Küresel Güney: Nedir, ne değildir? Neden bazı ülkeleri korkutuyor?

Son yıllarda sık sık duyulan Küresel Güney hangi ülkeleri kapsıyor? Türkiye’nin de bir parçası sayılabileceği bu gruptaki ülkeler ne istiyor, uluslararası ilişkilerde nasıl davranıyor? Prof. Dr. Tarık Oğuzlu yazdı.

Bugünlerde, uluslararası siyasi ve ekonomik gelişmeler söz konusu olduğunda, en çok duyduğumuz kavramlardan biri de ‘Küresel Güney’.

Küresel Güney kavramının ne olup olmadığı noktasında tam bir görüş birliği yok. Fakat Küresel Güney ülkeleri olarak tarif edilen ülkelerin uluslararası siyasetlerinde ortaklaşa paylaştıkları bazı varsayımlar var.

Bir kere bu ülkelerin neredeyse tamamı düşük ya da orta gelirli ülkeler grubuna aitler. Ekonomik kalkınmalarını tam olarak tamamlayamamış ve bağımsızlıklarını yirminci yüzyılın ikinci yarısında sömürgeleşme sonrası zaman diliminde Avrupalı kolonyal güçlere karşı verdikleri mücadeleler neticesinde kazanmışlar.

Küresel Güney ülkeleri diye adlandırabileceğimiz ülkeler arasında Batı dışı dünyanın yükselen küresel güç namzetleri Çin ve Hindistan da var, Güney Amerika’nın başat ekonomik gücü Brezilya ve ona rakip olmaya çalışan Arjantin de. Afrika’nın güçlü ülkeleri Mısır, Cezayir, Nijerya ve Güney Afrika Cumhuriyeti de Küresel Güney liginde, geri kalan kıta ülkeleri de. Ortadoğu’nun kadim gücü İran da burada, Körfez’in zengin ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri de.

Peki, bu kadar farklı ülkeyi bir araya getiren ne?

Dünyaya blok mantığıyla bakmıyorlar

Bu perspektiften bakıldığında Küresel Güney ülkelerinin çoğunluğu Soğuk Savaş zamanında Birleşmiş Milletler bünyesi altında kurulmuş olan G77 ve Bağlantısızlar Hareketi oluşumlarına ait olan ülkeler.

Yalnız ifade etmek gerekir ki Soğuk Savaş’ın aksine günümüzün Küresel Güney ülkeleri dünyaya bir blok mantığı çerçevesinde bakmıyor.

Soğuk Savaş sırasında ortaya çıkan Birinci Dünya ve İkinci Dünya diye tarif edilen blokların dışında yer alan birçok Üçüncü Dünya bloğunun üyeleri arasında daha fazla benzerlik ve grup bilinci vardı. Bu ülkeler tam bağımsızlıklarını koruma noktasında oldukça hassastılar ve çoğu ne kapitalist ne de komünist kalkınma reçetelerine inanıyordu. Birinci ve İkinci Dünya arasındaki çatışma ve rekabetin dışında kalmayı önemseyen bu ülkeler, stratejik otonomi anlayışlarını bağlantısızlık adı altında adeta kutsallaştırmışlardı.

1961 senesinde ilan edilen Bağlantısızlık Hareketi ile 1964 senesinde ortaya çıkan G77 oluşumu hem NATO hem de o zamanki Sovyetler Birliği’nin başı çektiği Varşova Paktı’na mesafeli duruyordu ama sonuçta çoğu zaman bir arada hareket ediyorlardı.

Günümüzün Küresel Güney ülkeleri ise bir blok mantığına sahip değiller. Bireysel olarak kendi ekonomik ve güvenlik çıkarlarını elde etmeye çalışan ülkelerin toplamından ibaretler. Çıkarları gerektirdiğinde, kendi aralarında gruplaştıkları gibi, Küresel Güney’in bir parçası olmayan ülkelerle de işbirliğine gidiyorlar.

Stratejik yumurtalarını tek sepete koymuyorlar

Zaten, Soğuk Savaş’tan en önemli farkı, bu ülkelerin neredeyse tamamının herhangi bir bloğa ait olmak yerine söz konusu bütün blok ve jeopolitik oluşumlarla eş zamanlı olarak faydacı ve pragmatik ilişkiler kurmak istemeleri.

Literatürde bu ülkelerin çoklu-bağlantılılık ya da aktif-bağlantısızlık temelli bir strateji izledikleri varsayılıyor.

Stratejik yumurtalarını tek bir stratejik sepete koymak yerine farklı stratejik sepetlere dağıtmayı önemli gören bu ülkeler birbirleriyle çatışma ve rekabet içinde olan büyük güçlerle eş zamanlı olarak sürdürülebilir pragmatik işbirlikleri kurmayı önemsiyor. Mesela Suudi Arabistan ABD ile yakın ama ABD’nin bütün ısrarlarına rağmen, Ukrayna Savaşı nedeniyle petrol fiyatlarını düşürecek üretimi yapmadı, üstelik Rusya’dan silah da alıyor.

Herkese mavi boncuk

Küresel güney ülkelerinin bir küresel güçle değil de, hepsiyle pragmatik ilişki kurmaya çalışmasının arkasında dünyaya yüz çevirmek değil daha fazla dünyalılaşmak arzusu var. Uluslararası ticaretten nemalanan bu ülkelerin küreselleşme sürecinin devamından devşirecekleri çok fazla kazanım var. Küresel pazar, sermaye ve teknolojilere erişimlerin kalkınmaları için çok önemli çünkü kendi imkan ve kaynaklarıyla bunu becerebilmeleri çok zor. Küreselleşmeyi sekteye uğratabilecek bütün gelişmeler, örneğin ikinci soğuk savaş ve jeopolitik bloklaşmalar, bu ülkelerin korkulu rüyası.

Uluslararası sistemde başat aktörler arasındaki rekabet ve çatışmaları kendi çıkarları noktasında güçler dengesi siyaseti çerçevesinde sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar.

Örneğin Hindistan, ABD, Japonya, Avusturalya ile Quad İnsiyatifi olarak bilinen dörtlü diyalog platformunun bir parçası. Bu platformun temel amacı da, ABD liderliğinde Çin’in bölgesel ve küresel etkinliğini sınırlandırmak. Ama aynı Hindistan eş zamanlı olarak BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü içinde Çin ve Rusya’yla Batı’nın küresel hâkimiyetinin dengelenmesi için yapılan girişimlere de destek oluyor.

Bunu yaparken de Hindistan ve diğer birçok Küresel Güney ülkesi vazgeçilemez olduklarını düşünüyorlar. Onlara göre, ne Batı kampı, ne de Çin ve Rusya’nın etrafındaki diğer kamp, onları kaybetmeyi göze alamaz. O yüzden de her iki kampla işbirliği yapmalarına ya da ilişkiler geliştirmelerine diğer kamp ses çıkaramaz.

Neden avantajlılar?

Küresel Güney ülkelerinin bir avantajı da küresel güç dengelerinde son yıllarda yaşanan köklü değişimler. Zira, bu değişimler, küresel güney ülkelerinin uluslararası siyasetteki pazarlık ve manevra kabiliyetlerini inanılmaz oranda arttırdı.

Ne de olsa 1970’li yılların başında gelişmiş G7 ülkelerinin dünya ekonomik pastasından aldıkları pay yüzde 75’ler seviyesindeyken bugün bu oran yüzde 40’lara kadar gerilemiş durumda. Gelişmekte ve kalkınmakta olan ülkelerin dünya ekonomik pastasından aldıkları pay yüzde 60’lara kadar çıktı.

Dünyamız giderek çok-kutuplu, çok-merkezli ve çok-aktörlü olmaya başladı. Hal böyle olunca da Küresel Güney ülkelerinin seslerinin daha gür çıkıyor olduğuna şaşırmamak gerek.

Küresel Güney ülkelerinin bir farkı da kendi ekonomik modellerini yazmak istemeleri. Onlar, ne Amerika ve Batılı ülkelerin sunduğu Washington uzlaşısı ne de Çin ve takipçilerinin benimsediği Pekin uzlaşısı etrafında konumlanmıyor. Çoğu kendi kalkınma ve modernleşme reçetelerini kendileri yazmak istiyor.

Mesele coğrafi değil

Küresel Güney’in coğrafi bir tanımlama olmadığını da söylememiz gerekir. Ekvator çizgisinin kuzeyinde ve orta gelişmişlik düzeyine sahip olan ülkeler bile günümüzün dünyasında pekâlâ Küresel Güney’in bir parçası olarak görülebiliyor.

Bunun temel nedeni, Küresel Güney ülkelerinin neredeyse tamamının İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş olan sözüm ona liberal ve kural-temelli dünya düzeninin temel varsayımlarını ciddi olarak eleştirmeleri ve bu düzenin günümüzün güç dengeleri dikkate alınarak yeni baştan tanımlanması gerektiğini düşünmeleri.

Bu perspektiften bakıldığında BRICS üyeleri olan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti Küresel Güney ülkeleri olarak görülebilir. Bunun yanında NATO üyesi olsa da Türkiye’nin bile Küresel Güney ülkeleri arasında sayılması çok yanlış olmaz.

2024’ün Ocak ayıyla birlikte BRICS’e katılmaları beklenen Arjantin, Mısır, Suudi Arabistan, İran Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri dahi pekâlâ Küresel Güney ülkeleri olarak değerlendirilebilir. Hâlbuki biliyoruz ki Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi ülkeler aynı zamanda dünyanın en zengin yirmi ülkesini bir araya getiren G20 oluşumunun üyeleri. Ama Amerikan hegemonyasına olan eleştirileri ve ekonomik kalkınmalarını hâlâ tamamlayamamış olmaları bu ülkeleri Küresel Güney’in doğal unsurları da yapıyor eş zamanlı olarak.

Batı’nın cebinde değiller

Bu ülkelerin paylaştıkları bir diğer temel özellik başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere onun Avrupalı ve Asyalı müttefiklerinin uluslararası siyasete ilişkin benimsedikleri hegemonik, üstenci ve ahlakçı bakış açısının günümüzün uluslararası gerçeklikleriyle bağdaşmadığını düşünmeleri.

Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma bağlamında Küresel Güney’in birçok ülkesinin Batı tarafından Rusya karşısında oluşturulmaya çalışılan kampta yer almak istemediklerini gördük.

Bu ülkelerin çoğu Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini uluslararası hukuk çerçevesinde kınamış olsalar dahi Rusya üzerine konan siyasi, askerî ve ekonomik yaptırımlara katılmamayı tercih ediyor. Aralarında Hindistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke Ukrayna Savaşı’nın başladığı Şubat 2022’den bu yana Rusya’yla olan dış ticaret hacimlerini inanılmaz oranlarda arttırdılar.

İsrail-Filistin çatışmasında durdukları yer

Bu ülkelerin İsrail ile Hamas arasında Gazze’de yaşanan çatışmalar bağlamında Amerika’nın ve onun geleneksel müttefiklerinin İsrail’e verdikleri desteği eleştirdikleri ve bu süreçte Amerika’nın iki yüzlü ve samimiyetsiz davrandığını düşündüklerine de şahit oluyoruz.

Bu ülkelere göre Rusya’nın işgalci, İsrail’in ise mağdur olarak görülmesi kabul edilebilir bir durum değil. İsrail’in kurulması ve akabinde yaşanan savaşlar sonrasında Filistinli Arapların kendi topraklarında azınlık, göçmen ve vatansız konumuna düşmeleri asla kabul edilebilir bir durum değil. Rusya uyguladığı şiddet yüzünden eleştirilirken İsrail’in uyguladığı şiddetin meşru müdafaa bağlamında mazur ve anlaşılır görülmesi Küresel Güney ülkelerini inanılmaz derecede rahatsız ediyor.

Amerika’nın ve başını çektiği Batı bloğu ile Çin ve Rusya ikilisi arasında yaşanmakta olduğu düşünülen İkinci Soğuk Savaş’ın ne yönde cereyan edeceği ve bu mücadelede kimin daha başarılı çıkacağı hiç şüphesiz Küresel Güney diye tarif edilen ülkelerin benimseyecekleri tutum ve politikalara yakından bağlı.

Birçok gözlemci Küresel Güney ülkelerinin kalplerinin ve akıllarının kazanılmaması durumunda bu mücadelede ne Amerika’nın ne de Çin ve Rusya ikilisinin başarılı olabileceğini düşünüyor. Küresel Güney ülkeleri bu durumun oldukça farkındalar ve bunu kendi ulusal çıkarları bağlamında sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar.

Kirleten ödesin

Uluslararası siyasette yaşanan jeopolitik mücadelelerin yanı sıra Küresel Güney ülkelerinin tutumlarını önemli kılan bir diğer gelişmeyse küresel iklim kriziyle mücadelede gelişmiş Küresel Kuzey ülkelerinin gelişmekte olan Küresel Güney ülkelerine bu süreçte ihtiyaç duyacakları finansal ve teknolojik desteği verip vermeyecekleri konusu.

Aralarında Çin ve Hindistan’ı da sayabileceğimiz Küresel Güney ülkelerinin neredeyse tamamı atmosferin kirletilmesi noktasında asıl sorumluluğun gelişmiş Küresel Kuzey ülkelerine ait olduğunu ve bu nedenle bu ülkelerin daha fazla sorumluluk taşımaları gerektiğine inanıyor.

Kalkınmalarını tamamlama noktasında fosil kaynakları kullanmaya devam etmelerinin anlaşılması gerektiğini düşünen Küresel Güney ülkeleri, dünya sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanımını merkeze alan yeşil enerji dönüşümü noktasında geri döndürülemez bir noktaya gelirse bu süreçte ihtiyaç duyacakları finansal ve teknolojik desteğin Küresel Kuzey ülkeleri tarafından cömert bir şekilde karşılanması gerektiğini düşünüyor.

Dünyamızın daha adil ve temsili bir noktaya taşınmasında Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaç duyacakları kalkınma yardımlarına erişimlerinin kolaylaştırılması ve şu ana kadar birikmiş olan borçlarının ödenmesinde kolaylıklar sağlanması bu ülkelerin paylaştıkları bir diğer ortak tutum.

Soğuk Savaş onlara bağlı

İkinci bir Soğuk Savaş yaşanmaması ve uluslararası siyasette bloklaşma ve kutuplaşma eğilimlerinin azalması bağlamında Küresel Güney ülkeleri arasındaki işbirliğinin artması oldukça önemli.

Bu çerçevede Küresel Güney diye ayrı bir güç bloğunun kurulması ya da kurumsallaşmasına gerek yok. Önemli olan benzer hassasiyet ve çıkarlara sahip Küresel Güney ülkelerinin seslerini daha fazla duyurabilmesi ve bu sesin büyük güçler üzerinde sınırlandırıcı ve dengeleyici bir etki üretmesi. Bu oldukça iyi bir gelişme olur.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Aralık 2023’te yayımlanmıştır.

Tarık Oğuzlu
Tarık Oğuzlu
Prof. Dr. Tarık Oğuzlu - İstanbul Aydın Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Doçentlik derecesini 2008’de, doktora derecesini Uluslararası İlişkiler alanında Bilkent Üniversitesi’nden 2003’te, ilk yüksek lisans derecesini 1998’de Bilkent Üniversitesi’nde, ikinci yüksek lisans derecesini de 2000’de London School of Economics’den aldı. Çalışma alanları arasında Uluslararası İlişkiler teorileri, dış politikanın Avrupalılaşması, transatlantik ilişkiler ve NATO, Avrupa Birliği dış, güvenlik ve savunma politikaları, Ortadoğu, Türk-Yunan ilişkiler, Kıbrıs sorunu ve genel olarak Türk dış politikası yer alıyor. Akademik makaleleri, Political Science Quarterly, Middle East Policy, International Journal, Security Dialogue, Middle Eastern Studies, Turkish Studies, Cambridge Review of International Affairs, European Security, International Spectator, Contemporary Security Policy, Australian Journal of International Affairs, Mediterranean Politics, Journal of Balkans and Near East Studies, Insight Turkey ve Uluslararası İlişkiler gibi hakemli ve bilimsel indekslerde yer alan dergilerde yayınlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Küresel Güney: Nedir, ne değildir? Neden bazı ülkeleri korkutuyor?

Son yıllarda sık sık duyulan Küresel Güney hangi ülkeleri kapsıyor? Türkiye’nin de bir parçası sayılabileceği bu gruptaki ülkeler ne istiyor, uluslararası ilişkilerde nasıl davranıyor? Prof. Dr. Tarık Oğuzlu yazdı.

Bugünlerde, uluslararası siyasi ve ekonomik gelişmeler söz konusu olduğunda, en çok duyduğumuz kavramlardan biri de ‘Küresel Güney’.

Küresel Güney kavramının ne olup olmadığı noktasında tam bir görüş birliği yok. Fakat Küresel Güney ülkeleri olarak tarif edilen ülkelerin uluslararası siyasetlerinde ortaklaşa paylaştıkları bazı varsayımlar var.

Bir kere bu ülkelerin neredeyse tamamı düşük ya da orta gelirli ülkeler grubuna aitler. Ekonomik kalkınmalarını tam olarak tamamlayamamış ve bağımsızlıklarını yirminci yüzyılın ikinci yarısında sömürgeleşme sonrası zaman diliminde Avrupalı kolonyal güçlere karşı verdikleri mücadeleler neticesinde kazanmışlar.

Küresel Güney ülkeleri diye adlandırabileceğimiz ülkeler arasında Batı dışı dünyanın yükselen küresel güç namzetleri Çin ve Hindistan da var, Güney Amerika’nın başat ekonomik gücü Brezilya ve ona rakip olmaya çalışan Arjantin de. Afrika’nın güçlü ülkeleri Mısır, Cezayir, Nijerya ve Güney Afrika Cumhuriyeti de Küresel Güney liginde, geri kalan kıta ülkeleri de. Ortadoğu’nun kadim gücü İran da burada, Körfez’in zengin ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri de.

Peki, bu kadar farklı ülkeyi bir araya getiren ne?

Dünyaya blok mantığıyla bakmıyorlar

Bu perspektiften bakıldığında Küresel Güney ülkelerinin çoğunluğu Soğuk Savaş zamanında Birleşmiş Milletler bünyesi altında kurulmuş olan G77 ve Bağlantısızlar Hareketi oluşumlarına ait olan ülkeler.

Yalnız ifade etmek gerekir ki Soğuk Savaş’ın aksine günümüzün Küresel Güney ülkeleri dünyaya bir blok mantığı çerçevesinde bakmıyor.

Soğuk Savaş sırasında ortaya çıkan Birinci Dünya ve İkinci Dünya diye tarif edilen blokların dışında yer alan birçok Üçüncü Dünya bloğunun üyeleri arasında daha fazla benzerlik ve grup bilinci vardı. Bu ülkeler tam bağımsızlıklarını koruma noktasında oldukça hassastılar ve çoğu ne kapitalist ne de komünist kalkınma reçetelerine inanıyordu. Birinci ve İkinci Dünya arasındaki çatışma ve rekabetin dışında kalmayı önemseyen bu ülkeler, stratejik otonomi anlayışlarını bağlantısızlık adı altında adeta kutsallaştırmışlardı.

1961 senesinde ilan edilen Bağlantısızlık Hareketi ile 1964 senesinde ortaya çıkan G77 oluşumu hem NATO hem de o zamanki Sovyetler Birliği’nin başı çektiği Varşova Paktı’na mesafeli duruyordu ama sonuçta çoğu zaman bir arada hareket ediyorlardı.

Günümüzün Küresel Güney ülkeleri ise bir blok mantığına sahip değiller. Bireysel olarak kendi ekonomik ve güvenlik çıkarlarını elde etmeye çalışan ülkelerin toplamından ibaretler. Çıkarları gerektirdiğinde, kendi aralarında gruplaştıkları gibi, Küresel Güney’in bir parçası olmayan ülkelerle de işbirliğine gidiyorlar.

Stratejik yumurtalarını tek sepete koymuyorlar

Zaten, Soğuk Savaş’tan en önemli farkı, bu ülkelerin neredeyse tamamının herhangi bir bloğa ait olmak yerine söz konusu bütün blok ve jeopolitik oluşumlarla eş zamanlı olarak faydacı ve pragmatik ilişkiler kurmak istemeleri.

Literatürde bu ülkelerin çoklu-bağlantılılık ya da aktif-bağlantısızlık temelli bir strateji izledikleri varsayılıyor.

Stratejik yumurtalarını tek bir stratejik sepete koymak yerine farklı stratejik sepetlere dağıtmayı önemli gören bu ülkeler birbirleriyle çatışma ve rekabet içinde olan büyük güçlerle eş zamanlı olarak sürdürülebilir pragmatik işbirlikleri kurmayı önemsiyor. Mesela Suudi Arabistan ABD ile yakın ama ABD’nin bütün ısrarlarına rağmen, Ukrayna Savaşı nedeniyle petrol fiyatlarını düşürecek üretimi yapmadı, üstelik Rusya’dan silah da alıyor.

Herkese mavi boncuk

Küresel güney ülkelerinin bir küresel güçle değil de, hepsiyle pragmatik ilişki kurmaya çalışmasının arkasında dünyaya yüz çevirmek değil daha fazla dünyalılaşmak arzusu var. Uluslararası ticaretten nemalanan bu ülkelerin küreselleşme sürecinin devamından devşirecekleri çok fazla kazanım var. Küresel pazar, sermaye ve teknolojilere erişimlerin kalkınmaları için çok önemli çünkü kendi imkan ve kaynaklarıyla bunu becerebilmeleri çok zor. Küreselleşmeyi sekteye uğratabilecek bütün gelişmeler, örneğin ikinci soğuk savaş ve jeopolitik bloklaşmalar, bu ülkelerin korkulu rüyası.

Uluslararası sistemde başat aktörler arasındaki rekabet ve çatışmaları kendi çıkarları noktasında güçler dengesi siyaseti çerçevesinde sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar.

Örneğin Hindistan, ABD, Japonya, Avusturalya ile Quad İnsiyatifi olarak bilinen dörtlü diyalog platformunun bir parçası. Bu platformun temel amacı da, ABD liderliğinde Çin’in bölgesel ve küresel etkinliğini sınırlandırmak. Ama aynı Hindistan eş zamanlı olarak BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü içinde Çin ve Rusya’yla Batı’nın küresel hâkimiyetinin dengelenmesi için yapılan girişimlere de destek oluyor.

Bunu yaparken de Hindistan ve diğer birçok Küresel Güney ülkesi vazgeçilemez olduklarını düşünüyorlar. Onlara göre, ne Batı kampı, ne de Çin ve Rusya’nın etrafındaki diğer kamp, onları kaybetmeyi göze alamaz. O yüzden de her iki kampla işbirliği yapmalarına ya da ilişkiler geliştirmelerine diğer kamp ses çıkaramaz.

Neden avantajlılar?

Küresel Güney ülkelerinin bir avantajı da küresel güç dengelerinde son yıllarda yaşanan köklü değişimler. Zira, bu değişimler, küresel güney ülkelerinin uluslararası siyasetteki pazarlık ve manevra kabiliyetlerini inanılmaz oranda arttırdı.

Ne de olsa 1970’li yılların başında gelişmiş G7 ülkelerinin dünya ekonomik pastasından aldıkları pay yüzde 75’ler seviyesindeyken bugün bu oran yüzde 40’lara kadar gerilemiş durumda. Gelişmekte ve kalkınmakta olan ülkelerin dünya ekonomik pastasından aldıkları pay yüzde 60’lara kadar çıktı.

Dünyamız giderek çok-kutuplu, çok-merkezli ve çok-aktörlü olmaya başladı. Hal böyle olunca da Küresel Güney ülkelerinin seslerinin daha gür çıkıyor olduğuna şaşırmamak gerek.

Küresel Güney ülkelerinin bir farkı da kendi ekonomik modellerini yazmak istemeleri. Onlar, ne Amerika ve Batılı ülkelerin sunduğu Washington uzlaşısı ne de Çin ve takipçilerinin benimsediği Pekin uzlaşısı etrafında konumlanmıyor. Çoğu kendi kalkınma ve modernleşme reçetelerini kendileri yazmak istiyor.

Mesele coğrafi değil

Küresel Güney’in coğrafi bir tanımlama olmadığını da söylememiz gerekir. Ekvator çizgisinin kuzeyinde ve orta gelişmişlik düzeyine sahip olan ülkeler bile günümüzün dünyasında pekâlâ Küresel Güney’in bir parçası olarak görülebiliyor.

Bunun temel nedeni, Küresel Güney ülkelerinin neredeyse tamamının İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş olan sözüm ona liberal ve kural-temelli dünya düzeninin temel varsayımlarını ciddi olarak eleştirmeleri ve bu düzenin günümüzün güç dengeleri dikkate alınarak yeni baştan tanımlanması gerektiğini düşünmeleri.

Bu perspektiften bakıldığında BRICS üyeleri olan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti Küresel Güney ülkeleri olarak görülebilir. Bunun yanında NATO üyesi olsa da Türkiye’nin bile Küresel Güney ülkeleri arasında sayılması çok yanlış olmaz.

2024’ün Ocak ayıyla birlikte BRICS’e katılmaları beklenen Arjantin, Mısır, Suudi Arabistan, İran Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri dahi pekâlâ Küresel Güney ülkeleri olarak değerlendirilebilir. Hâlbuki biliyoruz ki Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi ülkeler aynı zamanda dünyanın en zengin yirmi ülkesini bir araya getiren G20 oluşumunun üyeleri. Ama Amerikan hegemonyasına olan eleştirileri ve ekonomik kalkınmalarını hâlâ tamamlayamamış olmaları bu ülkeleri Küresel Güney’in doğal unsurları da yapıyor eş zamanlı olarak.

Batı’nın cebinde değiller

Bu ülkelerin paylaştıkları bir diğer temel özellik başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere onun Avrupalı ve Asyalı müttefiklerinin uluslararası siyasete ilişkin benimsedikleri hegemonik, üstenci ve ahlakçı bakış açısının günümüzün uluslararası gerçeklikleriyle bağdaşmadığını düşünmeleri.

Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma bağlamında Küresel Güney’in birçok ülkesinin Batı tarafından Rusya karşısında oluşturulmaya çalışılan kampta yer almak istemediklerini gördük.

Bu ülkelerin çoğu Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini uluslararası hukuk çerçevesinde kınamış olsalar dahi Rusya üzerine konan siyasi, askerî ve ekonomik yaptırımlara katılmamayı tercih ediyor. Aralarında Hindistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke Ukrayna Savaşı’nın başladığı Şubat 2022’den bu yana Rusya’yla olan dış ticaret hacimlerini inanılmaz oranlarda arttırdılar.

İsrail-Filistin çatışmasında durdukları yer

Bu ülkelerin İsrail ile Hamas arasında Gazze’de yaşanan çatışmalar bağlamında Amerika’nın ve onun geleneksel müttefiklerinin İsrail’e verdikleri desteği eleştirdikleri ve bu süreçte Amerika’nın iki yüzlü ve samimiyetsiz davrandığını düşündüklerine de şahit oluyoruz.

Bu ülkelere göre Rusya’nın işgalci, İsrail’in ise mağdur olarak görülmesi kabul edilebilir bir durum değil. İsrail’in kurulması ve akabinde yaşanan savaşlar sonrasında Filistinli Arapların kendi topraklarında azınlık, göçmen ve vatansız konumuna düşmeleri asla kabul edilebilir bir durum değil. Rusya uyguladığı şiddet yüzünden eleştirilirken İsrail’in uyguladığı şiddetin meşru müdafaa bağlamında mazur ve anlaşılır görülmesi Küresel Güney ülkelerini inanılmaz derecede rahatsız ediyor.

Amerika’nın ve başını çektiği Batı bloğu ile Çin ve Rusya ikilisi arasında yaşanmakta olduğu düşünülen İkinci Soğuk Savaş’ın ne yönde cereyan edeceği ve bu mücadelede kimin daha başarılı çıkacağı hiç şüphesiz Küresel Güney diye tarif edilen ülkelerin benimseyecekleri tutum ve politikalara yakından bağlı.

Birçok gözlemci Küresel Güney ülkelerinin kalplerinin ve akıllarının kazanılmaması durumunda bu mücadelede ne Amerika’nın ne de Çin ve Rusya ikilisinin başarılı olabileceğini düşünüyor. Küresel Güney ülkeleri bu durumun oldukça farkındalar ve bunu kendi ulusal çıkarları bağlamında sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar.

Kirleten ödesin

Uluslararası siyasette yaşanan jeopolitik mücadelelerin yanı sıra Küresel Güney ülkelerinin tutumlarını önemli kılan bir diğer gelişmeyse küresel iklim kriziyle mücadelede gelişmiş Küresel Kuzey ülkelerinin gelişmekte olan Küresel Güney ülkelerine bu süreçte ihtiyaç duyacakları finansal ve teknolojik desteği verip vermeyecekleri konusu.

Aralarında Çin ve Hindistan’ı da sayabileceğimiz Küresel Güney ülkelerinin neredeyse tamamı atmosferin kirletilmesi noktasında asıl sorumluluğun gelişmiş Küresel Kuzey ülkelerine ait olduğunu ve bu nedenle bu ülkelerin daha fazla sorumluluk taşımaları gerektiğine inanıyor.

Kalkınmalarını tamamlama noktasında fosil kaynakları kullanmaya devam etmelerinin anlaşılması gerektiğini düşünen Küresel Güney ülkeleri, dünya sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanımını merkeze alan yeşil enerji dönüşümü noktasında geri döndürülemez bir noktaya gelirse bu süreçte ihtiyaç duyacakları finansal ve teknolojik desteğin Küresel Kuzey ülkeleri tarafından cömert bir şekilde karşılanması gerektiğini düşünüyor.

Dünyamızın daha adil ve temsili bir noktaya taşınmasında Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaç duyacakları kalkınma yardımlarına erişimlerinin kolaylaştırılması ve şu ana kadar birikmiş olan borçlarının ödenmesinde kolaylıklar sağlanması bu ülkelerin paylaştıkları bir diğer ortak tutum.

Soğuk Savaş onlara bağlı

İkinci bir Soğuk Savaş yaşanmaması ve uluslararası siyasette bloklaşma ve kutuplaşma eğilimlerinin azalması bağlamında Küresel Güney ülkeleri arasındaki işbirliğinin artması oldukça önemli.

Bu çerçevede Küresel Güney diye ayrı bir güç bloğunun kurulması ya da kurumsallaşmasına gerek yok. Önemli olan benzer hassasiyet ve çıkarlara sahip Küresel Güney ülkelerinin seslerini daha fazla duyurabilmesi ve bu sesin büyük güçler üzerinde sınırlandırıcı ve dengeleyici bir etki üretmesi. Bu oldukça iyi bir gelişme olur.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Aralık 2023’te yayımlanmıştır.

Tarık Oğuzlu
Tarık Oğuzlu
Prof. Dr. Tarık Oğuzlu - İstanbul Aydın Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Doçentlik derecesini 2008’de, doktora derecesini Uluslararası İlişkiler alanında Bilkent Üniversitesi’nden 2003’te, ilk yüksek lisans derecesini 1998’de Bilkent Üniversitesi’nde, ikinci yüksek lisans derecesini de 2000’de London School of Economics’den aldı. Çalışma alanları arasında Uluslararası İlişkiler teorileri, dış politikanın Avrupalılaşması, transatlantik ilişkiler ve NATO, Avrupa Birliği dış, güvenlik ve savunma politikaları, Ortadoğu, Türk-Yunan ilişkiler, Kıbrıs sorunu ve genel olarak Türk dış politikası yer alıyor. Akademik makaleleri, Political Science Quarterly, Middle East Policy, International Journal, Security Dialogue, Middle Eastern Studies, Turkish Studies, Cambridge Review of International Affairs, European Security, International Spectator, Contemporary Security Policy, Australian Journal of International Affairs, Mediterranean Politics, Journal of Balkans and Near East Studies, Insight Turkey ve Uluslararası İlişkiler gibi hakemli ve bilimsel indekslerde yer alan dergilerde yayınlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x