ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak 28 Şubat’ta başlattığı ve bölgesel bir nitelik de kazanan savaşta herkesin anlamaya çalıştığı konulardan biri de Rusya’nın tutumu. Zira, Moskova ve Tahran 2025 yılının başında çok yönlü stratejik ortaklık anlaşması imzalamış, İran’ın 2021’de Şanghay İşbirliği Örgütü’ne, 2024’te BRICS’e üye olmuştu ve bu İran’ın ortaklarından birinin Rusya olduğunu düşündürmüştü ama Rusya, ABD ve İran’ın saldırılarını kınamakla kaldı.
İran savaşının Rusya açısından olumlu neticeleri
Rus yetkililer her ne kadar ABD ve İsrail’in saldırılarını kınasalar da Orta Doğu’daki bu yeni savaşın Kremlin açısından bazı olumlu neticeleri de var. En başta Ukrayna’nın destekçisi olan Batı ülkeleri, dikkatlerini Ukrayna’dan uzaklaştırdı. Zira artık Batı’nın düşünmesi gereken yeni bir cephe var.
İran saldırılarını İsrail ile birlikte ABD gerçekleştirdiği için Washington mali ve askerî kaynaklarını harcıyor. Savaş uzadıkça ABD ekonomisini daha fazla olumsuz etkileyecek. Amerikan askeri gücünün ve askerlerinin zamanında Vietnam, Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi bölgede uzun süre kalması şüphesiz Rusya’nın çıkarına olacak. Kaldı ki savaşın uzaması, Rusya’ya yöneltilen Moskova’nın üç günde Kiev’i alma planının başarısızlığı ile ilgili eleştirisinin ABD’ye de yönlendirilmesini sağlayacak ki Ukrayna cephesinde Rusya bütün Batı ile savaşırken, bu cephede İran da Batı’nın tamamına karşı koymaya çalışıyor.
ABD ve İsrail’in İran saldırıları, bu iki ülkenin askerî gücü ve günümüz şartlarında başvurduğu savaş metotları hakkında da Moskova için ipuçları verdi. Çünkü ABD’nin başta Venezuela’ya olmak üzere bugüne kadar yaptığı müdahaleler tek taraflı operasyondan ibaretti. İran’ın direnişi ve misillemeleri saldırıları bir başka boyuta taşıdı. Dolayısıyla İran savaşının neticeleri ve süresine göre Kremlin, ABD ve müttefiklerinin gerçek askeri gücünü ve potansiyelini değerlendirme şansına sahip olacak.
İran Savaşı’nın Rusya’ya şüphesiz mali açıdan da katkısı olacak. Doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip İran’ın günlerdir bombalanması ister istemez doğalgaz ve petrol fiyatlarını arttırdığı gibi Rus kaynaklarına olan ihtiyacı da bir kez daha ortaya koydu. Orta Doğu’nun diğer ülkelerinin de bir şekilde savaşa dahil olması ise bu ihtiyacı ve Rus kaynaklarının önemini pekiştirdi. Bu husus AB ülkelerinin dahi Rusya’ya bakış açısını gözden geçirmesine neden olabilir. Nitekim savaş öncesinde Rus petrolünü alan ülkelere yaptırım uygulanacağını ileri süren ve böylece birçok ülkenin Rus kaynaklarını ithalatını kısıtlayan ABD, şimdiden Hindistan’a Rus petrolünü alma konusunda yeşil ışık yaktı bile. Yine savaş öncesinde Moskova enerji kaynaklarını bir şekilde ihraç etmeye devam etse de fiyatlar, uluslararası fiyatların altında idi. İran Savaşı’nın başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın kullanılamaz hale gelmesiyle petrol fiyatları da arttı. Dolayısıyla Rusya bu süreçte son yıllarda boşalan hazinesini güçlendirme imkânına sahip olacak.
İran savaşının Rusya açısından olumsuz neticeleri
İran savaşının Rusya açısından kısa ve uzun vadeli olumsuz sonuçları da mevcut. Aslında İran’a saldırıların başlaması, Ukrayna görüşmelerinin ertelenmesine neden oldu. ABD, Rusya-Ukrayna savaşında Kiev’e savaşı bitirmesi ve taviz vermesi için baskı yapıyor ve Rusya’nın tutumuna yakın bir görüşü savunuyor. Ancak İran savaşı sonrası ABD’nin Ukrayna tutumunun değişme ihtimali de olabilir. Zira ABD, iki Slav kardeşini “barıştırma” işinden yorulduğu gibi önümüzdeki aylarda Trump yönetimi seçim sürecine girecek. Ayrıca özellikle Suriye, Vezezuela ve İran’da istediğini aldıktan sonra Trump’ın Moskova ile görüşmelere ihtiyacı da kalmayabilir. Kaldı ki Rus yetkililerinin “Batı’nın daha önce defalarca Moskova’ya verdiği birçok sözü tutmadığı” söylemi göz önünde bulundurulursa Kremlin’in yeni bir hayal kırıklığı yaşaması da ihtimal dahilindedir.
Yine her ne kadar 2025’te İran ile Rusya arasında imzalanan stratejik ortaklık anlaşması, taraflardan birine saldırı halinde diğerinin yardımını öngörmese de (yalnızca saldırıya katılmamayı öngörmekte) böyle bir anlaşmanın imzalanmış olması, uluslararası kamuoyunda bambaşka bir algının oluşmasına neden oldu, Rusya’nın tutumu ile ilgili beklentileri arttırdı. Buna ek olarak Rusya’nın Orta Doğu, Venezuela ve Kafkasya’daki sessizliğine İran’ın da eklenmesi, Kremlin’in özellikle ABD’nin dünyada artan hakimiyeti karşısında Çin ve diğer ülkelerle birlikte inşa etmeye çalıştığı “çok kutuplu bir dünya düzeni” projesinin büyük bir darbe almasına da neden oldu. Bu husus, yalnızca Rusya’nın bu çabası için değil, on yıllarca yeni bir süper güç olacağı beklenen ancak bir türlü siyasi varlığını ortaya koyamayan Çin ve her zirve öncesi potansiyeli abartılan BRICS ve ŞİÖ örgütlerinin prestiji için de geçerli.
Tüm bunlardan bağımsız olarak İran, aralarında zaman zaman birtakım sorunlar yaşansa da Rusya’nın bölgedeki önemli müttefiklerinden biriydi. Rusya, İran’da nükleer santral inşa ettiği gibi taraflar askerî teknolojiler alanında da yakın iş birliği içindeydi. Arap Baharı’ndan sonra Moskova’nın bölgedeki son iki dayanağı, Suriye ile İran iken, günümüzde bu dayanaklardan da mahrum kaldı.
Rusya’nın temkinli tutumunun sebepleri
İran Savaşı’nın tüm muhtemel olumlu-olumsuz neticelerine rağmen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin temkinli açıklamalarda bulundu, hatta Donald Trump Rus lider ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesini “güzel bir görüşme” olarak nitelendirdi. Diğer taraftan Rus yetkililer savaşın başlangıcından itibaren arabuluculuk rolünü üstlenmeye hazır olduklarını da dile getiriyorlar. Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev ve şaşırtıcı bir şekilde genellikle sükunetini koruyan Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha sert bir tutum sergileyerek hem ABD ile İsrail’i hem de ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerini sert bir şekilde eleştirdiler, uluslararası düzeni ve bölgede istikrarı bozmakla suçladılar.
Kremlin’in temkinli davranmasının birkaç sebebi var. Bunlardan ilki, ABD ile Ukrayna meselesi ve ikili ilişkilerin yeniden tesisi gibi konularda görüşmelerin yürütülmesi ve Moskova açısından bunun büyük önem arz etmesi. Moskova “engelleyemeyeceği bir savaş” dolayısıyla da bu görüşmelerin kesilmesini istemiyor. Hatta belki de Rusya’nın İran konusundaki “tarafsızlığı” da Rusya ile ABD arasında Ukrayna ve ikili ilişkilerin tesisi konularında yürütülen görüşmelerin de gündemlerinden biriydi. Kaldı ki Moskova savaşın uzaması ya da ABD ile İsrail hedeflerine ulaşamaması durumunda arabulucu olarak da karşımıza çıkabilir. Böyle bir durum Moskova’nın “prestijini” de biraz olsun düzeltecektir.
Kremlin’in temkinli davranışının bir başka açıklaması, İran’daki muhtemel iktidar değişikliği karşısında aynen Suriye örneğinde olduğu gibi yeni yönetimle arasını bozmak istememesi. Bilindiği üzere Kremlin Beşir Esad’ı Moskova’da misafir ederken Suriye’deki değişikliklere fazla karışmadan yeni iktidarla teması sürdürüyor ve hâlen Suriye’de daha küçük çapta da olsa varlığını muhafaza ediyor. Rus yetkililer muhtemelen aynı senaryoyu İran için de planlıyorlar.
Rusya’nın temkinli yaklaşımının bir başka sebebi daha var. Her ne kadar Arap Baharı’ndan sonra Rusya’nın eski iktidarlarla başlattığı projelerin büyük bir kısmı iptal olsa da çok yönlü iş birliği sürdürüldü. İran Savaşı, bölgenin diğer ülkelerini de doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendirdiğinden Moskova Körfez ülkeleriyle ilişkilerini bozmak istemiyor.
Netice itibarıyla Kremlin, savaşın ilk haftasında Rus yetkililerinin de tasvir ettiği gibi durduramayacağı savaşı kınamakla kalıyor ve bu süreçte doğrudan ya da dolaylı sonuçlarına göre tutumunu belirlemeye çalışıyor. Özellikle kendisi ile ilgili oluşan beklentiden ötürü Moskova’nın sessizliği, prestij kaybı olarak yorumlansa da bu süreçte elde edeceği siyasi ve ekonomik kazançların olacağı da gözden kaçmamalı.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 11 Mart 2026’da yayımlanmıştır.



