Elif Eralp: Göçmen, kadın, sosyalist – üç kimlik, bir başarı hikâyesi

Almanya’nın başkenti Berlin’de seçimlerinin galibi Sol Parti’nin lideri Elif Eralp’ın başarısı, Almanya hakkında bize ne anlatıyor? Eralp hangi siyasi ve toplumsal görüşleri savunuyor? Eyalet başbakanlığına giden yolda önünde hangi engeller çıkabilir? Yaşar Aydın yazdı.

Berlin seçimlerinde ipi, oyların yüzde 25,7’sini alarak eyalet meclisinde 47 sandalye kazanan demokratik sosyalist Sol Parti (Almanca: Die Linke) göğüsledi. İkinci sırada yüzde 18,8 oy alan Almanya Hristiyan Demokrat Birliği  (CDU) yer aldı. CDU’yu yüzde 14,3 ile Yeşiller (GRÜNE) ve yüzde 12,1 ile Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) takip etti. Bu üç parti, eyalet meclisinde sırasıyla 34, 26 ve 22 sandalye kazandı. Yükseliş trendindeki radikal sağ, popülist-milliyetçi Almanya İçin Alternatif (AfD), oylarını 7,2 puan artırarak yüzde 16,3’e yükseltti ve eyalet meclisinde 29 sandalye kazandı. Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 4,7 oyla, Hür Demokrat Parti (FDP) ise yüzde 2,5’lik oy oranıyla tarihî bir yenilgi yaşayarak meclis dışında kaldı.

“Tarih yazdık arkadaşlar”

Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp, seçim sonrası kutlamasında “Tarih yazdık arkadaşlar” derken şüphesiz ki abartmıyordu. Sol Parti açısından seçim birkaç bakımdan tarihî nitelikteydi: Parti, Berlin’de ilk kez birinci oldu, ilk kez Türkiye kökenli bir politikacının liderliğinde girdiği seçimde Berlin’de bugüne kadarki en yüksek oy oranına ulaştı. Eralp’in eyalet başbakanı seçilmesi hâlinde Berlin, tarihinde ilk kez göçmen kökenli bir siyasetçi tarafından yönetilecek. Parti ayrıca Berlin’de Almanya genelindeki desteğinin çok üzerine çıktı. Son genel seçimlerde Almanya çapında yüzde 8,8 oy alan Sol Parti’nin desteği, son kamuoyu yoklamalarında yüzde 10-12 bandında seyrediyordu.

Başarıyı getiren etkenlerin başında partinin dinamik bir örgütlenmeye sahip olması, genç seçmenlere ulaşabilmesi ve konut sorunu, işsizlik ve güvencesizlik gibi gündelik yaşamı doğrudan etkileyen konuları güçlü biçimde sahiplenmesi geliyor. Bir diğer etkenin de Eralp’in barış ve anti-militarizm vurgusu olduğu söylenebilir. İleri sürülenin aksine ne partinin ne de Eralp’in çizgisini “Rusya yanlısı” diye nitelemek doğru olur. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısını mahkûm edip Ukrayna’nın egemenliğini savunurken, diğer yandan merkezi hükümetin silahlanma politikasına karşı eleştirel bir tutum benimsediler.

Eralp, İsrail ve Filistin konusunda da İsraillilerin güvenliği ile Filistinlilerin haklarını birlikte vurgulamaya çalıştı. Bir taraftan İsrail hükümetinin Gazze’deki savaş politikasını ve savaş suçlarını sert biçimde eleştirirken, diğer taraftan İsrail’in var olma hakkını savundu. Aynı zamanda Hamas’ın 7 Ekim saldırısını ve sivillere yönelik şiddetini de açıkça kınadı.

Sol Parti ve Eralp’in seçim başarısını anlamak açısından, Berlin’in geleneksel olarak sol eğilimlerin güçlü olduğu bir büyükşehir olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Parti, özellikle gençler ve ilk kez oy kullanan seçmenler arasında güçlü bir performans gösterdi. İlk kez oy kullananların yüzde 38’i partiye oy verirken, 25 yaş altındaki seçmenlerde bu oran yüzde 43’e ulaştı. Aynı zamanda, önceki seçimde Yeşiller ve SPD’ye oy veren önemli sayıda seçmeni kendi tarafına çekerken, daha önce sandığa gitmeyenleri de belirgin ölçüde mobilize etti. Sol Parti, Yeşillerden 57 bin, SPD’den 39 bin ve daha önce oy kullanmayanlardan 75 bin seçmen kazandı.

Bu başarının en görünür yüzü ise kuşkusuz Türkiye kökenli Eralp. Dört milyona yaklaşan nüfusuyla Berlin, hem Türkiye kökenlilerin hem de diğer göçmen toplulukların yoğun olarak yaşadığı kozmopolit bir metropol. Özellikle göçmen nüfusun yoğun olduğu bölgelerde elde edilen güçlü sonuçlarda, Eralp’in adaylığının ve temsil ettiği profilin önemli bir rol oynadığını söylemek mümkün. Eralp’in başarısı, Türkiye kökenli kamuoyunun görünür kesimlerinde büyük ölçüde olumlu karşılandı. Ancak Berlin’deki Türkiye kökenli toplum siyasi olarak son derece heterojen; mevcut veriler, topluluğun tamamının Eralp’i ya da Sol Parti’yi desteklediğini göstermiyor.

Elif Eralp kimdir?

Eralp, 1981’de Münih’te, 12 Eylül darbesinin ardından siyasi nedenlerle Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş bir ailede doğdu. Hamburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı; 2010’dan itibaren Sol Parti’nin Federal Meclis grubunda hukuk politikaları danışmanı olarak çalıştı ve sendikal faaliyetlerde bulundu. Evli ve iki çocuk annesi olan Eralp, 2021’den bu yana Berlin Eyalet Meclisi üyesi ve Berlin Sol Parti örgütünde de çeşitli yönetim görevleri üstlendi.

45 yaşındaki hukukçu, kısa süre öncesine kadar geniş kamuoyunda pek tanınmazken bugün Avrupa’da yükselen yeni sol siyasetin dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi. Nitekim Le Monde, Eralp’i büyük kentlerde güç kazanmaya çalışan radikal solun “yeni yüzü” olarak tanımladı. Berlin’deki bu başarının, Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığı seçimindeki zaferinden bir yıldan kısa süre sonra gelmesi de Eralp ile Mamdani arasında benzetmeler yapılmasına yol açtı.

Yaklaşık üç kuşak, yani 90 yılı aşkın bir süre önce Nasyonal Sosyalistlerin iktidara geldiği Almanya, kısa süre içinde totaliter bir terör rejimine dönüşmüş; İkinci Dünya Savaşı’na, Holokost’a ve Romanlar ile Sintilere yönelik soykırıma sahne olmuştu. Bundan yalnızca bir kuşak kadar önce ise, siyasi elitlerinin önemli bir bölümünün hâlâ “Almanya bir göç ülkesi değildir” anlayışını benimsediği ve vatandaşlık hukukunun büyük ölçüde soy bağı ilkesine dayandığı bir ülkeden söz ediyorduk.

Bugün ise Almanya, göçmen kökenlilerin toplumsal yaşamın hemen her alanında görünür olduğu; millî takım oyuncusu, çok okunan bir yazar, milletvekili, bakan ve hatta eyalet başbakanı olabildiği, daha çoğulcu ve dünyaya açık bir topluma dönüşmüş durumda. Özetle, göçmen kökenli bir kadın ve sosyalist olarak siyasetin merkezine doğru ilerleyen Eralp’in hikâyesi, sadece kişisel bir başarı hikayesi değil, Berlin’in ve Almanya’nın son yıllarda geçirdiği değişimin, dönüşen toplumsal güç dengelerinin ve temsil anlayışının da çarpıcı bir yansıması.

Nasıl bir siyaset, nasıl bir Berlin?

Eralp’in siyasi çizgisi, klasik sol sosyal politika taleplerini göç, eşit yurttaşlık ve çoğulculuk vurgusuyla birleştiriyor. Onun siyaset anlayışını üç ana başlık altında toplamak mümkün.

1. Sosyal adalet, konut ve kent politikası

Sosyal adalet ve ekonomik eşitsizlikle mücadeleyi öne çıkaran Eralp, Berlin’de giderek artan kiraları ve dar gelirli kesimlerin kent merkezlerinden uzaklaştırılmasını temel sorunlardan biri olarak görüyor. Kiraların sınırlandırılmasını, kamunun elindeki konut stokunun artırılmasını ve büyük emlak şirketlerine ait konutların toplumsallaştırılmasını savunuyor. Güçlü bir sosyal devlet, uygun fiyatlı toplu taşıma ve herkesin erişebileceği kamusal hizmetler de bu anlayışın temel unsurları arasında.

2. Göç, eşitlik ve çoğulcu toplum

Eralp’in siyasetinin ikinci önemli eksenini “göçmenlerin eşit katılımı, ırkçılıkla mücadele ve toplumsal çoğulculuk” oluşturuyor. Berlin’i, göçün istisna değil kentin kimliğinin doğal bir parçası olduğu bir “dayanışma şehri” olarak görüyor. Mültecilerin insani koşullarda barındırılmasını, göçmen kökenlilerin siyasal ve toplumsal hayata daha güçlü katılımını ve kamu kurumlarındaki ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını savunuyor. Irkçılık, antisemitizm, Müslüman karşıtlığı ve diğer ayrımcılık biçimleriyle mücadeleyi de sosyal adalet politikasının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor.

3. Barış, toplumsal özgürlükler ve demokratik değerler

Üçüncü eksen ise “barış siyaseti, anti-militarizm ve toplumsal özgürlükler”. Eralp, Sol Parti’nin genel çizgisine uygun olarak askerî harcamaların ve silahlanmanın artırılmasına eleştirel yaklaşıyor; uluslararası çatışmalarda diplomasiye daha fazla ağırlık verilmesini savunuyor. Toplumsal alanda ise kadınların, göçmenlerin ve LGBTİ+ bireylerin eşit haklarını ve Berlin’in açık, çoğulcu karakterinin korunmasını savunan bir çizgi izliyor.

Eyalet başbakanı olabilir mi?

Sol Parti, Berlin Eyalet Meclisi’nde en fazla sandalyeye sahip olduğu için Eralp doğal olarak eyalet başbakanlığına en yakın aday konumunda. Ancak bunun için Yeşiller ve SPD ile koalisyon kurması gerekiyor. Üç parti sol yelpazede yer alsa da aralarında önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Örneğin Sol Parti ile SPD arasındaki başlıca gerilim başlıkları emlak şirketlerinin elindeki boş konutların toplumsallaştırılması, kamu müdahalesinin kapsamı ve güvenlik politikaları. Dolayısıyla koalisyon görüşmelerinin çetin geçeceği ve uzlaşmaya varmanın kolay olmayacağı söylenebilir.

Sol Parti ve Eralp öncülüğünde bir koalisyon kurulamaması hâlinde başka seçenekler de mevcut. Örneğin mecliste ikinci büyük gruba sahip olan CDU’nun öncülüğünde, SPD ve Yeşillerin katılımıyla bir koalisyon hükümeti kurulabilir. Bu üç parti mecliste salt çoğunluğa sahip. CDU ile AfD’nin hükümet kurmasına yetecek bir çoğunluk mecliste mevcut değil.

Ancak Eralp’in önündeki zorluklar yalnızca olası koalisyon ortaklarıyla yaşanabilecek görüş ayrılıklarıyla sınırlı değil. İş dünyasının bazı kesimleri de Sol Parti’nin ekonomi ve mülkiyet politikalarına mesafeli yaklaşıyor. Kuşkusuz, Berlin’deki iş çevreleri tek tip bir blok değil, ancak örneğin IHK Berlin, Handwerkskammer ve emlak ve inşaat çevrelerinin Sol Parti ve Eralp’e yaklaşımı belirgin biçimde eleştirel. Eleştirilerin merkezinde ideolojik ya da kişisel özelliklerden çok mülkiyet, konut politikası ve yatırım koşulları bulunuyor. Berlin iş dünyasının temel çekincesi, özel mülkiyete daha güçlü kamu müdahalesinin, büyük konut şirketlerinin toplumsallaştırılmasının, kira düzenlemelerinin ve işletmeler üzerindeki ek mali ve idari yüklerin yatırım ortamını zayıflatabileceği endişesi.

Eralp ve Sol Parti’ye yöneltilen eleştiriler arasında antisemitizm de önemli bir yer tutuyor. Özellikle Berlin-Neukölln örgütünde yaşanan bazı olaylar, SPD ve Yeşiller tarafından olası bir koalisyon öncesinde açıklığa kavuşturulması gereken bir mesele olarak görülüyor. Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster daha da ileri giderek SPD ve Yeşilleri Sol Parti ile koalisyon kurmamaya çağırdı. Yahudi toplumunun önde gelen isimlerinden Nelly Eliasberg ise Jüdische Allgemeine’de yayımlanan yorumunda, sağdaki ırkçılığa karşı olduğu gibi soldaki antisemitizme karşı da bir “güvenlik duvarı” (Brandmauer) oluşturulması gerektiğini savundu.

Seçilmesi durumunda üçlü bir koalisyona başbakanlık yapacak olması, seçim vaatlerini hayata geçirmesini zorlaştıran başlıca unsurlardan biri olacak. İş çevreleriyle gerilim yaşaması da olası. Bunun yanı sıra farklı siyasi kesimlerden yoğun eleştirilerle karşılaşması beklenebilir. Sağ çevreler göçmen kökenini ve sosyalist kimliğini hedef alırken, sol-liberal çevrelerden antisemitizm tartışmaları üzerinden eleştiriler gelebilir, Sol Parti’nin Doğu Almanya’daki otoriter rejimle tarihsel bağları da daha sıkça gündeme getirilebilir. Nitekim bu tartışmaların şimdiden başladığı söylenebilir.

Kısacası Eralp’in asıl sınavı, seçim zaferini farklı siyasi, toplumsal ve ekonomik baskılar altında kalıcı bir yönetim başarısına dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak.

Yaşar Aydın
Yaşar Aydın
Yaşar Aydın - Sosyoloji ve ekonomi dalındaki lisans ve yüksek lisans eğitimini Hamburg ve Lancaster Üniversitelerinde tamamladı. Doktorasını Hamburg Üniversitesi’nden aldı. Uluslararası ilişkiler, jeopolitik, Türk ekonomisi ve dış politikası, milliyetçilik, göç ve diaspora konuları üzerinde çalışan Aydın’ın, bilimsel makaleleri dışında üç telif kitabı bulunuyor. Halen, German Institute for International and Security Affairs (SWP)/ Centre for Applied Turkey Studies (CATS) bölümünde görev yapmakta, Alman ve Türk gazetelerine yorumlar yazmaktadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Elif Eralp: Göçmen, kadın, sosyalist – üç kimlik, bir başarı hikâyesi

Almanya’nın başkenti Berlin’de seçimlerinin galibi Sol Parti’nin lideri Elif Eralp’ın başarısı, Almanya hakkında bize ne anlatıyor? Eralp hangi siyasi ve toplumsal görüşleri savunuyor? Eyalet başbakanlığına giden yolda önünde hangi engeller çıkabilir? Yaşar Aydın yazdı.

Berlin seçimlerinde ipi, oyların yüzde 25,7’sini alarak eyalet meclisinde 47 sandalye kazanan demokratik sosyalist Sol Parti (Almanca: Die Linke) göğüsledi. İkinci sırada yüzde 18,8 oy alan Almanya Hristiyan Demokrat Birliği  (CDU) yer aldı. CDU’yu yüzde 14,3 ile Yeşiller (GRÜNE) ve yüzde 12,1 ile Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) takip etti. Bu üç parti, eyalet meclisinde sırasıyla 34, 26 ve 22 sandalye kazandı. Yükseliş trendindeki radikal sağ, popülist-milliyetçi Almanya İçin Alternatif (AfD), oylarını 7,2 puan artırarak yüzde 16,3’e yükseltti ve eyalet meclisinde 29 sandalye kazandı. Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 4,7 oyla, Hür Demokrat Parti (FDP) ise yüzde 2,5’lik oy oranıyla tarihî bir yenilgi yaşayarak meclis dışında kaldı.

“Tarih yazdık arkadaşlar”

Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp, seçim sonrası kutlamasında “Tarih yazdık arkadaşlar” derken şüphesiz ki abartmıyordu. Sol Parti açısından seçim birkaç bakımdan tarihî nitelikteydi: Parti, Berlin’de ilk kez birinci oldu, ilk kez Türkiye kökenli bir politikacının liderliğinde girdiği seçimde Berlin’de bugüne kadarki en yüksek oy oranına ulaştı. Eralp’in eyalet başbakanı seçilmesi hâlinde Berlin, tarihinde ilk kez göçmen kökenli bir siyasetçi tarafından yönetilecek. Parti ayrıca Berlin’de Almanya genelindeki desteğinin çok üzerine çıktı. Son genel seçimlerde Almanya çapında yüzde 8,8 oy alan Sol Parti’nin desteği, son kamuoyu yoklamalarında yüzde 10-12 bandında seyrediyordu.

Başarıyı getiren etkenlerin başında partinin dinamik bir örgütlenmeye sahip olması, genç seçmenlere ulaşabilmesi ve konut sorunu, işsizlik ve güvencesizlik gibi gündelik yaşamı doğrudan etkileyen konuları güçlü biçimde sahiplenmesi geliyor. Bir diğer etkenin de Eralp’in barış ve anti-militarizm vurgusu olduğu söylenebilir. İleri sürülenin aksine ne partinin ne de Eralp’in çizgisini “Rusya yanlısı” diye nitelemek doğru olur. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısını mahkûm edip Ukrayna’nın egemenliğini savunurken, diğer yandan merkezi hükümetin silahlanma politikasına karşı eleştirel bir tutum benimsediler.

Eralp, İsrail ve Filistin konusunda da İsraillilerin güvenliği ile Filistinlilerin haklarını birlikte vurgulamaya çalıştı. Bir taraftan İsrail hükümetinin Gazze’deki savaş politikasını ve savaş suçlarını sert biçimde eleştirirken, diğer taraftan İsrail’in var olma hakkını savundu. Aynı zamanda Hamas’ın 7 Ekim saldırısını ve sivillere yönelik şiddetini de açıkça kınadı.

Sol Parti ve Eralp’in seçim başarısını anlamak açısından, Berlin’in geleneksel olarak sol eğilimlerin güçlü olduğu bir büyükşehir olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Parti, özellikle gençler ve ilk kez oy kullanan seçmenler arasında güçlü bir performans gösterdi. İlk kez oy kullananların yüzde 38’i partiye oy verirken, 25 yaş altındaki seçmenlerde bu oran yüzde 43’e ulaştı. Aynı zamanda, önceki seçimde Yeşiller ve SPD’ye oy veren önemli sayıda seçmeni kendi tarafına çekerken, daha önce sandığa gitmeyenleri de belirgin ölçüde mobilize etti. Sol Parti, Yeşillerden 57 bin, SPD’den 39 bin ve daha önce oy kullanmayanlardan 75 bin seçmen kazandı.

Bu başarının en görünür yüzü ise kuşkusuz Türkiye kökenli Eralp. Dört milyona yaklaşan nüfusuyla Berlin, hem Türkiye kökenlilerin hem de diğer göçmen toplulukların yoğun olarak yaşadığı kozmopolit bir metropol. Özellikle göçmen nüfusun yoğun olduğu bölgelerde elde edilen güçlü sonuçlarda, Eralp’in adaylığının ve temsil ettiği profilin önemli bir rol oynadığını söylemek mümkün. Eralp’in başarısı, Türkiye kökenli kamuoyunun görünür kesimlerinde büyük ölçüde olumlu karşılandı. Ancak Berlin’deki Türkiye kökenli toplum siyasi olarak son derece heterojen; mevcut veriler, topluluğun tamamının Eralp’i ya da Sol Parti’yi desteklediğini göstermiyor.

Elif Eralp kimdir?

Eralp, 1981’de Münih’te, 12 Eylül darbesinin ardından siyasi nedenlerle Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş bir ailede doğdu. Hamburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı; 2010’dan itibaren Sol Parti’nin Federal Meclis grubunda hukuk politikaları danışmanı olarak çalıştı ve sendikal faaliyetlerde bulundu. Evli ve iki çocuk annesi olan Eralp, 2021’den bu yana Berlin Eyalet Meclisi üyesi ve Berlin Sol Parti örgütünde de çeşitli yönetim görevleri üstlendi.

45 yaşındaki hukukçu, kısa süre öncesine kadar geniş kamuoyunda pek tanınmazken bugün Avrupa’da yükselen yeni sol siyasetin dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi. Nitekim Le Monde, Eralp’i büyük kentlerde güç kazanmaya çalışan radikal solun “yeni yüzü” olarak tanımladı. Berlin’deki bu başarının, Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığı seçimindeki zaferinden bir yıldan kısa süre sonra gelmesi de Eralp ile Mamdani arasında benzetmeler yapılmasına yol açtı.

Yaklaşık üç kuşak, yani 90 yılı aşkın bir süre önce Nasyonal Sosyalistlerin iktidara geldiği Almanya, kısa süre içinde totaliter bir terör rejimine dönüşmüş; İkinci Dünya Savaşı’na, Holokost’a ve Romanlar ile Sintilere yönelik soykırıma sahne olmuştu. Bundan yalnızca bir kuşak kadar önce ise, siyasi elitlerinin önemli bir bölümünün hâlâ “Almanya bir göç ülkesi değildir” anlayışını benimsediği ve vatandaşlık hukukunun büyük ölçüde soy bağı ilkesine dayandığı bir ülkeden söz ediyorduk.

Bugün ise Almanya, göçmen kökenlilerin toplumsal yaşamın hemen her alanında görünür olduğu; millî takım oyuncusu, çok okunan bir yazar, milletvekili, bakan ve hatta eyalet başbakanı olabildiği, daha çoğulcu ve dünyaya açık bir topluma dönüşmüş durumda. Özetle, göçmen kökenli bir kadın ve sosyalist olarak siyasetin merkezine doğru ilerleyen Eralp’in hikâyesi, sadece kişisel bir başarı hikayesi değil, Berlin’in ve Almanya’nın son yıllarda geçirdiği değişimin, dönüşen toplumsal güç dengelerinin ve temsil anlayışının da çarpıcı bir yansıması.

Nasıl bir siyaset, nasıl bir Berlin?

Eralp’in siyasi çizgisi, klasik sol sosyal politika taleplerini göç, eşit yurttaşlık ve çoğulculuk vurgusuyla birleştiriyor. Onun siyaset anlayışını üç ana başlık altında toplamak mümkün.

1. Sosyal adalet, konut ve kent politikası

Sosyal adalet ve ekonomik eşitsizlikle mücadeleyi öne çıkaran Eralp, Berlin’de giderek artan kiraları ve dar gelirli kesimlerin kent merkezlerinden uzaklaştırılmasını temel sorunlardan biri olarak görüyor. Kiraların sınırlandırılmasını, kamunun elindeki konut stokunun artırılmasını ve büyük emlak şirketlerine ait konutların toplumsallaştırılmasını savunuyor. Güçlü bir sosyal devlet, uygun fiyatlı toplu taşıma ve herkesin erişebileceği kamusal hizmetler de bu anlayışın temel unsurları arasında.

2. Göç, eşitlik ve çoğulcu toplum

Eralp’in siyasetinin ikinci önemli eksenini “göçmenlerin eşit katılımı, ırkçılıkla mücadele ve toplumsal çoğulculuk” oluşturuyor. Berlin’i, göçün istisna değil kentin kimliğinin doğal bir parçası olduğu bir “dayanışma şehri” olarak görüyor. Mültecilerin insani koşullarda barındırılmasını, göçmen kökenlilerin siyasal ve toplumsal hayata daha güçlü katılımını ve kamu kurumlarındaki ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını savunuyor. Irkçılık, antisemitizm, Müslüman karşıtlığı ve diğer ayrımcılık biçimleriyle mücadeleyi de sosyal adalet politikasının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor.

3. Barış, toplumsal özgürlükler ve demokratik değerler

Üçüncü eksen ise “barış siyaseti, anti-militarizm ve toplumsal özgürlükler”. Eralp, Sol Parti’nin genel çizgisine uygun olarak askerî harcamaların ve silahlanmanın artırılmasına eleştirel yaklaşıyor; uluslararası çatışmalarda diplomasiye daha fazla ağırlık verilmesini savunuyor. Toplumsal alanda ise kadınların, göçmenlerin ve LGBTİ+ bireylerin eşit haklarını ve Berlin’in açık, çoğulcu karakterinin korunmasını savunan bir çizgi izliyor.

Eyalet başbakanı olabilir mi?

Sol Parti, Berlin Eyalet Meclisi’nde en fazla sandalyeye sahip olduğu için Eralp doğal olarak eyalet başbakanlığına en yakın aday konumunda. Ancak bunun için Yeşiller ve SPD ile koalisyon kurması gerekiyor. Üç parti sol yelpazede yer alsa da aralarında önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Örneğin Sol Parti ile SPD arasındaki başlıca gerilim başlıkları emlak şirketlerinin elindeki boş konutların toplumsallaştırılması, kamu müdahalesinin kapsamı ve güvenlik politikaları. Dolayısıyla koalisyon görüşmelerinin çetin geçeceği ve uzlaşmaya varmanın kolay olmayacağı söylenebilir.

Sol Parti ve Eralp öncülüğünde bir koalisyon kurulamaması hâlinde başka seçenekler de mevcut. Örneğin mecliste ikinci büyük gruba sahip olan CDU’nun öncülüğünde, SPD ve Yeşillerin katılımıyla bir koalisyon hükümeti kurulabilir. Bu üç parti mecliste salt çoğunluğa sahip. CDU ile AfD’nin hükümet kurmasına yetecek bir çoğunluk mecliste mevcut değil.

Ancak Eralp’in önündeki zorluklar yalnızca olası koalisyon ortaklarıyla yaşanabilecek görüş ayrılıklarıyla sınırlı değil. İş dünyasının bazı kesimleri de Sol Parti’nin ekonomi ve mülkiyet politikalarına mesafeli yaklaşıyor. Kuşkusuz, Berlin’deki iş çevreleri tek tip bir blok değil, ancak örneğin IHK Berlin, Handwerkskammer ve emlak ve inşaat çevrelerinin Sol Parti ve Eralp’e yaklaşımı belirgin biçimde eleştirel. Eleştirilerin merkezinde ideolojik ya da kişisel özelliklerden çok mülkiyet, konut politikası ve yatırım koşulları bulunuyor. Berlin iş dünyasının temel çekincesi, özel mülkiyete daha güçlü kamu müdahalesinin, büyük konut şirketlerinin toplumsallaştırılmasının, kira düzenlemelerinin ve işletmeler üzerindeki ek mali ve idari yüklerin yatırım ortamını zayıflatabileceği endişesi.

Eralp ve Sol Parti’ye yöneltilen eleştiriler arasında antisemitizm de önemli bir yer tutuyor. Özellikle Berlin-Neukölln örgütünde yaşanan bazı olaylar, SPD ve Yeşiller tarafından olası bir koalisyon öncesinde açıklığa kavuşturulması gereken bir mesele olarak görülüyor. Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster daha da ileri giderek SPD ve Yeşilleri Sol Parti ile koalisyon kurmamaya çağırdı. Yahudi toplumunun önde gelen isimlerinden Nelly Eliasberg ise Jüdische Allgemeine’de yayımlanan yorumunda, sağdaki ırkçılığa karşı olduğu gibi soldaki antisemitizme karşı da bir “güvenlik duvarı” (Brandmauer) oluşturulması gerektiğini savundu.

Seçilmesi durumunda üçlü bir koalisyona başbakanlık yapacak olması, seçim vaatlerini hayata geçirmesini zorlaştıran başlıca unsurlardan biri olacak. İş çevreleriyle gerilim yaşaması da olası. Bunun yanı sıra farklı siyasi kesimlerden yoğun eleştirilerle karşılaşması beklenebilir. Sağ çevreler göçmen kökenini ve sosyalist kimliğini hedef alırken, sol-liberal çevrelerden antisemitizm tartışmaları üzerinden eleştiriler gelebilir, Sol Parti’nin Doğu Almanya’daki otoriter rejimle tarihsel bağları da daha sıkça gündeme getirilebilir. Nitekim bu tartışmaların şimdiden başladığı söylenebilir.

Kısacası Eralp’in asıl sınavı, seçim zaferini farklı siyasi, toplumsal ve ekonomik baskılar altında kalıcı bir yönetim başarısına dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak.

Yaşar Aydın
Yaşar Aydın
Yaşar Aydın - Sosyoloji ve ekonomi dalındaki lisans ve yüksek lisans eğitimini Hamburg ve Lancaster Üniversitelerinde tamamladı. Doktorasını Hamburg Üniversitesi’nden aldı. Uluslararası ilişkiler, jeopolitik, Türk ekonomisi ve dış politikası, milliyetçilik, göç ve diaspora konuları üzerinde çalışan Aydın’ın, bilimsel makaleleri dışında üç telif kitabı bulunuyor. Halen, German Institute for International and Security Affairs (SWP)/ Centre for Applied Turkey Studies (CATS) bölümünde görev yapmakta, Alman ve Türk gazetelerine yorumlar yazmaktadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x