İsrail’in Filistinlilere yönelik baskısı Gazze ile sınırlı değil. Batı Şeria’da yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları giderek artıyor. Ev işgallerinin, darp vakalarının ve diğer şiddet olaylarının görüntüleri ABD’de de ciddi tepki yaratıyor.
Gazeteci ve yazar Zack Beauchamp, Vox’ta yayımlanan makalesinde, İsrailli yerleşimcilerin şiddet eylemlerinin İsrail-ABD ilişkilerini, özellikle Netanyahu’nun ekimdeki İsrail seçimlerini kaybetmesi ve Demokratların 2028’de Beyaz Saray’ı geri alması durumunda önemli ölçüde değişebileceğini öne sürüyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail’in Kutsal Topraklar’ın tamamı üzerinde İncil’e dayanan bir hakka sahip olduğuna inanan bir Hıristiyan Siyonist. Dolayısıyla Batı Şeria’da onlarca yıldır yapılaşma, baskı ve şiddet yoluyla Filistinlileri topraklarından çıkarmaya çalışan yerleşimcileri kınaması beklenebilecek son kişilerden biri.
Ancak Huckabee, eylül ayında bazı yerleşimcileri “korkunç suçlar” işleyen bir “terörist çetesi” olarak nitelendirdi. Bu sert tepkinin nedenlerinden biri, saldırıların hedefiydi. Aşırılıkçı yerleşimciler Batı Şeria’daki Kusra köyünde, Filistin kökenli bir ABD vatandaşına ait evin de aralarında bulunduğu üç evi kuşattı. Yaklaşık iki hafta sonra ise maskeli yerleşimciler, daha önce saldırılar nedeniyle evinden ayrılmak zorunda bırakılan Aida Ahmed Abdullah ile röportaj yapan NBC News ekibine saldırdı. Huckabee’nin sert çıkışı daha derin bir gerçeğe de işaret ediyor: Bir zamanlar görece seyrek görülen yerleşimci şiddeti, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin göz yummasıyla son yıllarda ciddi biçimde arttı.
Yerleşimci şiddeti İsrail için de tehdide mi dönüşüyor?
Şiddet öyle savunulamaz boyutlara ulaştı ki emekli İsrailli generaller yerleşimcileri Nazilere benzeterek onları durdurmak için harekete geçilmesini istedi.
Eylül ortasında İsrail’in önde gelen ulusal güvenlik düşünce kuruluşlarından INSS (Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü), “Yahudi terörizmi”nin ulusal bir krize, hatta İsrail’in geleceği açısından varoluşsal bir tehdide dönüştüğü uyarısında bulundu. Açıklamada, “Tarihin bize öğrettiği gibi, içlerindeki radikal güçleri dizginleyemeyen demokrasiler ayakta kalamaz” denildi.
Yerleşimciler şimdilik büyük ölçüde cezasız. Bunun önemli nedenlerinden biri hükümetin tutumu. Önceki İsrail hükümetleri de yerleşimlerin büyümesine izin vermişti. Ancak mevcut Netanyahu hükümetinde, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik ‘etnik temizlik’ hedefini benimseyen radikal koalisyon ortakları görülmemiş bir siyasi ağırlığa sahip.
Washington’da ise Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddeti, İsrail tartışmasının yönünü değiştiriyor. Gazze savaşı konusunda uzun süredir bölünmüş durumda olan Kongre’deki Demokratlar, şiddete karışan İsrailli siyasetçilere ve şirketlere yaptırım öngören yasayı desteklemek için bir araya geldi. Amerikan tarihinin yerleşimcileri en çok destekleyen Beyaz Saray olan Trump yönetimi, Kanada ve Avrupa ülkeleri kendi yaptırımlarını uygularken oldukça dikkat çekici bir şekilde kenara çekildi.
Siyasi dengelerin değişmesi ise hem İsrail’deki seçimlere hem de 2028 ABD başkanlık seçimlerinin sonucuna bağlı olabilir.
Yerleşimler iki devletli çözümün önünü kapatıyor
Uluslararası toplumun büyük bölümüne göre Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri uluslararası hukuka aykırı. Buna rağmen, barış sürecini destekleyenler dahil birbirini izleyen İsrail hükümetleri döneminde yerleşimler büyümeyi sürdürdü. Sınıra yakın yerleşimlerin çoğu büyük İsrail kentlerinin banliyöleri gibi işlev görürken, Ariel gibi daha doğudakiler küçük birer kent görünümünde.
Bu yerleşim hareketinin temel siyasi hedefi Filistin toprakları üzerindeki İsrail kontrolünü genişletmek ve iki devletli çözümü fiilen uygulanamaz hale getirmek. Yerleşimler Filistin yerleşimlerini birbirinden koparıyor. Bu yapı varlığını korudukça, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin kurulması giderek zorlaşıyor.
Bir de iç politika boyutu var. Yerleşimlerdeki nüfus artışı, İsrail siyasetinde güçlü bir seçmen kitlesi yaratıyor. Bu kesimin yaşam biçiminin devamı, yerleşimlerin boşaltılmasını gerektirecek olası bir barış anlaşmasının engellenmesine bağlı.
Şiddetin merkezinde kimler var?
Şiddete başvuran yerleşimcilerin önemli bir bölümü, İsrail hukukuna göre bile yasa dışı kabul edilen küçük tepe yerleşimlerinde yaşayan ya da Filistinlilerin tarım arazilerine el koymaya çalışan gruplardan oluşuyor. Bu kesimler toprağı ilahi bir hak olarak görüyor ve Filistinli komşularını uzaklaştırmak için güç kullanmayı meşru sayıyor.
Başvurdukları yöntemler hayvanların öldürülmesinden su kaynaklarının kesilmesine, evlerin yakılmasından Filistinlilerin dövülmesine ve öldürülmesine kadar uzanıyor.
Yerleşimci şiddeti neden şimdi bu kadar arttı?
Yerleşimci şiddeti yeni değil. Ancak geçmişte bugüne kıyasla daha seyrek görülüyordu. Middle East Institute’tan Natan Sachs, daha 2012’de yerleşimlerin genişlemesi ve bazı yerleşimcilerin radikalleşmesinin tehlikeli yeni bir şiddet hareketi yarattığını yazmıştı.
2022 sonunda iktidara gelen ve İsrail tarihinin en radikal hükümeti olarak nitelenen mevcut koalisyonun bu tablonun ağırlaşmasında büyük payı var.
Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik ‘etnik temizliği’ uzun süredir savunan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de bir yerleşimci. Üstelik Batı Şeria’daki sivil idare üzerinde geniş yetkilere sahip. Bu konumu, devlet kaynaklarını kullanarak yerleşimlerin hızla genişletilmesine imkân veriyor. International Crisis Group’un İsrail-Filistin konusunda kıdemli analisti Mairav Zonszein, Smotrich için, “Bu, onun hayatının eseri. Kendini tamamen buna adamış durumda ve ne yaptığını çok iyi biliyor,” diyor.
İsrail devleti yerleşimcileri neden durdurmuyor?
Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir de bir yerleşimci ve benzer biçimde aşırıcı bir çizgide. Emrindeki polis güçlerini şiddet yanlısı yerleşimcilere karşı harekete geçmemeye yönlendirdi; ayrıca yerleşimcilere binlerce silah dağıttı.
Teorik olarak İsrail ordusu ve istihbarat teşkilatları bu grupları denetleme yetkisine sahip. Üstelik yerleşimcilerin saldırıları, Filistinlilerin misilleme eylemlerini tetikleme riski nedeniyle İsrail açısından da bir güvenlik sorunu.
Buna rağmen İsrail hükümetinin verilerine göre, 2005-2025 dönemindeki yerleşimci şiddeti soruşturmalarının yüzde 94’ü iddianame hazırlanmadan kapandı. Ordu ayrıca yasa dışı yerleşimlerin elektrik şebekesine bağlanmasına yardımcı oluyor.
Milliyetçi ve dindar yerleşimcilerin ordudaki ağırlığı da arttı. 7 Ekim’den sonra yaşanan personel sıkıntısı üzerine ordu, Batı Şeria’da düzenli askerlerin yerine yerel güvenlik görevi üstlenebilen, büyük ölçüde silahlı yerleşimcilerden oluşan ‘bölgesel savunma birliklerinin’ sayısını önemli ölçüde artırdı.
Dolayısıyla son şiddet dalgasında Netanyahu hükümetinin önemli bir sorumluluğu olsa da sorun yalnızca mevcut hükümetten kaynaklanmıyor. Yerleşimci şiddeti, İsrail’in onlarca yıldır göz yumduğu ya da bizzat desteklediği yerleşim genişlemesinin yapısal bir sonucu.
ABD isterse yerleşimci şiddetini durdurabilir mi?
İsrail hükümetinden sonra bu hikâyedeki en önemli aktör ABD. İsrail’in başlıca diplomatik müttefiki ve askeri tedarikçisi olan Washington, Batı Şeria’daki gelişmeleri etkilemek için çok büyük bir nüfuza ve önemli baskı araçlarına sahip. Amerikan siyasetinin İsrail konusunda yön değiştirmesi, sahadaki koşulları da doğrudan etkileyebilir.
7 Ekim’den bu yana Amerikan kamuoyundaki İsrail tartışmasının merkezinde Gazze var. Trump yönetimi ve Cumhuriyetçi siyasetçilerin çoğu Netanyahu’yu desteklemeyi sürdürürken, Başkan Yardımcısı JD Vance, Tucker Carlson ve genç Cumhuriyetçi seçmenlerin bir bölümü İsrail’e verilen Amerikan askeri desteğine giderek daha eleştirel yaklaşıyor.
Temsilciler Meclisi’nde 170’ten fazla Demokrat ve Senato’da 45 senatör, şiddete başvuran yerleşimcileri ve destekçilerini yaptırımlarla hedef alan yasa tasarısına destek veriyor. Ancak Cumhuriyetçilerden tasarıya ortak imza veren bulunmuyor.
Asıl soru, değişen siyasi havanın Amerikan politikasına nasıl yansıyacağı.
Trump yönetiminin İsrail hükümetiyle karşı karşıya gelmesi beklenmese de Büyükelçi Huckabee’nin çıkışı değişimin işaretlerinden biri. ABD’nin müttefikleri yerleşimci şiddetine karşı daha sert adımlar atarken Washington’ın bunlara açıkça karşı çıkmaması da dikkat çekici. Artık en sert İsrail yanlıları bile, silahlı yerleşimcilerin savunmasız Filistinlilere saldırdığı görüntüler karşısında aynı argümanları öne süremiyor. Amerikan siyasetinde neredeyse hiç kimse bu saldırıları savunmak istemiyor.
Huckabee’nin tepkisi sözde mi kalacak?
Kilit soru da burada ortaya çıkıyor: Değişen siyasi hava, Amerikan politikasını gerçekten değiştirecek mi?
Trump yönetimi yerleşimci şiddetini savunmak için özel bir çaba harcamaya istekli görünmüyor. Ancak şiddeti durdurmak için de güçlü adımlar atmıyor. Huckabee’nin yerleşimciler için “terörist” ifadesini kullanması sembolik açıdan önemli. Fakat Biden döneminde getirilen yaptırım mekanizmasının Trump tarafından geri çekilmiş olması, bu tepkinin somut politika açısından sınırlarını gösteriyor.
Demokratlar ise 2026’da Kongre’de, 2028’de de Beyaz Saray’da üstünlüğü ele geçirirlerse harekete geçmeye hazır görünüyor. Ancak hangi araçların kullanılacağı belirsiz. Bazı uzmanlara göre, yalnızca şiddete başvuran belirli yerleşimcilere yönelik yaptırımlar sınırlı bir etki yaratabilir; yerleşim sisteminin ve ABD-İsrail ilişkisinin daha geniş yapısına dokunmadıkça sorunun temel nedenini değiştirmeyebilir.
Yine de Middle East Institute’tan Natan Sachs’ın vurguladığı gibi, yerleşimci şiddetine karşı hedefli adımlar atılması ahlaki bir zorunluluk. Şiddetin kendisi korkunç boyutlarda. ABD bunu küçük ölçüde bile azaltabiliyorsa, bunun bir karşılığı var.”
Bu yazı ilk kez 23 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.




