Güney Kore nasıl kalkındı?

Savaştan çıkmış, yoksul ve dış yardıma bağımlı Güney Kore birkaç on yılda nasıl dünyanın önde gelen sanayi ve teknoloji ekonomilerinden birine dönüştü? Devlet, özel şirketleri ve finans kaynaklarını hangi araçlarla yönlendirdi? Samsung, Hyundai ve LG gibi devlerin yükselişinde kalkınmacı devlet modelinin payı neydi? Kore deneyiminden gelişmekte olan ülkeler hangi dersleri çıkarabilir? Prof. Ali Akkemik yazdı.

Güney Kore (bundan sonra kısaca ‘Kore’ olarak ifade edeceğiz) dünyanın önde gelen sanayi ve teknoloji ekonomilerinden biri ve yarı iletkenler, elektronik ve otomotiv gibi sektörlerde önemli üretim kapasitesine sahip. Fakat bu ekonomik başarı, ülkenin tarihsel başlangıç koşulları düşünüldüğünde oldukça dikkat çekici. 1950’lerde Kore, savaştan çıkmış, sanayi altyapısı zayıf ve dış yardıma bağımlı yoksul bir tarım ekonomisiydi. Sadece bir nesil içinde gelişmiş bir sanayi ekonomisine dönüşmesi, modern ekonomik kalkınmanın en önemli örneklerinden biridir.

Kore’nin kalkınma deneyimi, ekonomik kalkınmada devletin rolünü anlamak için de önemli. Ülkenin sanayileşmesi serbest piyasanın kendiliğinden işleyişiyle gerçekleşmedi. Hükümet özel şirketlere ve sanayilere müdahale ederek, kaynakları belirli sektörlere yönlendirdi ve sanayileşmeyi teşvik etti. Bu nedenle kalkınmacı devlet (developmental state) modelinin en başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Savaşın ardından kalkınma arayışı

Kore Yarımadası, 1910-1945 yılları arasında Japon yönetimi altında kaldı ve sonrasında ikiye bölündü. 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı ülkenin ekonomik altyapısını büyük ölçüde tahrip etti. Sanayi tesislerinin önemli kısmı kuzeyde bulunduğundan, savaş sonrasında Kore’nin elinde çok az sanayi tesisi kalmıştı.

1950’li yıllarda Kore ekonomisi büyük ölçüde ABD yardımlarına dayanıyordu. Hükümet bu dönemde ithal ikameci bir sanayileşme politikası uyguladı. Özellikle tekstil ve gıda gibi hafif sanayiler gümrük vergileri ve ithalat kısıtlamalarıyla korundu. Fakat ekonomik toparlanma yavaştı. Yolsuzluk ve kaynakların verimsiz kullanımı sanayi yatırımlarını sınırlandırmıştı.

Bununla birlikte, bu dönemde sonraki sanayileşme sürecine katkıda bulunacak önemli gelişmeler yaşandı. Eğitim düzeyi yükseldi ve toprak reformları ile geleneksel toprak sahibi sınıfın ekonomik gücü azaldı. Ayrıca ABD’de eğitim gören çok sayıda Koreli, ülkelerine döndüklerinde girişimci veya bürokrat olarak görev aldı. Dolayısıyla 1950’li yıllarda hızlı ekonomik büyüme henüz başlamamış, ancak sonraki sanayileşmenin temelleri atılmıştı.

İhracata dayalı sanayileşme ve kalkınmacı devlet

Kore’nin ekonomik kalkınmasındaki önemli dönüm noktalarından biri, General Park Chung-hee’nin 1961 yılında askeri darbeyle iktidara gelmesiydi. Park yönetimi 1979 yılına kadar sürdü. Bu dönem, otoriter siyasi yönetim ile hızlı ekonomik kalkınmanın bir arada yaşandığı bir dönem oldu.

“Kalkınmacı diktatör” olarak nitelenen Park Chung-hee’nin temel hedeflerinden biri, Kuzey Kore karşısında ekonomik ve askerî açıdan güçlü bir devlet oluşturmaktı. Bu nedenle ekonomik bağımsızlığa ve sanayileşmeye büyük önem verdi. Fakat 1950’li yılların ithal ikameci politikaları ülkenin ihtiyaç duyduğu büyümeyi ve döviz gelirlerini sağlayamamıştı. Kore’nin sınırlı iç pazarı da büyük ölçekli sanayi yatırımlarını zorlaştırıyordu. Bu koşullar altında hükümet, 1961 sonrasında bu politikayı terk ederek ihracata dayalı sanayileşme stratejisini benimsedi. Bunun için Ekonomik Planlama Kurulu kuruldu ve 1962 yılından itibaren beş yıllık kalkınma planları uygulamaya konuldu. Hükümetin en önemli araçlarından biri finans sektörünün kontrolüydü. Bankalar millileştirildi ve kredi tahsisi hükümetin ekonomik planları doğrultusunda yapılmaya başlandı. İhracat yapan şirketlere düşük faizli krediler, vergi muafiyetleri ve çeşitli teşvikler sağlandı. Böylece hükümet, özel sektörün yatırım kararlarını etkileyerek kaynakları öncelikli gördüğü sanayilere aktardı. Bu strateji kısa sürede olumlu sonuçlar verdi. Tekstil ve giyim gibi hafif sanayilerde üretim ve ihracat hızla arttı. Hükümet, ihracat faaliyetlerini destekledi ve Kore ekonomisi hızla büyüdü.

Bu dönemde özel sektör ile devlet arasındaki ilişkiler de şekillendi. Hükümet chaebol olarak adlandırılan büyük aile şirketleriyle yakın işbirliği geliştirdi. Samsung, Hyundai ve LG gibi şirketler, devletin sağladığı krediler ve teşviklerden önemli ölçüde yararlandı. Ama bu destekler koşulsuz değildi. Şirketlerin ihracat hedeflerine ulaşması ve hükümetin kalkınma planlarına uygun hareket etmesi şarttı. Ekonomi bürokratları da şirketlerin performansını yakından takip ettiler.

1960’lı yıllardaki bu model, Kore’nin sanayi altyapısını oluşturdu ve ihracat gelirlerini artırdı. Fakat ekonomik büyüme hızlandıkça yeni bir sorun ortaya çıktı. Kore basit hafif sanayi ürünlerinin ihracatına dayanarak gelişmiş ekonomilerle arasındaki farkı kapatamazdı. Ayrıca Kuzey Kore ile yaşanan askeri gerilimler, savunma sanayisini geliştirme ihtiyacını artırdı. Bu nedenle 1970’li yıllarda hükümet, sanayi politikasını ileri bir aşamaya taşıdı.

Ağır sanayi hamlesi

1960’lı yıllarda ihracata dayalı sanayileşme büyük ölçüde hafif sanayilere odaklanmıştı. 1970’li yılların başında ise hükümet, üretimin yapısını değiştirmeyi ve daha yüksek katma değerli sektörlere geçmeyi hedefledi. Kuzey Kore ile yaşanan askeri gerilimler ve ABD’nin Güney Kore’deki askerlerini büyük oranda azaltma kararı da bunda etkili oldu.

Bu koşullar altında, Park 1973 yılında meşhur Ağır ve Kimya Sanayileri Hamlesi’ni (Heavy and Chemical Industrialization) başlattı. Çelik, makine, gemi inşası, metal ve elektronik gibi sektörlerin geliştirilmesi hedeflendi. Hükümet bu sektörlere düşük faizli krediler, vergi avantajları ve kamu fonları sağladı. Yabancı kaynaklardan sağlanan krediler de stratejik yatırımlarda kullanıldı.

Bu politikanın önemli örneklerinden biri, 1968 yılında bir kamu işletmesi olarak kurulan POSCO çelik fabrikasıdır. Dünya Bankası bu yatırım için kredi vermeyi uygun görmedi, ama Japonya’dan gerekli finansman ve teknik yardım sağlandı. POSCO, kısa sürede uluslararası ölçekte önemli bir çelik üreticisine dönüştü.

Ağır sanayi hamlesi sayesinde Kore’nin sanayi yapısı önemli ölçüde değişti. Daha önce hafif sanayi ürünleri ihracatta ağırlıklı bir konumdayken, çelik, gemi, makine ve elektronik ürünlerinin payı giderek arttı. Böylece ülke, sonraki yıllarda daha ileri teknolojiye dayalı üretim yapabilmek için gerekli sanayi altyapısını oluşturdu.

Fakat bu politikanın önemli maliyetleri de vardı. Ağır sanayi yatırımları büyük miktarda borçlanmayı gerektiriyordu. Ayrıca bazı sektörlere aşırı kaynak aktarılması ekonomide kaynak dağılımında dengesizliği beraberinde getirdi. 1979 yılında Park’ın bir suikastla öldürülmesiyle bu dönem sona erdi. Yeni yönetim, ağır sanayi politikasını gözden geçirdi ve ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla bazı reformlar gerçekleştirdi. Ama ağır sanayi yatırımlarıyla oluşturulan üretim kapasitesi ortadan kalkmadı. Aksine, çelik, makine, elektronik ve diğer sanayi kollarında oluşan altyapı, sonraki dönemde teknolojik dönüşümün temelini oluşturdu.

Teknolojik dönüşüm ve küresel rekabet

1980’li yıllarda Kore’nin sanayi politikasının öncelikleri teknoloji-yoğun sektörlere kaydı. Hükümet, ağır sanayi yatırımlarının sağladığı üretim kapasitesini daha ileri teknolojilere taşıdı. Elektronik, bilgisayar, yarı iletkenler ve otomotiv gibi sektörlere destekler artırıldı. Böylece sanayi politikası, üretim kapasitesini genişletmekten teknolojik yetkinliği geliştirmeye doğru evrildi.

Bu dönemde hükümet, KAIST ve ETRI gibi kurumlar ile Ar-Ge faaliyetlerini teşvik etti. Özel şirketler de teknolojik kapasitelerini geliştirdi. Samsung ve LG, başlangıçta yabancı şirketlerin teknoloji ve üretim süreçlerinden yararlanırken zaman içinde kendi Ar-Ge faaliyetlerine yatırım yaptı. Böylece yarı iletkenler ve elektronikte uluslararası rekabet gücü kazandılar. Kore’nin Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı 1973 yılında %0,5 iken 1990 yılında %2’ye yükseldi (2024 yılında ise bu oran yüzde 5,1’e yükselmiş ve Kore, İsrail’in ardından ikinci sırada yer almıştır).

Bu dönüşüm ihracat yapısına da yansıdı. Otomobil, gemi, elektronik ve yarı iletkenler ihracatta giderek daha büyük pay aldı. Kore, düşük maliyetli işgücüne dayanan üretim modelinden teknoloji ve bilgi yoğun üretime ilerledi.

Ekonomik yapıdaki bu değişim, siyasi ve toplumsal dönüşümü de beraberinde getirdi. 1987 yılından sonra demokratikleşme süreci hızlandı. İşçi hareketleri ve sendikalar güçlendi. Aynı zamanda, chaebol’ler ekonomik güçlerini artırarak hükümet üzerindeki etkilerini genişletti. Başlangıçta devletin yönlendirmesiyle büyüyen bu şirketler, zamanla devletin kontrol etmekte zorlandığı büyük sermaye gruplarına dönüştü. Böylece kalkınmacı devlet modelinin başarıya ulaşmasında önemli rol oynayan devlet-şirket ilişkileri, yeni sorunlar yarattı.

1997 krizi ve yeniden yapılanma

1997-1998 Asya Finans Krizi, Kore’nin kalkınma modelindeki sorunları görünür hale getirdi. Kriz öncesinde büyük şirketler yüksek miktarda borçla yatırım yapıyordu. Bazı şirketlerin borçlarının öz sermayelerine oranı yüzde 600 gibi yüksek seviyelerdeydi. Finans sektöründeki sorunlar şirketleri de etkiledi ve Kore, IMF’den yaklaşık 60 milyar dolar yardım almak zorunda kaldı. IMF’den borç almak milli gurura o kadar dokundu ki Kore’de bu krize hâlâ “IMF Krizi” deniyor.

Kriz sonrasında finans sektörü yeniden yapılandırıldı, sorunlu krediler tasfiye edildi ve şirketlerin kurumsal yönetim yapıları iyileştirildi. Ekonomi neoliberal bir yapıya kavuşurken yüksek teknoloji sektörlerine yönelik yatırımlar da teşvik edildi. Kore ekonomisi kısa sürede toparlandı. Ama kriz, önceki dönemde devlet desteğiyle büyüyen büyük şirketlerin finansal denetim ve kurumsal yönetim açısından ciddi sorunlar taşıdığını da ortaya koydu. Sonraki yıllarda Samsung, Hyundai ve LG gibi şirketler küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaştı. Yarı iletkenler, cep telefonu, televizyon ve otomobil Kore’nin başlıca ihracat ürünleri haline geldi; robotik gibi yeni teknolojilerde de önemli ilerlemeler kaydedildi. Kültür endüstrileri de küresel ölçekte büyüdü. Bu yıllarda başlayan K-Pop, Kore dizileri ve filmleri, yani Hallyu olarak adlandırılan Kore kültür dalgası, ülkenin uluslararası görünürlüğünü artırdı.

Kore deneyiminden hangi dersleri çıkarabiliriz?

Kore’nin kalkınma deneyimi, ekonomik kalkınmada devletin rolü hakkında dersler sunuyor. Öncelikle, gelişmekte olan ülkeler için sanayileşmenin yalnızca piyasa mekanizmasına bırakılmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Kore hükümeti, uzun vadeli hedefleri doğrultusunda belirli sektörleri destekledi, finansal kaynakları bu sektörlere yönlendirdi ve özel şirketlerin yatırım kararlarını etkiledi.

İkinci önemli ders, devlet desteğinin performans kriterlerine bağlanmasıdır. Kore’de şirketlere sağlanan düşük faizli krediler ve diğer teşvikler, ihracat hedefleri ve üretim performansıyla ilişkilendirildi. Böylece devlet, özel şirketlerin büyümesini desteklerken onların ekonomik performansını da değerlendirdi.

Üçüncü olarak, teknolojik gelişme uzun vadeli bir süreçtir. Kore başlangıçta düşük teknolojili ürünler üretirken zamanla ağır sanayiye, ardından ileri teknoloji sektörlerine yöneldi. Bu dönüşüm yalnızca sermaye yatırımlarıyla değil, eğitim, araştırma kurumları ve teknolojik bilgi birikiminin geliştirilmesiyle mümkün oldu.

Bununla birlikte Kore modelinin önemli sorunları vardı. Otoriter yönetim, işçi haklarının kısıtlanması, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve büyük holdinglerin ekonomik ve siyasi gücü bunların başında geldi. Ekonomik gücün belirli büyük şirketler etrafında yoğunlaşması da rekabet açısından kalıcı sorunlar yaratmayı sürdürüyor.

Sonuç olarak Kore’nin başarısı, devletin ekonomik kalkınmada aktif bir rol üstlenmesinin önemini gösteriyor. Fakat bu deneyim, her ülkenin aynı politikaları uygulayarak benzer sonuçlara ulaşabileceği anlamına gelmez. Kore’nin başarısında güçlü bir bürokrasi, eğitimli işgücü, uzun vadeli sanayi stratejisi ve özel sektörle kurulan ilişkiler etkili oldu. Bu deneyimden çıkarılabilecek en önemli ders, kalkınmanın yalnızca piyasa ekonomisiyle değil, üretim kapasitesi ve teknolojik yetkinliği geliştirmeye yönelik uzun vadeli bir stratejiyle mümkün olduğudur.

Kaynaklar:

·   K. Ali Akkemik, Doğu Asya’da Ekonomik Kalkınma ve Sanayileşmenin Politik Ekonomisi,   Efil Yayınevi, 2025.

·   Alice H. Amsden, Asia’s Next Giant: South Korea and Late Industrialization, Oxford University Press, 1989.

·  https://www.korea.net/NewsFocus/Sci-Tech/view?articleId=299292

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Kasım 2026’da yayımlanmıştır.

K. Ali Akkemik
K. Ali Akkemik
K. Ali Akkemik Fukuoka Üniversitesi (Japonya) Ticaret Fakültesi Dış Ticaret Bölümü'nde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde (1999), doktorasını ise Nagoya Üniversitesi’nde (Japonya) uluslararası kalkınma alanında tamamladı (2006). Akademik çalışmalarında kalkınma ekonomisi, sanayi politikası, Asya ekonomileri ve özellikle Japon ekonomisi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bunun yanı sıra, hesaplanabilir genel denge modelleri ile davranışsal ve deneysel iktisat üzerine de çalışmalar yürütmektedir. Daha önce Yamaguchi, Kadir Has ve Başkent üniversitelerinde görev yapmıştır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Güney Kore nasıl kalkındı?

Savaştan çıkmış, yoksul ve dış yardıma bağımlı Güney Kore birkaç on yılda nasıl dünyanın önde gelen sanayi ve teknoloji ekonomilerinden birine dönüştü? Devlet, özel şirketleri ve finans kaynaklarını hangi araçlarla yönlendirdi? Samsung, Hyundai ve LG gibi devlerin yükselişinde kalkınmacı devlet modelinin payı neydi? Kore deneyiminden gelişmekte olan ülkeler hangi dersleri çıkarabilir? Prof. Ali Akkemik yazdı.

Güney Kore (bundan sonra kısaca ‘Kore’ olarak ifade edeceğiz) dünyanın önde gelen sanayi ve teknoloji ekonomilerinden biri ve yarı iletkenler, elektronik ve otomotiv gibi sektörlerde önemli üretim kapasitesine sahip. Fakat bu ekonomik başarı, ülkenin tarihsel başlangıç koşulları düşünüldüğünde oldukça dikkat çekici. 1950’lerde Kore, savaştan çıkmış, sanayi altyapısı zayıf ve dış yardıma bağımlı yoksul bir tarım ekonomisiydi. Sadece bir nesil içinde gelişmiş bir sanayi ekonomisine dönüşmesi, modern ekonomik kalkınmanın en önemli örneklerinden biridir.

Kore’nin kalkınma deneyimi, ekonomik kalkınmada devletin rolünü anlamak için de önemli. Ülkenin sanayileşmesi serbest piyasanın kendiliğinden işleyişiyle gerçekleşmedi. Hükümet özel şirketlere ve sanayilere müdahale ederek, kaynakları belirli sektörlere yönlendirdi ve sanayileşmeyi teşvik etti. Bu nedenle kalkınmacı devlet (developmental state) modelinin en başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Savaşın ardından kalkınma arayışı

Kore Yarımadası, 1910-1945 yılları arasında Japon yönetimi altında kaldı ve sonrasında ikiye bölündü. 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı ülkenin ekonomik altyapısını büyük ölçüde tahrip etti. Sanayi tesislerinin önemli kısmı kuzeyde bulunduğundan, savaş sonrasında Kore’nin elinde çok az sanayi tesisi kalmıştı.

1950’li yıllarda Kore ekonomisi büyük ölçüde ABD yardımlarına dayanıyordu. Hükümet bu dönemde ithal ikameci bir sanayileşme politikası uyguladı. Özellikle tekstil ve gıda gibi hafif sanayiler gümrük vergileri ve ithalat kısıtlamalarıyla korundu. Fakat ekonomik toparlanma yavaştı. Yolsuzluk ve kaynakların verimsiz kullanımı sanayi yatırımlarını sınırlandırmıştı.

Bununla birlikte, bu dönemde sonraki sanayileşme sürecine katkıda bulunacak önemli gelişmeler yaşandı. Eğitim düzeyi yükseldi ve toprak reformları ile geleneksel toprak sahibi sınıfın ekonomik gücü azaldı. Ayrıca ABD’de eğitim gören çok sayıda Koreli, ülkelerine döndüklerinde girişimci veya bürokrat olarak görev aldı. Dolayısıyla 1950’li yıllarda hızlı ekonomik büyüme henüz başlamamış, ancak sonraki sanayileşmenin temelleri atılmıştı.

İhracata dayalı sanayileşme ve kalkınmacı devlet

Kore’nin ekonomik kalkınmasındaki önemli dönüm noktalarından biri, General Park Chung-hee’nin 1961 yılında askeri darbeyle iktidara gelmesiydi. Park yönetimi 1979 yılına kadar sürdü. Bu dönem, otoriter siyasi yönetim ile hızlı ekonomik kalkınmanın bir arada yaşandığı bir dönem oldu.

“Kalkınmacı diktatör” olarak nitelenen Park Chung-hee’nin temel hedeflerinden biri, Kuzey Kore karşısında ekonomik ve askerî açıdan güçlü bir devlet oluşturmaktı. Bu nedenle ekonomik bağımsızlığa ve sanayileşmeye büyük önem verdi. Fakat 1950’li yılların ithal ikameci politikaları ülkenin ihtiyaç duyduğu büyümeyi ve döviz gelirlerini sağlayamamıştı. Kore’nin sınırlı iç pazarı da büyük ölçekli sanayi yatırımlarını zorlaştırıyordu. Bu koşullar altında hükümet, 1961 sonrasında bu politikayı terk ederek ihracata dayalı sanayileşme stratejisini benimsedi. Bunun için Ekonomik Planlama Kurulu kuruldu ve 1962 yılından itibaren beş yıllık kalkınma planları uygulamaya konuldu. Hükümetin en önemli araçlarından biri finans sektörünün kontrolüydü. Bankalar millileştirildi ve kredi tahsisi hükümetin ekonomik planları doğrultusunda yapılmaya başlandı. İhracat yapan şirketlere düşük faizli krediler, vergi muafiyetleri ve çeşitli teşvikler sağlandı. Böylece hükümet, özel sektörün yatırım kararlarını etkileyerek kaynakları öncelikli gördüğü sanayilere aktardı. Bu strateji kısa sürede olumlu sonuçlar verdi. Tekstil ve giyim gibi hafif sanayilerde üretim ve ihracat hızla arttı. Hükümet, ihracat faaliyetlerini destekledi ve Kore ekonomisi hızla büyüdü.

Bu dönemde özel sektör ile devlet arasındaki ilişkiler de şekillendi. Hükümet chaebol olarak adlandırılan büyük aile şirketleriyle yakın işbirliği geliştirdi. Samsung, Hyundai ve LG gibi şirketler, devletin sağladığı krediler ve teşviklerden önemli ölçüde yararlandı. Ama bu destekler koşulsuz değildi. Şirketlerin ihracat hedeflerine ulaşması ve hükümetin kalkınma planlarına uygun hareket etmesi şarttı. Ekonomi bürokratları da şirketlerin performansını yakından takip ettiler.

1960’lı yıllardaki bu model, Kore’nin sanayi altyapısını oluşturdu ve ihracat gelirlerini artırdı. Fakat ekonomik büyüme hızlandıkça yeni bir sorun ortaya çıktı. Kore basit hafif sanayi ürünlerinin ihracatına dayanarak gelişmiş ekonomilerle arasındaki farkı kapatamazdı. Ayrıca Kuzey Kore ile yaşanan askeri gerilimler, savunma sanayisini geliştirme ihtiyacını artırdı. Bu nedenle 1970’li yıllarda hükümet, sanayi politikasını ileri bir aşamaya taşıdı.

Ağır sanayi hamlesi

1960’lı yıllarda ihracata dayalı sanayileşme büyük ölçüde hafif sanayilere odaklanmıştı. 1970’li yılların başında ise hükümet, üretimin yapısını değiştirmeyi ve daha yüksek katma değerli sektörlere geçmeyi hedefledi. Kuzey Kore ile yaşanan askeri gerilimler ve ABD’nin Güney Kore’deki askerlerini büyük oranda azaltma kararı da bunda etkili oldu.

Bu koşullar altında, Park 1973 yılında meşhur Ağır ve Kimya Sanayileri Hamlesi’ni (Heavy and Chemical Industrialization) başlattı. Çelik, makine, gemi inşası, metal ve elektronik gibi sektörlerin geliştirilmesi hedeflendi. Hükümet bu sektörlere düşük faizli krediler, vergi avantajları ve kamu fonları sağladı. Yabancı kaynaklardan sağlanan krediler de stratejik yatırımlarda kullanıldı.

Bu politikanın önemli örneklerinden biri, 1968 yılında bir kamu işletmesi olarak kurulan POSCO çelik fabrikasıdır. Dünya Bankası bu yatırım için kredi vermeyi uygun görmedi, ama Japonya’dan gerekli finansman ve teknik yardım sağlandı. POSCO, kısa sürede uluslararası ölçekte önemli bir çelik üreticisine dönüştü.

Ağır sanayi hamlesi sayesinde Kore’nin sanayi yapısı önemli ölçüde değişti. Daha önce hafif sanayi ürünleri ihracatta ağırlıklı bir konumdayken, çelik, gemi, makine ve elektronik ürünlerinin payı giderek arttı. Böylece ülke, sonraki yıllarda daha ileri teknolojiye dayalı üretim yapabilmek için gerekli sanayi altyapısını oluşturdu.

Fakat bu politikanın önemli maliyetleri de vardı. Ağır sanayi yatırımları büyük miktarda borçlanmayı gerektiriyordu. Ayrıca bazı sektörlere aşırı kaynak aktarılması ekonomide kaynak dağılımında dengesizliği beraberinde getirdi. 1979 yılında Park’ın bir suikastla öldürülmesiyle bu dönem sona erdi. Yeni yönetim, ağır sanayi politikasını gözden geçirdi ve ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla bazı reformlar gerçekleştirdi. Ama ağır sanayi yatırımlarıyla oluşturulan üretim kapasitesi ortadan kalkmadı. Aksine, çelik, makine, elektronik ve diğer sanayi kollarında oluşan altyapı, sonraki dönemde teknolojik dönüşümün temelini oluşturdu.

Teknolojik dönüşüm ve küresel rekabet

1980’li yıllarda Kore’nin sanayi politikasının öncelikleri teknoloji-yoğun sektörlere kaydı. Hükümet, ağır sanayi yatırımlarının sağladığı üretim kapasitesini daha ileri teknolojilere taşıdı. Elektronik, bilgisayar, yarı iletkenler ve otomotiv gibi sektörlere destekler artırıldı. Böylece sanayi politikası, üretim kapasitesini genişletmekten teknolojik yetkinliği geliştirmeye doğru evrildi.

Bu dönemde hükümet, KAIST ve ETRI gibi kurumlar ile Ar-Ge faaliyetlerini teşvik etti. Özel şirketler de teknolojik kapasitelerini geliştirdi. Samsung ve LG, başlangıçta yabancı şirketlerin teknoloji ve üretim süreçlerinden yararlanırken zaman içinde kendi Ar-Ge faaliyetlerine yatırım yaptı. Böylece yarı iletkenler ve elektronikte uluslararası rekabet gücü kazandılar. Kore’nin Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı 1973 yılında %0,5 iken 1990 yılında %2’ye yükseldi (2024 yılında ise bu oran yüzde 5,1’e yükselmiş ve Kore, İsrail’in ardından ikinci sırada yer almıştır).

Bu dönüşüm ihracat yapısına da yansıdı. Otomobil, gemi, elektronik ve yarı iletkenler ihracatta giderek daha büyük pay aldı. Kore, düşük maliyetli işgücüne dayanan üretim modelinden teknoloji ve bilgi yoğun üretime ilerledi.

Ekonomik yapıdaki bu değişim, siyasi ve toplumsal dönüşümü de beraberinde getirdi. 1987 yılından sonra demokratikleşme süreci hızlandı. İşçi hareketleri ve sendikalar güçlendi. Aynı zamanda, chaebol’ler ekonomik güçlerini artırarak hükümet üzerindeki etkilerini genişletti. Başlangıçta devletin yönlendirmesiyle büyüyen bu şirketler, zamanla devletin kontrol etmekte zorlandığı büyük sermaye gruplarına dönüştü. Böylece kalkınmacı devlet modelinin başarıya ulaşmasında önemli rol oynayan devlet-şirket ilişkileri, yeni sorunlar yarattı.

1997 krizi ve yeniden yapılanma

1997-1998 Asya Finans Krizi, Kore’nin kalkınma modelindeki sorunları görünür hale getirdi. Kriz öncesinde büyük şirketler yüksek miktarda borçla yatırım yapıyordu. Bazı şirketlerin borçlarının öz sermayelerine oranı yüzde 600 gibi yüksek seviyelerdeydi. Finans sektöründeki sorunlar şirketleri de etkiledi ve Kore, IMF’den yaklaşık 60 milyar dolar yardım almak zorunda kaldı. IMF’den borç almak milli gurura o kadar dokundu ki Kore’de bu krize hâlâ “IMF Krizi” deniyor.

Kriz sonrasında finans sektörü yeniden yapılandırıldı, sorunlu krediler tasfiye edildi ve şirketlerin kurumsal yönetim yapıları iyileştirildi. Ekonomi neoliberal bir yapıya kavuşurken yüksek teknoloji sektörlerine yönelik yatırımlar da teşvik edildi. Kore ekonomisi kısa sürede toparlandı. Ama kriz, önceki dönemde devlet desteğiyle büyüyen büyük şirketlerin finansal denetim ve kurumsal yönetim açısından ciddi sorunlar taşıdığını da ortaya koydu. Sonraki yıllarda Samsung, Hyundai ve LG gibi şirketler küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaştı. Yarı iletkenler, cep telefonu, televizyon ve otomobil Kore’nin başlıca ihracat ürünleri haline geldi; robotik gibi yeni teknolojilerde de önemli ilerlemeler kaydedildi. Kültür endüstrileri de küresel ölçekte büyüdü. Bu yıllarda başlayan K-Pop, Kore dizileri ve filmleri, yani Hallyu olarak adlandırılan Kore kültür dalgası, ülkenin uluslararası görünürlüğünü artırdı.

Kore deneyiminden hangi dersleri çıkarabiliriz?

Kore’nin kalkınma deneyimi, ekonomik kalkınmada devletin rolü hakkında dersler sunuyor. Öncelikle, gelişmekte olan ülkeler için sanayileşmenin yalnızca piyasa mekanizmasına bırakılmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Kore hükümeti, uzun vadeli hedefleri doğrultusunda belirli sektörleri destekledi, finansal kaynakları bu sektörlere yönlendirdi ve özel şirketlerin yatırım kararlarını etkiledi.

İkinci önemli ders, devlet desteğinin performans kriterlerine bağlanmasıdır. Kore’de şirketlere sağlanan düşük faizli krediler ve diğer teşvikler, ihracat hedefleri ve üretim performansıyla ilişkilendirildi. Böylece devlet, özel şirketlerin büyümesini desteklerken onların ekonomik performansını da değerlendirdi.

Üçüncü olarak, teknolojik gelişme uzun vadeli bir süreçtir. Kore başlangıçta düşük teknolojili ürünler üretirken zamanla ağır sanayiye, ardından ileri teknoloji sektörlerine yöneldi. Bu dönüşüm yalnızca sermaye yatırımlarıyla değil, eğitim, araştırma kurumları ve teknolojik bilgi birikiminin geliştirilmesiyle mümkün oldu.

Bununla birlikte Kore modelinin önemli sorunları vardı. Otoriter yönetim, işçi haklarının kısıtlanması, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve büyük holdinglerin ekonomik ve siyasi gücü bunların başında geldi. Ekonomik gücün belirli büyük şirketler etrafında yoğunlaşması da rekabet açısından kalıcı sorunlar yaratmayı sürdürüyor.

Sonuç olarak Kore’nin başarısı, devletin ekonomik kalkınmada aktif bir rol üstlenmesinin önemini gösteriyor. Fakat bu deneyim, her ülkenin aynı politikaları uygulayarak benzer sonuçlara ulaşabileceği anlamına gelmez. Kore’nin başarısında güçlü bir bürokrasi, eğitimli işgücü, uzun vadeli sanayi stratejisi ve özel sektörle kurulan ilişkiler etkili oldu. Bu deneyimden çıkarılabilecek en önemli ders, kalkınmanın yalnızca piyasa ekonomisiyle değil, üretim kapasitesi ve teknolojik yetkinliği geliştirmeye yönelik uzun vadeli bir stratejiyle mümkün olduğudur.

Kaynaklar:

·   K. Ali Akkemik, Doğu Asya’da Ekonomik Kalkınma ve Sanayileşmenin Politik Ekonomisi,   Efil Yayınevi, 2025.

·   Alice H. Amsden, Asia’s Next Giant: South Korea and Late Industrialization, Oxford University Press, 1989.

·  https://www.korea.net/NewsFocus/Sci-Tech/view?articleId=299292

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Kasım 2026’da yayımlanmıştır.

K. Ali Akkemik
K. Ali Akkemik
K. Ali Akkemik Fukuoka Üniversitesi (Japonya) Ticaret Fakültesi Dış Ticaret Bölümü'nde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde (1999), doktorasını ise Nagoya Üniversitesi’nde (Japonya) uluslararası kalkınma alanında tamamladı (2006). Akademik çalışmalarında kalkınma ekonomisi, sanayi politikası, Asya ekonomileri ve özellikle Japon ekonomisi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bunun yanı sıra, hesaplanabilir genel denge modelleri ile davranışsal ve deneysel iktisat üzerine de çalışmalar yürütmektedir. Daha önce Yamaguchi, Kadir Has ve Başkent üniversitelerinde görev yapmıştır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x