Trump ve casusluk suçlamaları hakkında bilinmesi gerekenler

Eski ABD Başkanı Donald Trump casusluk suçlamalarıyla karşı karşıya… Peki, ihlal ettiği iddia edilen Casusluk Yasası’nın kapsamı ne? Trump neyle suçlanıyor? Konu neden siyasi bir tartışmaya dönüştü? Daha önce kimler bu suçlamayla karşı karşıya kaldı? Casusluk Yasası neden tartışmalı?

8 Ağustos günü, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın evinde FBI tarafından bir arama gerçekleştirildi. Arama emri, evinde gizli devlet belgelerinin bulunduğuna dair ortaya çıkan kanıtlardan sonra Casusluk Yasası kapsamında ABD Adalet Bakanlığı tarafından verildi. Aramada “çok gizli”, “gizli” ve “özel” olarak sınıflandırılmış hassas bilgiler içeren birtakım belgeler bulundu. İlk defa eski bir ABD başkanının konutunda böyle bir sebepten dolayı arama yapılıyor. Peki, Trump’ın ihlal etmiş olabileceği ve yürürlüğe girdiği 1917’den beri siyasi tartışmalara konu olan Casusluk Yasası nedir? Hangi eylemleri ve suçları kapsıyor? Neden siyasi tartışmalara sebep oluyor?

Chicago Loyola Üniversitesi’nde Ulusal Güvenlik ve İnsan Hakları Direktör Yardımcısı Joseph Ferguson ile Chicago Loyola Üniversitesi’nde seçkin araştırmacı Thomas A. Durkin tarafından kaleme alınan ve The Conversation adlı internet sitesinde yayınlanan makalede, Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ihlal etmiş olabileceği Casusluk Yasası hakkında bazı bilgiler veriliyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri paylaşıyoruz:

“Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Florida’daki evinde federal mahkemenin izniyle yapılan arama, 1917 Casusluk Yasası olarak bilinen muğlak, ama kötü şöhretli yasanın tekrar gündeme gelmesine neden oldu. Bu yasanın bir bölümü, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen soruşturmada ihlal edilen üç yasadan biri olarak listelenmişti.

Casusluk Yasası geçmişte genel olarak yasa ve düzen politikalarından yana olan muhafazakârlar tarafından kullanılmıştı. Ancak söz konusu yasanın kullanımındaki en büyük artış, ulusal güvenlik açısından önem taşıyan bilgileri sızdıran kişilere karşı bir çekiç gibi kullanan Obama yönetimi sırasında gerçekleşti. Bu yasa kimin yargılanmasında kullanılırsa kullanılsın, her gündeme geldiğinde şaşkınlık ve öfke uyandırıyor.

Trump’ın evinde yapılan aramayla ilgili süregelen gürültü ve öfkenin arasında Casusluk Yasası ile ilgili göz önünde bulundurulması gereken birkaç husus var.

Casusluk Yasası’nın yalnızca bir kısmı casusluk ile ilgili

“Casusluk” dendiğinde aklınıza ajanlar ve uluslararası entrikalar gelebilir. Bu yasanın bir kısmı, Birleşik Devletler Kanunları’nın 18’inci başlığının 794’üncü paragrafı, yabancı devletler için casusluk faaliyetinde bulunmakla ilgili ve bu suçun en ağır cezası ömür boyu hapistir.

Yasanın bu yönü, en iyi şekilde, şu üç mahkûmiyet örnek gösterilerek anlatılabilir: 1987 yılında İsrail için casusluk yapan ve çok gizli birtakım bilgileri İsrail ile paylaşan Jonathan Pollard; 1994 yılında Rus KGB’si için çifte ajanlık yapan eski CIA yetkilisi Aldrich Ames ve 2002 yılında 20 yılı aşkın bir süre boyunca Sovyetler Birliği ve Rusya’ya ABD sırlarını satarken yakalanan eski FBI ajanı Robert Hanssen. Her üçü de müebbet hapis cezası ile çarptırılmıştı.

Ancak casusluk ile ilgili davalar nadirdir. Genellikle, Trump soruşturmasında olduğu gibi, söz konusu yasa belirli hassas hükümet bilgilerinin izinsiz olarak toplanması, elde tutulması veya iletilmesi gibi durumlarda uygulanır.

Bu belgelerin iletilmesi, bunların resmî olarak izin verilen bir yerden izin verilmeyen başka bir yere taşınması anlamına gelebilir. Devlet ile ilgili birçok farklı türde hassas bilgiler içeren belgeler güvenli tesislerde muhafaza edilmelidir. Bu yasa, devlet söz konusu belgelerin iadesini talep ettiğinde ve bu yapılmadığında da devreye girebilir.

Yasaklanan tüm bu faaliyetler, yasanın ayrı ve daha yaygın olarak uygulanan kısmı olan Birleşik Devletler Kanunları’nın 18’inci başlığının 793’üncü paragrafı kapsamına giriyor.

Bu yasanın ihlali, yabancı bir devletin faydasına çalışma niyeti gerektirmez

Yabancı bir devlet tarafından ele geçirilmesi halinde ABD’nin çıkarlarına zarar verebilecek bilgilerin kasıtlı olarak izinsiz bulundurulması genellikle 10 yıl hapis cezasına çarptırılmak için yeterlidir.

Trump destekçilerinin söz konusu davranışın, yani devlet ile ilgili hassas belgelere sahip olmanın görünüşte zararsız olduğuna dair söylemleri asıl meseleyi görmezden gelmektir. ABD Adalet Bakanlığı’nın 793’üncü paragraf kapsamında ilgilendiği hususların temelinde hassas içerikler ve bunların ulusal savunmaya ilişkin bilgiler ile bağlantısı yatıyor.

Julian Assange’ın 2010 yılında gizli askeri ve diplomatik belgeleri ele geçirip yayınlamakla suçlandığı en ünlü Casusluk Yasası davalarından biri olan “Wikileaks” davası, yabancı devletlerin yararına yapılan bilgi sızıntıları ile ilgili değildi. Davanın esas konusu, ifşa edilmesi halinde yabancı bir ülkenin işine yarayabilecek hassas bilgilerin izinsiz olarak ısrarla talep edilmesi, elde edilmesi, bulundurulması ve yayınlanmasıyla ilgiliydi.

Demokrat Parti yönetiminin iki üst düzey yetkilisi, Clinton döneminde ulusal güvenlik danışmanı olan Sandy Berger ve Obama döneminde CIA direktörü olan David Petraeus, Casusluk Yasası kapsamında yargılanma tehdidi altında suçlarını kabul etmişlerdi.

Berger, görev süresi sona erdiğinde gizli bir belgeyi çorabının içine sokarak eve götürmüştü. Petraeus ise yabancı bir hükümetle ilgisi olmayan nedenlerle birtakım gizli bilgileri yetki sahibi olmayan biriyle paylaşmıştı.

Bu yasa yalnızca gizli bilgiler ile sınırlı değil

FBI’ın Trump’ın evinde aradığı ve bulduğu belgelerden bazıları “çok gizli” ya da “çok gizli-hassas bölünmüş bilgi” olarak sınıflandırılmıştı.

Her iki sınıflandırma da gizlilik hassasiyeti skalasında en üst noktalarda yer alıyor.

Çok gizli-hassas bölünmüş bilgi sınıflandırması yalnızca yabancıların eline geçtiği takdirde ABD’ye gerçekten zarar verebilecek bilgiler için kullanılıyor.

Trump’ı savunanlar tarafından ortaya atılan bir teoriye göre Trump, ABD Başkanı olarak bu belgeler üzerinde çalışırken gizliliklerini fiilen kaldırmış olabilirdi. Ancak süreç bu şekilde işlemiyor. Başkanlık makamı tarafından bir belgenin gizliliğinin kaldırılması için 13526 sayılı Yürütme Emri’nin yazılı olarak geçersiz kılınması gerekiyor. Trump bunu başkanlığı döneminde yapmalıydı, sonrasında değil. Bu belgelerin gizliliği kaldırılmış olsaydı bu şekilde işaretlenmeleri gerekirdi.

Söz konusu belgelerin gizliliğinin kaldırıldığını varsaysak bile, ki öyle görünmüyor, Trump hâlâ benzer suçlamalar ile karşı karşıya.

Casusluk Yasası tüm ulusal savunma ile ilgili tüm bilgileri içerir ve gizli belgeler bunun yalnızca bir kısmını oluşturur. Bu tür bilgiler ordu, enerji, bilim ve teknoloji, altyapı ve ulusal afet riskleri de dahil olmak üzere birçok hassas konuyu içerir. Ulusal savunmaya ilişkin belgeler yasa ve yönetmelikler gereği kamuya açıklanmaz ve üzerinde hassas bir şekilde çalışılmalıdır.

Gizli bilgiler içeren bir dava kamuoyu tarafından yargılanamaz

Gizli bilgiler veya ulusal savunma ile ilgili istihbarat içeren davalarda arka koltuklardan hakemlik yapmak neredeyse imkânsızdır.

Söz konusu belgeleri hiçbirimiz görmeyeceğiz, zaten görmememiz gerekiyor. Peki, neden?

Çünkü bunlar gizli bilgi.

Bu belgeleri görsek bile, ne kadar önemli oldukları hakkında bilinçli bir değerlendirme yapamayız, çünkü bu belgelerin ne hakkında olduğu zaten gizli tutulmuştur. Elimizde doğru düzgün bilgi olmadan yargıda bulunmuş oluruz.

Kaldı ki Casusluk Yasası ile ilgili bir davaya bakan yargıç, belgelerin niteliğini ve bu belgelerle ilgili riskleri değerlendirmek için gerekli tüm bilgilere sahip olsa da bunun bir önemi olmayacaktır. Önemli olan tek şey, bu belgelerin gizli veya hassas savunma istihbaratı olarak sınıflandırılmış olmasıdır.

Soruşturma neden siyasi bir tartışma yarattı?

Casusluk Yasası ile ilgili davalar geçmişten beri zaman zaman siyasi nitelik taşımış ve neredeyse her zaman siyasi hale getirilmiştir. ABD’nin 1917 yılında 1. Dünya Savaşı’na katılmasıyla yürürlüğe giren yasa, büyük ölçüde askere alma işlemlerine müdahaleyi yasadışı hale getirmek ve Amerikalıların düşmanları desteklemesini önlemek için tasarlanmıştı.

Ancak bu yasa çıkarıldığı andan itibaren göçmenleri, işçi örgütlenmelerini ve sol eğilimli radikalleri hedef almak için kullanıldı. 1940’lı ve 1950’li yıllarda Senatör Joe McCarthy gibi komünizm karşıtı siyasetçiler tarafından da Soğuk Savaş’ta bir araç olarak kullanıldı. Atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği’ne sızdırdıkları gerekçesiyle idam edilen Julius ve Ethel Rosenberg’ün yargılanması, o dönemin en önemli davasıydı.

Bu yasa 1960’lı ve 1970’li yıllarda, Pentagon Belgeleri’ni ifşa eden Daniel Ellsberg’in de aralarında bulunduğu barış aktivistlerine karşı kullanıldı. 11 Eylül 2001’den bu yana yetkililer bu yasayı Edward Snowden gibi gizli bilgileri sızdıran kişilere karşı kullandılar. Yasa, bu geçmişi nedeniyle sıklıkla Birinci Anayasa Değişikliği ile garanti altına alınan siyasi söylem ve faaliyetlerin önünü kestiği gerekçesiyle eleştirilmektedir.

Casusluk Yasası oldukça ciddi ve siyasi içeriğe sahip bir meseledir. Yasanın kapsamı, ciddi ulusal güvenlik riskleri ile ilgili olması ve öngördüğü uzun süreli hapis cezaları epeydir siyasi tartışmalara yol açmaktadır. Bu tür davalar oldukça tartışmalı ve karmaşık olduğundan herhangi bir sonuca varmadan önce sabırlı ve dikkatli olunmalıdır.”

Bu yazı ilk kez 18 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

 

Joseph Ferguson’ın ve Thomas A. Durkin’in The Conversation adlı internet sitesinde yayınlanan “You don’t have to be a spy to violate the Espionage Act – and other crucial facts about the law Trump may have broken” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://theconversation.com/you-dont-have-to-be-a-spy-to-violate-the-espionage-act-and-other-crucial-facts-about-the-law-trump-may-have-broken-188708

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Trump ve casusluk suçlamaları hakkında bilinmesi gerekenler

Eski ABD Başkanı Donald Trump casusluk suçlamalarıyla karşı karşıya… Peki, ihlal ettiği iddia edilen Casusluk Yasası’nın kapsamı ne? Trump neyle suçlanıyor? Konu neden siyasi bir tartışmaya dönüştü? Daha önce kimler bu suçlamayla karşı karşıya kaldı? Casusluk Yasası neden tartışmalı?

8 Ağustos günü, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın evinde FBI tarafından bir arama gerçekleştirildi. Arama emri, evinde gizli devlet belgelerinin bulunduğuna dair ortaya çıkan kanıtlardan sonra Casusluk Yasası kapsamında ABD Adalet Bakanlığı tarafından verildi. Aramada “çok gizli”, “gizli” ve “özel” olarak sınıflandırılmış hassas bilgiler içeren birtakım belgeler bulundu. İlk defa eski bir ABD başkanının konutunda böyle bir sebepten dolayı arama yapılıyor. Peki, Trump’ın ihlal etmiş olabileceği ve yürürlüğe girdiği 1917’den beri siyasi tartışmalara konu olan Casusluk Yasası nedir? Hangi eylemleri ve suçları kapsıyor? Neden siyasi tartışmalara sebep oluyor?

Chicago Loyola Üniversitesi’nde Ulusal Güvenlik ve İnsan Hakları Direktör Yardımcısı Joseph Ferguson ile Chicago Loyola Üniversitesi’nde seçkin araştırmacı Thomas A. Durkin tarafından kaleme alınan ve The Conversation adlı internet sitesinde yayınlanan makalede, Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ihlal etmiş olabileceği Casusluk Yasası hakkında bazı bilgiler veriliyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri paylaşıyoruz:

“Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Florida’daki evinde federal mahkemenin izniyle yapılan arama, 1917 Casusluk Yasası olarak bilinen muğlak, ama kötü şöhretli yasanın tekrar gündeme gelmesine neden oldu. Bu yasanın bir bölümü, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen soruşturmada ihlal edilen üç yasadan biri olarak listelenmişti.

Casusluk Yasası geçmişte genel olarak yasa ve düzen politikalarından yana olan muhafazakârlar tarafından kullanılmıştı. Ancak söz konusu yasanın kullanımındaki en büyük artış, ulusal güvenlik açısından önem taşıyan bilgileri sızdıran kişilere karşı bir çekiç gibi kullanan Obama yönetimi sırasında gerçekleşti. Bu yasa kimin yargılanmasında kullanılırsa kullanılsın, her gündeme geldiğinde şaşkınlık ve öfke uyandırıyor.

Trump’ın evinde yapılan aramayla ilgili süregelen gürültü ve öfkenin arasında Casusluk Yasası ile ilgili göz önünde bulundurulması gereken birkaç husus var.

Casusluk Yasası’nın yalnızca bir kısmı casusluk ile ilgili

“Casusluk” dendiğinde aklınıza ajanlar ve uluslararası entrikalar gelebilir. Bu yasanın bir kısmı, Birleşik Devletler Kanunları’nın 18’inci başlığının 794’üncü paragrafı, yabancı devletler için casusluk faaliyetinde bulunmakla ilgili ve bu suçun en ağır cezası ömür boyu hapistir.

Yasanın bu yönü, en iyi şekilde, şu üç mahkûmiyet örnek gösterilerek anlatılabilir: 1987 yılında İsrail için casusluk yapan ve çok gizli birtakım bilgileri İsrail ile paylaşan Jonathan Pollard; 1994 yılında Rus KGB’si için çifte ajanlık yapan eski CIA yetkilisi Aldrich Ames ve 2002 yılında 20 yılı aşkın bir süre boyunca Sovyetler Birliği ve Rusya’ya ABD sırlarını satarken yakalanan eski FBI ajanı Robert Hanssen. Her üçü de müebbet hapis cezası ile çarptırılmıştı.

Ancak casusluk ile ilgili davalar nadirdir. Genellikle, Trump soruşturmasında olduğu gibi, söz konusu yasa belirli hassas hükümet bilgilerinin izinsiz olarak toplanması, elde tutulması veya iletilmesi gibi durumlarda uygulanır.

Bu belgelerin iletilmesi, bunların resmî olarak izin verilen bir yerden izin verilmeyen başka bir yere taşınması anlamına gelebilir. Devlet ile ilgili birçok farklı türde hassas bilgiler içeren belgeler güvenli tesislerde muhafaza edilmelidir. Bu yasa, devlet söz konusu belgelerin iadesini talep ettiğinde ve bu yapılmadığında da devreye girebilir.

Yasaklanan tüm bu faaliyetler, yasanın ayrı ve daha yaygın olarak uygulanan kısmı olan Birleşik Devletler Kanunları’nın 18’inci başlığının 793’üncü paragrafı kapsamına giriyor.

Bu yasanın ihlali, yabancı bir devletin faydasına çalışma niyeti gerektirmez

Yabancı bir devlet tarafından ele geçirilmesi halinde ABD’nin çıkarlarına zarar verebilecek bilgilerin kasıtlı olarak izinsiz bulundurulması genellikle 10 yıl hapis cezasına çarptırılmak için yeterlidir.

Trump destekçilerinin söz konusu davranışın, yani devlet ile ilgili hassas belgelere sahip olmanın görünüşte zararsız olduğuna dair söylemleri asıl meseleyi görmezden gelmektir. ABD Adalet Bakanlığı’nın 793’üncü paragraf kapsamında ilgilendiği hususların temelinde hassas içerikler ve bunların ulusal savunmaya ilişkin bilgiler ile bağlantısı yatıyor.

Julian Assange’ın 2010 yılında gizli askeri ve diplomatik belgeleri ele geçirip yayınlamakla suçlandığı en ünlü Casusluk Yasası davalarından biri olan “Wikileaks” davası, yabancı devletlerin yararına yapılan bilgi sızıntıları ile ilgili değildi. Davanın esas konusu, ifşa edilmesi halinde yabancı bir ülkenin işine yarayabilecek hassas bilgilerin izinsiz olarak ısrarla talep edilmesi, elde edilmesi, bulundurulması ve yayınlanmasıyla ilgiliydi.

Demokrat Parti yönetiminin iki üst düzey yetkilisi, Clinton döneminde ulusal güvenlik danışmanı olan Sandy Berger ve Obama döneminde CIA direktörü olan David Petraeus, Casusluk Yasası kapsamında yargılanma tehdidi altında suçlarını kabul etmişlerdi.

Berger, görev süresi sona erdiğinde gizli bir belgeyi çorabının içine sokarak eve götürmüştü. Petraeus ise yabancı bir hükümetle ilgisi olmayan nedenlerle birtakım gizli bilgileri yetki sahibi olmayan biriyle paylaşmıştı.

Bu yasa yalnızca gizli bilgiler ile sınırlı değil

FBI’ın Trump’ın evinde aradığı ve bulduğu belgelerden bazıları “çok gizli” ya da “çok gizli-hassas bölünmüş bilgi” olarak sınıflandırılmıştı.

Her iki sınıflandırma da gizlilik hassasiyeti skalasında en üst noktalarda yer alıyor.

Çok gizli-hassas bölünmüş bilgi sınıflandırması yalnızca yabancıların eline geçtiği takdirde ABD’ye gerçekten zarar verebilecek bilgiler için kullanılıyor.

Trump’ı savunanlar tarafından ortaya atılan bir teoriye göre Trump, ABD Başkanı olarak bu belgeler üzerinde çalışırken gizliliklerini fiilen kaldırmış olabilirdi. Ancak süreç bu şekilde işlemiyor. Başkanlık makamı tarafından bir belgenin gizliliğinin kaldırılması için 13526 sayılı Yürütme Emri’nin yazılı olarak geçersiz kılınması gerekiyor. Trump bunu başkanlığı döneminde yapmalıydı, sonrasında değil. Bu belgelerin gizliliği kaldırılmış olsaydı bu şekilde işaretlenmeleri gerekirdi.

Söz konusu belgelerin gizliliğinin kaldırıldığını varsaysak bile, ki öyle görünmüyor, Trump hâlâ benzer suçlamalar ile karşı karşıya.

Casusluk Yasası tüm ulusal savunma ile ilgili tüm bilgileri içerir ve gizli belgeler bunun yalnızca bir kısmını oluşturur. Bu tür bilgiler ordu, enerji, bilim ve teknoloji, altyapı ve ulusal afet riskleri de dahil olmak üzere birçok hassas konuyu içerir. Ulusal savunmaya ilişkin belgeler yasa ve yönetmelikler gereği kamuya açıklanmaz ve üzerinde hassas bir şekilde çalışılmalıdır.

Gizli bilgiler içeren bir dava kamuoyu tarafından yargılanamaz

Gizli bilgiler veya ulusal savunma ile ilgili istihbarat içeren davalarda arka koltuklardan hakemlik yapmak neredeyse imkânsızdır.

Söz konusu belgeleri hiçbirimiz görmeyeceğiz, zaten görmememiz gerekiyor. Peki, neden?

Çünkü bunlar gizli bilgi.

Bu belgeleri görsek bile, ne kadar önemli oldukları hakkında bilinçli bir değerlendirme yapamayız, çünkü bu belgelerin ne hakkında olduğu zaten gizli tutulmuştur. Elimizde doğru düzgün bilgi olmadan yargıda bulunmuş oluruz.

Kaldı ki Casusluk Yasası ile ilgili bir davaya bakan yargıç, belgelerin niteliğini ve bu belgelerle ilgili riskleri değerlendirmek için gerekli tüm bilgilere sahip olsa da bunun bir önemi olmayacaktır. Önemli olan tek şey, bu belgelerin gizli veya hassas savunma istihbaratı olarak sınıflandırılmış olmasıdır.

Soruşturma neden siyasi bir tartışma yarattı?

Casusluk Yasası ile ilgili davalar geçmişten beri zaman zaman siyasi nitelik taşımış ve neredeyse her zaman siyasi hale getirilmiştir. ABD’nin 1917 yılında 1. Dünya Savaşı’na katılmasıyla yürürlüğe giren yasa, büyük ölçüde askere alma işlemlerine müdahaleyi yasadışı hale getirmek ve Amerikalıların düşmanları desteklemesini önlemek için tasarlanmıştı.

Ancak bu yasa çıkarıldığı andan itibaren göçmenleri, işçi örgütlenmelerini ve sol eğilimli radikalleri hedef almak için kullanıldı. 1940’lı ve 1950’li yıllarda Senatör Joe McCarthy gibi komünizm karşıtı siyasetçiler tarafından da Soğuk Savaş’ta bir araç olarak kullanıldı. Atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği’ne sızdırdıkları gerekçesiyle idam edilen Julius ve Ethel Rosenberg’ün yargılanması, o dönemin en önemli davasıydı.

Bu yasa 1960’lı ve 1970’li yıllarda, Pentagon Belgeleri’ni ifşa eden Daniel Ellsberg’in de aralarında bulunduğu barış aktivistlerine karşı kullanıldı. 11 Eylül 2001’den bu yana yetkililer bu yasayı Edward Snowden gibi gizli bilgileri sızdıran kişilere karşı kullandılar. Yasa, bu geçmişi nedeniyle sıklıkla Birinci Anayasa Değişikliği ile garanti altına alınan siyasi söylem ve faaliyetlerin önünü kestiği gerekçesiyle eleştirilmektedir.

Casusluk Yasası oldukça ciddi ve siyasi içeriğe sahip bir meseledir. Yasanın kapsamı, ciddi ulusal güvenlik riskleri ile ilgili olması ve öngördüğü uzun süreli hapis cezaları epeydir siyasi tartışmalara yol açmaktadır. Bu tür davalar oldukça tartışmalı ve karmaşık olduğundan herhangi bir sonuca varmadan önce sabırlı ve dikkatli olunmalıdır.”

Bu yazı ilk kez 18 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

 

Joseph Ferguson’ın ve Thomas A. Durkin’in The Conversation adlı internet sitesinde yayınlanan “You don’t have to be a spy to violate the Espionage Act – and other crucial facts about the law Trump may have broken” başlıklı yazısından bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://theconversation.com/you-dont-have-to-be-a-spy-to-violate-the-espionage-act-and-other-crucial-facts-about-the-law-trump-may-have-broken-188708

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x