Savaşlar, göçler ve Ortadoğu’nun değişen demografisi

Demografik mühendislik nedir? Tarih boyunca göçler toplumların, devletlerin kaderini nasıl değiştirdi? Ortadoğu’da nasıl demografik mühendislik denemeleri yapılıyor? Irak, Filistin ve özellikle Suriye’de ne oluyor? Prof. Dr. Cengiz Tomar yazdı.

Günümüzde dünya siyaset gündeminin en önemli ve yakıcı sorunlarından biri olarak sürekli tartışılan göç olgusu, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip. Dünya demografik haritası milyonlarca yıldır devam eden bu göçlerin sonucunda, sürekli değişmekte. Mevcut tartışmalar ışığında bugünlerde daha çok olumsuz olarak algılanan göçlerin tarihte, uzun vadede, olumlu ya da olumsuz pek çok değişime sebep olabildiği görülüyor. Dolayısıyla göçleri müspet ya da menfi olarak değerlendirmek bulunduğunuz konuma, coğrafyaya, politik duruşunuza, din, mezhep ve etnik aidiyetinize göre farklılık gösterebilir.

Afrikalıların çok eski çağlardan bu yana Avrasya, Avustralya ve Avrupa’ya göçleri ve Avrasya’nın batısından Afrika’ya yapılan göçlerin izlerini takip edebilmekteyiz. İngilizce ile Farsça arasındaki akrabalık, Hint-Avrupalıların Avrupa ve Asya’da yayılmasından kaynaklanıyor.

İnsanlar tarih boyunca iklim değişiklikleri, kıtlıklar, savaşlar, verimli topraklara ulaşmak vs. gibi çok çeşitli amaçlarla daima göç halinde oldular.  Tarihte pek çok devlet savaşla yok olduğu gibi pek çok devlet de göçler vasıtasıyla sahneden çekildi. Ortaçağlarda Kavimler Göçü’nün güçlü Roma Devleti’ni yer ile yeksan etmesi çok çarpıcı bir örnektir.

Ortadoğu ve göç

Yine içerisinde yaşadığımız Ortadoğu’nın demografisi önce Eski Çağlarda Deniz Kavimleri’nin göçü, ardından İslam öncesi ve sonrasında Arapların kuzeye ve batıya doğru muhaceretleri ile Araplaşması-Müslümanlaşması ve nihayetinde 11. yüzyılda Türklerin Büyük Türkistan coğrafyasından önce İran, ardından Anadolu, Suriye ile Irak’a göçleriyle şekillendi.

Anadolu’nun mevcut demografisi de Orta çağlardaki sürekli Türk göçleri sonucunda değişti, bir imparatorluk olan Osmanlıların özellikle 19. yüzyıldan itibaren zayıflaması ve Anadolu’ya doğru çekilmesiyle Anadolu, dışında farklı etnisitelere sahip Müslüman unsurların göçleriyle günümüzdeki hâlini aldı.

Cumhuriyet döneminde mübadele ve Balkanlardan gelen sürekli göçler, 50’li ve 80’li yılların ardından köyden kente iç göçler, 1960 yıllardan itibaren Türk işçilerinin Almanya’ya göçü, 90’lı yıllardan itibaren özellikle Irak’tan gelen göçler ve 2010 sonunda başlayan Arap Baharı sürecinde özellikle Suriye’den Türkiye’ye büyük miktarda mülteci akını yakın tarihin hemen akla gelen göçleri arasında en dikkati çekenler.

Günümüzde Afrika ve Asya’dan pek çok mültecinin Türkiye ile Avrupa’ya göçü, Akdeniz’in bir göç denizi haline gelmesi ve ABD’nin Meksika sınırı meselesi gündemi sürekli olarak meşgul ediyor.  Aslında yaşadığımız göç olgusu, tarihte olduğu gibi, savaş, yoksulluk, insan hakları vs.  gibi sebeplerle insanların daha gelişmiş veya koşulları daha uygun ve konforlu ülkelere doğru akmasıdır ve bundan sonra da daima olacaktır.

Önemli olan, bu göçlerin göç alan ülkeler bakımından toplumun bünyesine ve demografik yapısına halel getirmeyecek şekilde düzenlenmesidir. Göç alan Almanya ve Kanada gibi ülkelerin bir kısmı demografik yapıları nedeniyle insan gücüne ihtiyaç duymaktayken, büyük kısmı bu göçleri sınırlara çektikleri duvarlar vs. gibi vasıtalarla önlemeye çalışmakta bu da büyük trajedilere yol açmakta. Son yıllarda Ege ve Akdeniz’den Avrupa’ya yönelik göçler esnasında maalesef binlerce insan hayatını kaybetti.

Demografik mühendislik örnekleri

Türkiye’nin hemen güneyindeki Suriye’de meydana gelen demografik değişiklik ise aslında ABD’nin işgali sonrasında Irak’ta meydana gelen demografik değişimlerin ardından güney sınırımızdaki en dikkat çekici hadiselerdendir.

Irak’ta ABD işgalinin ardından baş gösteren yönetim boşluğu ve DAIŞ gibi terör örgütlerinin de desteğiyle son 30 yılda büyük bir demografik değişime uğradı ve fiilen üç parçaya bölündü.

Demografik değişiklikler bazen tabii olduğu gibi bazen de siyasi gerekçelerle demografik mühendislik olarak adlandırdığımız bir yöntemle ve siyasi sonuçları olacak şekilde yapılabiliyor. Irak’ta bunun örneklerini son otuz yılda gördük. Filistin, işgalin yanı sıra bilinçli olarak bir demografik mühendislik yöntemine maruz kalmış ve kalmaya da devam ediyor.

Demografik mühendislik siyasi amaçlar doğrultusunda daha çok belirli bir bölgede etnik ya da dini veya mezhebi açıdan homojen bir identite oluşturmayı amaçlar. Demografik mühendisliğin pek çok yöntemi bulunmakla birlikte en çok uygulananı bir halkı zorlama ve tedhiş gibi yöntemlerle yerinden ederek o bölgeye başka bir halkı yerleştirmektir.

Suriye iç savaşı esnasında ve sonrasında Suriye’de yaşanan pek çok hadise, bütün bölge ülkelerini etkileyen, demografik mühendisliğin son örneklerini içeriyor. Savaştan önce Suriye nüfusu 22 milyon civarındaydı. Hâlihazırda bu nüfusun 6 milyonu Suriye dışına özellikle Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e küçük bir kısmı da Avrupa ülkelerine sığındı. Ülke nüfusunun 7 milyonluk bir kısmı da Suriye içerisinde yer değiştirmiş durumda. Dolayısıyla Suriye nüfusunun yarısından fazlası bir şekilde yaşadığı evi, şehri veya ülkeyi terk etti ve büyük kısmının bu bölgelere tekrar geri dönüşüne izin verilmeyecek. Zira arazilerine ve evlerine çeşitli siyasi entiteler tarafından el koyulmuş durumda.

Suriye’de kimler demografik mühendislik yaptı?

Suriye’de demografik mühendislik örnekleri hem devletler hem istihbarat örgütleri hem de terörist örgütler vasıtasıyla yapıldı. Bunlar arasında DAIŞ ile ABD destekli PKK’nın rolü oldukça büyük. İç savaş esnasında en büyük Sünnî Arap kentleri olan Şam, Humus, Halep ile bunların havalileri sâkinlerinin yoğun bombardıman ve kuşatmadan kaynaklanan kıtlık ve açlığa mahkûm edilmek suretiyle, muhalif Sünni grupların büyük bir kısmının Çin malı yeşil otobüslerle İdlib’e gönderildiğini hepimiz hatırlarız.

Aynı şekilde Türkiye sınırı boyunca İdlib ve Halep’ten güneydoğuda Rakka’ya, kuzeybatıda Lazkiye’den Hama, Humus, güneyde Deraa ve Kuneytra’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan Türkmenler de tatbik edilen bu nüfus mühendisliği neticesinde yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldılar. Böylece İdlib hariç Fırat’ın batısında, büyük kısmı Sünni Arap ve Türkmenlerden oluşan, önemli bir muhalif kitle, kuzeye ve yurtdışına sürülerek Suriye’nin batısı demografik ve siyasi açıdan homojen bir hale getirildi. Bu muhalif Suriyelilerin emlâkına da çıkarılan kanunlar ve fiili durum nedeniyle devlet tarafından el konularak bu nüfus mühendisliği kalıcı hale getirildi.

Fırat’ın batısında durum böyleyken doğusunda da işler çok farklı değildi. Önce DAIŞ Fırat’ın doğusunda önemli bir ağırlığı olan ve kendilerine boyun eğmeyen Sünni Araplar ve Türkmenlerle birlikte Süryani, Keldani ve Ermenilerden oluşan Hıristiyan nüfusu oluşturdukları tedhişle yerlerinden etmişti. DAIŞ’ın bölgedeki hakimiyetinin kırılmasının ardından PYD-YPG’nin ABD destekli olarak kurduğu yönetim de bölgede muhalif Sünni Arap ve Türkmenlere karşı aynı uygulamaları sürdürüyor ve yerlerini terk edenlerin mallarına el koyuyor.

Daha da vahimi, savaştan önce Suriye nüfusunun sadece yüzde 10’unu oluşturan ve Suriye’nin sınırımıza yakın bölgelerindeki bir koridorda yoğunlaşan Kürtlerin sadece bir kısmını temsil eden ABD destekli PYD-YPG’nin günümüzde Afrin, Cezire, Rakka, Tabka, Menbiç ve Deyrizor gibi Sünni Arapların yoğunlukta olduğu Suriye topraklarının yüzde yirmi beşinden fazlasına hâkim olmasıdır. SDG de denilen ABD destekli PYD-YPG kendisine muhalif Arap, Kürt, Türkmen vs. bütün grupları bölgeden çıkararak siyasi ve demografik açıdan kendisine problem oluşturmayacak bir yapı oluşturuyor.  PYD-YPG kontrolündeki bu bölge önemli petrol ve enerji kaynaklarına, Suriye’nin batısının muhtaç olduğu petrol, su, elektrik kaynakları (barajlar) ile verimli tarım topraklarına sahip.

2011’den bu yana Suriye’nin demografisi büyük bir değişime uğradığından bunda sonra ülkede eskiden olduğu gibi üniter-siyasi bir yapı kurmak oldukça zor görünüyor. Tabii bir de etnik ve mezhebi iç savaş sonucunda oluşmuş kan davalarını çözmek ve mülkiyet değişikliklerini aslına rücu ettirmenin zorluğunu buna ilave etmek gerek. Savaşın konsolide olduğu ve nispi bir çatışmasızlık durumunun hâkim bulunduğu ülkede son on dört yılda oluşan bu devasa sorunları çözmek ve demografik değişimi aslına döndürmek Türkiye’nin güvenliği açısından da büyük önem taşıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Temmuz 2024’te yayımlanmıştır.

Cengiz Tomar
Cengiz Tomar
Prof. Dr. Cengiz Tomar - 1992 yılında Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında “Memlük Devleti`nin Kuruluşu ve Gelişmesi: 1240-1260” başlıklı tezi ile Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisansını, 2006 yılında “Ortaçağda Askeri-Kölelik Sistemi” adlı teziyle doktorasını tamamladı. 1993-1995 yıllarında Ürdün Üniversitesinde Arapça ve Ortadoğu Çalışmaları, 1996-1997 öğretim döneminde ODTÜ’de İngilizce, 2000-2003 yıllarında Edinburgh Üniversitesinde Ortadoğu Çalışmaları üzerine eğitim aldı. 2003-2005 yılları arasında Şam Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2011 yılında doçent unvanını aldı. 2011-2014 yıllarında Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür yardımcısı ve Siyasi Tarih-Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. 2016 yılında profesör kadrosuna atandı. 2017 yılında Yalova Üniversitesi’nde rektör yardımcısı olarak görev yaptı. Aralık 2017’de Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığına atandı. Aynı zamanda Marmara Üniversitesi Kudüs Araştırmaları Merkezi’ni kurarak müdürlüğünü üstlendi. 2018-2022 tarihlerinde Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nde rektör olarak görev yaptı. Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu üyesi olan Cengiz Tomar, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Çağdaş İslam Devletleri ve Toplulukları ilim heyeti başkanıdır. Alanıyla ilgili pek çok uluslararası ilmi derginin yayın kurulu ve hakem heyetinde yer almakta olup yüze yakın sempozyum ve ilmî toplantı düzenlemiştir. Kitap, edisyon ve çevirilerinin yanı sıra İslam Tarihi ve Medeniyeti ile Ortadoğu ve Arap coğrafyasının tarihi ve kültürüne dair çok sayıda akademik ve popüler makalesi bulunmakta olup ulusal ve uluslararası tv kanalların düzenli yorumcuları arasında yer almaktadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Savaşlar, göçler ve Ortadoğu’nun değişen demografisi

Demografik mühendislik nedir? Tarih boyunca göçler toplumların, devletlerin kaderini nasıl değiştirdi? Ortadoğu’da nasıl demografik mühendislik denemeleri yapılıyor? Irak, Filistin ve özellikle Suriye’de ne oluyor? Prof. Dr. Cengiz Tomar yazdı.

Günümüzde dünya siyaset gündeminin en önemli ve yakıcı sorunlarından biri olarak sürekli tartışılan göç olgusu, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip. Dünya demografik haritası milyonlarca yıldır devam eden bu göçlerin sonucunda, sürekli değişmekte. Mevcut tartışmalar ışığında bugünlerde daha çok olumsuz olarak algılanan göçlerin tarihte, uzun vadede, olumlu ya da olumsuz pek çok değişime sebep olabildiği görülüyor. Dolayısıyla göçleri müspet ya da menfi olarak değerlendirmek bulunduğunuz konuma, coğrafyaya, politik duruşunuza, din, mezhep ve etnik aidiyetinize göre farklılık gösterebilir.

Afrikalıların çok eski çağlardan bu yana Avrasya, Avustralya ve Avrupa’ya göçleri ve Avrasya’nın batısından Afrika’ya yapılan göçlerin izlerini takip edebilmekteyiz. İngilizce ile Farsça arasındaki akrabalık, Hint-Avrupalıların Avrupa ve Asya’da yayılmasından kaynaklanıyor.

İnsanlar tarih boyunca iklim değişiklikleri, kıtlıklar, savaşlar, verimli topraklara ulaşmak vs. gibi çok çeşitli amaçlarla daima göç halinde oldular.  Tarihte pek çok devlet savaşla yok olduğu gibi pek çok devlet de göçler vasıtasıyla sahneden çekildi. Ortaçağlarda Kavimler Göçü’nün güçlü Roma Devleti’ni yer ile yeksan etmesi çok çarpıcı bir örnektir.

Ortadoğu ve göç

Yine içerisinde yaşadığımız Ortadoğu’nın demografisi önce Eski Çağlarda Deniz Kavimleri’nin göçü, ardından İslam öncesi ve sonrasında Arapların kuzeye ve batıya doğru muhaceretleri ile Araplaşması-Müslümanlaşması ve nihayetinde 11. yüzyılda Türklerin Büyük Türkistan coğrafyasından önce İran, ardından Anadolu, Suriye ile Irak’a göçleriyle şekillendi.

Anadolu’nun mevcut demografisi de Orta çağlardaki sürekli Türk göçleri sonucunda değişti, bir imparatorluk olan Osmanlıların özellikle 19. yüzyıldan itibaren zayıflaması ve Anadolu’ya doğru çekilmesiyle Anadolu, dışında farklı etnisitelere sahip Müslüman unsurların göçleriyle günümüzdeki hâlini aldı.

Cumhuriyet döneminde mübadele ve Balkanlardan gelen sürekli göçler, 50’li ve 80’li yılların ardından köyden kente iç göçler, 1960 yıllardan itibaren Türk işçilerinin Almanya’ya göçü, 90’lı yıllardan itibaren özellikle Irak’tan gelen göçler ve 2010 sonunda başlayan Arap Baharı sürecinde özellikle Suriye’den Türkiye’ye büyük miktarda mülteci akını yakın tarihin hemen akla gelen göçleri arasında en dikkati çekenler.

Günümüzde Afrika ve Asya’dan pek çok mültecinin Türkiye ile Avrupa’ya göçü, Akdeniz’in bir göç denizi haline gelmesi ve ABD’nin Meksika sınırı meselesi gündemi sürekli olarak meşgul ediyor.  Aslında yaşadığımız göç olgusu, tarihte olduğu gibi, savaş, yoksulluk, insan hakları vs.  gibi sebeplerle insanların daha gelişmiş veya koşulları daha uygun ve konforlu ülkelere doğru akmasıdır ve bundan sonra da daima olacaktır.

Önemli olan, bu göçlerin göç alan ülkeler bakımından toplumun bünyesine ve demografik yapısına halel getirmeyecek şekilde düzenlenmesidir. Göç alan Almanya ve Kanada gibi ülkelerin bir kısmı demografik yapıları nedeniyle insan gücüne ihtiyaç duymaktayken, büyük kısmı bu göçleri sınırlara çektikleri duvarlar vs. gibi vasıtalarla önlemeye çalışmakta bu da büyük trajedilere yol açmakta. Son yıllarda Ege ve Akdeniz’den Avrupa’ya yönelik göçler esnasında maalesef binlerce insan hayatını kaybetti.

Demografik mühendislik örnekleri

Türkiye’nin hemen güneyindeki Suriye’de meydana gelen demografik değişiklik ise aslında ABD’nin işgali sonrasında Irak’ta meydana gelen demografik değişimlerin ardından güney sınırımızdaki en dikkat çekici hadiselerdendir.

Irak’ta ABD işgalinin ardından baş gösteren yönetim boşluğu ve DAIŞ gibi terör örgütlerinin de desteğiyle son 30 yılda büyük bir demografik değişime uğradı ve fiilen üç parçaya bölündü.

Demografik değişiklikler bazen tabii olduğu gibi bazen de siyasi gerekçelerle demografik mühendislik olarak adlandırdığımız bir yöntemle ve siyasi sonuçları olacak şekilde yapılabiliyor. Irak’ta bunun örneklerini son otuz yılda gördük. Filistin, işgalin yanı sıra bilinçli olarak bir demografik mühendislik yöntemine maruz kalmış ve kalmaya da devam ediyor.

Demografik mühendislik siyasi amaçlar doğrultusunda daha çok belirli bir bölgede etnik ya da dini veya mezhebi açıdan homojen bir identite oluşturmayı amaçlar. Demografik mühendisliğin pek çok yöntemi bulunmakla birlikte en çok uygulananı bir halkı zorlama ve tedhiş gibi yöntemlerle yerinden ederek o bölgeye başka bir halkı yerleştirmektir.

Suriye iç savaşı esnasında ve sonrasında Suriye’de yaşanan pek çok hadise, bütün bölge ülkelerini etkileyen, demografik mühendisliğin son örneklerini içeriyor. Savaştan önce Suriye nüfusu 22 milyon civarındaydı. Hâlihazırda bu nüfusun 6 milyonu Suriye dışına özellikle Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e küçük bir kısmı da Avrupa ülkelerine sığındı. Ülke nüfusunun 7 milyonluk bir kısmı da Suriye içerisinde yer değiştirmiş durumda. Dolayısıyla Suriye nüfusunun yarısından fazlası bir şekilde yaşadığı evi, şehri veya ülkeyi terk etti ve büyük kısmının bu bölgelere tekrar geri dönüşüne izin verilmeyecek. Zira arazilerine ve evlerine çeşitli siyasi entiteler tarafından el koyulmuş durumda.

Suriye’de kimler demografik mühendislik yaptı?

Suriye’de demografik mühendislik örnekleri hem devletler hem istihbarat örgütleri hem de terörist örgütler vasıtasıyla yapıldı. Bunlar arasında DAIŞ ile ABD destekli PKK’nın rolü oldukça büyük. İç savaş esnasında en büyük Sünnî Arap kentleri olan Şam, Humus, Halep ile bunların havalileri sâkinlerinin yoğun bombardıman ve kuşatmadan kaynaklanan kıtlık ve açlığa mahkûm edilmek suretiyle, muhalif Sünni grupların büyük bir kısmının Çin malı yeşil otobüslerle İdlib’e gönderildiğini hepimiz hatırlarız.

Aynı şekilde Türkiye sınırı boyunca İdlib ve Halep’ten güneydoğuda Rakka’ya, kuzeybatıda Lazkiye’den Hama, Humus, güneyde Deraa ve Kuneytra’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan Türkmenler de tatbik edilen bu nüfus mühendisliği neticesinde yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldılar. Böylece İdlib hariç Fırat’ın batısında, büyük kısmı Sünni Arap ve Türkmenlerden oluşan, önemli bir muhalif kitle, kuzeye ve yurtdışına sürülerek Suriye’nin batısı demografik ve siyasi açıdan homojen bir hale getirildi. Bu muhalif Suriyelilerin emlâkına da çıkarılan kanunlar ve fiili durum nedeniyle devlet tarafından el konularak bu nüfus mühendisliği kalıcı hale getirildi.

Fırat’ın batısında durum böyleyken doğusunda da işler çok farklı değildi. Önce DAIŞ Fırat’ın doğusunda önemli bir ağırlığı olan ve kendilerine boyun eğmeyen Sünni Araplar ve Türkmenlerle birlikte Süryani, Keldani ve Ermenilerden oluşan Hıristiyan nüfusu oluşturdukları tedhişle yerlerinden etmişti. DAIŞ’ın bölgedeki hakimiyetinin kırılmasının ardından PYD-YPG’nin ABD destekli olarak kurduğu yönetim de bölgede muhalif Sünni Arap ve Türkmenlere karşı aynı uygulamaları sürdürüyor ve yerlerini terk edenlerin mallarına el koyuyor.

Daha da vahimi, savaştan önce Suriye nüfusunun sadece yüzde 10’unu oluşturan ve Suriye’nin sınırımıza yakın bölgelerindeki bir koridorda yoğunlaşan Kürtlerin sadece bir kısmını temsil eden ABD destekli PYD-YPG’nin günümüzde Afrin, Cezire, Rakka, Tabka, Menbiç ve Deyrizor gibi Sünni Arapların yoğunlukta olduğu Suriye topraklarının yüzde yirmi beşinden fazlasına hâkim olmasıdır. SDG de denilen ABD destekli PYD-YPG kendisine muhalif Arap, Kürt, Türkmen vs. bütün grupları bölgeden çıkararak siyasi ve demografik açıdan kendisine problem oluşturmayacak bir yapı oluşturuyor.  PYD-YPG kontrolündeki bu bölge önemli petrol ve enerji kaynaklarına, Suriye’nin batısının muhtaç olduğu petrol, su, elektrik kaynakları (barajlar) ile verimli tarım topraklarına sahip.

2011’den bu yana Suriye’nin demografisi büyük bir değişime uğradığından bunda sonra ülkede eskiden olduğu gibi üniter-siyasi bir yapı kurmak oldukça zor görünüyor. Tabii bir de etnik ve mezhebi iç savaş sonucunda oluşmuş kan davalarını çözmek ve mülkiyet değişikliklerini aslına rücu ettirmenin zorluğunu buna ilave etmek gerek. Savaşın konsolide olduğu ve nispi bir çatışmasızlık durumunun hâkim bulunduğu ülkede son on dört yılda oluşan bu devasa sorunları çözmek ve demografik değişimi aslına döndürmek Türkiye’nin güvenliği açısından da büyük önem taşıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Temmuz 2024’te yayımlanmıştır.

Cengiz Tomar
Cengiz Tomar
Prof. Dr. Cengiz Tomar - 1992 yılında Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında “Memlük Devleti`nin Kuruluşu ve Gelişmesi: 1240-1260” başlıklı tezi ile Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisansını, 2006 yılında “Ortaçağda Askeri-Kölelik Sistemi” adlı teziyle doktorasını tamamladı. 1993-1995 yıllarında Ürdün Üniversitesinde Arapça ve Ortadoğu Çalışmaları, 1996-1997 öğretim döneminde ODTÜ’de İngilizce, 2000-2003 yıllarında Edinburgh Üniversitesinde Ortadoğu Çalışmaları üzerine eğitim aldı. 2003-2005 yılları arasında Şam Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2011 yılında doçent unvanını aldı. 2011-2014 yıllarında Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür yardımcısı ve Siyasi Tarih-Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. 2016 yılında profesör kadrosuna atandı. 2017 yılında Yalova Üniversitesi’nde rektör yardımcısı olarak görev yaptı. Aralık 2017’de Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığına atandı. Aynı zamanda Marmara Üniversitesi Kudüs Araştırmaları Merkezi’ni kurarak müdürlüğünü üstlendi. 2018-2022 tarihlerinde Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nde rektör olarak görev yaptı. Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu üyesi olan Cengiz Tomar, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Çağdaş İslam Devletleri ve Toplulukları ilim heyeti başkanıdır. Alanıyla ilgili pek çok uluslararası ilmi derginin yayın kurulu ve hakem heyetinde yer almakta olup yüze yakın sempozyum ve ilmî toplantı düzenlemiştir. Kitap, edisyon ve çevirilerinin yanı sıra İslam Tarihi ve Medeniyeti ile Ortadoğu ve Arap coğrafyasının tarihi ve kültürüne dair çok sayıda akademik ve popüler makalesi bulunmakta olup ulusal ve uluslararası tv kanalların düzenli yorumcuları arasında yer almaktadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x