İran’da rejim değişikliği savaşı başladı mı?

İran'ın çok uluslu misillemesi, savaşın hızla bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğinin habercisi mi? ABD ve İsrail'in hedef aldığı noktalar ile Tahran'ın iç güvenliğe yönelik acil önlemleri, bu harekatın bir rejim değişikliği planının ilk adımları olduğunu mu gösteriyor? Tarafların stratejik hamleleri, çatışmanın uzun soluklu ve öngörülemez bir evreye girdiğini ortaya koyuyor.

İran’da haftalar süren kanlı protestolar ardından ABD, Basra Körfezi’ne görülmemiş ölçüde askeri yığınak yapınca ABD ve İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’ne son ve nihai bir saldırı düzenleyeceği beklentisi artmıştı. O saldırı 28 Şubat’ta başladı. 1 Mart sabaha karşı, bu yazı yazıldıktan saatler sonra İran Dinî Lideri Hamaney’in saldırılarda öldürüldüğü açıklandı. İran konusunda jeopolitik analizleri yayınlayan İran Analytica yazarı Hamidreza Azizi, bu haberden saatler önce kaleme aldığı yazıda, ABD-İsrail saldırısının İran rejiminin sonunu getirebilecek harekât olabileceğini savundu. Azizi’nin yazısından öne çıkan bölümleri aktarıyoruz.

Saldırı neden şimdi geldi?

“28 Şubat’ta, haftalardır beklenen ve diplomatik çabaların sürdüğü bir ortamda, ABD ve İsrail İran’a karşı koordineli saldırılar başlattı. Tahran ve diğer şehirlerde patlamalar yaşanırken, Washington ve Tel Aviv’in açıklamaları bunun günler sürecek kapsamlı bir askerî harekatın başlangıcı olduğunu gösterdi. Saldırıların, öncesinde herhangi bir tetikleyici olay olmadan aktif diplomatik kanallara rağmen gerçekleşmesi, ABD ve İsrail’in stratejik koşulların kendileri için eşsiz bir “fırsat penceresi” yarattığına karar verdiğini ortaya koyuyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu‘nun açıklamaları bu yorumu güçlendiriyor. “Kendini savunma” diliyle yapılan bu açıklamalar, aslında daha geniş bir hedefe işaret ediyor: İslam Cumhuriyeti rejimini ortadan kaldırmak. İran halkına destek mesajları ve rejimin güvenlik aygıtını hedef alma vurgusu, operasyonun yalnızca askerî kapasiteyi zayıflatmayı değil, İran’ın siyasi düzenini değiştirmeyi amaçladığını gösteriyor. Kısacası bu, rejim değişikliği hedefiyle başlatılmış bir savaşın ilk aşamasıdır.

İlk saatler harekatın stratejik mantığı hakkında ne söylüyor?

Daha ilk saatlerde saldırıların örüntüsü, bunun sınırlı bir cezalandırma harekâtı olmadığını gösterdi. Hedef seçimi ve operasyon temposu, İran’ın yönetim ve askerî kapasitesini hızla çökertmeyi amaçlayan yapılandırılmış bir planın işlediğine işaret ediyor.

Saldırıların en dikkat çekici özelliği, açık bir “liderlik hedeflemesi” mantığı taşıması. İlk raporlar, Tahran’daki üst düzey siyasi ve askerî liderlerle ilişkili yerlerin vurulduğunu gösteriyor. Ayrıca operasyon, İran’da iş haftasının başladığı gündüz saatlerinde başlatıldı. Bu, idari ve askerî kurumların tam mesaide olduğu bir saatte, İran’ın tepki süresini kısaltmak ve komuta kademesinde kargaşa yaratmak amacı taşıyor. Bu askerî hamleler, ABD ve İsrail’in “rejimin sistemik tehlikesini ortadan kaldırma” yönündeki siyasi söylemiyle birebir örtüşüyor.

Coğrafi hedef dağılımı ise kampanyanın liderlikle sınırlı kalmadığını gösteriyor. İran’ın güneyinde Devrim Muhafızları’na ait tesislere yönelik saldırılar, hava savunmasını bastırmaya yönelik hazırlık aşamasını işaret ediyor. Bu, savaşın tek bir darbeyle değil, aşamalı olarak kurgulandığını gösteriyor. İsrail kaynakları, füze rampalarının da ilk hedefler arasında olduğunu duyurdu. Bu da İran’ın en önemli misilleme silahını daha en baştan sınırlama çabası anlamına geliyor.

Şu ana kadar, İran toprakları üzerinde sürekli hava saldırıları içeren büyük çaplı bir hava harekatının sürdürüldüğüne dair çok az kanıt var. Harekâtın bir diğer ayağı ise siber saldırılar. İran medyasını ve iletişim sistemlerini hedef alan siber kesintiler, operasyonun askerî, siyasi ve bilgi alanlarında eş zamanlı yürütüldüğünü gösteriyor. Ancak şu ana kadar İran semalarında büyük çaplı ve sürekli bir hava harekâtı yok. Bu da mevcut aşamanın, daha yoğun saldırılar için zemin hazırlayan bir hazırlık evresi olduğunu doğruluyor.

Tahran nasıl karşılık veriyor?

Tahran’ın ilk tepkileri, çatışmaya bambaşka bir perspektiften baktığını gösteriyor: Dayanıklılık, dengeleme ve rejimi koruma odaklı bir strateji. İranlı karar alıcılar bunu askeri bir meydan okuma olarak değil, özellikle Washington nezdinde zaman, maliyet ve stratejik algı üzerinden yürütülecek bir siyasi mücadele olarak görüyor.

İran’ın stratejisi, düşmanı askerî olarak yenmekten çok, ABD’nin hesaplarını değiştirmeye odaklanmış durumda. Resmî açıklamalar, misillemeyi siyasi çözüm vurgusuyla birlikte sunuyor. Bu, sınırsız bir savaşı meşrulaştırmadan maliyet dayatma çabası. Bu çerçevede, rejimin hayatta kalması başlı başına bir zafer anlamına geliyor.

Füze saldırılarının ölçeği de bu mantıkla uyumlu. İsrail ve ABD üslerine füzeler atılmış olsa da misilleme görece ölçülü kaldı. Bu hem operasyonel aksaklıklardan kaynaklanıyor olabilir hem de kasıtlı bir “kontrollü tırmanış” stratejisinin parçası. İran, büyük bir saldırıdan kaçınarak silah stoğunu koruyor ve ABD’nin savaşı daha da genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor.

Tahran’ın bu yaklaşımının altında, ABD’nin iç siyasi kısıtlamalarına dair bir hesap yatıyor. İranlı liderler, ABD’nin uzun ve öngörülemez bir savaştan kaçınacağını düşünüyor. Bu nedenle amaçları, düşmanın askerî gücüne simetrik karşılık vermek değil, onun hızlı ve kesin bir zafer kazanmasını engellemek.

İç cephede ise durum farklı. İran, kentsel bölgelere iç güvenlik güçleri (Besic) konuşlandırdı ve vatandaşları büyük şehirleri terk etmeye teşvik etti. Bu, geçmiş savaşlardan önemli bir sapma. Kanlı protestoların henüz üzerinden bir ay geçmemişken, yetkililer yoğun şehir ayaklanmaları riskini azaltmaya çalışıyor. Yani iç güvenlik ile dış savunma artık tek bir stratejik sorun haline gelmiş durumda. ABD’nin İran halkına yönelik mesajları da bu algıyı pekiştiriyor.

Bu önlemler, Tahran’da askerî harekatın rejimi içten istikrarsızlaştırma çabalarından ayrılamayacağı yönündeki genel kanıyı yansıtıyor. ABD liderlerinin İran’da siyasi değişimi teşvik eden açıklamaları bu algıyı pekiştiriyor. Sonuç olarak, iç güvenlik ve dış savunma etkili bir şekilde tek bir stratejik sorun haline geldi. Kamu düzenini sağlamak, paniği sınırlamak ve protesto hareketlerinin yeniden ortaya çıkmasını önlemek, füze fırlatmalarını veya hava savunmasını sürdürmek kadar kritik hale geldi.

İran’ın ilk davranışları, kısa bir tırmanma döngüsünden ziyade uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığını gösteriyor. İslam Cumhuriyeti liderliği, bu savaşın belirleyici sorununun, savaşın ilk saatlerinde ne kadar güçlü tepki vereceği değil, düşmanlarının aradığı hızlı çöküşü önleyip önleyemeyeceği olduğunu kabul ediyor gibi görünmektedir

Savaş bölgeye yayılır mı?

Çatışma daha ilk saatlerinden itibaren İran-İsrail sınırlarını aştı. İran’ın Basra Körfezi’ndeki ABD üslerine (Bahreyn, Kuveyt, BAE, Katar) yönelik saldırıları, ABD varlığını meşru hedef olarak gördüğünün en net kanıtı. Ancak dikkat çekici olan, saldırıların ev sahibi ülkelerin altyapısından ziyade doğrudan ABD varlıklarına odaklanması. Bu, Tahran’ın mesajını Körfez ülkelerine değil, doğrudan Washington’a gönderme çabası.

Bu durum Körfez ülkeleri için ciddi bir ikilem yaratıyor. Savaş öncesinde tarafsızlık sinyali veren bu ülkeler, şimdi topraklarındaki ABD üsleri vuruldukça tarafsız kalmanın kendilerini korumadığını görüyor. Bu durum, paradoksal bir şekilde, onları Washington’la daha yakın işbirliğine itebilir.

Türkiye ve Suudi Arabistan (Fikir Turu notu: Bu yazı yazıldıktan sonra İran Riyad’ı da vurdu) gibi aktörlere yönelik saldırıların henüz olmaması ise Tahran’ın seçici davrandığını gösteriyor. Ancak rejimin hayatta kalması tehdit altında görülürse bu kısıtlamaların hızla aşınması muhtemel.

Körfez ülkeleri için bu gelişmeler ciddi bir stratejik ikilem yaratıyor. Savaştan önce, bazıları İran’a yönelik saldırıları kolaylaştırma konusunda isteksiz olduklarını belirterek maruz kalma riskini sınırlamaya çalışmış ve tarafsızlığın misilleme olasılığını azaltacağını ummuştu. İlk olaylar bu varsayımı sorguluyor. İran, resmî tutumlara bakılmaksızın ABD üslerini hedef alırsa, tarafsızlığın koruyucu değeri azalır. Zamanla, bu dinamik paradoksal olarak Washington ile daha yakın iş birliği için teşvikleri artırabilir.

Son olarak, İran destekli devlet dışı aktörlerin (Irak’taki gruplar, Husiler) harekete geçme ihtimali, çatışmayı resmî devlet katılımı olmadan bile bölgeselleştirebilir. Bu da gerilimi kontrol etmeyi zorlaştıracak ve savaşın yapısal olarak uzamasına neden olacaktır.

Önümüzdeki günleri ne belirleyecek?

Çatışmanın henüz çok başındayız. Ancak ilk aşamalar temel bir stratejik dönüm noktasını gösteriyor: ABD ve İsrail, siyasi felç ve rejim çöküşü hedeflerken, İran kesin yenilgiyi engellemek, iç istikrarı korumak ve kontrolden çıkmadan maliyetleri artırmak için savaşı yaymaya çalışıyor.

Asıl soru şu: İslam Cumhuriyeti ilk şoku atlatıp yönetim kapasitesini koruyabilecek mi? Koruyabilirse, savaş daha uzun, daha bölgesel ve öngörülemez hale gelecek. Önümüzdeki birkaç gün, bu çatışmanın kısa süreli bir rejim çöküşü operasyonu mu, yoksa Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecek uzun bir savaşın başlangıcı mı olacağını belirleyecek.”

Hamaney’den sonra ne olur?

Yazar, Hamaney’in öldüğüne dair iddialar konuşulurken bu haberin doğru olması halinde olabilecekleri da ayrıca bir sosyal medya paylaşımında şu şekilde değerlendirdi:

“Şimdi en önemli soru, Hamaney’in halefinin kim olacağı ve rejimin istikrarı. Sonuçlar büyük ölçüde, rejim içinde otoriteyi pekiştirebilecek ve bu süreçte hayatta kalabilecek üst düzey isimlere bağlı olacak.

Potansiyel güç merkezleri etrafında spekülasyonlar artıyor. Ruhani gibi siyasi figürler, Galibaf gibi güvenlik teşkilatı aktörleriyle birlikte Hameney sonrası bir düzeni şekillendirmeye çalışabilirler.

Rejim dönüşümü senaryosu, sistem içindeki elitlerin pazarlıklarıyla ortaya çıkabilir.

Ancak rejim değişikliği, sahada büyük ölçekli halk seferberliği gerektirecektir; bu da, insanlar Hameney’in kesin olarak öldüğüne ve rejimin 8-9 Ocak baskıları sırasında olduğu gibi protestoları bastıramayacak kadar zayıfladığına ikna olmadıkça olası değildir.

Rejim bu riskin farkında görünüyor. Besic güçlerinin, olası huzursuzluğu gerçekleşmeden önce caydırmak ve bastırmak için Tahran ve diğer şehirlerdeki bölgelere konuşlandırıldığı bildiriliyor.

Durum son derece değişken olmaya devam ediyor. Hamaney’in öldüğü kesinleşse bile, İran’ın gidişatı kontrollü bir halefiyetten, iç iktidar mücadelesine, hatta devletin kademeli olarak aşınmasına kadar uzanabilir. Şimdilik belirsizlik hakim.”

Bu yazı ilk kez 1 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Hamidreza Azizi’nin Iran Analytica’da yayınlanan “The War of Regime Change Has Begun” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.irananalytica.org/p/the-war-of-regime-change-has-begun

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İran’da rejim değişikliği savaşı başladı mı?

İran'ın çok uluslu misillemesi, savaşın hızla bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğinin habercisi mi? ABD ve İsrail'in hedef aldığı noktalar ile Tahran'ın iç güvenliğe yönelik acil önlemleri, bu harekatın bir rejim değişikliği planının ilk adımları olduğunu mu gösteriyor? Tarafların stratejik hamleleri, çatışmanın uzun soluklu ve öngörülemez bir evreye girdiğini ortaya koyuyor.

İran’da haftalar süren kanlı protestolar ardından ABD, Basra Körfezi’ne görülmemiş ölçüde askeri yığınak yapınca ABD ve İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’ne son ve nihai bir saldırı düzenleyeceği beklentisi artmıştı. O saldırı 28 Şubat’ta başladı. 1 Mart sabaha karşı, bu yazı yazıldıktan saatler sonra İran Dinî Lideri Hamaney’in saldırılarda öldürüldüğü açıklandı. İran konusunda jeopolitik analizleri yayınlayan İran Analytica yazarı Hamidreza Azizi, bu haberden saatler önce kaleme aldığı yazıda, ABD-İsrail saldırısının İran rejiminin sonunu getirebilecek harekât olabileceğini savundu. Azizi’nin yazısından öne çıkan bölümleri aktarıyoruz.

Saldırı neden şimdi geldi?

“28 Şubat’ta, haftalardır beklenen ve diplomatik çabaların sürdüğü bir ortamda, ABD ve İsrail İran’a karşı koordineli saldırılar başlattı. Tahran ve diğer şehirlerde patlamalar yaşanırken, Washington ve Tel Aviv’in açıklamaları bunun günler sürecek kapsamlı bir askerî harekatın başlangıcı olduğunu gösterdi. Saldırıların, öncesinde herhangi bir tetikleyici olay olmadan aktif diplomatik kanallara rağmen gerçekleşmesi, ABD ve İsrail’in stratejik koşulların kendileri için eşsiz bir “fırsat penceresi” yarattığına karar verdiğini ortaya koyuyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu‘nun açıklamaları bu yorumu güçlendiriyor. “Kendini savunma” diliyle yapılan bu açıklamalar, aslında daha geniş bir hedefe işaret ediyor: İslam Cumhuriyeti rejimini ortadan kaldırmak. İran halkına destek mesajları ve rejimin güvenlik aygıtını hedef alma vurgusu, operasyonun yalnızca askerî kapasiteyi zayıflatmayı değil, İran’ın siyasi düzenini değiştirmeyi amaçladığını gösteriyor. Kısacası bu, rejim değişikliği hedefiyle başlatılmış bir savaşın ilk aşamasıdır.

İlk saatler harekatın stratejik mantığı hakkında ne söylüyor?

Daha ilk saatlerde saldırıların örüntüsü, bunun sınırlı bir cezalandırma harekâtı olmadığını gösterdi. Hedef seçimi ve operasyon temposu, İran’ın yönetim ve askerî kapasitesini hızla çökertmeyi amaçlayan yapılandırılmış bir planın işlediğine işaret ediyor.

Saldırıların en dikkat çekici özelliği, açık bir “liderlik hedeflemesi” mantığı taşıması. İlk raporlar, Tahran’daki üst düzey siyasi ve askerî liderlerle ilişkili yerlerin vurulduğunu gösteriyor. Ayrıca operasyon, İran’da iş haftasının başladığı gündüz saatlerinde başlatıldı. Bu, idari ve askerî kurumların tam mesaide olduğu bir saatte, İran’ın tepki süresini kısaltmak ve komuta kademesinde kargaşa yaratmak amacı taşıyor. Bu askerî hamleler, ABD ve İsrail’in “rejimin sistemik tehlikesini ortadan kaldırma” yönündeki siyasi söylemiyle birebir örtüşüyor.

Coğrafi hedef dağılımı ise kampanyanın liderlikle sınırlı kalmadığını gösteriyor. İran’ın güneyinde Devrim Muhafızları’na ait tesislere yönelik saldırılar, hava savunmasını bastırmaya yönelik hazırlık aşamasını işaret ediyor. Bu, savaşın tek bir darbeyle değil, aşamalı olarak kurgulandığını gösteriyor. İsrail kaynakları, füze rampalarının da ilk hedefler arasında olduğunu duyurdu. Bu da İran’ın en önemli misilleme silahını daha en baştan sınırlama çabası anlamına geliyor.

Şu ana kadar, İran toprakları üzerinde sürekli hava saldırıları içeren büyük çaplı bir hava harekatının sürdürüldüğüne dair çok az kanıt var. Harekâtın bir diğer ayağı ise siber saldırılar. İran medyasını ve iletişim sistemlerini hedef alan siber kesintiler, operasyonun askerî, siyasi ve bilgi alanlarında eş zamanlı yürütüldüğünü gösteriyor. Ancak şu ana kadar İran semalarında büyük çaplı ve sürekli bir hava harekâtı yok. Bu da mevcut aşamanın, daha yoğun saldırılar için zemin hazırlayan bir hazırlık evresi olduğunu doğruluyor.

Tahran nasıl karşılık veriyor?

Tahran’ın ilk tepkileri, çatışmaya bambaşka bir perspektiften baktığını gösteriyor: Dayanıklılık, dengeleme ve rejimi koruma odaklı bir strateji. İranlı karar alıcılar bunu askeri bir meydan okuma olarak değil, özellikle Washington nezdinde zaman, maliyet ve stratejik algı üzerinden yürütülecek bir siyasi mücadele olarak görüyor.

İran’ın stratejisi, düşmanı askerî olarak yenmekten çok, ABD’nin hesaplarını değiştirmeye odaklanmış durumda. Resmî açıklamalar, misillemeyi siyasi çözüm vurgusuyla birlikte sunuyor. Bu, sınırsız bir savaşı meşrulaştırmadan maliyet dayatma çabası. Bu çerçevede, rejimin hayatta kalması başlı başına bir zafer anlamına geliyor.

Füze saldırılarının ölçeği de bu mantıkla uyumlu. İsrail ve ABD üslerine füzeler atılmış olsa da misilleme görece ölçülü kaldı. Bu hem operasyonel aksaklıklardan kaynaklanıyor olabilir hem de kasıtlı bir “kontrollü tırmanış” stratejisinin parçası. İran, büyük bir saldırıdan kaçınarak silah stoğunu koruyor ve ABD’nin savaşı daha da genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor.

Tahran’ın bu yaklaşımının altında, ABD’nin iç siyasi kısıtlamalarına dair bir hesap yatıyor. İranlı liderler, ABD’nin uzun ve öngörülemez bir savaştan kaçınacağını düşünüyor. Bu nedenle amaçları, düşmanın askerî gücüne simetrik karşılık vermek değil, onun hızlı ve kesin bir zafer kazanmasını engellemek.

İç cephede ise durum farklı. İran, kentsel bölgelere iç güvenlik güçleri (Besic) konuşlandırdı ve vatandaşları büyük şehirleri terk etmeye teşvik etti. Bu, geçmiş savaşlardan önemli bir sapma. Kanlı protestoların henüz üzerinden bir ay geçmemişken, yetkililer yoğun şehir ayaklanmaları riskini azaltmaya çalışıyor. Yani iç güvenlik ile dış savunma artık tek bir stratejik sorun haline gelmiş durumda. ABD’nin İran halkına yönelik mesajları da bu algıyı pekiştiriyor.

Bu önlemler, Tahran’da askerî harekatın rejimi içten istikrarsızlaştırma çabalarından ayrılamayacağı yönündeki genel kanıyı yansıtıyor. ABD liderlerinin İran’da siyasi değişimi teşvik eden açıklamaları bu algıyı pekiştiriyor. Sonuç olarak, iç güvenlik ve dış savunma etkili bir şekilde tek bir stratejik sorun haline geldi. Kamu düzenini sağlamak, paniği sınırlamak ve protesto hareketlerinin yeniden ortaya çıkmasını önlemek, füze fırlatmalarını veya hava savunmasını sürdürmek kadar kritik hale geldi.

İran’ın ilk davranışları, kısa bir tırmanma döngüsünden ziyade uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığını gösteriyor. İslam Cumhuriyeti liderliği, bu savaşın belirleyici sorununun, savaşın ilk saatlerinde ne kadar güçlü tepki vereceği değil, düşmanlarının aradığı hızlı çöküşü önleyip önleyemeyeceği olduğunu kabul ediyor gibi görünmektedir

Savaş bölgeye yayılır mı?

Çatışma daha ilk saatlerinden itibaren İran-İsrail sınırlarını aştı. İran’ın Basra Körfezi’ndeki ABD üslerine (Bahreyn, Kuveyt, BAE, Katar) yönelik saldırıları, ABD varlığını meşru hedef olarak gördüğünün en net kanıtı. Ancak dikkat çekici olan, saldırıların ev sahibi ülkelerin altyapısından ziyade doğrudan ABD varlıklarına odaklanması. Bu, Tahran’ın mesajını Körfez ülkelerine değil, doğrudan Washington’a gönderme çabası.

Bu durum Körfez ülkeleri için ciddi bir ikilem yaratıyor. Savaş öncesinde tarafsızlık sinyali veren bu ülkeler, şimdi topraklarındaki ABD üsleri vuruldukça tarafsız kalmanın kendilerini korumadığını görüyor. Bu durum, paradoksal bir şekilde, onları Washington’la daha yakın işbirliğine itebilir.

Türkiye ve Suudi Arabistan (Fikir Turu notu: Bu yazı yazıldıktan sonra İran Riyad’ı da vurdu) gibi aktörlere yönelik saldırıların henüz olmaması ise Tahran’ın seçici davrandığını gösteriyor. Ancak rejimin hayatta kalması tehdit altında görülürse bu kısıtlamaların hızla aşınması muhtemel.

Körfez ülkeleri için bu gelişmeler ciddi bir stratejik ikilem yaratıyor. Savaştan önce, bazıları İran’a yönelik saldırıları kolaylaştırma konusunda isteksiz olduklarını belirterek maruz kalma riskini sınırlamaya çalışmış ve tarafsızlığın misilleme olasılığını azaltacağını ummuştu. İlk olaylar bu varsayımı sorguluyor. İran, resmî tutumlara bakılmaksızın ABD üslerini hedef alırsa, tarafsızlığın koruyucu değeri azalır. Zamanla, bu dinamik paradoksal olarak Washington ile daha yakın iş birliği için teşvikleri artırabilir.

Son olarak, İran destekli devlet dışı aktörlerin (Irak’taki gruplar, Husiler) harekete geçme ihtimali, çatışmayı resmî devlet katılımı olmadan bile bölgeselleştirebilir. Bu da gerilimi kontrol etmeyi zorlaştıracak ve savaşın yapısal olarak uzamasına neden olacaktır.

Önümüzdeki günleri ne belirleyecek?

Çatışmanın henüz çok başındayız. Ancak ilk aşamalar temel bir stratejik dönüm noktasını gösteriyor: ABD ve İsrail, siyasi felç ve rejim çöküşü hedeflerken, İran kesin yenilgiyi engellemek, iç istikrarı korumak ve kontrolden çıkmadan maliyetleri artırmak için savaşı yaymaya çalışıyor.

Asıl soru şu: İslam Cumhuriyeti ilk şoku atlatıp yönetim kapasitesini koruyabilecek mi? Koruyabilirse, savaş daha uzun, daha bölgesel ve öngörülemez hale gelecek. Önümüzdeki birkaç gün, bu çatışmanın kısa süreli bir rejim çöküşü operasyonu mu, yoksa Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecek uzun bir savaşın başlangıcı mı olacağını belirleyecek.”

Hamaney’den sonra ne olur?

Yazar, Hamaney’in öldüğüne dair iddialar konuşulurken bu haberin doğru olması halinde olabilecekleri da ayrıca bir sosyal medya paylaşımında şu şekilde değerlendirdi:

“Şimdi en önemli soru, Hamaney’in halefinin kim olacağı ve rejimin istikrarı. Sonuçlar büyük ölçüde, rejim içinde otoriteyi pekiştirebilecek ve bu süreçte hayatta kalabilecek üst düzey isimlere bağlı olacak.

Potansiyel güç merkezleri etrafında spekülasyonlar artıyor. Ruhani gibi siyasi figürler, Galibaf gibi güvenlik teşkilatı aktörleriyle birlikte Hameney sonrası bir düzeni şekillendirmeye çalışabilirler.

Rejim dönüşümü senaryosu, sistem içindeki elitlerin pazarlıklarıyla ortaya çıkabilir.

Ancak rejim değişikliği, sahada büyük ölçekli halk seferberliği gerektirecektir; bu da, insanlar Hameney’in kesin olarak öldüğüne ve rejimin 8-9 Ocak baskıları sırasında olduğu gibi protestoları bastıramayacak kadar zayıfladığına ikna olmadıkça olası değildir.

Rejim bu riskin farkında görünüyor. Besic güçlerinin, olası huzursuzluğu gerçekleşmeden önce caydırmak ve bastırmak için Tahran ve diğer şehirlerdeki bölgelere konuşlandırıldığı bildiriliyor.

Durum son derece değişken olmaya devam ediyor. Hamaney’in öldüğü kesinleşse bile, İran’ın gidişatı kontrollü bir halefiyetten, iç iktidar mücadelesine, hatta devletin kademeli olarak aşınmasına kadar uzanabilir. Şimdilik belirsizlik hakim.”

Bu yazı ilk kez 1 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Hamidreza Azizi’nin Iran Analytica’da yayınlanan “The War of Regime Change Has Begun” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.irananalytica.org/p/the-war-of-regime-change-has-begun

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x