Bilindiği üzere 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail, İran’a yönelik bir saldırı başlattı. Washington ve Tel-Aviv saldırıyı, İran’ın nükleer çalışmalarını durdurmak amacına bağladı. Oysa saldırıdan önce ABD ile İran arasında sıkı diplomatik müzakereler vardı ve savaştan kaçınmanın tek yolunun müzakerelerden geçtiği bilinen bir gerçekti. Buna rağmen İran’ı kendi varlığı için tehdit olarak gören İsrail Başbakanı Netanyahu, 12 Şubat’ta ABD’ye gerçekleştirdiği ziyarette Başkan Trump ile görüşerek İran konusunda baskı kurdu. Sonuçta müzakerelerde belli yol kat edildiğinin basına sızdırıldığı günlerde ABD ve İsrail, İran’a yönelik hava saldırılarına başladı.
ABD ve İsrail’in ilk darbeleriyle İran’ın dinî lideri Ali Hamaney ve üst düzey askerî ve bürokratik figürlerin öldürülmesi savaşın boyutunu değiştirdi. Nitekim İran geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaşa göre asimetrik bir karşı duruş göstererek ABD’nin Ortadoğu’daki üslerine ve İsrail’e yönelik ağır saldırılara başladı. İran’ın karşı saldırı taktiğinde daha önceki sınırlarının dışına çıkması, Güney Kafkasya ülkelerini de sürecin içine çekilebilecek bir reel politik durum ortaya çıkarttı.
İran’a yönelik saldırılar acaba Azerbaycan’da nasıl okunuyor ve yankılanıyor? Bu soruya analitik bir perspektiften bakarak yanıt vermek gerekiyor.
Öncelikle Azerbaycan’ın savaşan taraflarla ilişkisine kısaca bakmak gerekir. Azerbaycan her üç devlet ile de iyi ilişkiler içinde. Nitekim İran’la çok uzun bir sınırı paylaşmakta, İsrail ve ABD ile de stratejik ortaklığa sahip.
Azerbaycan’ın savaşan taraflarla bu denli yakın ilişkileri, bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana sürdürdüğü “dengeli dış politika” anlayışından kaynaklanıyor. Bu anlayış çerçevesinde Azerbaycan yıllardır bölgesel ve küresel aktörler arasında güvenilir bir ülke olarak bilinirken kendi güvenliğini de diplomatik çabalarıyla garanti altına almayı başardı.
Azerbaycan – İran: Pezeşkian ile yumuşayan öncesi gergin ilişkiler
Azerbaycan, İran ile yaklaşık 700 kilometrelik bir sınırı paylaşıyor. İran’da yaşayan ve tahminen sayıları 30 veya 35 milyonu bulan etnik Azerbaycan Türkleri, Azerbaycan açısından hassas bir konu teşkil ediyor. Azerbaycan 1828’de Rusya ile İran arasında bölünmüş olduğu için Aras Nehri’nin güneyi ile kuzeyi arasındaki demografik ve kültürel bağlar hâlâ tazeliğini koruyor.
Öte yandan İran, uzun yıllar boyunca, Azerbaycan’ın dengeli bir politika yürütmesini hoş karşılamamış, Tahran Bakü’nün Tel Aviv ile askerî işbirliğini de kendi güvenlik doktrini için tehdit olarak yorumlamıştı. Azerbaycan cephesinden bakıldığındaysa Karabağ ve çevresinin Ermeni işgali altında bulunduğu dönemde, İran yönetimlerinin Ermenistan ile yakın ilişkileri, Bakü açısından bir İslam ülkesine yakışmayacak davranışlar olarak değerlendirilmişti.
Son yıllarda İran’ın bazı askerî ve dinî yetkililerin Zengezur Koridoru ve Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkilerinden dolayı tehdit diliyle konuşmaları tepki çekmişti. Ancak son dönemde, Azerbaycan Türkü asıllı olan ve Bakü-Tahran ilişkilerini önemseyen Mesud Pezeşkian’ın cumhurbaşkanı olması iki ülke ilişkilerini farklı ve olumlu bir safhaya taşımıştı. Pezeşkian, yıllarca işgal altında kalmış ve 2023’te kurtarılmış Hankendi ile Şuşa kentlerini 2025 yılında ziyaret etmiş, ayrıca Bakü’yü ziyareti esnasında Güney Azerbaycan şairi Şehriyar’ın “Haydar Baba’ya Selam” şiirini okuyarak Azerbaycan’ın takdirini toplamıştı.
2026’nın başlarında, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Mesud Pezeşkian arasındaki telefon görüşmeleri ve İran Savunma Bakanı’nın ziyaretleri gibi üst düzey temaslar da ikili ilişkilerde son yıllarda yakalanan iyimser tabloyu ortaya koydu.
Azerbaycan – İsrail: Pragmatik ve ölçülü bir yakınlık
Bakü’nün İsrail ile ilişkileri büyük ölçüde reel politik zorunluluklardan kaynaklanıyor. Özellikle Ermeni işgalinin sürdüğü dönemde, Azerbaycan’ın askerî modernizasyon ihtiyacı doğrultusunda başlayan bu ilişkiler zamanla enerji ticaretini de kapsayacak şekilde genişledi. İsrail’den Azerbaycan’a sağlanan askerî teknoloji 2. Karabağ Savaşı’nda kritik bir rol oynadı, savaş sonrasında da iki ülke arasında yeni silah satışlarına yönelik temaslar sürdü.
Öte yandan Azerbaycan ile İsrail arasındaki enerji ticareti, özellikle 2023’te İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından yoğun biçimde tartışma konusu oldu. Son aylarda ise Bakü yönetimi İsrail’e petrol arzını durdurduğunu açıklayarak söz konusu tartışmaların seyrini değiştiren bir adım attı.
Bununla beraber İsrail’in İran’a yönelik tutumuna karşılık Azerbaycan daha fazla diplomasiyi, uluslararası hukuku ve BM şartlarını savunuyor. Nitekim 2025 Haziran ayındaki İsrail-İran çatışmasında Azerbaycan İsrail’in saldırılarından ciddi endişe duyduğunu açıklamış ve sorunların diplomasi masasında çözülmesinden yana tavrını belli etmişti.
ABD-Azerbaycan: Trump sayesinde dışlanmadan stratejik ortaklığa
Azerbaycan ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler 1992’den 2026’ya kadar önemli bir dönüşüm geçirdi. Bağımsızlığın ilk yıllarında ABD’nin politikası Ermenistan’dan yana şekillenmiş, bu manada 1992 yılında ABD Kongresi Azerbaycan’a devlet seviyesinde yardım yapmasını ciddi şekilde sınırlayan 907 numaralı kararı almıştı. Dolayısıyla 1992-2001 arası Azerbaycan, eski SSCB ülkeleri arasında ABD’den doğrudan yardım alamayan tek ülke oldu. Bu, Bakü’de büyük tepki yarattı ve “ayrımcılık” olarak görüldü.
11 Eylül sonrası “terörle mücadele” gerekçesiyle ABD Kongresi, başkana her yıl kararı askıya alma yetkisi verdi. 2002’den 2023’e kadar her ABD başkanı (Bush, Obama, Trump, Biden) 907 numaralı kararı yıllık olarak askıya aldı.
Trump’ın ikinci dönemiyle beraber Azerbaycan-ABD ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine yükseldiği için karar etkisiz hale getirildi. Bununla birlikte Bakü, ABD’nin İran’a yönelik tutumunu uluslararası hukuktan referans alarak egemenlik ilkesinin ihlali olarak görüyor.
Velhasıl, Azerbaycan savaşan taraflarla dış ilişkilerini hassas bir dengeye oturtmuş durumda. İsrail ve ABD ile ilişkilerde güvenlik, ekonomik ve teknolojik yönler öne çıkarken İran tarafıyla ise coğrafi yakınlık ve demografik bağlar önem arz ediyor.
İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları ve Azerbaycan’ın yaklaşımı
Güney Kafkasya jeopolitiğinde dış politikasının merkezine sadece barışı koyan Azerbaycan, geride kalan süreçte Ermenistan ile nihai barışın sağlanması noktasında önemli diplomatik adımlar attı. Bu bağlamda Azerbaycan cumhurbaşkanı İlham Aliyev sık sık konuşmalarında, Güney Kafkasya’nın artık silah sesleriyle kirlenmemesini, barış şarkılarıyla süslenmesini arzu ettiğini belirtti. Barıştan yana dengeli dış politikası çerçevesinde Bakü, komşu İran’ın Haziran 2025’te 12 gün boyunca İsrail güçlerince vurulmasına tepki gösterdi, saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti, aradaki sorunların sadece diplomatik temaslar çerçevesinde ele alınmasını beyan etti. Bakü ayrıca Azerbaycan’ın hava sahasının veya topraklarının herhangi bir devlet tarafından komşu İran’a karşı askerî operasyonlar yürütmek için kullanılmasına asla izin vermeyeceğini de söyledi.
Azerbaycan aynı yaklaşımı bugün de gösteriyor. Nitekim Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, 30 Ocak 2026’da yine Bakü’nün duruşunu ve endişesini belirten bir açıklama yaptı.[1] 6 Şubat’ta Bakü’yü ziyaret eden İran Savunma Bakanı Aziz Nasirzade ile (son saldırılar sırasında hayatını kaybettiği açıklandı) görüşmesinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı da barışın korunması yönündeki girişimlere Azerbaycan’ın destek vermeye hazır olduğunu söyledi.
28 Şubat’ta ABD-İsrail ikilisinin İran’a yönelik askerî saldırılarına Azerbaycan’ın yaklaşımı her zamanki gibi oldu. Bölgede ve küresel ölçekte güvenlik ve istikrara ciddi tehdit oluşturan askerî tırmanışı büyük endişe kaynağı olarak niteleyen Azerbaycan, ilgili tüm tarafları azami ölçüde itidal göstermeye, gerilimleri daha da artırabilecek eylemlerden kaçınmaya ve müzakere masasına geri dönmeye çağırdı.[2] Açıklamada Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukukun evrensel olarak kabul görmüş norm ve ilkelerine uygun olarak, tüm devletlerin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı gösterilmesinin önemi vurgulandı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybeden İran lideri Ayetullah Hamaney için İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a taziye mesajı gönderdi[3], 4 Mart’ta Bakü’deki İran büyükelçiliğine de taziye ziyaretinde bulundu. Böylece Azerbaycan en üst düzeyde güney komşusuna yaklaşımını göstermiş oldu.
ABD-İsrail–İran çatışması ve Azerbaycan: Olası riskler, fırsatlar
Güvenlik boyutu
ABD-İsrail ikilisinin İran’a yönelik saldırıları İran’da kaotik bir durum ortaya çıkarttı. Özellikle saldırılarda daha ziyade Devrim Muhafızları’nın hedef alınması, söz konusu askeri birlikler arasında koordinasyon eksikliğine neden olurken, İranlı bazı askerî gruplar da Ortadoğu ülkelerini hedef alan saldırılar düzenliyor. Bu durum komşu ülkeleri de İran saldırısına açık bırakır bir durum ortaya çıkarıyor.
Nitekim 4 Mart’ta Türkiye Savunma Bakanlığı bir İran füzesinin hava mekanına yaklaşmak üzereyken düşürüldüğünü açıklayınca olayın, İran “devlet aklının” isteği dışında bazı askerî gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği ihtimalini doğurdu. Ama bu durum saldırının İran’dan geldiği gerçeğini değiştirmiyor. 6 Mart’ta ise İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkian’dan “İran tarafından saldırıya uğrayan komşu ülkelerden özür dilemeliyim.” şeklinde bir açıklama geldi.
Ekonomik boyut
İran’a yönelik saldırı bölgede ekonomik ve ticari ilişkilere de zarar verecek bir durum. Azerbaycan-İran ticari ilişkilerinin hacmi geçen yıl 644 milyon dolardı, bunun da önemli kısmı İran’dan yapılan ithalattı. Azerbaycan, İran’dan inşaat malzemeleri, tarım ürünleri, kuru meyveler, hafif sanayi ürünleri ve özellikle evlerde kullanılan sanayi ürünleri ithal ediyor. İran geçen günlerde bazı gıda ürünlerinn ihracatını yasakladı. Zaten savaşın devam etmesi durumunda İran’dan ithal noktasında sıkıntılar başlayabilir. Bu da Azerbaycan’ın iç pazarında fiyatların yükselmesine ve talebin karşılanmasında zorluklar çıkmasına neden olabilir. O nedenle Azerbaycan’ın şimdiden alternatif pazarlar bulmak isteyeceği beklentisi hakim.
Öte yandan savaşın Azerbaycan adına getirileri da olabilir. Savaş nedeniyle İran’da oluşan ciddi güvenlik riski ülkeden geçen uluslararası ticaret yollarını tehdit altına soktu. Dolayısıyla İran güzergâhını kullanan hatlar (örneğin Kuzey–Güney koridoru veya İran geçişli Orta Asya bağlantıları) açısından riskli bir durum ortaya çıktı. Söz konusu gelişmeler, potansiyel olarak İran’ı bypass edip Azerbaycan güzergâhını esas alan Orta Koridor’un stratejik önemini daha da artırıyor. Zaten saldırıların başlamasıyla İran hava sahası uçuşlara kapatıldığı için uluslararası havacılık şirketleri Azerbaycan üzerinden uçuşlara yoğunlaştı. Azerbaycan’ın güvenli liman imajı pekişti. Fakat bu, İran’da hoş karşılanmayabilir ve Azerbaycan’a yönelik tehditler içerebilir.
İran’daki gelişmeler nedeniyle küresel piyasada petrol fiyatları da yükseldi. Bu Azerbaycan’ın petrolden elde ettiği gelirin de artmasına sebep oluyor. Bu durum, Tahran’ın Azerbaycan’ın Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattını yahut enerji hatlarını tehdit olarak görmesi sonucunu da getirebilir.
Sosyal boyut
Azerbaycan’ın İran ile kara sınırları kapalı ancak gerilimin artması halinde özellikle etnik Azerbaycanlılar olmak üzere Bakü savaştan kaçmak isteyenlere “kapıyı” açmak zorunda kalabilir. Bu ise Azerbaycan’da sosyal bir kaos doğurabilir.
Öte yandan Bakü, İran’da Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bölgelerin bombalanmasından da rahatsız. Hatta geçen yıl 12 Gün Savaşı’nda da Tebriz’in İsrail tarafından bombalanması üzerine Bakü diplomatik kanallar üzerinden Tel-Aviv yönetimiyle iletişime geçerek Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bölgelerin bombalanmamasını istedi. Dolayısıyla Aras Nehri’nin güneyinde yaşayan Azerbaycan Türkleri, Azerbaycan’ın hassaslıkla eğildiği konuların başında geliyor. Tebriz’in hedef alınması Azerbaycan’da üzüntüyle karşılanıyor. Çünkü orada yaşayan Azerbaycan Türkleri, kuzeydeki bağımsız cumhuriyete ümitle ve destek özlemiyle bakıyorlar.
Azerbaycan’a ait Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne saldırı nasıl okunmalı?
İran saldırılar altındayken, 5 Mart 2026’da Azerbaycan’a bağlı Nahcivan Özerk Cumhuriyeti, İran’dan geldiği açıklanan İHA’lar tarafından hedef alındı. Bu durum, İran’ın sürdürdüğü asimetrik savaşı yeni bir boyuta taşımakta olduğunun bir göstergesi olarak görülebilir. Güney komşusundaki savaş, Azerbaycan’ın hiç istemediği bir şekilde sınırları içinde endişe kaynağı ve tehdit algısı oluşturdu.
Azerbaycan’dan sert kınama mesajları geldi. İran’ın Azerbaycan büyükelçisine protesto notası verildi. Cumhurbaşkanı da eylemi “terör” diye niteledi ve İranlı yetkililerin açıklama yapmasını, özür dilemesini ve bu terör eylemini gerçekleştirenlere cezai işlem uygulanmasını talep etti.
28 Şubat’tan bu yana sadece hava yolu üzerinden Azerbaycan’la bağlantısı kurulan Nahcivan’da sivil bölgelerin vurulması, uluslararası hukuka saygısızlık ve komşuluk ilişkilerine zarar verici eylemler olarak görülmeli. Azerbaycan başından beri İran’a yönelik saldırılardan rahatsız olduğunu, endişe duyduğunu ve diplomasi masasına dönülmesini öneriyor. Bununla beraber Ortadoğu ülkelerinden sonra İran’ın Nahçıvan’a saldırması, İran’daki askerî birliklerin “Biz yanıyorsak çevremizdeki bütün ülkeler de yansın” yaklaşımıyla açıklanabilir.
İran’a yönelik saldırıların başından beri Azerbaycan’ın yaklaşımı çok açık; Azerbaycan kendi sınırları üzerinden İran’a yönelik herhangi bir tehdide geçit vermeyeceğini beyan etti. Ancak İran’ın, komşularından hiçbir ülkeye saldırı yapmayacağına dair bir garantisi yok. Dahası SEPAH’a (Devrim Muhafızları) yakın bazı Telegram kanalları aracılığıyla Sepah adına yapılan açıklamada, “Arash” adlı İHA ile Nahçıvan’ın hedef alındığı itirafı, İran’dan komşu ülkelere ciddi bir güvenlik tehdidi oluştuğunu gözler önüne seriyor.[4] Bu saldırı, İran yönetimi ile askeri güçleri arasındaki koordinasyon eksikliğinden de kaynaklanmışsa bu daha da vahim bir duruma işaret ediyor. O zaman iktidarın ülke çapındaki muktedirliği tartışmaya açılır. Her halükarda saldırının uzun süredir Azerbaycan’ı açıkça tehdit eden SEPAH’a bağlı çeşitli komutanların açıklamalarından sonra gerçekleşmesi dikkat çekiyor. Son olarak SEPAH’tan Azerbaycan’a yönelik açık tehditler ile İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Larijani’nin dile getirdiği üstü kapalı uyarılar, Azerbaycan’ın ilerleyen süreçte çeşitli gerekçeler öne sürülerek yeniden hedef alınabileceğine dair kuşkuları artırıyor.
İran neden Nahcivan’ı hedef aldı?
Peki İran neden Nahcivan’ı hedef aldı?
Birincisi, ABD ve İsrail ile ilişkilerinden dolayı Azerbaycan’a gözdağı vermek isteyebilir. İkincisi, zaten saldırı altındayken yıllardır tehdit ettiği Azerbaycan’ı vurarak en azından içerideki taraftarlarının kızgınlığını bir nebze gidermek maksadı taşımak isteyebilir. Üçüncüsü, memleketi olan Nahcivan’ı özellikle seçerek kendince Azerbaycan cumhurbaşkanına bir uyarıda bulunmayı düşünebilir. Dördüncüsü, savaş nedeniyle ekonomik ve ticari kayıplara uğradığından ve küresel rotaların kuzeye yani Azerbaycan’a kaymasından rahatsızlık duyuyor olabilir. Beşincisi, savaşı çevre ülkelere yaymaya çalışarak o ülkelerin ABD ve İsrail nezdinde itirazlarının yükselmesini istemiş olabilir.
İran’a yönelik saldırılar İran kadar bölge açısından da risk oluşturuyor. ABD ve İsrail’in BM kararları olmadan, uluslararası hukuku hiçe sayarak bir ülkeyi bombalaması sadece o ülkeyle kalmıyor, açıkça görüldüğü üzere komşuları ve çevredeki ülkeleri de istemedikleri bir savaşın tarafı durumuna getiriyor.
Karabağ Savaşı’ndan sonra bölgeye barışın gelmesini ve Güney Kafkasya jeopolitiğinde silahların temelli susmasını isteyen Azerbaycan doğal olarak İran’daki savaşın devam etmesinden endişe duyuyor, çatışmaların yayılmasının bölgede sosyal, ekonomik, askerî ve siyasi krizlere sebep olacağını tahmin ediyor. Bundan dolayı bir yandan İran’a yönelik saldırıların durmasını beklerken, bir yandan da güvenlik önlemlerini üst seviyeye çıkarma anlamında birtakım kararlar alınmasını gerekli görüyor. Bu da doğal olarak her bir bağımsız ülkenin tehditlere karşı doğal refleksi olarak anlaşılır bir durumdur.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 9 Mart 2026’da yayımlanmıştır.



