönüş anlamına geliyor.

“Arap dostu” Berlin, İsrail’in en büyük silah tedarikçisi oldu

Almanya’ya ilişkin olumlu izlenimler Orta Doğu’da uzun süre hakim oldu. Ülke hızlı arabalar, yüksek teknoloji ürünleri ve dost canlısı turistlerle anılıyordu. Alman hükümeti Irak Savaşı’na katılmayı reddetmiş ve 2015 ve 2016 yıllarında 1 milyondan fazla Suriyeli mülteciye kucak açmıştı. Avrupa’nın en büyük Filistin diasporasına ev sahipliği yapan Berlin, Arap kültürü ve entelektüel yaşamı için bir merkez haline geldi. Almanya ayrıca Orta Doğu’da Fransa ve Birleşik Krallık gibi güçlere karşı bölgesel güvensizliği besleyen doğrudan sömürge mirasından da yoksun.

Başbakan Olaf Scholz, 7 Ekim’den beş gün sonra, Almanya’nın yeni başlayan İsrail-Hamas savaşına yönelik tonunu belirleyen bir konuşmada, Bundestag’a, “Şu anda Almanya için tek bir yer var: İsrail’in yanındaki yer” dedi. Kasım 2023 itibariyle Almanya, İsrail’e silah ihracatında yaklaşık on kat artışa izin vererek savaşın başlangıcından bu yana ABD’den sonra bu ülkenin en büyük ikinci silah tedarikçisi haline geldi.

Almanya’da tanınmış kişiler İsrail ile dayanışmalarını ifade ederken, polis Filistin yanlısı gösterileri şiddet kullanarak dağıttı ya da antisemitizm gerekçesiyle yasakladı. Yahudiler ve Araplar da dahil olmak üzere İsrail’i eleştiren sanatçı ve entelektüellerin birçoğunun ödülleri ve fonları geri alındı ya da etkinlikleri iptal edildi. Bunlar arasında Ekim ayında Frankfurt Kitap Fuarı tarafından ödül töreni iptal edilen Filistinli yazar Adania Shibli ve Hage’nin sosyal medyada paylaştığı görüşlerin kendi değerleriyle “uyumsuz” olduğunu söyleyen prestijli Max Planck Enstitüsü tarafından Şubat ayında kovulan Lübnan-Mısırlı antropolog Ghassan Hage de var.

Arap dünyasının dört bir yanındaki gençler her gün Almanya hakkında paylaşımlarda bulunuyor ve bu paylaşımların hiçbiri olumlu değil. Gelişmekte olan ülkelerde Almanya’ya yönelik değişen algılar, Batı’nın İsrail’e verdiği desteğin dayanılmaz bir ikiyüzlülük olarak algılanmasını güçlendiriyor.

Artık Almanya ile anılmaktan kaçınıyorlar

Kamuoyundaki bu değişimin Almanya’nın Arap ülkeleriyle siyasi ya da ekonomik ilişkilerini etkilemesi pek olası değil. Ancak Berlin’in bölgedeki yumuşak gücünü zayıflatabilir. Foreign Policy beş Ortadoğu ülkesinde faaliyet gösteren altı Alman kurumunun mevcut ve eski dokuz çalışanıyla isimleri gizli kalması koşuluyla görüştü. Bu kişiler, Almanya’nın İsrail-Hamas savaşındaki sert tutumunun yerel ortaklar ve toplumlarla yaptıkları çalışmaları tehlikeye attığını, yıllar ya da on yıllar süren güven ve inandırıcılığa zarar verdiğini söylediler.

Batı Alman hükümeti İsrail ile ilişkilerini ilk kez 1952 yılında genç devlete Holokost tazminatı ödemeyi kabul ettiğinde kurmaya çalıştı. Dönemin Başbakanı Konrad Adenauer tazminatı Almanya’nın itibarını geri kazanması ve Batılı güçlerle yeniden bütünleşmesi için bir araç olarak gördü. Arap Birliği, Almanya’nın Arap komşularıyla savaş halinde olan ve 1948’de yüz binlerce Filistinlinin sürülmesine neden olan İsrail’i mali olarak desteklediği gerekçesiyle Adenauer’in planına itiraz etti. O zamandan beri Almanya ile bölge arasındaki en büyük sorun bu oldu.

1994’te Oslo Anlaşmalarıyla ortaya konan iki devletli çözüm Berlin’e geçmişe sünger çekme fırsatı sundu. Almanya, İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasındaki müzakerelerin önemli bir destekçisi oldu.

Almanya 2023 yılında doğrudan ve Avrupa Birliği aracılığıyla Filistin topraklarında ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nda (UNRWA) ABD’nin ardından ikinci en büyük ulusal bağışçı konumundaydı.

2000’li yıllarda Oslo süreci başarısızlığa uğradıkça Almanya güvenlik konularında İsrail’e daha da yakınlaştı. Berlin’in dış politikası, Almanya’daki Müslümanlar arasında antisemitizm ve İsrail karşıtlığı ile ilgili iç kaygılarla giderek daha fazla bağlantılı hale geldi. Dönemin Başbakanı Angela Merkel 2008 yılında Knesset’te yaptığı bir konuşmada İsrail’in güvenliğinin Almanya’nın “devlet politikası” olduğunu söylemişti ve bu 7 Ekim’den sonra Scholz tarafından da tekrarlandı.

Merkel 2006 Lübnan Savaşı’nın sorumluluğunu Hizbullah’a ve 2008 Gazze Savaşı’nın sorumluluğunu ise Hamas’a yükledi. Alman Sosyal Demokratlarının önde gelen bir lideri 2008’de Merkel’i “sürekli İsrail bombardımanının tarafını tutmakla” suçlamıştı.

Yine de İsrail’in 2014 ve 2021’de Gazze’deki savaşlarda sergilediği askerî tutum, hangi partiden olursa olsun Alman siyasetçilerden nispeten az eleştiri aldı. Almanya, işgal altındaki Batı Şeria’da yasadışı İsrail yerleşimlerinin inşasına karşı çıkmaya devam etse de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyonunun anti-demokratik eğilimlerinden duyduğu endişeyi dile getirse de bu politika farklılıkları Almanya-İsrail ilişkisini önemli ölçüde değiştirmedi.

“İsrail yanlısı söylem gerçeklerden kopuk”

Alman liderler 7 Ekim’den sonraki aylarda Hamas’ın saldırısının kurbanlarına, İsrail’in güvenliğine odaklandılar. Scholz, Hamas’ın yeniden silahlanmasına imkân tanıyacağını ileri sürerek ateşkes çağrılarını reddetti. Berlin, Aralık 2023’te Birleşmiş Milletlerde Gazze’de acil ateşkes çağrısı yapan oylamada çekimser kaldı. Gazze’deki ölümler Ocak ayında 20 bini aşarken, Almanya Başbakan Yardımcısı Robert Habeck değil, İsrail’in soykırım yaptığı iddialarını kabul etmek, İsrail’in sivilleri hedef aldığını bile reddetti. Almanya, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı açtığı soykırım davasını “siyasi araçsallaştırma” olarak nitelendirdi.

Hükümetin görüşleri, Orta Doğu’da deneyim sahibi Alman kurumlarının çalışanları tarafından nadiren paylaşılıyor. Foreign Policy‘ye isimleri saklı kalmak kaydıyla konuşan kaynaklar, Almanya’da kamuoyu önünde söylenemeyenleri uzun süredir özel konuşmalarda itiraf ettiklerini söylüyor. Onlara göre iki devletli çözüm çoktan öldü. İsrail’in Batı Şeria’daki işgali “apartheid”a ve hatta “soykırıma” dönüştüğünü düşünenlerin sayısı az değil. Kaynaklar Alman dış politikası İsrail-Filistin çatışmasının gerçeklerinden kopuk olduğunu da düşünüyor.

Orta Doğu’daki Almanya karşıtları sertleşiyor

Söz konusu kuruluşlarda çalışanlar giderek daha fazla baskı altında. Alman hükümetinin en önemli küresel kültür kurumu olan Goethe Enstitüsü’nün Tunus’un başkenti Tunus’taki şubesinin duvarlarına gamalı haç çizildi. Kuruluş başkentteki bir dizi okul ziyaretini ve film gösterimini iptal etti ve planlanan halka açık bir sergiyi sadece davetlilere açık hale getirdi. Ayrıca Beyrut ve Ramallah’taki etkinlikleri de güvenlik endişeleri nedeniyle iptal etti. Mart ayında Mısırlı sanatçı Mohamed Abla, Almanya’nın İsrail’e verdiği desteği protesto etmek için enstitüden aldığı ödülü iade etti.

GIZ’in mevcut ve eski üç çalışanı Foreign Policy‘ye Almanya’nın savaştaki suç ortaklığının kalkınma ajansı içinde öfkeye neden olduğunu söyledi. GIZ, kendi Filistinli çalışanlarından birinin Mart ayında İsrail tarafından resmî iddianame olmadan idari gözetim altına alınmasından sonra bile çatışma konusunda kamuoyu önünde bir duruş sergilemedi. GIZ’in birlikte çalıştığı en az iki Filistinli sivil toplum kuruluşu şu anda ajansı boykot ediyor.

Orta Doğu’da faaliyet gösteren pek çok Alman kuruluşu, dikkat çekmemek ve yerel çalışanlarını ve ortaklarını korumak için kamuya açık etkinliklerini sessizce iptal etti, raporların yayınlanmasını erteledi ya da destekledikleri projelerden logolarını kaldırdı. Bazı kaynaklar, kendileriyle bağlantılı herhangi birinin Boykot, Bölünme ve Yaptırımlar (BDS) hareketini desteklemesi ya da sosyal medyada İsrail’i eleştirmesi halinde Alman medyasının ya da hükümetinin kuruluşlarını ya da yerel ortaklarını antisemitizmle suçlayabileceğinden korktuklarını söyledi.

GIZ ve parti vakıflarının yurtdışındaki çalışmalarını finanse eden Alman Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı, ortak kuruluşların “yakın incelemeye” tabi tutulduğunu ve antisemitik, İsrail’in var olma hakkını reddeden veya BDS’yi destekleyen herhangi bir açıklama olup olmadığının kontrol edildiğini söyledi. Almanya, 7 Ekim sonrası yaptığı incelemede, İsrail’in 2021 yılında terör örgütü olarak nitelendirdiği üç Filistinli insan hakları kuruluşunun fonunu kesti.

Lübnan’daki bir Alman kuruluşunda çalışan bir personel “Şu anda [kültür] dünyasındaki insanlar Alman vakıflarıyla ilişkilendirilmek istemiyor” dedi. Aynı kaynak, daha fazla kültür çalışanının parası olsa boykota katılacağına inanıyor.

İsrail’i eleştirmek havayı değiştirecek mi?

Son haftalarda ABD gibi Almanya da İsrail’e karşı daha sert bir tavır takındı. Scholz ve Baerbock şimdi defalarca daha kalıcı bir ateşkes ve kıtlık riskini hafifletmek için Gazze’ye insani yardım sevkiyatının arttırılması çağrısında bulundu. Ayrıca Netanyahu’yu, İsrail’in Refah’a yönelik planladığı geniş çaplı işgali durdurması konusunda uyardılar. Mart ortasında İsrail’e yaptığı bir ziyaret sırasında Scholz, Filistinlilerin çektiği acılardan ve terörizmle sadece askeri yollarla mücadele etmenin imkânsızlığından bahsetti.

Yine de birkaç ay önce hayal bile edilemeyecek bir sahnede, Almanya’nın Filistin topraklarındaki baş temsilcisi Nisan ayı sonunda Ramallah’taki Birzeit Üniversitesi’nden kovuldu. Videolarda Filistinli öğrencilerin onu tartakladıkları, arabasını tekmeledikleri ve uzaklaşırken taş attıkları görülüyor. Lübnan’daki personel, Almanya’nın 7 Ekim’den bu yana söylem ve eylemlerinin “Almanya hayalini ve fikrini yok ettiğini” söyledi.

Arap dünyasında sivil topluma fon sağlayan en büyük Batılı ülkelerden biri olan Almanya, bölgede önemli bir etki yaratmaya devam edecek. Altyapı programlarını desteklemek ve dil kursları sağlamak gibi daha az siyasi olan çalışmaları İsrail-Hamas savaşından büyük ölçüde etkilenmedi.

Ancak hükümetin pek çok konudaki ahlaki üstünlüğü ve Almanya’nın liberal, kucaklayıcı bir toplum olarak imajını düzeltmek zor olabilir.”

Bu yazı ilk kez 29 Mayıs 2024’te yayımlanmıştır.

Ruairí Casey’in Foreign Policy’de yayınlanan “How Germany Lost the Middle East” başlıklı makalesinden bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://foreignpolicy.com/2024/05/24/germany-israel-gaza-palestine-war-middle-east-politics-soft-power-speech/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x