ABD’de seçmenler, 3 Kasım’da Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senatonun yaklaşık üçte biri için sandık başına gitti. Seçimlerde Demokratlar, Kongrenin iki kanadında da Cumhuriyetçilerin sahip olduğu çoğunluğu ele geçirdi. Demokrat adaylar, Cumhuriyetçilerin geleneksel kaleleri olarak görülen birçok bölgede de zafer kazandı. New York Times editoryal kurulu, seçimlerin hemen ardından kaleme aldığı yazıda Amerikan halkının Trump’ın politikalarını reddettiği yorumunda bulundu.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“ABD Başkanı Donald Trump, son iki yılını Amerikan demokrasisini zayıflatmaya çalışarak geçirdi. 3 Kasım’da seçmenler sandıkta ona karşı durdu.
Trump’ın seçim sürecini kendi lehine yönlendirmek için attığı adımlara rağmen milyonlarca Amerikalı sandığa giderek onun liderliğindeki Cumhuriyetçi Partiye desteğini çekti. Seçim bölgelerinin siyasi çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmesi, seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin temelsiz iddialar ve posta yoluyla oy kullanmayı zorlaştırma girişimleri, seçmenlerin tercihini değiştirmedi. Demokratlar hem Senatoda hem Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazandı.
Trump’ın siyasi kalesi neden çöktü?
Bu sonuç, Amerika’daki siyasi kutuplaşmanın sınırlarını aşan genişlikte bir tepkiyi ortaya koydu. Cumhuriyetçiler, Kansas, Kentucky, Iowa, Ohio, Güney Carolina ve Teksas gibi geleneksel olarak güçlü oldukları eyaletlerde bile önemli kayıplar yaşadı. Çünkü bağımsız seçmenlerin yanı sıra bazı Cumhuriyetçiler de Trump’ın ikinci dönemini başarısız buluyor.
Seçim sonuçları, Trump’ın otoriter eğilimlerine karşı önemli bir denetim mekanizması oluşturuyor. Demokratlara, yönetimin uygulamalarını soruşturma, yönetimin hukuka aykırı eylemlerini gündeme taşıma ve Trump’ın politikalarına alternatifler geliştirme imkânı veriyor. Ülkede şimdiden bir değişim hissediliyor. Bu değişim, yeni Kongrenin göreve başlayacağı ocak ayında somutlaşacak.
Amerika, her iki partinin de henüz çözüm üretemediği çok sayıda yapısal sorunla karşı karşıya. Üstelik Trump önümüzdeki iki yıl boyunca başkanlık görevini sürdürecek. Kongre ve yargı, onun anayasal düzeni zayıflatmaya yönelik yeni girişimlerine karşı hazırlıklı olmalı.
Yine de bugün gurur duyulması gereken bir gün. Otoriter yönetimler, yasama seçimlerini genellikle iktidarlarını pekiştirmek ve demokratik denetimi ortadan kaldırmak için kullanır. Amerikan halkı 2026’da Trump’ın bunu yapmasına izin vermedi. Demokratik sistem ayakta kaldı.
Amerikan demokrasisi bu sınavı nasıl geçti?
Bu başarıda seçmenlerin yanı sıra üç grubun özel payı var: seçim görevlileri, hukuk savunucuları ve yargıçlar.
Trump, yıllardır Amerikan seçimlerinde yaygın seçim sahtekârlığı yapıldığını öne sürüyordu. Oysa bu iddiaları destekleyen güvenilir kanıtlar bulunmuyordu. Seçim görevlileri, yoğun siyasi baskıya rağmen görevlerini tarafsız biçimde yerine getirdi. Seçmenlerin oy kullanmasına yardımcı oldu, oyları saydı ve seçim sürecinin güvenilirliğini korudu.
Bu süreçte Amerika’nın merkezi olmayan yönetim yapısı da önemli bir güvence oluşturdu. Seçimlerin düzenlenmesi büyük ölçüde eyaletlerin yetkisinde olduğu için başkanın seçim sürecini tek başına kontrol etmesi mümkün olmadı. Bu durum, yetkinin farklı kurumlar ve yönetim kademeleri arasında paylaşılmasının demokratik sistemi koruyan önemli bir unsur olduğunu gösterdi.
Yargı, demokrasiyi korumakta ne kadar başarılı oldu?
Demokrasinin savunulmasında ikinci önemli rolü hukukçular üstlendi. Trump yönetimi, seçmen kaydını zorlaştırmak ve posta yoluyla kullanılan bazı oyların sayılmasını engellemek gibi girişimlerde bulundu. Hukuk savunucuları bu adımlara karşı hızla dava açtı ve seçmenlerin haklarını korumak için mücadele etti.
Bu hukuki mücadelelerin başarıya ulaşmasında üçüncü grup olan yargıçların da önemli payı vardı. Trump’ın baskılarına rağmen yargıçlar, Anayasa’ya ve hukuka bağlı kaldı. Farklı başkanlar tarafından atanmış federal yargıçlar, yönetimin seçim sürecine müdahaleyi amaçlayan kararlarının önemli bir bölümünün uygulanmasını durdurdu.
Yüksek Mahkeme ise hem övgüyü hem eleştiriyi hak ediyor. Mahkeme, seçim bölgelerinin partizan çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmesine ve yönetimin ulusal bir seçmen veri tabanı oluşturma girişimlerine imkân tanıyan kararlarıyla hata yaptı. Buna karşılık sonbaharda seçmenlerin oy kullanma hakkını koruyan bazı kararlar aldı.
Mahkemenin geçmişte de demokrasinin korunmasında önemli bir rolü oldu. 2020 seçimlerinden sonra Trump’ın seçim sahtekârlığına ilişkin kanıtsız iddialarına dayanan davaları kabul etmemişti. Önümüzdeki dönemde de benzer girişimlerle karşılaşılması mümkün.
Amerikan halkı şimdi neyi başardı?
Ancak gelecekteki zorluklar, Amerikan halkının bu seçimlerde başardıklarını gölgelememeli. Seçim görevlileri, avukatlar ve yargıçlar oy kullanma hakkını güvence altına alan kuralları savundu. Milyonlarca Amerikalı da en temel demokratik haklarından birini kullanmak için sandığa gitti.
Amerikalılar, ülkenin liderlerini seçme yetkisinin kendilerine ait olduğunu gösterdi. Şimdi bu iradenin eksiksiz biçimde hayata geçirilmesi gerekiyor. Yetkililer, seçim sonuçları resmen onaylanana ve kazananlar görevlerine başlayana kadar demokratik sürecin korunması için dikkatli olmalı.”
Bu yazı ilk kez 5 Kasım 2026’da yayımlanmıştır.




