BM: En fazla ihtiyaç duyduğumuz ama en fazla zarar verdiğimiz örgüt

İnsanlığa cenneti vaat etmek yerine onu cehennemden koruması için kurulmuş Birleşmiş Milletler nasıl reforme edilmeli? Reformdan kaçmanın maliyeti ne? BM’ye alternatif var mı? Prof. Dr. Tarık Oğuzlu yazdı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yetmiş sekizinci yıllık zirve toplantısı başlıyor.

Her sene olduğu gibi bu sene de iklim krizi, göç sorunları, küresel ekonomik zorluklar başta olmak üzere pek çok sorun gündeme gelecek.

Bu gibi küresel sorunlara ancak küresel yanıtlar vermek mümkün. Bunu sağlayabilecek mevcut en önemli araç da Birleşmiş Milletler.

Oysa, Birleşmiş Milletler en fazla ihtiyaç duyduğumuz ama en fazla zarar verdiğimiz örgüt konumunda.

Çok fazla zorluk

Yüzyıla yaklaşan ömrü boyunca Birleşmiş Milletler’in sayısız zorluk ve sınamalarla karşılaştığı bir vakıa.

Ama geçmişle kıyaslandığında günümüz dünyasında Birleşmiş Milletler’in varlığını devam ettirebilmesi ve üyelerinin gözündeki meşruiyetini koruyabilmesi için altından kalkması gereken çok fazla zorluk birikti.

Gelir adaletsizliği

Zengin ‘Küresel Kuzey’ ülkeleri ile fakir ve gelişmekte olan ‘Küresel Güney’ ülkeleri arasındaki gelir adaletsizliği, üye ülkeler arasında güvenlik ve kalkınmaya yönelik takip edilmesi gereken yol haritaları bağlamında ortaya çıkan farklı bakış açıları BM düzeninin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri.

1975’de kurulduğunda dünyanın toplam ekonomik zenginliğinin yaklaşık yüzde 75’ini elinde bulunduran G7 üyesi ülkelerin küresel refahtan aldıkları pay bugün yüzde 40’lara kadar düşmüş durumda.

Buna mukabil günümüzde Küresel Güney diye tarif edilen ülkelerin dünyanın toplam refahından aldıkları pay %60’lara çıktı.

Bu önemli güç kaymasına rağmen BM düzeni içinde oluşturulan ve ihtiyacı olan ülkelere finansal ve kalkınmaya yönelik destek vermekle görevli Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşların başına hâlâ zengin Küresel Kuzey ülkelerinin temsilcilerinin getirilmesi ciddi bir adaletsizlik olarak duruyor.

Küresel Güney ülkelerinin ekonomik kalkınmaları için ihtiyaç duydukları finansal desteğe olan erişimleri hâlâ Küresel Kuzey ülkelerinin iki dudağı arasında.

Dünya artık Batılı ülkelerin ve değerlerin egemen olduğu dönemi geride bırakıp çok-merkezli ve çok-kutuplu bir düzene geçiyor.

Eskinin yıkılıp, yeninin tam olarak inşa edilmediği bu geçiş sürecince Batı-dışı bölgesel aktörler artık çok daha etkili konumdalar.

Batı sonrası düzene yelken açmış olsak da yeni düzenin kurucu değer ve prensipleri tam olarak oturmuş değil.

Böyle bir ortamda Birleşmiş Milletler’in reforma tabi tutulmasını istemekten daha doğal ne olabilir?

Reform ihtiyacı yalnızca Güvenlik Konseyi ile sınırlı değil

Birleşmiş Milletler’in ciddi bir reforma ihtiyaç duyduğu söylenirken bundan kastedilen sadece Güvenlik Konseyi’nin daha temsilî bir hale gelmesi değil.

BM yapısı içerisinde yer alan diğer uluslararası örgütlerin de oluşmakta olan Batı sonrası yeni dünya düzeninin güç dengelerini daha adil yansıtabilmesi gerekir.

Örneğin Uluslararası Para Fonu’nun başkanı hep bir Avrupalı, Dünya Bankası’nın başkanı da hep bir Amerikalı olmak zorunda mı?

Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve benzeri birçok uluslararası kurumda Batı dışı ülke temsilcilerinin yönetici konuma gelebilmeleri ve bu ülkelere karar alma mekanizmalarında daha fazla oy hakkı verilmesi artık bir lütuf değil hakkaniyetli davranmanın gereği olarak görülmeli.

Borç alanlar ve verenleri bir araya getirmek

Günümüzün en yakıcı sorunlarından bir tanesi de borçlu ülkelerin sayısında ciddi artışlar olması ve bu ülkelerin borçlarını çevirebilme kapasitelerinin de erozyona uğraması.

Borç veren ve borç alan ülkeleri daha adil ve temsilî bir çerçevede bir araya getiremeyecekse Birleşmiş Milletler’in mevcut kurumsal yapısının meşruiyet krizleri yaşamaya devam etmesi normal.

Bu konu bir nedenden dolayı ayrıca önemli.

Artan siyasi, askerî ve ekonomik gücüne paralel olarak Birleşmiş Milletler düzeni içinde hak ettiği şekilde temsil edilmediğini düşünen Çin kendi kurumsal işbirliği mekanizmaları hayata geçiriyor. Bu durum kaçınılmaz olarak dünyanın genelinde parçalanmışlık ve bölünmüşlük durumunu besliyor.

Ne ‘Yol Kuşak İnsiyatifi’ ve ‘Asya Yatırım ve Altyapı Bankası’ gibi Çin’in önderlik ettiği çok-taraflı kurumsal mekanizmalar ne de G20 gibi platformlar Birleşmiş Milletler’in boşluğunu doldurabilir.

Batı-Doğu fay hattı çatlağı

BM düzenini zorlayan bir diğer sıkıntı dünyanın genelinde son yıllarda iyice görünür olmaya başlayan ‘Batı’ ve ‘Doğu’ fay hatları üzerinde gelişen ideolojik çatlak.

BM’nin kuruluşundan itibaren ona en önemli motivasyonu sağlayan insanlığın evrensel insan hakları temelinde birleşeceği varsayımı şu an için bir varsayım olarak dahi kabul edilmiyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve onun liderliği altında saf tutmuş geleneksel müttefiklerinin bayraktarlığını yaptığı ‘liberal demokrasi’ kampı, başta Çin ve Rusya olmak üzere ‘illiberal otoriter’ siyasi değerleri önceleyen karşı bir kamp tarafından ciddi anlamda sıkıştırılmış durumda.

İnsanlık ailesinin evrensel ve kozmopolitan idealler uğrunda birleşme ideali BM üyesi ülkeler arasında derinleşen ideolojik farklıklardan ötürü artık ideal olarak bile kalamayabilir.

Cenneti vaat etmese bile

Birleşmiş Milletler’in efsanevi Genel Sekreterlerinden Dag Hammarskjold’un ifade ettiği gibi BM insanlığa cenneti vaat etmek yerine onu cehennemden korumayı önceleyen bir mekanizma olarak kuruldu.

Günümüzde iyice derinleşmeye başlayan Kuzey-Güney ve Batı-Doğu fay hatları korkarım ki cehennemden kaçışı bile mümkün kılmayacak.

Uluslararası güç dengelerini BM’ye yansıtmak

Birleşmiş Milletler’in günümüz dünyasında meşru bir aktör olarak görülmesinin önündeki bir diğer engel hiç şüphesiz BM’nin ana kurumsal yapısının son yıllarda ciddi ölçüde değişmeye başlayan uluslararası güç dengelerini yansıtmaktan uzak durmaya devam etmesi.

1945’in güç dağılımını esas alan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ciddi şekilde sorgulanıyor olması kimseyi şaşırtmamalı.

Fransa ve İngiltere gibi eskinin kolonyal Avrupalı güçlerinin veto yetkisine sahip olduğu bir kurumda günümüzde onlardan çok daha zengin olan Almanya, Japonya ve Hindistan gibi ülkelerin olmaması nasıl açıklanabilir?

Bütün BM üyesi ülkelerin olur verdiği bir şeyin veto yetkisine sahip bir BM Güvenlik Konseyi üyesinin (ABD, Çin, Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa) hayır demesinden ötürü gerçekleşememesi nasıl meşru görülebilir?

Küresel zenginlikten aldığı pay her geçen gün azalmakta olan Avrupa kıtasının iki daimi üyeyle (Birleşik Krallık ve Fransa) temsil edildiği BM Güvenlik Konseyi nasıl olur da Küresel Güney olarak adlandırılan yapıdan bir üyeyi içinde barındıramaz?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kurumsal reformunu gerekli kılan önemli bir neden günümüz dünyasında büyük güçler arası jeopolitik ve reelpolitik mücadelelerin hızlanması ve bunun konseyin çalışmasını imkansız hale getirmesi.

Bir yanda Ukrayna’da yaşanan Rusya ve Batı arasındaki jeopolitik mücadele diğer yanda Amerika ve Çin arasında yaşanmakta olan küresel liderlik mücadelesi uluslararası siyasetin anarşik ve kaotik yapısını besliyor.

BM’nin çaresizliği başka örgütlere de sirayet ediyor

Küresel refah ve güvenliği öncelemek ve büyük güç olmanın beraberinde getirdiği küresel sorumluluk bilinciyle hareket etmek yerine kendi jeopolitik çıkarlarını merkeze koyan Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya gibi ülkeler sadece Birleşmiş Milletler değil diğer uluslararası çok-taraflı örgütleri de işlevsiz hale getiriyor.

Bundan dolayı son yıllarda çok-taraflılık prensibi üzerinde inşa edilen kural-temelli dünya düzeni algısının aşındığını gördükçe şaşırmıyoruz.

Birleşmiş Milletler gibi çok sayıda ülkenin çok-taraflılık prensibi etrafında bir araya geldikleri kurumsal yapılar yerlerini az sayıda ülkenin kısa-vadeli pragmatik çıkarlar etrafında informal şekilde işbirliği yapmaya çalıştıkları platformlara bırakıyor.

Bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’in yükselişini geciktirmek ve Çin’i dengelemek amacıyla belirli sayıda ülkeyle Çin-karşıtı ittifaklar kurmaya çalıştığına şahit oluyoruz. G7, QUAD, AUKUS ve ABD-Japonya-Güney Kore stratejik işbirliği gibi örgütler bunlar.

Diğer taraftan Çin ve Rusya gibi Amerika’nın küresel hegemonyasını kendi çıkarlarına aykırı gören ülkelerin BRICS ve Şangay İşbirliği örgütü gibi platformlar etrafında bir araya geldiklerine tanıklık ediyoruz.

Yalnız kovboylar

Başka bir tarafta da, her iki jeopolitik kamp arasındaki mücadeleden rahatsızlık duyan ve bu kamplardan herhangi birine katılmak yerine ya tamamen bu mücadelenin dışında kalmayı ya da her iki kampla da faydacı ilişkiler kurmayı hedefleyen birçok ülke var.

Bunlar ya yalnız kovboy misali tek başına takılmayı ya da benzer hassasiyetlere sahip ülkelerle az-taraflı kurumsal işbirlikleri geliştirmeyi yeğliyor.

Bu farklı kurumsal yapıların ortaya çıkmasını BM’in başarısızlığının bir sonucu gibi görüp destekleyenler olsa da, bunların hiç bir tanesi BM’nin alternatifi olamaz.

Eğer bu durumu normalleştirirsek Birleşmiş Milletler gibi kapsayıcı olmayı hedefleyen çok-taraflı uluslararası örgütlerin varlıklarını tehlikeye atmış oluruz.

Jeopolitik gerginlik ve çatışmaların arttığı, küresel salgınların hızlandığı, küresel finansal ve ticari hareketlerin önüne korumacı ve milliyetçi engellerin çıkartıldığı, küresel gelir adaletsizliğinin derinleştiği, küresel göç olgusunun dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların refah ve güvenliğini giderek olumsuz etkilemeye başladığı, iklim krizi çerçevesinde gezegenimiz dünyanın her geçen gün daha az yaşanabilir bir ortama dönüştüğü, insanlığın sonunu getirme potansiyeli yüksek olan nükleer silahlar gibi kitle imha silahlarının çoğaltılma riskinin arttığı günümüzde, insanlığın Birleşmiş Milletler’in temsil ettiği anlayış ve vizyona olan ihtiyacı aslında her zamankinden çok daha fazla.

Ama paradoksal bir şekilde insanlık tarihten dersler çıkarmak şöyle dursun adeta koşar adım kendi felaketini hazırlıyor gibi.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Eylül 2023’te yayımlanmıştır.

Tarık Oğuzlu
Tarık Oğuzlu
Prof. Dr. Tarık Oğuzlu - İstanbul Aydın Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Doçentlik derecesini 2008’de, doktora derecesini Uluslararası İlişkiler alanında Bilkent Üniversitesi’nden 2003’te, ilk yüksek lisans derecesini 1998’de Bilkent Üniversitesi’nde, ikinci yüksek lisans derecesini de 2000’de London School of Economics’den aldı. Çalışma alanları arasında Uluslararası İlişkiler teorileri, dış politikanın Avrupalılaşması, transatlantik ilişkiler ve NATO, Avrupa Birliği dış, güvenlik ve savunma politikaları, Ortadoğu, Türk-Yunan ilişkiler, Kıbrıs sorunu ve genel olarak Türk dış politikası yer alıyor. Akademik makaleleri, Political Science Quarterly, Middle East Policy, International Journal, Security Dialogue, Middle Eastern Studies, Turkish Studies, Cambridge Review of International Affairs, European Security, International Spectator, Contemporary Security Policy, Australian Journal of International Affairs, Mediterranean Politics, Journal of Balkans and Near East Studies, Insight Turkey ve Uluslararası İlişkiler gibi hakemli ve bilimsel indekslerde yer alan dergilerde yayınlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

BM: En fazla ihtiyaç duyduğumuz ama en fazla zarar verdiğimiz örgüt

İnsanlığa cenneti vaat etmek yerine onu cehennemden koruması için kurulmuş Birleşmiş Milletler nasıl reforme edilmeli? Reformdan kaçmanın maliyeti ne? BM’ye alternatif var mı? Prof. Dr. Tarık Oğuzlu yazdı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yetmiş sekizinci yıllık zirve toplantısı başlıyor.

Her sene olduğu gibi bu sene de iklim krizi, göç sorunları, küresel ekonomik zorluklar başta olmak üzere pek çok sorun gündeme gelecek.

Bu gibi küresel sorunlara ancak küresel yanıtlar vermek mümkün. Bunu sağlayabilecek mevcut en önemli araç da Birleşmiş Milletler.

Oysa, Birleşmiş Milletler en fazla ihtiyaç duyduğumuz ama en fazla zarar verdiğimiz örgüt konumunda.

Çok fazla zorluk

Yüzyıla yaklaşan ömrü boyunca Birleşmiş Milletler’in sayısız zorluk ve sınamalarla karşılaştığı bir vakıa.

Ama geçmişle kıyaslandığında günümüz dünyasında Birleşmiş Milletler’in varlığını devam ettirebilmesi ve üyelerinin gözündeki meşruiyetini koruyabilmesi için altından kalkması gereken çok fazla zorluk birikti.

Gelir adaletsizliği

Zengin ‘Küresel Kuzey’ ülkeleri ile fakir ve gelişmekte olan ‘Küresel Güney’ ülkeleri arasındaki gelir adaletsizliği, üye ülkeler arasında güvenlik ve kalkınmaya yönelik takip edilmesi gereken yol haritaları bağlamında ortaya çıkan farklı bakış açıları BM düzeninin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri.

1975’de kurulduğunda dünyanın toplam ekonomik zenginliğinin yaklaşık yüzde 75’ini elinde bulunduran G7 üyesi ülkelerin küresel refahtan aldıkları pay bugün yüzde 40’lara kadar düşmüş durumda.

Buna mukabil günümüzde Küresel Güney diye tarif edilen ülkelerin dünyanın toplam refahından aldıkları pay %60’lara çıktı.

Bu önemli güç kaymasına rağmen BM düzeni içinde oluşturulan ve ihtiyacı olan ülkelere finansal ve kalkınmaya yönelik destek vermekle görevli Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşların başına hâlâ zengin Küresel Kuzey ülkelerinin temsilcilerinin getirilmesi ciddi bir adaletsizlik olarak duruyor.

Küresel Güney ülkelerinin ekonomik kalkınmaları için ihtiyaç duydukları finansal desteğe olan erişimleri hâlâ Küresel Kuzey ülkelerinin iki dudağı arasında.

Dünya artık Batılı ülkelerin ve değerlerin egemen olduğu dönemi geride bırakıp çok-merkezli ve çok-kutuplu bir düzene geçiyor.

Eskinin yıkılıp, yeninin tam olarak inşa edilmediği bu geçiş sürecince Batı-dışı bölgesel aktörler artık çok daha etkili konumdalar.

Batı sonrası düzene yelken açmış olsak da yeni düzenin kurucu değer ve prensipleri tam olarak oturmuş değil.

Böyle bir ortamda Birleşmiş Milletler’in reforma tabi tutulmasını istemekten daha doğal ne olabilir?

Reform ihtiyacı yalnızca Güvenlik Konseyi ile sınırlı değil

Birleşmiş Milletler’in ciddi bir reforma ihtiyaç duyduğu söylenirken bundan kastedilen sadece Güvenlik Konseyi’nin daha temsilî bir hale gelmesi değil.

BM yapısı içerisinde yer alan diğer uluslararası örgütlerin de oluşmakta olan Batı sonrası yeni dünya düzeninin güç dengelerini daha adil yansıtabilmesi gerekir.

Örneğin Uluslararası Para Fonu’nun başkanı hep bir Avrupalı, Dünya Bankası’nın başkanı da hep bir Amerikalı olmak zorunda mı?

Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve benzeri birçok uluslararası kurumda Batı dışı ülke temsilcilerinin yönetici konuma gelebilmeleri ve bu ülkelere karar alma mekanizmalarında daha fazla oy hakkı verilmesi artık bir lütuf değil hakkaniyetli davranmanın gereği olarak görülmeli.

Borç alanlar ve verenleri bir araya getirmek

Günümüzün en yakıcı sorunlarından bir tanesi de borçlu ülkelerin sayısında ciddi artışlar olması ve bu ülkelerin borçlarını çevirebilme kapasitelerinin de erozyona uğraması.

Borç veren ve borç alan ülkeleri daha adil ve temsilî bir çerçevede bir araya getiremeyecekse Birleşmiş Milletler’in mevcut kurumsal yapısının meşruiyet krizleri yaşamaya devam etmesi normal.

Bu konu bir nedenden dolayı ayrıca önemli.

Artan siyasi, askerî ve ekonomik gücüne paralel olarak Birleşmiş Milletler düzeni içinde hak ettiği şekilde temsil edilmediğini düşünen Çin kendi kurumsal işbirliği mekanizmaları hayata geçiriyor. Bu durum kaçınılmaz olarak dünyanın genelinde parçalanmışlık ve bölünmüşlük durumunu besliyor.

Ne ‘Yol Kuşak İnsiyatifi’ ve ‘Asya Yatırım ve Altyapı Bankası’ gibi Çin’in önderlik ettiği çok-taraflı kurumsal mekanizmalar ne de G20 gibi platformlar Birleşmiş Milletler’in boşluğunu doldurabilir.

Batı-Doğu fay hattı çatlağı

BM düzenini zorlayan bir diğer sıkıntı dünyanın genelinde son yıllarda iyice görünür olmaya başlayan ‘Batı’ ve ‘Doğu’ fay hatları üzerinde gelişen ideolojik çatlak.

BM’nin kuruluşundan itibaren ona en önemli motivasyonu sağlayan insanlığın evrensel insan hakları temelinde birleşeceği varsayımı şu an için bir varsayım olarak dahi kabul edilmiyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve onun liderliği altında saf tutmuş geleneksel müttefiklerinin bayraktarlığını yaptığı ‘liberal demokrasi’ kampı, başta Çin ve Rusya olmak üzere ‘illiberal otoriter’ siyasi değerleri önceleyen karşı bir kamp tarafından ciddi anlamda sıkıştırılmış durumda.

İnsanlık ailesinin evrensel ve kozmopolitan idealler uğrunda birleşme ideali BM üyesi ülkeler arasında derinleşen ideolojik farklıklardan ötürü artık ideal olarak bile kalamayabilir.

Cenneti vaat etmese bile

Birleşmiş Milletler’in efsanevi Genel Sekreterlerinden Dag Hammarskjold’un ifade ettiği gibi BM insanlığa cenneti vaat etmek yerine onu cehennemden korumayı önceleyen bir mekanizma olarak kuruldu.

Günümüzde iyice derinleşmeye başlayan Kuzey-Güney ve Batı-Doğu fay hatları korkarım ki cehennemden kaçışı bile mümkün kılmayacak.

Uluslararası güç dengelerini BM’ye yansıtmak

Birleşmiş Milletler’in günümüz dünyasında meşru bir aktör olarak görülmesinin önündeki bir diğer engel hiç şüphesiz BM’nin ana kurumsal yapısının son yıllarda ciddi ölçüde değişmeye başlayan uluslararası güç dengelerini yansıtmaktan uzak durmaya devam etmesi.

1945’in güç dağılımını esas alan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ciddi şekilde sorgulanıyor olması kimseyi şaşırtmamalı.

Fransa ve İngiltere gibi eskinin kolonyal Avrupalı güçlerinin veto yetkisine sahip olduğu bir kurumda günümüzde onlardan çok daha zengin olan Almanya, Japonya ve Hindistan gibi ülkelerin olmaması nasıl açıklanabilir?

Bütün BM üyesi ülkelerin olur verdiği bir şeyin veto yetkisine sahip bir BM Güvenlik Konseyi üyesinin (ABD, Çin, Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa) hayır demesinden ötürü gerçekleşememesi nasıl meşru görülebilir?

Küresel zenginlikten aldığı pay her geçen gün azalmakta olan Avrupa kıtasının iki daimi üyeyle (Birleşik Krallık ve Fransa) temsil edildiği BM Güvenlik Konseyi nasıl olur da Küresel Güney olarak adlandırılan yapıdan bir üyeyi içinde barındıramaz?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kurumsal reformunu gerekli kılan önemli bir neden günümüz dünyasında büyük güçler arası jeopolitik ve reelpolitik mücadelelerin hızlanması ve bunun konseyin çalışmasını imkansız hale getirmesi.

Bir yanda Ukrayna’da yaşanan Rusya ve Batı arasındaki jeopolitik mücadele diğer yanda Amerika ve Çin arasında yaşanmakta olan küresel liderlik mücadelesi uluslararası siyasetin anarşik ve kaotik yapısını besliyor.

BM’nin çaresizliği başka örgütlere de sirayet ediyor

Küresel refah ve güvenliği öncelemek ve büyük güç olmanın beraberinde getirdiği küresel sorumluluk bilinciyle hareket etmek yerine kendi jeopolitik çıkarlarını merkeze koyan Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya gibi ülkeler sadece Birleşmiş Milletler değil diğer uluslararası çok-taraflı örgütleri de işlevsiz hale getiriyor.

Bundan dolayı son yıllarda çok-taraflılık prensibi üzerinde inşa edilen kural-temelli dünya düzeni algısının aşındığını gördükçe şaşırmıyoruz.

Birleşmiş Milletler gibi çok sayıda ülkenin çok-taraflılık prensibi etrafında bir araya geldikleri kurumsal yapılar yerlerini az sayıda ülkenin kısa-vadeli pragmatik çıkarlar etrafında informal şekilde işbirliği yapmaya çalıştıkları platformlara bırakıyor.

Bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’in yükselişini geciktirmek ve Çin’i dengelemek amacıyla belirli sayıda ülkeyle Çin-karşıtı ittifaklar kurmaya çalıştığına şahit oluyoruz. G7, QUAD, AUKUS ve ABD-Japonya-Güney Kore stratejik işbirliği gibi örgütler bunlar.

Diğer taraftan Çin ve Rusya gibi Amerika’nın küresel hegemonyasını kendi çıkarlarına aykırı gören ülkelerin BRICS ve Şangay İşbirliği örgütü gibi platformlar etrafında bir araya geldiklerine tanıklık ediyoruz.

Yalnız kovboylar

Başka bir tarafta da, her iki jeopolitik kamp arasındaki mücadeleden rahatsızlık duyan ve bu kamplardan herhangi birine katılmak yerine ya tamamen bu mücadelenin dışında kalmayı ya da her iki kampla da faydacı ilişkiler kurmayı hedefleyen birçok ülke var.

Bunlar ya yalnız kovboy misali tek başına takılmayı ya da benzer hassasiyetlere sahip ülkelerle az-taraflı kurumsal işbirlikleri geliştirmeyi yeğliyor.

Bu farklı kurumsal yapıların ortaya çıkmasını BM’in başarısızlığının bir sonucu gibi görüp destekleyenler olsa da, bunların hiç bir tanesi BM’nin alternatifi olamaz.

Eğer bu durumu normalleştirirsek Birleşmiş Milletler gibi kapsayıcı olmayı hedefleyen çok-taraflı uluslararası örgütlerin varlıklarını tehlikeye atmış oluruz.

Jeopolitik gerginlik ve çatışmaların arttığı, küresel salgınların hızlandığı, küresel finansal ve ticari hareketlerin önüne korumacı ve milliyetçi engellerin çıkartıldığı, küresel gelir adaletsizliğinin derinleştiği, küresel göç olgusunun dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların refah ve güvenliğini giderek olumsuz etkilemeye başladığı, iklim krizi çerçevesinde gezegenimiz dünyanın her geçen gün daha az yaşanabilir bir ortama dönüştüğü, insanlığın sonunu getirme potansiyeli yüksek olan nükleer silahlar gibi kitle imha silahlarının çoğaltılma riskinin arttığı günümüzde, insanlığın Birleşmiş Milletler’in temsil ettiği anlayış ve vizyona olan ihtiyacı aslında her zamankinden çok daha fazla.

Ama paradoksal bir şekilde insanlık tarihten dersler çıkarmak şöyle dursun adeta koşar adım kendi felaketini hazırlıyor gibi.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Eylül 2023’te yayımlanmıştır.

Tarık Oğuzlu
Tarık Oğuzlu
Prof. Dr. Tarık Oğuzlu - İstanbul Aydın Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Doçentlik derecesini 2008’de, doktora derecesini Uluslararası İlişkiler alanında Bilkent Üniversitesi’nden 2003’te, ilk yüksek lisans derecesini 1998’de Bilkent Üniversitesi’nde, ikinci yüksek lisans derecesini de 2000’de London School of Economics’den aldı. Çalışma alanları arasında Uluslararası İlişkiler teorileri, dış politikanın Avrupalılaşması, transatlantik ilişkiler ve NATO, Avrupa Birliği dış, güvenlik ve savunma politikaları, Ortadoğu, Türk-Yunan ilişkiler, Kıbrıs sorunu ve genel olarak Türk dış politikası yer alıyor. Akademik makaleleri, Political Science Quarterly, Middle East Policy, International Journal, Security Dialogue, Middle Eastern Studies, Turkish Studies, Cambridge Review of International Affairs, European Security, International Spectator, Contemporary Security Policy, Australian Journal of International Affairs, Mediterranean Politics, Journal of Balkans and Near East Studies, Insight Turkey ve Uluslararası İlişkiler gibi hakemli ve bilimsel indekslerde yer alan dergilerde yayınlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x