İran’ın yeni lideri Mücteba: Yıldırım aynı yere iki kez düştü

İran dinî lideri Hameney’in öldürülmesi bir kriz yaratmadı. Sistem kendi iç mekanizmaları aracılığıyla yeni bir denge oluşturma sürecine girdi. Öldürülen Hameney yerine seçilen oğlu Mücteba Hamaney döneminde neler olabilir? Bu seçimin anlamı ne? Dr. Muhammed Berdibek yazdı.

ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaşın ilk gününde İran’ın lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi İran siyasal sistemi açısından yalnızca bir iktidar değişimi olarak değerlendirilemezdi. Bu olay, ulema sınıfının yönetimi olarak tarif edilebilecek velâyet-i fakih ilkesine dayanan siyasal düzenin en üst temsil makamında oluşan bir boşluğu ifade ediyordu. İran’daki rehberlik makamı klasik anlamda bir devlet başkanlığı değildir; anayasal düzenin korunması, genel siyasal yönelimin belirlenmesi ve ekonomi ile dış politikanın hangi çerçevede yürütüleceğine dair nihai sınırların çizilmesi gibi yetkileri bünyesinde toplayan merkezi bir otoriteyi temsil eder. Bu nedenle bir rehberin ölümü sistemin ideolojik temelini ortadan kaldırmadı; ancak bu temelin bundan sonra kim tarafından ve hangi öncelikler doğrultusunda temsil edileceği sorusunu gündeme taşıdı.

Kurumsal devamlılık

Buna rağmen sistem bir kriz üretmek yerine kendi iç mekanizmaları aracılığıyla yeni bir denge oluşturma sürecine girdi. Zaten İran Anayasası, liderlik makamında ortaya çıkabilecek boşlukları öngörecek biçimde tasarlanmıştı. Rehberin ölümü, istifası ya da görevini sürdüremeyecek duruma gelmesi ihtimali sistem dışı bir kopuş olarak değil, anayasal çerçevede düzenlenmiş bir geçiş senaryosu olarak ele alınmıştı. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın 111. maddesi tam da bu tür durumlar için hazırlanmıştı. Bu madde uyarınca Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Muhsin Eceyi ve Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi Ali Rıza Arafî’den oluşan Geçici Konsey, liderlik makamında ortaya çıkan boşluk sırasında devlet yönetimini kolektif biçimde yürüttü. Böylece devletin en üst düzeyinde kurumsal bir kesinti yaşanmasının önüne geçildi ve sistem yeni rehber seçilene kadar sürekliliğini korudu.

Geçici konsey ülke yönetimini sürdürürken Uzmanlar Meclisi de yeni rehberi belirlemek üzere çalışmalarına başladı. Tartışmalar kısa sürede üç isim etrafında yoğunlaştı: Mücteba Hamaney, Ali Rıza Arafî ve Muhammed Yezdi. Bu üç adayın ortak özelliği, İran siyasal sisteminde uzun süredir etkili olan muhafazakâr ağlarla ilişkili olmalarıydı. Mevcut güç dengeleri dikkate alındığında liderlik tartışmasının da zaten bu muhafazakâr çevrelerin oluşturduğu siyasal hat içinde şekillendiği görüldü.

Bu nedenle rehberlik tartışması sistem içinde radikal bir yön değişimi ihtimalinden çok, aynı ideolojik ve kurumsal çerçeve içinde farklı temsil biçimlerinin tartışıldığı bir sürece dönüştü. Arafî ve Yezdi gibi isimler daha çok geleneksel dinî otoriteyi temsil eden figürler olarak öne çıkarken Mücteba Hamaney’in adaylığı farklı bir tartışma başlığı açtı.

Uzak ihtimaldi ama seçildi

Normal koşullar altında Mücteba Hamaney’in adının rehberlik tartışmalarında açık biçimde gündeme gelmesi oldukça düşük bir ihtimal olarak değerlendirilirdi. İran İslam Cumhuriyeti monarşik bir mirasın devamı olarak değil, devrim sonrasında kurulan ideolojik bir siyasal düzen olarak tasarlanmıştı. Bu nedenle liderliğin aile içinde aktarılması ihtimali uzun yıllar boyunca hem dinî otoriteler hem de siyasal çevreler tarafından temkinle karşılandı. Böyle bir gelişmenin İran kamuoyunda rejimin monarşik bir görünüme büründüğü yönündeki eleştirileri güçlendirmesi, geniş çaplı tartışmaların ortaya çıkması ve hatta bir protesto dalgasını tetiklemesi beklenirdi.

Ancak mevcut siyasal konjonktür bu tartışmanın çerçevesini önemli ölçüde değiştirdi. Özellikle güvenlik bürokrasisi ve devlet içindeki bazı kurumsal ağların desteği, Mücteba Hamaney’in adaylığını sistem içinde daha rasyonel ve tartışılabilir bir seçenek haline getirdi. Böylece daha önce çoğunlukla spekülasyon düzeyinde dile getirilen bir ihtimal ilk kez açık biçimde siyasi gündemin merkezine taşındı. Buna rağmen süreç geniş çaplı bir toplumsal kriz üretmekten ziyade büyük ölçüde sistem içi güç dengeleri çerçevesinde ilerledi.

Nihayetinde Uzmanlar Meclisi, rehberi belirleme yetkisini kullanırken dinî otoriteler ile cumhuriyetçi kurumlar arasındaki güç dengesini gözeterek Mücteba Hamaney üzerinde uzlaştı ve böylece sistemin en üst makamındaki değişime rağmen kurumsal süreklilik korunmuş oldu. Bu nedenle Hamaney’in ölümü İran siyasetinde köklü bir paradigma dönüşümüne yol açmadı. Yaşanan gelişme, mevcut kurumsal yapı içinde gerçekleşen bir temsil değişimi niteliği taşıdı. Devrim sonrasında şekillenen ve dinî otoritenin cumhuriyetçi kurumlar üzerindeki üstünlüğüne dayanan ikili devlet düzeni varlığını sürdürdü. Başka bir ifadeyle değişen şey sistemin kendisi değil, onu temsil eden isim oldu; velâyet merkezli siyasal düzen ve onun ürettiği güç dengesi devam etti.

Yıldırım ikinci kez aynı yere düştü

Mücteba Hamaney’in İran siyasetindeki konumu uzun yıllar boyunca doğrudan kurumsal görevlerle değil, daha çok ilişkiler ağı üzerinden tanımlandı. Onun yönetim kapasitesine dair net bir değerlendirme yapılmasını zorlaştıran temel unsur da buydu. Mücteba Hamaney hiçbir zaman hükümet içinde belirgin bir yürütme makamının başına geçmedi; kamuoyunun önünde görünür bir siyasi rol üstlenmedi ve devlet yönetimini doğrudan test eden bir kurumsal pozisyonda bulunmadı. Buna rağmen adı İran siyasetinde sürekli dolaşan bir figür oldu. Bunun nedeni resmî bir görevden ziyade, uzun yıllar boyunca Ali Hamaney’in çevresinde oluşan güç ağlarıyla kurduğu ilişkilerdi.

Bu bağlamda Mahmud Ahmedinejad dönemi önemli bir kesişim noktası oluşturdu. Nitekim Ahmedinejad’ı iktidara taşıyan radikal muhafazakâr dalganın önemli unsurlarından birinin de Mücteba Hamaney olduğu sıkça dile getirildi. 2012 yılında babası Seyyid Ali Hamaney’e itaatsizlikle suçlanan Ahmedinejad’ın siyasal olarak tasfiye edilmesi sürecinde önemli rol oynayan Paydari Cephesi (Direniş Cephesi) ise Mücteba Hamaney’in en güçlü destekçilerinden biri olarak öne çıktı. Bu durum rehberlik tartışmalarının yalnızca geleneksel ulema çevreleri içinde yürüyen bir süreç olmaktan çıkmasına yol açtı. Aynı zamanda Devrim Muhafızları’yla ilişkili daha sert çizgideki siyasal grupların da dikkate alınması gereken yeni bir güç dengesi ortaya çıkardı.

İşin en dikkat çekici yanı ise “Yıldırım aynı yere iki kez düşmez” sözünü adeta yanlışlayan bir sürecin ortaya çıkmasıydı. İran siyasal sisteminde olağan kabul edilmeyen bir durum iki farklı kuşakta benzer biçimde gerçekleşti. Hem Ali Hamaney’in hem de Mücteba Hamaney’in rehberliğe yükselişi, klasik dinî hiyerarşiden çok siyasal dengelerin belirleyici olduğu karar süreçlerinin ürünü olarak ortaya çıktı.

1989’da Ali Hamaney, Şiî hiyerarşisinin en üst mertebelerinde yer almayan ve yalnızca hüccetülislam seviyesinde bulunan bir din adamıyken olağanüstü koşullar altında rehberliğe getirilmişti. Benzer biçimde Mücteba Hamaney de dinî hiyerarşinin en üst basamaklarında yer almadan, yine hüccetülislam seviyesindeyken İran’ın yeni rehberi olarak seçildi. Böylece iki süreç arasında dikkat çekici bir paralellik ortaya çıktı.

Mücteba Hamaney’li İran: Bundan sonra ne olacak?

Öncelikle Mücteba Hamaney’in, babasının izlediği yönteme benzer biçimde, devlet içindeki güç odaklarını kendi atamaları aracılığıyla kendisine bağlamaya çalışması beklenmeli. Bununla birlikte kademeli bir süreç içinde dinî hiyerarşide yükselerek ayetullah uzma yani en üst düzey ulema unvanına ulaşması ve böylece dinî meşruiyetini güçlendirmesi de muhtemel görünüyor. Bu tür bir strateji, siyasal otoritenin yanında dinî otoritenin de pekiştirilmesini sağlayacak bir güç tahkimine işaret edecektir.

Bundan sonraki döneme ilişkin en güçlü beklenti ise Mücteba Hamaney’in büyük ölçüde babasının oluşturduğu siyasal hattı sürdürmesidir. Velâyet-i fakih merkezli düzen, bölgesel nüfuz stratejisi ve güvenlik bürokrasisinin sistem içindeki merkezi rolü bu çizginin temel unsurlarını oluşturuyor. Mücteba Hamaney’in özellikle Devrim Muhafızları ile kurduğu ilişkiler dikkate alındığında, yeni dönemde bu hattın devam etmesi hatta bazı alanlarda daha sert bir tona bürünmesi ihtimali güçlü görünüyor.

Dolayısıyla Mücteba Hamaney’in rehberliğe yükselişi İran siyasal sistemi açısından bir yön değişiminden çok mevcut ideolojik ve kurumsal çizginin yeni bir aktör tarafından sürdürülmesi anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde İran siyasetinde belirleyici olacak olan şey sistemin yön değiştirmesi değil, bu çizginin hangi yoğunlukta ve hangi araçlarla sürdürüleceği olacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Muhammed Berdibek
Muhammed Berdibek
Dr. Muhammed Berdibek - 1983 yılında Bingöl’de doğdu. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları bölümünde yaptı. Doktora öğrenimi, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. İyi derecede İngilizce ve Farsça bilmekle beraber orta derecede Arapça bilgisine sahiptir. Muhtelif gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı."Mehdi’den Önce, Devrimden Sonra İran", "Belki de Dilimden Bu Şarkı Düşmez", "Siyah Güzeldir" ve "Bir de Bakmışsın Uzaklardasın" olmak üzere dört kitap kaleme aldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İran’ın yeni lideri Mücteba: Yıldırım aynı yere iki kez düştü

İran dinî lideri Hameney’in öldürülmesi bir kriz yaratmadı. Sistem kendi iç mekanizmaları aracılığıyla yeni bir denge oluşturma sürecine girdi. Öldürülen Hameney yerine seçilen oğlu Mücteba Hamaney döneminde neler olabilir? Bu seçimin anlamı ne? Dr. Muhammed Berdibek yazdı.

ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaşın ilk gününde İran’ın lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi İran siyasal sistemi açısından yalnızca bir iktidar değişimi olarak değerlendirilemezdi. Bu olay, ulema sınıfının yönetimi olarak tarif edilebilecek velâyet-i fakih ilkesine dayanan siyasal düzenin en üst temsil makamında oluşan bir boşluğu ifade ediyordu. İran’daki rehberlik makamı klasik anlamda bir devlet başkanlığı değildir; anayasal düzenin korunması, genel siyasal yönelimin belirlenmesi ve ekonomi ile dış politikanın hangi çerçevede yürütüleceğine dair nihai sınırların çizilmesi gibi yetkileri bünyesinde toplayan merkezi bir otoriteyi temsil eder. Bu nedenle bir rehberin ölümü sistemin ideolojik temelini ortadan kaldırmadı; ancak bu temelin bundan sonra kim tarafından ve hangi öncelikler doğrultusunda temsil edileceği sorusunu gündeme taşıdı.

Kurumsal devamlılık

Buna rağmen sistem bir kriz üretmek yerine kendi iç mekanizmaları aracılığıyla yeni bir denge oluşturma sürecine girdi. Zaten İran Anayasası, liderlik makamında ortaya çıkabilecek boşlukları öngörecek biçimde tasarlanmıştı. Rehberin ölümü, istifası ya da görevini sürdüremeyecek duruma gelmesi ihtimali sistem dışı bir kopuş olarak değil, anayasal çerçevede düzenlenmiş bir geçiş senaryosu olarak ele alınmıştı. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın 111. maddesi tam da bu tür durumlar için hazırlanmıştı. Bu madde uyarınca Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Muhsin Eceyi ve Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi Ali Rıza Arafî’den oluşan Geçici Konsey, liderlik makamında ortaya çıkan boşluk sırasında devlet yönetimini kolektif biçimde yürüttü. Böylece devletin en üst düzeyinde kurumsal bir kesinti yaşanmasının önüne geçildi ve sistem yeni rehber seçilene kadar sürekliliğini korudu.

Geçici konsey ülke yönetimini sürdürürken Uzmanlar Meclisi de yeni rehberi belirlemek üzere çalışmalarına başladı. Tartışmalar kısa sürede üç isim etrafında yoğunlaştı: Mücteba Hamaney, Ali Rıza Arafî ve Muhammed Yezdi. Bu üç adayın ortak özelliği, İran siyasal sisteminde uzun süredir etkili olan muhafazakâr ağlarla ilişkili olmalarıydı. Mevcut güç dengeleri dikkate alındığında liderlik tartışmasının da zaten bu muhafazakâr çevrelerin oluşturduğu siyasal hat içinde şekillendiği görüldü.

Bu nedenle rehberlik tartışması sistem içinde radikal bir yön değişimi ihtimalinden çok, aynı ideolojik ve kurumsal çerçeve içinde farklı temsil biçimlerinin tartışıldığı bir sürece dönüştü. Arafî ve Yezdi gibi isimler daha çok geleneksel dinî otoriteyi temsil eden figürler olarak öne çıkarken Mücteba Hamaney’in adaylığı farklı bir tartışma başlığı açtı.

Uzak ihtimaldi ama seçildi

Normal koşullar altında Mücteba Hamaney’in adının rehberlik tartışmalarında açık biçimde gündeme gelmesi oldukça düşük bir ihtimal olarak değerlendirilirdi. İran İslam Cumhuriyeti monarşik bir mirasın devamı olarak değil, devrim sonrasında kurulan ideolojik bir siyasal düzen olarak tasarlanmıştı. Bu nedenle liderliğin aile içinde aktarılması ihtimali uzun yıllar boyunca hem dinî otoriteler hem de siyasal çevreler tarafından temkinle karşılandı. Böyle bir gelişmenin İran kamuoyunda rejimin monarşik bir görünüme büründüğü yönündeki eleştirileri güçlendirmesi, geniş çaplı tartışmaların ortaya çıkması ve hatta bir protesto dalgasını tetiklemesi beklenirdi.

Ancak mevcut siyasal konjonktür bu tartışmanın çerçevesini önemli ölçüde değiştirdi. Özellikle güvenlik bürokrasisi ve devlet içindeki bazı kurumsal ağların desteği, Mücteba Hamaney’in adaylığını sistem içinde daha rasyonel ve tartışılabilir bir seçenek haline getirdi. Böylece daha önce çoğunlukla spekülasyon düzeyinde dile getirilen bir ihtimal ilk kez açık biçimde siyasi gündemin merkezine taşındı. Buna rağmen süreç geniş çaplı bir toplumsal kriz üretmekten ziyade büyük ölçüde sistem içi güç dengeleri çerçevesinde ilerledi.

Nihayetinde Uzmanlar Meclisi, rehberi belirleme yetkisini kullanırken dinî otoriteler ile cumhuriyetçi kurumlar arasındaki güç dengesini gözeterek Mücteba Hamaney üzerinde uzlaştı ve böylece sistemin en üst makamındaki değişime rağmen kurumsal süreklilik korunmuş oldu. Bu nedenle Hamaney’in ölümü İran siyasetinde köklü bir paradigma dönüşümüne yol açmadı. Yaşanan gelişme, mevcut kurumsal yapı içinde gerçekleşen bir temsil değişimi niteliği taşıdı. Devrim sonrasında şekillenen ve dinî otoritenin cumhuriyetçi kurumlar üzerindeki üstünlüğüne dayanan ikili devlet düzeni varlığını sürdürdü. Başka bir ifadeyle değişen şey sistemin kendisi değil, onu temsil eden isim oldu; velâyet merkezli siyasal düzen ve onun ürettiği güç dengesi devam etti.

Yıldırım ikinci kez aynı yere düştü

Mücteba Hamaney’in İran siyasetindeki konumu uzun yıllar boyunca doğrudan kurumsal görevlerle değil, daha çok ilişkiler ağı üzerinden tanımlandı. Onun yönetim kapasitesine dair net bir değerlendirme yapılmasını zorlaştıran temel unsur da buydu. Mücteba Hamaney hiçbir zaman hükümet içinde belirgin bir yürütme makamının başına geçmedi; kamuoyunun önünde görünür bir siyasi rol üstlenmedi ve devlet yönetimini doğrudan test eden bir kurumsal pozisyonda bulunmadı. Buna rağmen adı İran siyasetinde sürekli dolaşan bir figür oldu. Bunun nedeni resmî bir görevden ziyade, uzun yıllar boyunca Ali Hamaney’in çevresinde oluşan güç ağlarıyla kurduğu ilişkilerdi.

Bu bağlamda Mahmud Ahmedinejad dönemi önemli bir kesişim noktası oluşturdu. Nitekim Ahmedinejad’ı iktidara taşıyan radikal muhafazakâr dalganın önemli unsurlarından birinin de Mücteba Hamaney olduğu sıkça dile getirildi. 2012 yılında babası Seyyid Ali Hamaney’e itaatsizlikle suçlanan Ahmedinejad’ın siyasal olarak tasfiye edilmesi sürecinde önemli rol oynayan Paydari Cephesi (Direniş Cephesi) ise Mücteba Hamaney’in en güçlü destekçilerinden biri olarak öne çıktı. Bu durum rehberlik tartışmalarının yalnızca geleneksel ulema çevreleri içinde yürüyen bir süreç olmaktan çıkmasına yol açtı. Aynı zamanda Devrim Muhafızları’yla ilişkili daha sert çizgideki siyasal grupların da dikkate alınması gereken yeni bir güç dengesi ortaya çıkardı.

İşin en dikkat çekici yanı ise “Yıldırım aynı yere iki kez düşmez” sözünü adeta yanlışlayan bir sürecin ortaya çıkmasıydı. İran siyasal sisteminde olağan kabul edilmeyen bir durum iki farklı kuşakta benzer biçimde gerçekleşti. Hem Ali Hamaney’in hem de Mücteba Hamaney’in rehberliğe yükselişi, klasik dinî hiyerarşiden çok siyasal dengelerin belirleyici olduğu karar süreçlerinin ürünü olarak ortaya çıktı.

1989’da Ali Hamaney, Şiî hiyerarşisinin en üst mertebelerinde yer almayan ve yalnızca hüccetülislam seviyesinde bulunan bir din adamıyken olağanüstü koşullar altında rehberliğe getirilmişti. Benzer biçimde Mücteba Hamaney de dinî hiyerarşinin en üst basamaklarında yer almadan, yine hüccetülislam seviyesindeyken İran’ın yeni rehberi olarak seçildi. Böylece iki süreç arasında dikkat çekici bir paralellik ortaya çıktı.

Mücteba Hamaney’li İran: Bundan sonra ne olacak?

Öncelikle Mücteba Hamaney’in, babasının izlediği yönteme benzer biçimde, devlet içindeki güç odaklarını kendi atamaları aracılığıyla kendisine bağlamaya çalışması beklenmeli. Bununla birlikte kademeli bir süreç içinde dinî hiyerarşide yükselerek ayetullah uzma yani en üst düzey ulema unvanına ulaşması ve böylece dinî meşruiyetini güçlendirmesi de muhtemel görünüyor. Bu tür bir strateji, siyasal otoritenin yanında dinî otoritenin de pekiştirilmesini sağlayacak bir güç tahkimine işaret edecektir.

Bundan sonraki döneme ilişkin en güçlü beklenti ise Mücteba Hamaney’in büyük ölçüde babasının oluşturduğu siyasal hattı sürdürmesidir. Velâyet-i fakih merkezli düzen, bölgesel nüfuz stratejisi ve güvenlik bürokrasisinin sistem içindeki merkezi rolü bu çizginin temel unsurlarını oluşturuyor. Mücteba Hamaney’in özellikle Devrim Muhafızları ile kurduğu ilişkiler dikkate alındığında, yeni dönemde bu hattın devam etmesi hatta bazı alanlarda daha sert bir tona bürünmesi ihtimali güçlü görünüyor.

Dolayısıyla Mücteba Hamaney’in rehberliğe yükselişi İran siyasal sistemi açısından bir yön değişiminden çok mevcut ideolojik ve kurumsal çizginin yeni bir aktör tarafından sürdürülmesi anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde İran siyasetinde belirleyici olacak olan şey sistemin yön değiştirmesi değil, bu çizginin hangi yoğunlukta ve hangi araçlarla sürdürüleceği olacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Muhammed Berdibek
Muhammed Berdibek
Dr. Muhammed Berdibek - 1983 yılında Bingöl’de doğdu. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları bölümünde yaptı. Doktora öğrenimi, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. İyi derecede İngilizce ve Farsça bilmekle beraber orta derecede Arapça bilgisine sahiptir. Muhtelif gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı."Mehdi’den Önce, Devrimden Sonra İran", "Belki de Dilimden Bu Şarkı Düşmez", "Siyah Güzeldir" ve "Bir de Bakmışsın Uzaklardasın" olmak üzere dört kitap kaleme aldı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x