İran savaşı bitmek bilmiyor. ABD ve İsrail’in orantısız saldırılarına yanıt vermeyi başardığı gibi karşı saldırılar gerçekleştiren İran neden gerilimi sürdürmeye niyetli görünüyor?
Texas A&M Üniversitesi Bush School’da uluslararası ilişkiler doçenti olarak görev yapan, aynı zamanda Religious Statecraft: The Politics of Islam in Iran (Dinî Devlet Yönetimi: İran’da İslam Siyaseti)) adlı kitabın yazarı olan Mohammad Ayatollahi Tabaar, Foreign Affairs dergisindeki makalesinde İran’ın ana stratejisinin ABD’yi Orta Doğu’dan tamamen çıkarmak olduğunu ileri sürüyor.
Yazısından öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
Savaş İran’ı neden daha da sertleştirdi?
“Görünüşe göre İran İslam Cumhuriyeti için savaşın sonucu beklenenden daha iyi. Yıllarca diplomatik olarak izole edilen, ekonomik baskı altında tutulan ve askeri saldırılara maruz kalan İran, İsrail ve ABD ile doğrudan savaştan ayakta çıktı. ABD, 28 Şubat’ta İran’ın nükleer ve füze programlarını, hatta hükümetini hedef alarak saldırıya başladı ancak hedeflerine ulaşamadı. İran Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği durdurarak enerji fiyatlarını yükseltti ve yoğun bombardımana rağmen ABD’nin bölgedeki askeri üslerine zarar verebildi. ABD’de savaşa verilen desteğin azalması ve Washington’a yönelik uluslararası tepki de Tahran’ın elini güçlendirdi.
Ancak İranlı yöneticiler kamuoyu önünde zafer ilan etse de özel görüşmelerde daha temkinli. ABD’nin baskıyı artırabilecek çok sayıda aracı olduğunu ve bugün Washington’u sınırlayan mühimmat stokları, iç kamuoyu ve uluslararası tepkinin zamanla ortadan kalkabileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle rejimin korkusu, ABD’nin yeniden toparlanması ve savaşa daha güçlü dönmesi.
Bu kaygı, uzlaşma arayışını güçlendirmek yerine tam tersine İran’ın daha saldırgan bir strateji benimsemesine yol açıyor. Ailelerini, dostlarını ve meslektaşlarını savaşta kaybeden İranlı elitler, 28 Şubat’ı İsrail’in 7 Ekim 2023 saldırısından çıkardığı derse benzer biçimde değerlendiriyor: Düşman kalıcı olarak yenilmeden güvenlik sağlanamaz. ABD’li müzakerecilere zaten sınırlı olan güven ise neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda.
Tahran’ın hedefi ne?
İran, ABD’ye karşı sürekli saldırı ve kontrollü tırmanmaya dayalı bir strateji izliyor. Amaç, ABD’nin bölgesel müttefiklerinin ekonomilerine zarar vermek, küresel enerji piyasalarını sarsmak ve Amerikan askeri altyapısını sistematik biçimde zayıflatmak. İran, ABD’nin müttefiklerini ve kendi kuvvetlerini gelecekteki saldırılardan koruma kapasitesini azaltarak Washington’un bölgede kalma isteğini kırmayı hedefliyor.
Nihai hedef, Amerikan askerlerinin önemli bölümünün çekilmesini, Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün kabul edilmesini ve İslam Cumhuriyeti’nin Ortadoğu’da kalıcı bir güç olarak tanınmasını sağlayacak koşulları yaratmak.
Hamaney’in ölümü rejimi nasıl değiştirdi?
Savaşın ilk saldırılarında Dini Lider Ali Hamaney’in konutu hedef alındı ve Hamaney dahil çok sayıda üst düzey yetkili öldü. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise saldırıdan sağ kurtuldu. Enkazdan çıktıktan sonra bir arabayı durdurup dışişleri bakanlığına gitti, askeri komutanlarla ve yabancı liderlerle temas kurdu. Hayatta kalan diğer yetkililer de kısa sürede ona katıldı.
İran yönetimi, Hamaney’in öldürülebileceğini öngörmüş, siyasi ve askeri bürokrasiyi daha merkezi olmayan bir yapıya dönüştürmüştü. Eyalet valileri ve askeri komutanlar, üst düzey liderlerden talimat almadan hareket edebilecek şekilde hazırlanmıştı. Bu nedenle rejim saldırıların ardından felç olmadı.
Buna rağmen yaşananlar ağır bir travma yarattı. Liderler sürekli yer değiştirmek zorunda kaldı; meslektaşlarını, arkadaşlarını ve aile üyelerini kaybetti. Yeni Dini Lider Mücteba Hamaney, babasının yanı sıra eşini, kız kardeşini ve yeğenini de kaybetti. Bu travma, rejimin İsrail ve ABD’ye karşı daha sert bir tutum benimsemesini hızlandırdı.
İran neden ABD altyapısını hedef alıyor?
İranlı elitler, ABD ve İsrail’in yalnızca rejimi değil, enerji santralleri ve ulaşım ağları dahil ülkenin sivil altyapısını da hedef alarak İran’ı yok etmeye çalıştığı sonucuna vardı. Mücteba Hamaney, ölen yöneticilerin yerine daha şahin askeri liderleri terfi ettirdi ve “düşmana karşı taarruz operasyonları” için hazırlık yapılmasını istedi. Temmuz ayında İran, ABD ordusu tarafından kullanılan Ürdün’deki üslere saldırdı ve üç Amerikan askerini öldürdü.
Tahran bu saldırıları yalnızca misilleme olarak görmüyor; amaç, Ortadoğu’daki ABD askeri ve istihbarat altyapısını sistematik biçimde zayıflatmak. İranlı liderler, hızlı tırmanışın ABD ve İsrail’i İran’ın sivil altyapısına yönelik saldırıları sınırlamaya zorladığına inanıyor.
Hürmüz ve Kızıldeniz neden önemli?
İran, elindeki avantajların kalıcı olmadığını da biliyor. Küresel ekonomi Körfez’deki enerji rotalarına alternatifler geliştirebilir. Bu nedenle Tahran’ın baskıyı artırması beklenebilir.
İran, Körfez’den petrol ve gaz ihracatını tamamen durdurmak için enerji tesislerine ve limanlara saldırabilir. Yemen’deki Husilerle koordinasyon kurarak Kızıldeniz’den geçen gemileri tehdit edebilir. Husilerin Yemen’de daha fazla toprak kazanması, bu deniz yolunu yeniden kapatma kapasitesini artırıyor. Suudi Arabistan’ın Körfez’den Kızıldeniz’e petrol taşıyan boru hattını geçici olarak kapatması da bu riskin bölgesel sonuçlarını gösteriyor.
İran başka hangi hedeflere yönelebilir?
Tahran, ABD üslerine daha fazla füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenleyebilir, ABD’deki sivil altyapıya yönelik siber operasyonlarını artırabilir ve Körfez’deki deniz suyunu tuzdan arındırma tesisleri gibi kritik altyapıları hedef alabilir. Amerikalı ve İsrailli yetkililere yönelik suikast girişimleri de gündeme gelebilir. İran 1980’lerde bu tür operasyonlar yürütmüş, ancak 1990’ların sonlarından itibaren bunlardan uzaklaşmıştı.
İran’ın üst düzey Amerikalı ve İsrailli yetkilileri öldürmesi kolay olmayacak. Ancak gizli operasyonlar veya bölgesel müttefikler kullanılabilir. İran ordusunun ağustos ayında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül vereceğini açıklaması bu yaklaşımın örneklerinden biri.
Tahran savaşı bölgesel işgallere taşıyabilir mi?
İran iletişim altyapısını da hedef alabilir. Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz altı internet kablolarının kesilmesi, küresel iletişimi aksatabilir.
Daha da ileri bir senaryoda İran, kendisine yönelik olası kara harekâtını önlemek amacıyla komşu topraklarda “güvenlik bölgeleri” oluşturmayı deneyebilir. ABD’nin İran’ı ve Kharg Adası’nı işgal edebileceği yönündeki tartışmaların ardından bazı İranlı analistler ve sertlik yanlısı milletvekilleri Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik operasyonları gündeme getirdi. İran bu tür hamleleri yayılmacılık değil, düşmanların ileri operasyon mevzileri kurmasını engelleyen savunma tedbirleri olarak sunabilir.
Benzer bir mantık Azerbaycan ve Irak Kürt Bölgesi için de geçerli. Azerbaycan’ın İsrail ile yakın ilişkileri ve İran’ın, İsrail’in operasyonları için Azerbaycan topraklarını kullandığına ilişkin suçlamaları nedeniyle Nahçıvan ve Azerbaycan enerji altyapısı hedef haline gelebilir. Tahran ayrıca ABD’nin İran’a yönelik olası kara koridorunun Irak Kürt bölgelerinden geçeceğini düşünürse önleyici bir saldırı başlatabilir. İran destekli Iraklı milislerin Suriye’ye veya Husilerin Suudi Arabistan’a yöneltilmesi de seçenekler arasında.
İran nükleer silaha yönelebilir mi?
En uç seçenek ise nükleer silah geliştirmek. İran yönetimi resmi olarak böyle bir niyeti olmadığını söylüyor. Ancak bazı İranlı milletvekilleri ve elitler, caydırıcılık için nükleer silaha sahip olunması gerektiğini savunuyor. Tahran, ABD saldırılarını durdurmanın başka bir yolu kalmadığı sonucuna varırsa bu seçeneği değerlendirebilir. Böyle bir adım ise İsrail ve ABD’nin daha sert karşılık vermesine ve tırmanışın büyümesine yol açabilir.
İran bu stratejinin bedelini göze alabilir mi?
İran’ın tırmanma stratejisi ciddi riskler taşıyor. ABD ve İsrail’in daha kapsamlı saldırıları, hatta büyük bir kara harekâtı gündeme gelebilir. Uzayan savaş ülke içinde ekonomik sıkıntıları artırabilir ve halkın savaştan bıkması protestolara yol açabilir. 1982’de Falkland Adaları’nı ele geçirme girişiminin başarısızlığının ardından çöken Arjantin cuntası, otoriter yönetimlerin aşırı çatışmacılığının yaratabileceği riske örnek gösteriliyor.
Bununla birlikte İran yönetimi, savaşın kendisine iç ve dış destek kazandırdığına inanıyor. ABD’nin sivil altyapıyı hedef alması ve Hürmüz Boğazı üzerinde hak iddia etmesi, rejimin Washington’un İran’ı yok etmek istediği yönündeki söylemini güçlendirdi.
İran’ın yeni liderleri, Irak işgali ve rejime yönelik saldırılardan şu dersi çıkardıklarını düşünüyor: Hayatta kalmak için yalnızca direnmek değil, düşmanı caydıracak ölçüde karşılık vermek gerekiyor. Bu nedenle Tahran, ABD pes edene kadar hedef listesini genişletmeye hazır.
Sonuçta İran’ın hesabı basit ama riskli: ABD’nin bölgedeki varlığını sürdürülemez hale getirmek. Tahran, Washington’un siyasi olarak zayıfladığını, dünyanın İran’a sempati duyduğunu ve kendi halkının savaşın bedelini kabul ettiğini düşünüyor. Bu nedenle mevcut çatışmayı yalnızca bir savunma savaşı olarak değil, ABD’yi Ortadoğu’dan çıkarmak için bir fırsat olarak görüyor.”
Bu yazı ilk kez 8 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.




