Trump İran’da kaybederse neler yapabilir?

Yenilgiyi asla kabullenmeyen Trump, İran batağında köşeye sıkışıyor. Planlar işlemiyor; en çok kaçtığı o kelime, “başarısızlık”, giderek yaklaşıyor. Gerçekleri çarpıtan, komutanları riske atan bir başkan, çaresizlik anında ne kadar ileri gidebilir?

Küresel siyasette gözler, Donald Trump’ın İran ile yaşadığı tehlikeli gerilime çevrilmiş durumda. Washington’ın askerî gücü sahada belirli hedeflere ulaşsa da, Tahran’ın direnci ve nükleer kozu, kesin bir zaferi giderek daha uzak bir ihtimale dönüştürüyor. Siyasi hayatı ve iş geçmişi boyunca ‘kaybeden’ etiketinden ölümüne kaçan bir lider için bu tablo, sıradan bir dış politika krizinden çok daha büyük bir kişisel tehdit anlamına geliyor. Trump’ın daha önceki iç siyasi yenilgiler karşısında başvurduğu inkâr ve kaos taktikleri, genellikle Amerikan anayasal kurumlarının sınırlarına çarparak hız kesmişti. Fakat söz konusu Amerikan ordusunun kontrolü ve başkomutanlık yetkileri olduğunda, bu kurumsal fren mekanizmaları işlevlerini yitirebilirler.

Foreign Policy internet sitesinde yayımlanan ve Amerika’nın dış politikası analisti Suzanne Nossel tarafından kaleme alınan yazı, Trump’ın İran’daki savaşta olası bir yenilgi karşısında sergileyebileceği tehlikeli taktikleri ve bunun küresel sonuçlarını inceliyor. Yazı, 2020 seçimlerindeki inkar kampanyasından televizyon kanallarının lisanslarını iptal etme tehditlerine ve komutanlar üzerinde kurulan ağır siyasi baskılara kadar uzanan örneklerle başkanın başvurduğu alışılmış yöntemlerin yaratabileceği yıkımı ele alıyor; başarısızlığı örtbas etmek için medyanın sansürlenebileceğine dikkat çekiyor, suçu müttefiklere ya da orduya atma çabasının askerî kararları sakatlayabileceğini ve sırf inat uğruna Amerikan askerlerinin can güvenliğinin hiçe sayılabileceğini vurguluyor.

Yazıdan öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

“Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump kaybetmeyi hiç sevmez. İran savaşında zafere ulaşma ihtimali giderek zayıflarken, dünya çok yakında dış politikada kontrolü tamamen kaybetmiş, ne yapacağı kestirilemeyen bir başkanla karşı karşıya kalabilir. Elbette Trump, jeopolitik uzmanlarınca Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği söylenen ve savaşın insani, ekonomik ve siyasi bedellerini haklı çıkaran bir başarıya da imza atabilir. Fakat Trump giderek köşeye sıkışırken, İran’daki olası bir başarısızlığa nasıl tepki vereceğini şimdiden öngörmek ve bu tepkinin çatışmayı daha da tehlikeli bir boyuta taşıma ihtimaline karşı hazırlıklı olmak gerekiyor.

İran savaşının zorlukları gün geçtikçe artıyor. Amerikan ordusu, İsrail Savunma Kuvvetleri ile omuz omuza verip İran’ın hava savunma, deniz ve balistik gücünü büyük ölçüde yok etmeyi başardı. Gelgelelim, İran’ın siyasi yapısı ve ekonomik direnci o kadar kolay kırılmadı. Bir de İran’ın elinde kalan nükleer materyaller ve nükleer kapasite sorunu var. Üstelik Tahran yönetiminin bu çatışmadan ‘kendimizi ancak nükleer silahlarla koruyabiliriz’ düşüncesine sarılarak çıkma riski de cabası. Söz dinleyen bir liderin başa geçeceği sorunsuz bir ‘Venezuela tarzı’ geçiş ya da geniş çaplı bir halk ayaklanması umutları artık tamamen suya düştü.

Trump’ın geçmişteki yenilgileri, köşeye sıkıştığında neler yapabileceğine ışık tutuyor

Trump’ın geçmişteki başarısızlıklara verdiği tepkiler, Orta Doğu’da bizi nelerin beklediğine ışık tutabilir. Başarısızlık, Trump’ın yabancısı olduğu bir durum değil: İş dünyasında, mahkeme salonlarında ve siyasette çok ağır yenilgiler almıştı. Ayakta kalmayı iyi bilen bir siyasetçi olarak, köşeye sıkıştığında devreye soktuğu ezberlenmiş bir taktik defteri var. Altındakilere zorbalık yapmak, suçu başkasına atmak, gerçekleri örtbas etmek ve işe yaramayan stratejilerde inat etmek bu taktiklerin başında geliyor.

Trump’ın yenilgiye yaklaşımını en net şekliyle 2020 seçimlerini kaybettiğinde gördük. O sonbahar, kaçınılmaz sonuçları engellemek ve suçu üzerinden atmak için çok yönlü ve agresif bir kampanyanın başını çekmişti. İşin ilk adımı inkardı; öyle ki Trump, kendi seçim yetkililerinin oylamanın adil geçtiğine dair açıklamalarını elinin tersiyle itmişti. Ardından alt kademesindekilere ve mevkidaşlarına acımasız bir baskı uygulamaya başlamıştı. Georgia Eyalet Sekreteri Brad Raffensperger’a eyalet sonuçlarını tersine çevirebilmek için 11 bin 780 oy ‘bulması’ için baskı yaptı, dönemin Başkan Yardımcısı Mike Pence’i ise sonuçları onaylama görevini çiğnemeye zorladı. Adalet Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerine de ‘Sadece seçimin hileli olduğunu söyleyin, gerisini bana ve Cumhuriyetçi kongre üyelerine bırakın’ diye baskı yapmıştı. Seçim yetkilisi Chris Krebs oylamanın güvenli olduğunu açıklayınca da onu derhal kovmuştu.

Trump’ın yenilgiye verdiği tepkinin en tehlikeli boyutu, hiç şüphesiz 6 Ocak 2021’de Amerikan Kongre Binası’nda yaşanan ayaklanmayı teşvik etmesi oldu. İsyanı bizzat planladığını inkâr etse de eylemleri bu kalkışmaya meşruiyet kazandırdı. Şiddete başvuran isyancıları sonradan affetmesinin de açıkça gösterdiği üzere, kendi kibri ve davası uğruna Amerika’nın temel kurumlarını ve insan hayatını tehlikeye atmaktan zerre kadar çekinmedi.

Şayet Trump, İran’da köşeye sıkışma ihtimalini diğer alanlardaki başarısızlıklarında yaptığı gibi yönetmeye kalkarsa, bunun sonuçları çok ağır olabilir. Bu durumun dalga dalga yayılan etkileri; başkanın kendi imajı, itibarı, serveti ya da yandaşlarının durumundan çok daha ötelere uzanır. Trump’ın bu açmazdan nasıl çıkacağına bağlı olarak ordunun morali, ittifaklar ve Washington’ın küresel saygınlığı da risk altında. Savaşla ilgili en baştaki iyimserlik havası dağılırken, Trump ve kurmayları eski taktik defterindeki oyunları şimdiden sahneye koymaya başladılar bile.

Ordu üzerindeki siyasi baskı, savaş alanındaki kararları da etkiliyor

Gelen haberlere göre Trump savaşa giden süreçte, Amerikan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in Amerikan birliklerinin yetersiz mühimmat ve müttefik desteği nedeniyle tehlikeye girebileceği yönündeki uyarılarını kulak ardı etti. Trump’ın, kendisiyle aynı fikirde olmayan askerî yetkilileri ve sivil bürokratları saf dışı bırakma, hatta kovma konusunda oldukça uzun bir geçmişi var. Risklerin bu kadar yüksek olduğu bir askerî çatışmanın ortasında, bu tür siyasi baskılar subayların karar alma mekanizmalarını bozabilir. Bu da abartılı savaş hasarı raporlarına, hatalı risk değerlendirmelerine, Kongre’ye sunulan eksik veya çarpıtılmış bilgilere, krizin tırmanmasına dair hasıraltı edilen uyarılara ve nihayetinde insan hayatını ve stratejik hedefleri tehlikeye atan sakat operasyon kararlarına yol açabilir.

Trump’ın yüksek baskı altındaki krizlere yönelik bu fevri yaklaşımı, sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Eğer Beyaz Saray, subayları yeterli yasal denetim olmaksızın hedefleri vurmaya, sivillerin zarar görmesini engelleyecek güvenlik tedbirlerini hiçe saymaya veya savaş hukukunu başka şekillerde çiğnemeye zorlarsa, çatışma çok daha kanlı bir hal alabilir; ordunun morali ve savaşa hazırlık durumu büyük bir darbe yiyebilir. Birbiri ardına anlamsız davalar açmak sadece zaman ve para israfı sayılırken, sırf inat uğruna başarısız askerî stratejilere körü körüne sarılmak Amerikan askerlerinin can güvenliğini ve Washington’ın askerî itibarını doğrudan tehlikeye atar.

Trump’ın ‘başarısızlığı asla kabullenmeme’ stratejisi

Trump’ın etrafını saranlar, belki de çoktan kontrolden çıkmaya başlamış bir savaşın hikâyesini kendi lehlerine nasıl çevirecekleri konusunda birbirleriyle savaşıyorlar. Eğer Trump baskı altında kalarak fabrika ayarlarına döner ve kabinesindeki Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Hazine Bakanı Scott Bessent gibi nispeten daha bağımsız birkaç sesi de dışlayıp sadece yakın çevresindeki yandaşlarına bel bağlarsa; yönetimdeki profesyonellik, muhakeme yeteneği ve iç uyum standartları yerle bir olacak.

Trump’ın gerçekleri saklama ve çarpıtma huyu, yönetiminin İran savaşına bakış açısında çoktan kendini belli etti. Daha ilk haftadan Trump, bir ilkokula yapılan kanlı saldırının faturasını İran’a kesti; oysa Amerikalı müfettişler ilk incelemelerinin ardından bu saldırının Amerikan ordusunun eseri olduğunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz hafta ise Federal İletişim Komisyonu Başkanı Brendan Carr, İran’ın Suudi Arabistan’daki Amerikan yakıt ikmal uçaklarına yönelik saldırısıyla ilgili haberlerin çarpıtıldığını iddia ederek televizyon kanallarının yayın lisanslarını iptal etme tehdidinde bulundu.

Savunma Bakanlığı son aylarda basının erişimine karşı zaten eşi benzeri görülmemiş, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir tavır sergiliyor. Trump yönetiminin bu son hamleleri de şeffaflıktan tamamen uzak bu bilgi ortamını iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Üzerine bir de yapay zekâ destekli dezenformasyon kampanyalarının küresel çapta yayılması eklenince, o meşhur ‘savaş sisi’ göz gözü görmeyen, kapkara bir dumana dönüşüyor.

Savaş zamanlarında dezenformasyon sadece halkı kandırmakla veya kanıta dayalı haberciliğe gölge düşürmekle kalmaz. Piyasalar bilgiye güvenmezse risk primleri fırlar ve ekonomik enkaz daha da büyür. Bilgi kirliliğine batmış bir ortam, Kongre’nin operasyonun ne kadar başarılı olduğunu ölçmesini imkânsız kılarken, müttefiklerin Washington’a duyduğu güvensizliği de körükler.

Önümüzdeki haftalarda Trump, o meşhur ‘başarısızlığı asla kabullenme’ mottosu yüzünden müfettişleri açığa alabilir, bilgi sızdıranlardan intikam almaya kalkabilir ve her türlü denetimi bir ‘sabotaj’ olarak damgalayabilir. Nitekim Pentagon, Trump’ın ikinci döneminde muhalif sesleri kısmak, denetim mekanizmalarını ve şikâyet sistemlerini budamak için çoktan harekete geçti. Eleştirmenlere göre bu durum, içeriden yapılacak ihbarların önünü kesebilir ve görevi kötüye kullanma vakalarının hasıraltı edilme ihtimalini artırabilir.

Çaresizlik hissi Trump’ı tehlikeli kararlara itebilir

Daha da kötüsü, Trump kendini köşeye sıkışmış veya çaresiz hissederse, kara birliklerini gözü kapalı ateşe atmak veya alışılagelmişin dışında silahlar kullanmak gibi aşırı uçlara kayabilir. Bu da çatışmanın yıllarca sürmesine veya küresel bir savaşa dönüşmesine yol açar. Öte yandan, İran’da işler sarpa sarınca Trump’ın odağını aniden Küba’ya veya bir iç meseleye kaydırması; şansını döndürmek ve gücünü kanıtlamak adına ip cambazlığını andıran riskli hamlelere girişmesi de ihtimal dahilinde.

Elbette sağduyunun galip gelme ihtimali hâlâ var. Trump, İran’da zaferden daha azına razı olabilir ve gerçekleri inkâr edip yeniden kurgulamak için tam saha baskı kurmak yerine daha ufak çaplı bir algı yönetimiyle yetinebilir. Fakat İran’daki molla rejimiyle yaşanan bu restleşmeyi siyasi mirasını belirleyecek bir hesaplaşma olarak görürse, etrafındaki askeri ve sivil liderler; gerçekleri çarpıtan, kurumları ve hedefleri tehlikeye atan keyfi talimatlarla nasıl başa çıkacakları konusunda çok kritik kararlar vermek zorunda kalabilirler.

2020’den farklı olarak Trump’ın Beyaz Saray’da önünde hâlâ yaklaşık üç yılı var; bu da ona karşı gelenlerin anında intikam riskiyle yüzleşebileceği anlamına geliyor. Fakat diğer taraftan, başkanın sağlıksız içgüdülerine boyun eğmek, can kayıpları ve güvenlik zafiyetleri şeklinde çok ağır bedeller ödetebilir. Trump’ın kabinesindeki bakanları, generalleri, yakın danışmanları ve Kongre’deki destekçileri; başkanı, zaten büyüyen krizi daha da içinden çıkılmaz hale getirecek ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğini on yıllarca geriye götürecek kararlar almaktan alıkoyabilecek yegâne duvar olarak kalabilir.”

Bu yazı ilk kez 26 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Suzanne Nossel’in Foreign Policy internet sitesinde yayımlanan “What Trump May Do if He Loses in Iran” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://foreignpolicy.com/2026/03/20/trump-iran-war-outcome-failure/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Trump İran’da kaybederse neler yapabilir?

Yenilgiyi asla kabullenmeyen Trump, İran batağında köşeye sıkışıyor. Planlar işlemiyor; en çok kaçtığı o kelime, “başarısızlık”, giderek yaklaşıyor. Gerçekleri çarpıtan, komutanları riske atan bir başkan, çaresizlik anında ne kadar ileri gidebilir?

Küresel siyasette gözler, Donald Trump’ın İran ile yaşadığı tehlikeli gerilime çevrilmiş durumda. Washington’ın askerî gücü sahada belirli hedeflere ulaşsa da, Tahran’ın direnci ve nükleer kozu, kesin bir zaferi giderek daha uzak bir ihtimale dönüştürüyor. Siyasi hayatı ve iş geçmişi boyunca ‘kaybeden’ etiketinden ölümüne kaçan bir lider için bu tablo, sıradan bir dış politika krizinden çok daha büyük bir kişisel tehdit anlamına geliyor. Trump’ın daha önceki iç siyasi yenilgiler karşısında başvurduğu inkâr ve kaos taktikleri, genellikle Amerikan anayasal kurumlarının sınırlarına çarparak hız kesmişti. Fakat söz konusu Amerikan ordusunun kontrolü ve başkomutanlık yetkileri olduğunda, bu kurumsal fren mekanizmaları işlevlerini yitirebilirler.

Foreign Policy internet sitesinde yayımlanan ve Amerika’nın dış politikası analisti Suzanne Nossel tarafından kaleme alınan yazı, Trump’ın İran’daki savaşta olası bir yenilgi karşısında sergileyebileceği tehlikeli taktikleri ve bunun küresel sonuçlarını inceliyor. Yazı, 2020 seçimlerindeki inkar kampanyasından televizyon kanallarının lisanslarını iptal etme tehditlerine ve komutanlar üzerinde kurulan ağır siyasi baskılara kadar uzanan örneklerle başkanın başvurduğu alışılmış yöntemlerin yaratabileceği yıkımı ele alıyor; başarısızlığı örtbas etmek için medyanın sansürlenebileceğine dikkat çekiyor, suçu müttefiklere ya da orduya atma çabasının askerî kararları sakatlayabileceğini ve sırf inat uğruna Amerikan askerlerinin can güvenliğinin hiçe sayılabileceğini vurguluyor.

Yazıdan öne çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

“Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump kaybetmeyi hiç sevmez. İran savaşında zafere ulaşma ihtimali giderek zayıflarken, dünya çok yakında dış politikada kontrolü tamamen kaybetmiş, ne yapacağı kestirilemeyen bir başkanla karşı karşıya kalabilir. Elbette Trump, jeopolitik uzmanlarınca Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği söylenen ve savaşın insani, ekonomik ve siyasi bedellerini haklı çıkaran bir başarıya da imza atabilir. Fakat Trump giderek köşeye sıkışırken, İran’daki olası bir başarısızlığa nasıl tepki vereceğini şimdiden öngörmek ve bu tepkinin çatışmayı daha da tehlikeli bir boyuta taşıma ihtimaline karşı hazırlıklı olmak gerekiyor.

İran savaşının zorlukları gün geçtikçe artıyor. Amerikan ordusu, İsrail Savunma Kuvvetleri ile omuz omuza verip İran’ın hava savunma, deniz ve balistik gücünü büyük ölçüde yok etmeyi başardı. Gelgelelim, İran’ın siyasi yapısı ve ekonomik direnci o kadar kolay kırılmadı. Bir de İran’ın elinde kalan nükleer materyaller ve nükleer kapasite sorunu var. Üstelik Tahran yönetiminin bu çatışmadan ‘kendimizi ancak nükleer silahlarla koruyabiliriz’ düşüncesine sarılarak çıkma riski de cabası. Söz dinleyen bir liderin başa geçeceği sorunsuz bir ‘Venezuela tarzı’ geçiş ya da geniş çaplı bir halk ayaklanması umutları artık tamamen suya düştü.

Trump’ın geçmişteki yenilgileri, köşeye sıkıştığında neler yapabileceğine ışık tutuyor

Trump’ın geçmişteki başarısızlıklara verdiği tepkiler, Orta Doğu’da bizi nelerin beklediğine ışık tutabilir. Başarısızlık, Trump’ın yabancısı olduğu bir durum değil: İş dünyasında, mahkeme salonlarında ve siyasette çok ağır yenilgiler almıştı. Ayakta kalmayı iyi bilen bir siyasetçi olarak, köşeye sıkıştığında devreye soktuğu ezberlenmiş bir taktik defteri var. Altındakilere zorbalık yapmak, suçu başkasına atmak, gerçekleri örtbas etmek ve işe yaramayan stratejilerde inat etmek bu taktiklerin başında geliyor.

Trump’ın yenilgiye yaklaşımını en net şekliyle 2020 seçimlerini kaybettiğinde gördük. O sonbahar, kaçınılmaz sonuçları engellemek ve suçu üzerinden atmak için çok yönlü ve agresif bir kampanyanın başını çekmişti. İşin ilk adımı inkardı; öyle ki Trump, kendi seçim yetkililerinin oylamanın adil geçtiğine dair açıklamalarını elinin tersiyle itmişti. Ardından alt kademesindekilere ve mevkidaşlarına acımasız bir baskı uygulamaya başlamıştı. Georgia Eyalet Sekreteri Brad Raffensperger’a eyalet sonuçlarını tersine çevirebilmek için 11 bin 780 oy ‘bulması’ için baskı yaptı, dönemin Başkan Yardımcısı Mike Pence’i ise sonuçları onaylama görevini çiğnemeye zorladı. Adalet Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerine de ‘Sadece seçimin hileli olduğunu söyleyin, gerisini bana ve Cumhuriyetçi kongre üyelerine bırakın’ diye baskı yapmıştı. Seçim yetkilisi Chris Krebs oylamanın güvenli olduğunu açıklayınca da onu derhal kovmuştu.

Trump’ın yenilgiye verdiği tepkinin en tehlikeli boyutu, hiç şüphesiz 6 Ocak 2021’de Amerikan Kongre Binası’nda yaşanan ayaklanmayı teşvik etmesi oldu. İsyanı bizzat planladığını inkâr etse de eylemleri bu kalkışmaya meşruiyet kazandırdı. Şiddete başvuran isyancıları sonradan affetmesinin de açıkça gösterdiği üzere, kendi kibri ve davası uğruna Amerika’nın temel kurumlarını ve insan hayatını tehlikeye atmaktan zerre kadar çekinmedi.

Şayet Trump, İran’da köşeye sıkışma ihtimalini diğer alanlardaki başarısızlıklarında yaptığı gibi yönetmeye kalkarsa, bunun sonuçları çok ağır olabilir. Bu durumun dalga dalga yayılan etkileri; başkanın kendi imajı, itibarı, serveti ya da yandaşlarının durumundan çok daha ötelere uzanır. Trump’ın bu açmazdan nasıl çıkacağına bağlı olarak ordunun morali, ittifaklar ve Washington’ın küresel saygınlığı da risk altında. Savaşla ilgili en baştaki iyimserlik havası dağılırken, Trump ve kurmayları eski taktik defterindeki oyunları şimdiden sahneye koymaya başladılar bile.

Ordu üzerindeki siyasi baskı, savaş alanındaki kararları da etkiliyor

Gelen haberlere göre Trump savaşa giden süreçte, Amerikan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in Amerikan birliklerinin yetersiz mühimmat ve müttefik desteği nedeniyle tehlikeye girebileceği yönündeki uyarılarını kulak ardı etti. Trump’ın, kendisiyle aynı fikirde olmayan askerî yetkilileri ve sivil bürokratları saf dışı bırakma, hatta kovma konusunda oldukça uzun bir geçmişi var. Risklerin bu kadar yüksek olduğu bir askerî çatışmanın ortasında, bu tür siyasi baskılar subayların karar alma mekanizmalarını bozabilir. Bu da abartılı savaş hasarı raporlarına, hatalı risk değerlendirmelerine, Kongre’ye sunulan eksik veya çarpıtılmış bilgilere, krizin tırmanmasına dair hasıraltı edilen uyarılara ve nihayetinde insan hayatını ve stratejik hedefleri tehlikeye atan sakat operasyon kararlarına yol açabilir.

Trump’ın yüksek baskı altındaki krizlere yönelik bu fevri yaklaşımı, sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Eğer Beyaz Saray, subayları yeterli yasal denetim olmaksızın hedefleri vurmaya, sivillerin zarar görmesini engelleyecek güvenlik tedbirlerini hiçe saymaya veya savaş hukukunu başka şekillerde çiğnemeye zorlarsa, çatışma çok daha kanlı bir hal alabilir; ordunun morali ve savaşa hazırlık durumu büyük bir darbe yiyebilir. Birbiri ardına anlamsız davalar açmak sadece zaman ve para israfı sayılırken, sırf inat uğruna başarısız askerî stratejilere körü körüne sarılmak Amerikan askerlerinin can güvenliğini ve Washington’ın askerî itibarını doğrudan tehlikeye atar.

Trump’ın ‘başarısızlığı asla kabullenmeme’ stratejisi

Trump’ın etrafını saranlar, belki de çoktan kontrolden çıkmaya başlamış bir savaşın hikâyesini kendi lehlerine nasıl çevirecekleri konusunda birbirleriyle savaşıyorlar. Eğer Trump baskı altında kalarak fabrika ayarlarına döner ve kabinesindeki Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Hazine Bakanı Scott Bessent gibi nispeten daha bağımsız birkaç sesi de dışlayıp sadece yakın çevresindeki yandaşlarına bel bağlarsa; yönetimdeki profesyonellik, muhakeme yeteneği ve iç uyum standartları yerle bir olacak.

Trump’ın gerçekleri saklama ve çarpıtma huyu, yönetiminin İran savaşına bakış açısında çoktan kendini belli etti. Daha ilk haftadan Trump, bir ilkokula yapılan kanlı saldırının faturasını İran’a kesti; oysa Amerikalı müfettişler ilk incelemelerinin ardından bu saldırının Amerikan ordusunun eseri olduğunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz hafta ise Federal İletişim Komisyonu Başkanı Brendan Carr, İran’ın Suudi Arabistan’daki Amerikan yakıt ikmal uçaklarına yönelik saldırısıyla ilgili haberlerin çarpıtıldığını iddia ederek televizyon kanallarının yayın lisanslarını iptal etme tehdidinde bulundu.

Savunma Bakanlığı son aylarda basının erişimine karşı zaten eşi benzeri görülmemiş, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir tavır sergiliyor. Trump yönetiminin bu son hamleleri de şeffaflıktan tamamen uzak bu bilgi ortamını iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Üzerine bir de yapay zekâ destekli dezenformasyon kampanyalarının küresel çapta yayılması eklenince, o meşhur ‘savaş sisi’ göz gözü görmeyen, kapkara bir dumana dönüşüyor.

Savaş zamanlarında dezenformasyon sadece halkı kandırmakla veya kanıta dayalı haberciliğe gölge düşürmekle kalmaz. Piyasalar bilgiye güvenmezse risk primleri fırlar ve ekonomik enkaz daha da büyür. Bilgi kirliliğine batmış bir ortam, Kongre’nin operasyonun ne kadar başarılı olduğunu ölçmesini imkânsız kılarken, müttefiklerin Washington’a duyduğu güvensizliği de körükler.

Önümüzdeki haftalarda Trump, o meşhur ‘başarısızlığı asla kabullenme’ mottosu yüzünden müfettişleri açığa alabilir, bilgi sızdıranlardan intikam almaya kalkabilir ve her türlü denetimi bir ‘sabotaj’ olarak damgalayabilir. Nitekim Pentagon, Trump’ın ikinci döneminde muhalif sesleri kısmak, denetim mekanizmalarını ve şikâyet sistemlerini budamak için çoktan harekete geçti. Eleştirmenlere göre bu durum, içeriden yapılacak ihbarların önünü kesebilir ve görevi kötüye kullanma vakalarının hasıraltı edilme ihtimalini artırabilir.

Çaresizlik hissi Trump’ı tehlikeli kararlara itebilir

Daha da kötüsü, Trump kendini köşeye sıkışmış veya çaresiz hissederse, kara birliklerini gözü kapalı ateşe atmak veya alışılagelmişin dışında silahlar kullanmak gibi aşırı uçlara kayabilir. Bu da çatışmanın yıllarca sürmesine veya küresel bir savaşa dönüşmesine yol açar. Öte yandan, İran’da işler sarpa sarınca Trump’ın odağını aniden Küba’ya veya bir iç meseleye kaydırması; şansını döndürmek ve gücünü kanıtlamak adına ip cambazlığını andıran riskli hamlelere girişmesi de ihtimal dahilinde.

Elbette sağduyunun galip gelme ihtimali hâlâ var. Trump, İran’da zaferden daha azına razı olabilir ve gerçekleri inkâr edip yeniden kurgulamak için tam saha baskı kurmak yerine daha ufak çaplı bir algı yönetimiyle yetinebilir. Fakat İran’daki molla rejimiyle yaşanan bu restleşmeyi siyasi mirasını belirleyecek bir hesaplaşma olarak görürse, etrafındaki askeri ve sivil liderler; gerçekleri çarpıtan, kurumları ve hedefleri tehlikeye atan keyfi talimatlarla nasıl başa çıkacakları konusunda çok kritik kararlar vermek zorunda kalabilirler.

2020’den farklı olarak Trump’ın Beyaz Saray’da önünde hâlâ yaklaşık üç yılı var; bu da ona karşı gelenlerin anında intikam riskiyle yüzleşebileceği anlamına geliyor. Fakat diğer taraftan, başkanın sağlıksız içgüdülerine boyun eğmek, can kayıpları ve güvenlik zafiyetleri şeklinde çok ağır bedeller ödetebilir. Trump’ın kabinesindeki bakanları, generalleri, yakın danışmanları ve Kongre’deki destekçileri; başkanı, zaten büyüyen krizi daha da içinden çıkılmaz hale getirecek ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğini on yıllarca geriye götürecek kararlar almaktan alıkoyabilecek yegâne duvar olarak kalabilir.”

Bu yazı ilk kez 26 Mart 2026’da yayımlanmıştır.

Suzanne Nossel’in Foreign Policy internet sitesinde yayımlanan “What Trump May Do if He Loses in Iran” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://foreignpolicy.com/2026/03/20/trump-iran-war-outcome-failure/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x