Avrupa’nın sırtını dayayabileceği iki uç: Türkiye ve İngiltere

Avrupa, kendi güvenliği için neden Türkiye-Birleşik Krallık işbirliğine muhtaç? İki ülkenin işbirliği, NATO’yu ve küresel düzeni nasıl etkileyebilir? Ankara-Londra işbirliğinde ilerleme nasıl sağlanabilir?

Tehditler ve çatışma Avrupa’ya uzun zamandır olmadığı kadar yakın. Rusya-Ukrayna Savaşı ile Avrupa’nın sınırına dayanan çatışmalar, Balkanlardaki gerilimle birlikte her an Avrupa sınırlarından içeriye girebilecek potansiyelde.

Tehditler yalnızca sınırlarda değil. Avrupa’nın lokomotif devletlerinin çıkarlarının olduğu uzak topraklardaki Avrupa menfaat operasyonları ve varlıkları da büyük tehditlere karşı karşıya. Afrika ve Güneydoğu Asya’da güvenlik, ticaret ve nüfuz alanlarını korumak için Fransa başta olmak üzere Avrupa devletleri ve genel olarak AB politika ve uygulamaları bu tehditlerde öncelikli temas alanı haline geliyor. Askeri veya politik meydan okumalar neticesinde Avrupalı devletlerin bölge nüfuzunu kaybetme olasılığı artıyor.

2024 bu konularda daha aşağıda kalmayacak. Avrupa’nın topraklarının ve fikirsel çıkarlarının müdafaası için güvenebileceği iki ülkeyse, yaşlı kıtanın coğrafi olarak iki ucunda yer alıyor: Türkiye ve İngiltere.

İngiltere önümüzdeki on yıl içinde kendisini nerede görüyor?

16 Mart 2021’de İngiliz Hükümeti, Birleşik Krallık’ın önümüzdeki on yılda dünyadaki rolüne ilişkin vizyonunu yayınladı.[1]

“Entegre İnceleme” (IR21) olarak adlandırılan rapor, daha önce ayrı olan uluslararası kalkınma, ulusal güvenlik ile dış ve savunma politikası alanlarını tek bir stratejide birleştirdi.

IR21, Brexit süreci ve Boris Johnson tarafından desteklenen “Küresel Britanya” modeliyle şekillendi ve bir ortak olarak AB’yi tamamen görmezden geldi.

Johnson’dan sonra kısa süre görevde kalan bir önceki Başbakan Liz Truss başlangıçta Çin’e karşı daha sert bir duruş sergilemek amacıyla belgeyi gözden geçirmeyi düşündü.

Yerine gelen ve daha pragmatik bir dış politika benimseyen mevcut Başbakan Rishi Sunak’ın yönetimindeki son güncellemeyse, dünya lideri bir “Küresel Britanya”ya ilişkin tam kapsamlı iddialardan büyük ölçüde vazgeçiyor. Bunun yerine, yeni İngiliz hükümeti, Batı’daki ortaklarıyla birlikte ortak riskleri benimseyen ve daha büyük jeo-stratejik rekabetle karşı karşıya olan bir Birleşik Krallık resmi çiziyor.

Türkiye-İngiltere yakınlaşma süreci ve yeni ittifak modeli

Brexit’in ardından Türkiye ve Birleşik Krallık, 1 Ocak 2021’de yürürlüğe giren bir serbest ticaret anlaşması imzaladı. Anlaşma, tercihli ticari ilişkileri sürdürmenin yanı sıra gelecekteki ikili ilişkileri de geliştirmeyi amaçlıyordu. Bu anlaşmanın güncellenmesi ve daha efektif kullanılması için çalışmalar şu anda da devam ediyor.

Ekonomik işbirliği elbette önemli bir yakınlaşma aracı. Ama iki ülke ilişkilerinde yapılabilecekler bununla sınırlı değil.

Örneğin, artık bir AB üyesi olmayan ancak Avrupa’nın önde gelen askerî gücü olan Birleşik Krallık, AB üyesi olmayan diğer bir ülke Türkiye’nin, Avrupa savunma mimarisine entegrasyonu konusunda inisiyatif alabilir ve yakın işbirliği yapabilir.

Türkiye ve Birleşik Krallık, ortak NATO üyeliği bağları, karşılıklı ekonomik çıkarlar ve güvenlik kaygıları temelinde on yıllardır yakın ilişkilere sahip. Brexit sonrası dönemde Türkiye ve Birleşik Krallık arasında genişleyen ilişkilere dayanarak, özellikle savunma ve güvenlik alanlarında mevcut işbirliğini daha da geliştirmek için hâlâ alan bulunmakta.

Ancak, mevcut İngiliz Hükümeti’nin politik tercihlerinin etkisiyle Türkiye-İngiltere işbirliğinin Avrupa güvenliğinde oynayabileceği rol göz ardı ediliyor. Birleşik Krallık’ta hazırlanan son “Yenilenmiş Entegre İnceleme”de[2] (IR23) Türkiye’den çok kısa bahsedilmesi de bu tercihi ortaya koyuyor.

IR23’te de söz edilen İngiltere’nin Ortadoğu, Akdeniz ve Kafkaslar gibi bölgelere yönelik kilit ilgi alanları Türkiye’nin hayati güvenlik çıkarlarıyla örtüşüyor.

Oysa bu bölgelerde, Türkiye’nin diğer müttefikleriyle örneğin Fransa ile çıkarları çelişiyor. Türkiye’nin nüfuz alanlarının neredeyse tamamında Fransa kendi inisiyatifini güçlendirmeyi deniyor. Doğu Akdeniz’de Türk doktrini Mavi Vatan’a, Kafkaslarda Türkiye-Azerbaycan ortaklığında gelişen yeni gelişen statükoya karşı işbirliklerini genişletiyor. Afrika ve Ortadoğu’da ise nüfuz mücadelesi daha birebir, yönetimlerin tercihlerini etkileyecek potansiyel taşıyor.

Benzer bir durumun Almanya ve ABD ile de yaşandığı söylenebilir. Almanya’nın Avrupa’da başat aktör olarak benimsediği rol nedeniyle politik olarak dayatılan ve ABD güvenlik politikalarına da ters düşmekten kaçınan tavrı söz konusu.

Fakat diğer yanda ABD’nin Türkiye ile çıkar çatışması daha somut ve doğrudan gerçekleşiyor. Özellikle son dönemde artan güvensizlik, savunma ürünlerinin temini, tehditlerle ortak mücadele, teröre karşı işbirliği ve diğer bazı jeo-stratejik konularda Türkiye’nin çıkarları ile Vaşington yönetimi arasındaki zıtlık gözle görülür vaziyette. Dolayısıyla bu durum İngiltere-Türkiye ilişkileri için bir avantaj.

Brexit sonrası ortamda Birleşik Krallık da Fransız-Yunan blokunu dengelemek için potansiyel olarak bir Türk-İngiliz ittifakını teşvik etmeyi, bu sayede NATO müttefikleri arasındaki nüfuzunu genişletmeyi amaçlıyor.

Güvenlik öncelikleri, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın çabalarını her iki ülkenin yararına olacak şekilde birleştirmeleri için önemli bir hedef. Londra-Ankara işbirliğinin geliştirilmesi NATO’nun Haziran 2022 tarihli son stratejik konseptinin lafzına ve ruhuna daha uyumlu. NATO’nun Avrupa güvenliği bakımından öneminin ciddi bir şekilde vurgulandığı bu stratejik konseptte Türkiye ve İngiltere gibi AB üyesi olmayan NATO mensubu ülkelerin hassasiyetlerine vurgu yapılmıştı. Ayrıca genel olarak ortaya konan risk ve tehditler üzerinden belirlenen hedefler de bu işbirliğinde değerlendirilebilir noktalar. Bu çerçeve 2010 yılında başlatılan İngiltere-Türkiye stratejik ortaklığının ilkelerine bağlı kalmasını da sağlayacaktır.

Türkiye-İngiltere ortaklığının getirebilecekleri

Daha genel anlamda AB üyesi olmayan iki müttefik olarak Türkiye ve Birleşik Krallık, Avrupa-Atlantik güvenliğinin güçlendirilmesine yardımcı olacak ve Avrupa-Atlantik ile Hint-Pasifik sahaları arasındaki ayrılmaz bağı pekiştirerek Doğu-Batı stratejik yönündeki boşluğu doldurmak için tartışmaların arttığı bölgesel ve küresel düzenin tesisinde henüz keşfedilmemiş bölgeleri keşfetmeye katkı sağlayacaktır.

İki ülke arasında güçlendirilmiş bir ortaklık, NATO’yu tamamlayıcı ve onunla birlikte çalışabilen, daha yetenekli bir Avrupa savunmasının gerçekleştirilmesine de yardımcı olabilir.

Bu güçlendirilmiş ortaklık, 2023 Yenilenmiş Entegre İnceleme’de (IR23) ayrıntılı olarak açıklanan, sistemin açık ve istikrarlı olması için gerekli koşulları sağlayabilir. O koşulları şöyle sıralamak mümkün:  “uluslararası düzeni şekillendirme”; çok kutuplu bir ortamda sistemik rekabeti ve gerilimi yönetmek için yeni çerçeveler oluşturarak ve yeni bir uluslararası güvenlik mimarisi inşa ederek stratejik istikrarı sürdürmeyi amaçlayan “her alanda caydırıcılık, savunma ve rekabet ortamını oluşturma”; krizlere ve düşman aktörlere açık bırakan ekonomik, toplumsal, teknolojik, çevresel ve altyapısal faktörleri güçlendirerek “dayanıklılık yoluyla güvenlik açıklarını giderme”; hareket özgürlüğünü ve başkalarıyla işbirliği yapma yeteneğini korumak için ulusal güçleri geliştirerek ve devlet idaresi araçlarımızı güncelleyerek “stratejik avantaj sağlama”.

Avrupa-Atlantik güvenliğini etkileyen, genişleyen stratejik rekabet göz önüne alındığında, güvenlik ve savunma alanındaki işbirliklerini daha yüksek bir düzeye çıkarmanın zamanı geldi. Her iki ülkenin de Avrupa’nın savunma kabiliyetini kazanma ve NATO içinde AB ile AB dışı müttefikler arasında sürtüşmeli ilişkilerden kaçınma konusunda öncelikli çıkarı mevcut.

Türkiye’nin savaş jeti temininde ikili ilişkilerin rolü

Bahsedilen ikili ilişkilerdeki ilerleme ile iki devleti ve onların ittifakını etkileyecek güvenlik ve savunma işbirliğinde son somut adım ise 2023 sonlarında imzalanan bir anlaşma ile gündeme geldi.

İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps ve Türkiye Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tarafından 22 Kasım 2023’te imzalanan ortak Niyet Beyanı, küresel ekonomiye katkıda bulunmayı hedefliyor. Ayrıca her iki ülkenin güvenlik ve refahını güçlendirmesi öngörülen ortak çabalar için bir çerçeve oluşturmayı amaçlıyor. Bu anlaşma ulusal, bölgesel ve uluslararası güvenliğin iyileştirilmesine yönelik bir adım olarak da görülüyor.

Bu anlaşmanın zamanlaması da önemli. Birleşik Krallık ile bu daha yakın ortaklık, Türkiye’nin yeni Amerikan F-16’larını edinme çabasındaki pazarlık gücünü ve stratejik nüfuzunu güçlendirebilir. Milli Savunma Bakanı Güler geçtiğimiz günlerde Almanya’nın itirazına rağmen Ankara’nın İngiltere ve İspanya ile 40 adet Eurofighter Typhoon jeti satın almak için görüşmelerde bulunduğunu söyledi.

Washington’dan yeni F-16 Block 70 jetlerinin temin edilmesindeki uzun süreli gecikmeler ve belirsizliklerin yanında, Eurofighter’ın Birleşik Krallık anlaşması yoluyla satın alınmasının hızlandırılması olasılığı da hâlâ garanti edilmiyor çünkü ihracat kararı, Eurofighter konsorsiyumundaki dört ortağın (Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya) onayına ihtiyaç duyuyor.

Türkiye’nin İngiltere ile güçlendirilmiş diplomatik bağları Almanya’nın anlaşmayı engellememesi için ikna edilmesinde faydalı olabilir. Bununla birlikte Almanya’nın bu isteksizliğinde politik konuların yanında Alman savunma sanayisinin kısıtlılığının da temel teşkil ettiğine yönelik söylem dikkate alınmalıdır. Çünkü ortaya konan bu kısıtlılık nedeni, Alman savunma vizyonu ve sanayisinin gelişmesi için de etkili olabilecek bir ortamı sağlar.

ABD’den talep edilen yeni F-16’lar haricinde F-16V modernizasyon kitleri konusu da önemini koruyor. Çünkü Türk Hava Kuvvetleri ideal olarak F-16V’leri ve Eurofighter Typhoon’u birlikte kullanmayı planlıyor. Elbette envanterdeki böyle bir ikilem daha yüksek operasyonel maliyetlere neden olabilir, ancak daha iyi esneklik ve çeşitlendirmeye de yol açacaktır.

Avrupa’nın güvenliğinde yeni Türkiye-İngiltere ittifakı rolü

Türkiye ve İngiltere, sağlam askerî yeteneklere, güçlü savunma teknolojisi ve endüstriyel temellere sahip, AB üyesi olmayan iki NATO ülkesi.

Avrupa’nın güvenlik mimarisinin özerk yapılanmasından ziyade transatlantik karakterinin önemini vurgulayan her iki ülke de Avrupa ve Atlantik’in güvenliğinin sağlanmasında birbirini destekleme, ortak tehditleri belirleme ve mücadele etme, üçüncü taraflar ile geliştirilen işbirlikleri ile güvenlik ortamının yayılmasını sağlama gibi stratejik gündemdeki pek çok konuda birbirini anlayabilir seviyede.

Bu ortak aklın nüvelerinden biri de Eurofighter Typhoon görüşmelerindeki tutumu. Londra, savunma stratejisinde ve savunma ürünleri ticaretinde dış anlaşmalara kıta Avrupa’sı ülkelerinden daha açık. Türkiye ve Birleşik Krallık arasında kurulacak yeni bir ortaklık, her iki ülkenin sert ve yumuşak güç varlıklarını ve yeteneklerini entegre edecek şekilde tasarlanabilir ve karşılıklı rıza ile NATO’nun kullanımına sunulabilecek ikili bir kapasite ile sonuçlanabilir. Bu kesinlikle Avrupa savunmasını güçlendirecek ve Avrupa-Atlantik topluluğunun güvenlik kuşağını genişletmeye yardımcı olacak.

Giderek daha karmaşık ve zorlu bir hal alan güvenlik ortamı karşısında, NATO ve AB gibi mevcut kurumların sınırlarını aşan, Avrupa güvenliğine yönelik kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmenin zamanı geldi. Bu bağlamda, Türkiye-Birleşik Krallık savunma işbirliğinin derinleştirilmesi, AB üyesi olmayan ülkelerin Avrupa güvenliğine entegrasyonunu kolaylaştırabilir. Eğer başarılırsa, Türkiye ve Birleşik Krallık arasında yenilenen uyum, AB ve üye devletlerinin önümüzdeki jeopolitik zorlukları aşmak için başvurabilecekleri önemli bir ortaklık oluşturacaktır. Bu üç Avrupa-Atlantik gücünün, günümüzün zorluklarının büyüklüğünü karşılamak üzere stratejik bir üçgen oluşturmasının önemi yadsınamaz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Ocak 2024’te yayımlanmıştır.

[1] https://www.gov.uk/government/collections/the-integrated-review-2021

[2] https://www.gov.uk/government/publications/integrated-review-refresh-2023-responding-to-a-more-contested-and-volatile-world

Tolga Sakman
Tolga Sakman
Dr. Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Kurucu Başkanıdır. Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü bitiren SAKMAN aynı yıl Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (SAREN) Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Programına başlamış ve “Türk Diasporası’nın Avrupa Siyasal Sistemine Katılım Süreçlerinin Analizi: Almanya, Hollanda, Belçika” konulu tezi ile mezun olmuştur. Doktora çalışmalarını İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda “Başkanlık Sisteminde Güvenlik Yönetimi” konulu tezi ile tamamlamıştır. 2012 yılında bir düşünce kuruluşu bünyesinde Uzman Yardımcısı unvanıyla başlayan görevine daha sonra Uzman ve son olarak da kurum bünyesinde kurulan Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü’nde Temmuz 2018’e kadar Direktör olarak devam etmiştir. 2016 yılında Nişantaşı Üniversitesi’nde Rektörlük Koordinatörü ve Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Öğretim Elemanı olarak göreve başlayan Dr.SAKMAN Mayıs 2018’e kadar bu görevlerini sürdürmüştür. Diaspora, güvenlik ve Avrupa siyaseti konuları başta olmak üzere bugüne kadar 9 kitap/kitap bölümü ile 20 civarında bildiri çalışması hazırlamış, yurtiçi ve yurtdışında 25 civarında projede koordinasyon/yönetici görevinde bulunmuştur.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Avrupa’nın sırtını dayayabileceği iki uç: Türkiye ve İngiltere

Avrupa, kendi güvenliği için neden Türkiye-Birleşik Krallık işbirliğine muhtaç? İki ülkenin işbirliği, NATO’yu ve küresel düzeni nasıl etkileyebilir? Ankara-Londra işbirliğinde ilerleme nasıl sağlanabilir?

Tehditler ve çatışma Avrupa’ya uzun zamandır olmadığı kadar yakın. Rusya-Ukrayna Savaşı ile Avrupa’nın sınırına dayanan çatışmalar, Balkanlardaki gerilimle birlikte her an Avrupa sınırlarından içeriye girebilecek potansiyelde.

Tehditler yalnızca sınırlarda değil. Avrupa’nın lokomotif devletlerinin çıkarlarının olduğu uzak topraklardaki Avrupa menfaat operasyonları ve varlıkları da büyük tehditlere karşı karşıya. Afrika ve Güneydoğu Asya’da güvenlik, ticaret ve nüfuz alanlarını korumak için Fransa başta olmak üzere Avrupa devletleri ve genel olarak AB politika ve uygulamaları bu tehditlerde öncelikli temas alanı haline geliyor. Askeri veya politik meydan okumalar neticesinde Avrupalı devletlerin bölge nüfuzunu kaybetme olasılığı artıyor.

2024 bu konularda daha aşağıda kalmayacak. Avrupa’nın topraklarının ve fikirsel çıkarlarının müdafaası için güvenebileceği iki ülkeyse, yaşlı kıtanın coğrafi olarak iki ucunda yer alıyor: Türkiye ve İngiltere.

İngiltere önümüzdeki on yıl içinde kendisini nerede görüyor?

16 Mart 2021’de İngiliz Hükümeti, Birleşik Krallık’ın önümüzdeki on yılda dünyadaki rolüne ilişkin vizyonunu yayınladı.[1]

“Entegre İnceleme” (IR21) olarak adlandırılan rapor, daha önce ayrı olan uluslararası kalkınma, ulusal güvenlik ile dış ve savunma politikası alanlarını tek bir stratejide birleştirdi.

IR21, Brexit süreci ve Boris Johnson tarafından desteklenen “Küresel Britanya” modeliyle şekillendi ve bir ortak olarak AB’yi tamamen görmezden geldi.

Johnson’dan sonra kısa süre görevde kalan bir önceki Başbakan Liz Truss başlangıçta Çin’e karşı daha sert bir duruş sergilemek amacıyla belgeyi gözden geçirmeyi düşündü.

Yerine gelen ve daha pragmatik bir dış politika benimseyen mevcut Başbakan Rishi Sunak’ın yönetimindeki son güncellemeyse, dünya lideri bir “Küresel Britanya”ya ilişkin tam kapsamlı iddialardan büyük ölçüde vazgeçiyor. Bunun yerine, yeni İngiliz hükümeti, Batı’daki ortaklarıyla birlikte ortak riskleri benimseyen ve daha büyük jeo-stratejik rekabetle karşı karşıya olan bir Birleşik Krallık resmi çiziyor.

Türkiye-İngiltere yakınlaşma süreci ve yeni ittifak modeli

Brexit’in ardından Türkiye ve Birleşik Krallık, 1 Ocak 2021’de yürürlüğe giren bir serbest ticaret anlaşması imzaladı. Anlaşma, tercihli ticari ilişkileri sürdürmenin yanı sıra gelecekteki ikili ilişkileri de geliştirmeyi amaçlıyordu. Bu anlaşmanın güncellenmesi ve daha efektif kullanılması için çalışmalar şu anda da devam ediyor.

Ekonomik işbirliği elbette önemli bir yakınlaşma aracı. Ama iki ülke ilişkilerinde yapılabilecekler bununla sınırlı değil.

Örneğin, artık bir AB üyesi olmayan ancak Avrupa’nın önde gelen askerî gücü olan Birleşik Krallık, AB üyesi olmayan diğer bir ülke Türkiye’nin, Avrupa savunma mimarisine entegrasyonu konusunda inisiyatif alabilir ve yakın işbirliği yapabilir.

Türkiye ve Birleşik Krallık, ortak NATO üyeliği bağları, karşılıklı ekonomik çıkarlar ve güvenlik kaygıları temelinde on yıllardır yakın ilişkilere sahip. Brexit sonrası dönemde Türkiye ve Birleşik Krallık arasında genişleyen ilişkilere dayanarak, özellikle savunma ve güvenlik alanlarında mevcut işbirliğini daha da geliştirmek için hâlâ alan bulunmakta.

Ancak, mevcut İngiliz Hükümeti’nin politik tercihlerinin etkisiyle Türkiye-İngiltere işbirliğinin Avrupa güvenliğinde oynayabileceği rol göz ardı ediliyor. Birleşik Krallık’ta hazırlanan son “Yenilenmiş Entegre İnceleme”de[2] (IR23) Türkiye’den çok kısa bahsedilmesi de bu tercihi ortaya koyuyor.

IR23’te de söz edilen İngiltere’nin Ortadoğu, Akdeniz ve Kafkaslar gibi bölgelere yönelik kilit ilgi alanları Türkiye’nin hayati güvenlik çıkarlarıyla örtüşüyor.

Oysa bu bölgelerde, Türkiye’nin diğer müttefikleriyle örneğin Fransa ile çıkarları çelişiyor. Türkiye’nin nüfuz alanlarının neredeyse tamamında Fransa kendi inisiyatifini güçlendirmeyi deniyor. Doğu Akdeniz’de Türk doktrini Mavi Vatan’a, Kafkaslarda Türkiye-Azerbaycan ortaklığında gelişen yeni gelişen statükoya karşı işbirliklerini genişletiyor. Afrika ve Ortadoğu’da ise nüfuz mücadelesi daha birebir, yönetimlerin tercihlerini etkileyecek potansiyel taşıyor.

Benzer bir durumun Almanya ve ABD ile de yaşandığı söylenebilir. Almanya’nın Avrupa’da başat aktör olarak benimsediği rol nedeniyle politik olarak dayatılan ve ABD güvenlik politikalarına da ters düşmekten kaçınan tavrı söz konusu.

Fakat diğer yanda ABD’nin Türkiye ile çıkar çatışması daha somut ve doğrudan gerçekleşiyor. Özellikle son dönemde artan güvensizlik, savunma ürünlerinin temini, tehditlerle ortak mücadele, teröre karşı işbirliği ve diğer bazı jeo-stratejik konularda Türkiye’nin çıkarları ile Vaşington yönetimi arasındaki zıtlık gözle görülür vaziyette. Dolayısıyla bu durum İngiltere-Türkiye ilişkileri için bir avantaj.

Brexit sonrası ortamda Birleşik Krallık da Fransız-Yunan blokunu dengelemek için potansiyel olarak bir Türk-İngiliz ittifakını teşvik etmeyi, bu sayede NATO müttefikleri arasındaki nüfuzunu genişletmeyi amaçlıyor.

Güvenlik öncelikleri, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın çabalarını her iki ülkenin yararına olacak şekilde birleştirmeleri için önemli bir hedef. Londra-Ankara işbirliğinin geliştirilmesi NATO’nun Haziran 2022 tarihli son stratejik konseptinin lafzına ve ruhuna daha uyumlu. NATO’nun Avrupa güvenliği bakımından öneminin ciddi bir şekilde vurgulandığı bu stratejik konseptte Türkiye ve İngiltere gibi AB üyesi olmayan NATO mensubu ülkelerin hassasiyetlerine vurgu yapılmıştı. Ayrıca genel olarak ortaya konan risk ve tehditler üzerinden belirlenen hedefler de bu işbirliğinde değerlendirilebilir noktalar. Bu çerçeve 2010 yılında başlatılan İngiltere-Türkiye stratejik ortaklığının ilkelerine bağlı kalmasını da sağlayacaktır.

Türkiye-İngiltere ortaklığının getirebilecekleri

Daha genel anlamda AB üyesi olmayan iki müttefik olarak Türkiye ve Birleşik Krallık, Avrupa-Atlantik güvenliğinin güçlendirilmesine yardımcı olacak ve Avrupa-Atlantik ile Hint-Pasifik sahaları arasındaki ayrılmaz bağı pekiştirerek Doğu-Batı stratejik yönündeki boşluğu doldurmak için tartışmaların arttığı bölgesel ve küresel düzenin tesisinde henüz keşfedilmemiş bölgeleri keşfetmeye katkı sağlayacaktır.

İki ülke arasında güçlendirilmiş bir ortaklık, NATO’yu tamamlayıcı ve onunla birlikte çalışabilen, daha yetenekli bir Avrupa savunmasının gerçekleştirilmesine de yardımcı olabilir.

Bu güçlendirilmiş ortaklık, 2023 Yenilenmiş Entegre İnceleme’de (IR23) ayrıntılı olarak açıklanan, sistemin açık ve istikrarlı olması için gerekli koşulları sağlayabilir. O koşulları şöyle sıralamak mümkün:  “uluslararası düzeni şekillendirme”; çok kutuplu bir ortamda sistemik rekabeti ve gerilimi yönetmek için yeni çerçeveler oluşturarak ve yeni bir uluslararası güvenlik mimarisi inşa ederek stratejik istikrarı sürdürmeyi amaçlayan “her alanda caydırıcılık, savunma ve rekabet ortamını oluşturma”; krizlere ve düşman aktörlere açık bırakan ekonomik, toplumsal, teknolojik, çevresel ve altyapısal faktörleri güçlendirerek “dayanıklılık yoluyla güvenlik açıklarını giderme”; hareket özgürlüğünü ve başkalarıyla işbirliği yapma yeteneğini korumak için ulusal güçleri geliştirerek ve devlet idaresi araçlarımızı güncelleyerek “stratejik avantaj sağlama”.

Avrupa-Atlantik güvenliğini etkileyen, genişleyen stratejik rekabet göz önüne alındığında, güvenlik ve savunma alanındaki işbirliklerini daha yüksek bir düzeye çıkarmanın zamanı geldi. Her iki ülkenin de Avrupa’nın savunma kabiliyetini kazanma ve NATO içinde AB ile AB dışı müttefikler arasında sürtüşmeli ilişkilerden kaçınma konusunda öncelikli çıkarı mevcut.

Türkiye’nin savaş jeti temininde ikili ilişkilerin rolü

Bahsedilen ikili ilişkilerdeki ilerleme ile iki devleti ve onların ittifakını etkileyecek güvenlik ve savunma işbirliğinde son somut adım ise 2023 sonlarında imzalanan bir anlaşma ile gündeme geldi.

İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps ve Türkiye Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tarafından 22 Kasım 2023’te imzalanan ortak Niyet Beyanı, küresel ekonomiye katkıda bulunmayı hedefliyor. Ayrıca her iki ülkenin güvenlik ve refahını güçlendirmesi öngörülen ortak çabalar için bir çerçeve oluşturmayı amaçlıyor. Bu anlaşma ulusal, bölgesel ve uluslararası güvenliğin iyileştirilmesine yönelik bir adım olarak da görülüyor.

Bu anlaşmanın zamanlaması da önemli. Birleşik Krallık ile bu daha yakın ortaklık, Türkiye’nin yeni Amerikan F-16’larını edinme çabasındaki pazarlık gücünü ve stratejik nüfuzunu güçlendirebilir. Milli Savunma Bakanı Güler geçtiğimiz günlerde Almanya’nın itirazına rağmen Ankara’nın İngiltere ve İspanya ile 40 adet Eurofighter Typhoon jeti satın almak için görüşmelerde bulunduğunu söyledi.

Washington’dan yeni F-16 Block 70 jetlerinin temin edilmesindeki uzun süreli gecikmeler ve belirsizliklerin yanında, Eurofighter’ın Birleşik Krallık anlaşması yoluyla satın alınmasının hızlandırılması olasılığı da hâlâ garanti edilmiyor çünkü ihracat kararı, Eurofighter konsorsiyumundaki dört ortağın (Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya) onayına ihtiyaç duyuyor.

Türkiye’nin İngiltere ile güçlendirilmiş diplomatik bağları Almanya’nın anlaşmayı engellememesi için ikna edilmesinde faydalı olabilir. Bununla birlikte Almanya’nın bu isteksizliğinde politik konuların yanında Alman savunma sanayisinin kısıtlılığının da temel teşkil ettiğine yönelik söylem dikkate alınmalıdır. Çünkü ortaya konan bu kısıtlılık nedeni, Alman savunma vizyonu ve sanayisinin gelişmesi için de etkili olabilecek bir ortamı sağlar.

ABD’den talep edilen yeni F-16’lar haricinde F-16V modernizasyon kitleri konusu da önemini koruyor. Çünkü Türk Hava Kuvvetleri ideal olarak F-16V’leri ve Eurofighter Typhoon’u birlikte kullanmayı planlıyor. Elbette envanterdeki böyle bir ikilem daha yüksek operasyonel maliyetlere neden olabilir, ancak daha iyi esneklik ve çeşitlendirmeye de yol açacaktır.

Avrupa’nın güvenliğinde yeni Türkiye-İngiltere ittifakı rolü

Türkiye ve İngiltere, sağlam askerî yeteneklere, güçlü savunma teknolojisi ve endüstriyel temellere sahip, AB üyesi olmayan iki NATO ülkesi.

Avrupa’nın güvenlik mimarisinin özerk yapılanmasından ziyade transatlantik karakterinin önemini vurgulayan her iki ülke de Avrupa ve Atlantik’in güvenliğinin sağlanmasında birbirini destekleme, ortak tehditleri belirleme ve mücadele etme, üçüncü taraflar ile geliştirilen işbirlikleri ile güvenlik ortamının yayılmasını sağlama gibi stratejik gündemdeki pek çok konuda birbirini anlayabilir seviyede.

Bu ortak aklın nüvelerinden biri de Eurofighter Typhoon görüşmelerindeki tutumu. Londra, savunma stratejisinde ve savunma ürünleri ticaretinde dış anlaşmalara kıta Avrupa’sı ülkelerinden daha açık. Türkiye ve Birleşik Krallık arasında kurulacak yeni bir ortaklık, her iki ülkenin sert ve yumuşak güç varlıklarını ve yeteneklerini entegre edecek şekilde tasarlanabilir ve karşılıklı rıza ile NATO’nun kullanımına sunulabilecek ikili bir kapasite ile sonuçlanabilir. Bu kesinlikle Avrupa savunmasını güçlendirecek ve Avrupa-Atlantik topluluğunun güvenlik kuşağını genişletmeye yardımcı olacak.

Giderek daha karmaşık ve zorlu bir hal alan güvenlik ortamı karşısında, NATO ve AB gibi mevcut kurumların sınırlarını aşan, Avrupa güvenliğine yönelik kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmenin zamanı geldi. Bu bağlamda, Türkiye-Birleşik Krallık savunma işbirliğinin derinleştirilmesi, AB üyesi olmayan ülkelerin Avrupa güvenliğine entegrasyonunu kolaylaştırabilir. Eğer başarılırsa, Türkiye ve Birleşik Krallık arasında yenilenen uyum, AB ve üye devletlerinin önümüzdeki jeopolitik zorlukları aşmak için başvurabilecekleri önemli bir ortaklık oluşturacaktır. Bu üç Avrupa-Atlantik gücünün, günümüzün zorluklarının büyüklüğünü karşılamak üzere stratejik bir üçgen oluşturmasının önemi yadsınamaz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Ocak 2024’te yayımlanmıştır.

[1] https://www.gov.uk/government/collections/the-integrated-review-2021

[2] https://www.gov.uk/government/publications/integrated-review-refresh-2023-responding-to-a-more-contested-and-volatile-world

Tolga Sakman
Tolga Sakman
Dr. Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Kurucu Başkanıdır. Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü bitiren SAKMAN aynı yıl Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (SAREN) Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Programına başlamış ve “Türk Diasporası’nın Avrupa Siyasal Sistemine Katılım Süreçlerinin Analizi: Almanya, Hollanda, Belçika” konulu tezi ile mezun olmuştur. Doktora çalışmalarını İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda “Başkanlık Sisteminde Güvenlik Yönetimi” konulu tezi ile tamamlamıştır. 2012 yılında bir düşünce kuruluşu bünyesinde Uzman Yardımcısı unvanıyla başlayan görevine daha sonra Uzman ve son olarak da kurum bünyesinde kurulan Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü’nde Temmuz 2018’e kadar Direktör olarak devam etmiştir. 2016 yılında Nişantaşı Üniversitesi’nde Rektörlük Koordinatörü ve Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Öğretim Elemanı olarak göreve başlayan Dr.SAKMAN Mayıs 2018’e kadar bu görevlerini sürdürmüştür. Diaspora, güvenlik ve Avrupa siyaseti konuları başta olmak üzere bugüne kadar 9 kitap/kitap bölümü ile 20 civarında bildiri çalışması hazırlamış, yurtiçi ve yurtdışında 25 civarında projede koordinasyon/yönetici görevinde bulunmuştur.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x