Trump’ın Orta Asya hesabı: Petrol, madenler ve güç mücadelesi

Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde ABD’nin Orta Asya’ya artan ilgisinin altında ne var? Bu ilgi Rusya ve Çin açısından ne ifade ediyor? Orta Asya ülkeleri, bölgelerindeki uluslararası ilişkileri nasıl düzenlemek istiyor? Prof. Dr. İlyas Kemaoğlu yazdı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, içerisinde yaklaşık 200 iş insanın da yer aldığı heyetin başında Özbekistan’ı ziyaret ediyor. Ziyaret çerçevesinde Rubio, Semerkant’ta Orta Asya cumhuriyetlerinin dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılacak C5+1 Zirvesi’ne de katılacak ve bölge ülkeleri yetkilileriyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Bu diplomatik temaslar, ABD’nin Orta Asya’ya artan ilgisinin tezahürü. Bu ilgi yeni sayılmaz ama inişli çıkışlı bir seyir izlediğini söylemek mümkün.

ABD’nin bölgedeki inişli-çıkışlı varlığı

Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra Washington, Moskova’nın bölgedeki etkisinin ve varlığının azalmasından yararlanarak etkin olmaya başlamıştı.  Fakat Vladimir Putin, 2000’de iktidara gelince Orta Asya’ya yeniden önem vermeye başladı. ABD’nin bölgedeki etkisi azaldı. Zaten ABD de dış politikasında Ortadoğu’yu önceledi. Batı’nın eski Sovyet coğrafyasında renkli devrimleri desteklemesi, bölge liderlerini sürekli antidemokratik politikalar izlemekle suçlaması da ilişkilerin gelişmesinin önündeki engellerden oldu.

Ancak, Donald Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde ABD dış politikasında Orta Asya konusu yeniden daha fazla yer almaya başladı. Nitekim Kasım 2025’te Donald Trump, beş Orta Asya cumhuriyetinin liderini Beyaz Saray’da ağırladı ve görüşme esnasında da önceki ABD yönetiminin bölgeyi ihmal ettiğini dile getirdi.

ABD’nin bölgeye ilgisinin sebepleri

ABD’li yetkililer, Orta Asya’ya artan ilgilerinin sebeplerini aslında açıkça dile getiriyorlar. İlk nedenleri bölgede özellikle ekonomi alanında artan Çin etkisini dengelemek. İkincisi de Rusya’nın Ukrayna’daki meşguliyetinden de yararlanarak Moskova’nın bölgedeki varlığını sınırlandırmak. Çin’in bölgedeki varlığının artışı da aslında ekonomik gücünün yanı sıra Rusya’nın Ukrayna’daki meşguliyeti ile de doğrudan ilgili.

Amerikan yetkililerinin bölgeye ilgilerini açıklarken dile getirdikleri başka bir konu da  bölgedeki yer altı kaynakları.

Eskiden ABD ve müttefikleri dünyadaki yer altı kaynaklarına yönelik politikalarını özellikle antidemokratik rejimlerle mücadele maskesi altında yürütürken Trump yönetimi tüm dünyadaki kaynaklara olan ilgilerini gizlemiyor. Trump yönetimi siyasi konularda yürüttükleri pazarlıklarla da yer altı kaynaklarını işletme ve dünya pazarına sevketme hakkını elde etme amacı güdüyor. Diğer bir deyişle Trump dünyadaki tüm enerji ve yer altı kaynaklarının kontrolünü elinde tutmak istiyor. Nitekim Orta Asya liderlerinin Washington ziyareti sırasında da Trump bu cumhuriyetlerden hem ABD’ne yatırım (!) hem de bölgedeki yeraltı kaynaklarının işletilmesi konusunda söz almıştı. Rubio’nun ziyaretinin en önemli amaçlarından biri de verilen bu sözleri resmileştirmek ve hayata geçirilmesini sağlamak.

Ticarette Çin ve Rusya üstünlüğü

Yer altı kaynaklarının yanı sıra Trump yönetimi Amerikan şirketlerinin bölgeye dönüşünü de sağlamak istiyor. Zaten, yaklaşık 200 iş insanının Rubio’ya eşlik etmesi, bunun en büyük göstergesi. Bu husus şüphesiz ABD’nin bölge ülkeleriyle ticarî ilişkilerinin artmasını sağlayacak bir adım.

Fakat öte yandan şimdilik ABD’nin Orta Asya’da Rusya ve Çin ile rekabet edemediğini söylemek gerek. Nitekim 2025’te Orta Asya cumhuriyetlerinin Rusya ile ticaret hacmi 50 milyar, Çin ile 100 milyar Dolarken, ABD ile ticaret hacimleri yalnızca 10 milyar civarı.

Diğer taraftan, ABD’nin bölgeye yönelik siyasetindeki yeniliklerden biri de Orta Asya’yı bir bütün olarak görmeye başlaması. Geçmişte Özbekistan, nüfusu, bölgesel ağırlığı ve Afganistan’a komşuluğu, Kırgızistan ise ABD’nin Afganistan operasyonları sırasında Manas Üssü’ne ev sahipliği yapması nedeniyle öne çıkıyordu. Günümüzde Washington, beş cumhuriyetin tamamını kapsayan daha bütüncül bir siyaset izlemek istiyor. Hatta C5+1 formatına Azerbaycan’ın katılımı da tartışılıyor.

Orta Asya cumhuriyetlerinin ABD’nin ilgisine yaklaşımı

ABD’nin bölgeye yönelik yeni yaklaşım ve ilgisinden cumhuriyetlerin de memnun olduklarını söylemek mümkün. Zira her ne kadar bu cumhuriyetler Çin ve Rusya ile çok yönlü ikili münasebetler geliştirseler ve BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu), ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü), Avrasya Ekonomi Birliği, KGÖA (Kolektif Güvenlik Örgütü Anlaşması) gibi örgütlerde varlıklarını sürdürseler de yeni bir alternatif ortaklığa da karşı değiller. Ayrıca bu alternatifin bir taraftan Rusya ve Çin’den farklı olarak uzakta olmasının, diğer taraftan dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olmasının da kendileri açısından artıları var. Yine genel olarak da Orta Asya cumhuriyetleri son yıllarda dış politikalarında değişikliğe gittiler. Nitekim geleneksel Rusya ve Çin ile geliştirilen iş birliğine ek olarak Azerbaycan’ı da yanlarına aldılar ve hem kendi aralarında hem de Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde çok yönlü iş birliği geliştirdiler.

ABD yönetiminin eski negatif söylemlerini değiştirmesi de şüphesiz taraflar arasında planlanan projelerin hayata geçirilmesini kolaylaştırıcı olacaktır. Trump, önceki yönetimlerden farklı olarak cumhuriyetleri antidemokratik rejimler olarak adlandırmadığı gibi hepsinin iyi ve güçlü birer lider olduğunu dile getiriyor. Amerikan liderinin bu övgüleri şüphesiz bölge liderlerinin hoşuna da gidiyor.

Çin – Rusya – ABD rekabeti ve Türkiye

Marco Rubio’nun ziyareti, Trump’ın iktidara gelmesinden sonra bölgeye yönelik başlayan ABD ilgisinin sürdürüleceğini gösteriyor. ABD genel olarak Rusya ve özellikle de Çin ile küresel hakimiyet için yürüttüğü rekabette Orta Asya’yı bölgenin bu iki önemli komşusuna bırakmak istemiyor. Kaldı ki Orta Asya, Rusya’nın da Çin’in de dış politikalarında büyük önem verdikleri, öncelikli bölgeler. Moskova uzun yıllar boyunca bölgeye küçük bir müdahaleyi dahi kıskançlıkla karşılıyor. Pekin için de bölge özellikle son yıllarda ekonomik büyümesi açısından olmazsa olmaz alan. Rusya, başta güvenlik, enerji, iş gücü, kültürel konulara önem verirken; Çin açısından bölge önemli bir pazar ve özellikle de Kuşak ve Yol Projesi açısından büyük önem arz ediyor.

Çin ile birlikte son yıllarda bölgede etkisini arttıran bir başka ülke de Türkiye oldu. Ankara belki ABD gibi ticarî münasebetlerde zayıf kalsa da bölge ülkeleriyle birlikte son yıllarda yalnızca kültürel ve sosyal konularda değil diğer alanlarda da ortak projeler hayata geçirmeye başladı. Ayrıca her şeyden bağımsız olarak Türkiye ve bölge cumhuriyetlerini ortak tarihî ve kültürel miras da birleştiriyor.

Bölge ülkelerinin kendi çıkarlarını gözeterek dış politikalarını çeşitlendirmeleri şüphesiz kendi çıkarlarına. Ancak bölgenin yeniden küresel ve bölgesel güçler arasında mücadele alanı hâline gelmesi, yeni yeni istikrara kavuşan ve güçlenmeye başlayan bölgeyi istikrarsızlaştırma tehdidini beraberinde getiriyor. Orta Asya cumhuriyetleri de bunu anlamış olmalılar ki birlikte hareket etmeye çalışıyor. Ayrıca ancak bir bütün olarak uluslararası denklemde yer alabileceklerini anladılar.

Sonuç olarak Orta Asya’nın geleceği, bölge ülkelerinin kendi önceliklerini belirleyebilen, çok yönlü ilişkiler geliştirebilen ve bölgesel istikrarı ortak bir çıkar olarak benimseyen bağımsız aktörler hâline gelmesine bağlı. Bu yaklaşım, Orta Asya’nın küresel rekabetin pasif bir nesnesi olmaktan çıkarak uluslararası sistemde kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilen etkin bir bölgesel aktör konumuna yükselmesini sağlayabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.

İlyas Kemaloğlu
İlyas Kemaloğlu
Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu - 2001’de Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisansını, 2003’te aynı üniversitede yüksek lisansını, 2008’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 2012’de doçent, 2017’de profesör oldu. Rusça, İngilizce, Farsça ve çeşitli Slav ve Türk lehçelerini bilen Kemaloğlu, 2004-2008 yılları arasında Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde Rusya-Ukrayna Masası’nda görev yaptı. 2009-2012’de Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. 2009-2013 yılları arasında Orta Doğu Stratejik Araştırmaları Merkezi’nde Avrasya Danışmanı olarak görev yaptı. 2013 yılından itibaren MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi olarak çalışıyor. 2013 ve 2018 yıllarında TC Başbakanlık Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu’na aslî üye seçildi. Çalışmaları, Rusya tarihi, Türk-Rus münasebetleri ve günümüz Avrasya coğrafyasındaki güncel gelişmeler ile ilgilidir. Telif, çeviri ve edit olmak üzere otuza yakın kitap çalışması yayımlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Trump’ın Orta Asya hesabı: Petrol, madenler ve güç mücadelesi

Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde ABD’nin Orta Asya’ya artan ilgisinin altında ne var? Bu ilgi Rusya ve Çin açısından ne ifade ediyor? Orta Asya ülkeleri, bölgelerindeki uluslararası ilişkileri nasıl düzenlemek istiyor? Prof. Dr. İlyas Kemaoğlu yazdı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, içerisinde yaklaşık 200 iş insanın da yer aldığı heyetin başında Özbekistan’ı ziyaret ediyor. Ziyaret çerçevesinde Rubio, Semerkant’ta Orta Asya cumhuriyetlerinin dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılacak C5+1 Zirvesi’ne de katılacak ve bölge ülkeleri yetkilileriyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Bu diplomatik temaslar, ABD’nin Orta Asya’ya artan ilgisinin tezahürü. Bu ilgi yeni sayılmaz ama inişli çıkışlı bir seyir izlediğini söylemek mümkün.

ABD’nin bölgedeki inişli-çıkışlı varlığı

Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra Washington, Moskova’nın bölgedeki etkisinin ve varlığının azalmasından yararlanarak etkin olmaya başlamıştı.  Fakat Vladimir Putin, 2000’de iktidara gelince Orta Asya’ya yeniden önem vermeye başladı. ABD’nin bölgedeki etkisi azaldı. Zaten ABD de dış politikasında Ortadoğu’yu önceledi. Batı’nın eski Sovyet coğrafyasında renkli devrimleri desteklemesi, bölge liderlerini sürekli antidemokratik politikalar izlemekle suçlaması da ilişkilerin gelişmesinin önündeki engellerden oldu.

Ancak, Donald Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde ABD dış politikasında Orta Asya konusu yeniden daha fazla yer almaya başladı. Nitekim Kasım 2025’te Donald Trump, beş Orta Asya cumhuriyetinin liderini Beyaz Saray’da ağırladı ve görüşme esnasında da önceki ABD yönetiminin bölgeyi ihmal ettiğini dile getirdi.

ABD’nin bölgeye ilgisinin sebepleri

ABD’li yetkililer, Orta Asya’ya artan ilgilerinin sebeplerini aslında açıkça dile getiriyorlar. İlk nedenleri bölgede özellikle ekonomi alanında artan Çin etkisini dengelemek. İkincisi de Rusya’nın Ukrayna’daki meşguliyetinden de yararlanarak Moskova’nın bölgedeki varlığını sınırlandırmak. Çin’in bölgedeki varlığının artışı da aslında ekonomik gücünün yanı sıra Rusya’nın Ukrayna’daki meşguliyeti ile de doğrudan ilgili.

Amerikan yetkililerinin bölgeye ilgilerini açıklarken dile getirdikleri başka bir konu da  bölgedeki yer altı kaynakları.

Eskiden ABD ve müttefikleri dünyadaki yer altı kaynaklarına yönelik politikalarını özellikle antidemokratik rejimlerle mücadele maskesi altında yürütürken Trump yönetimi tüm dünyadaki kaynaklara olan ilgilerini gizlemiyor. Trump yönetimi siyasi konularda yürüttükleri pazarlıklarla da yer altı kaynaklarını işletme ve dünya pazarına sevketme hakkını elde etme amacı güdüyor. Diğer bir deyişle Trump dünyadaki tüm enerji ve yer altı kaynaklarının kontrolünü elinde tutmak istiyor. Nitekim Orta Asya liderlerinin Washington ziyareti sırasında da Trump bu cumhuriyetlerden hem ABD’ne yatırım (!) hem de bölgedeki yeraltı kaynaklarının işletilmesi konusunda söz almıştı. Rubio’nun ziyaretinin en önemli amaçlarından biri de verilen bu sözleri resmileştirmek ve hayata geçirilmesini sağlamak.

Ticarette Çin ve Rusya üstünlüğü

Yer altı kaynaklarının yanı sıra Trump yönetimi Amerikan şirketlerinin bölgeye dönüşünü de sağlamak istiyor. Zaten, yaklaşık 200 iş insanının Rubio’ya eşlik etmesi, bunun en büyük göstergesi. Bu husus şüphesiz ABD’nin bölge ülkeleriyle ticarî ilişkilerinin artmasını sağlayacak bir adım.

Fakat öte yandan şimdilik ABD’nin Orta Asya’da Rusya ve Çin ile rekabet edemediğini söylemek gerek. Nitekim 2025’te Orta Asya cumhuriyetlerinin Rusya ile ticaret hacmi 50 milyar, Çin ile 100 milyar Dolarken, ABD ile ticaret hacimleri yalnızca 10 milyar civarı.

Diğer taraftan, ABD’nin bölgeye yönelik siyasetindeki yeniliklerden biri de Orta Asya’yı bir bütün olarak görmeye başlaması. Geçmişte Özbekistan, nüfusu, bölgesel ağırlığı ve Afganistan’a komşuluğu, Kırgızistan ise ABD’nin Afganistan operasyonları sırasında Manas Üssü’ne ev sahipliği yapması nedeniyle öne çıkıyordu. Günümüzde Washington, beş cumhuriyetin tamamını kapsayan daha bütüncül bir siyaset izlemek istiyor. Hatta C5+1 formatına Azerbaycan’ın katılımı da tartışılıyor.

Orta Asya cumhuriyetlerinin ABD’nin ilgisine yaklaşımı

ABD’nin bölgeye yönelik yeni yaklaşım ve ilgisinden cumhuriyetlerin de memnun olduklarını söylemek mümkün. Zira her ne kadar bu cumhuriyetler Çin ve Rusya ile çok yönlü ikili münasebetler geliştirseler ve BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu), ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü), Avrasya Ekonomi Birliği, KGÖA (Kolektif Güvenlik Örgütü Anlaşması) gibi örgütlerde varlıklarını sürdürseler de yeni bir alternatif ortaklığa da karşı değiller. Ayrıca bu alternatifin bir taraftan Rusya ve Çin’den farklı olarak uzakta olmasının, diğer taraftan dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olmasının da kendileri açısından artıları var. Yine genel olarak da Orta Asya cumhuriyetleri son yıllarda dış politikalarında değişikliğe gittiler. Nitekim geleneksel Rusya ve Çin ile geliştirilen iş birliğine ek olarak Azerbaycan’ı da yanlarına aldılar ve hem kendi aralarında hem de Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde çok yönlü iş birliği geliştirdiler.

ABD yönetiminin eski negatif söylemlerini değiştirmesi de şüphesiz taraflar arasında planlanan projelerin hayata geçirilmesini kolaylaştırıcı olacaktır. Trump, önceki yönetimlerden farklı olarak cumhuriyetleri antidemokratik rejimler olarak adlandırmadığı gibi hepsinin iyi ve güçlü birer lider olduğunu dile getiriyor. Amerikan liderinin bu övgüleri şüphesiz bölge liderlerinin hoşuna da gidiyor.

Çin – Rusya – ABD rekabeti ve Türkiye

Marco Rubio’nun ziyareti, Trump’ın iktidara gelmesinden sonra bölgeye yönelik başlayan ABD ilgisinin sürdürüleceğini gösteriyor. ABD genel olarak Rusya ve özellikle de Çin ile küresel hakimiyet için yürüttüğü rekabette Orta Asya’yı bölgenin bu iki önemli komşusuna bırakmak istemiyor. Kaldı ki Orta Asya, Rusya’nın da Çin’in de dış politikalarında büyük önem verdikleri, öncelikli bölgeler. Moskova uzun yıllar boyunca bölgeye küçük bir müdahaleyi dahi kıskançlıkla karşılıyor. Pekin için de bölge özellikle son yıllarda ekonomik büyümesi açısından olmazsa olmaz alan. Rusya, başta güvenlik, enerji, iş gücü, kültürel konulara önem verirken; Çin açısından bölge önemli bir pazar ve özellikle de Kuşak ve Yol Projesi açısından büyük önem arz ediyor.

Çin ile birlikte son yıllarda bölgede etkisini arttıran bir başka ülke de Türkiye oldu. Ankara belki ABD gibi ticarî münasebetlerde zayıf kalsa da bölge ülkeleriyle birlikte son yıllarda yalnızca kültürel ve sosyal konularda değil diğer alanlarda da ortak projeler hayata geçirmeye başladı. Ayrıca her şeyden bağımsız olarak Türkiye ve bölge cumhuriyetlerini ortak tarihî ve kültürel miras da birleştiriyor.

Bölge ülkelerinin kendi çıkarlarını gözeterek dış politikalarını çeşitlendirmeleri şüphesiz kendi çıkarlarına. Ancak bölgenin yeniden küresel ve bölgesel güçler arasında mücadele alanı hâline gelmesi, yeni yeni istikrara kavuşan ve güçlenmeye başlayan bölgeyi istikrarsızlaştırma tehdidini beraberinde getiriyor. Orta Asya cumhuriyetleri de bunu anlamış olmalılar ki birlikte hareket etmeye çalışıyor. Ayrıca ancak bir bütün olarak uluslararası denklemde yer alabileceklerini anladılar.

Sonuç olarak Orta Asya’nın geleceği, bölge ülkelerinin kendi önceliklerini belirleyebilen, çok yönlü ilişkiler geliştirebilen ve bölgesel istikrarı ortak bir çıkar olarak benimseyen bağımsız aktörler hâline gelmesine bağlı. Bu yaklaşım, Orta Asya’nın küresel rekabetin pasif bir nesnesi olmaktan çıkarak uluslararası sistemde kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilen etkin bir bölgesel aktör konumuna yükselmesini sağlayabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.

İlyas Kemaloğlu
İlyas Kemaloğlu
Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu - 2001’de Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisansını, 2003’te aynı üniversitede yüksek lisansını, 2008’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 2012’de doçent, 2017’de profesör oldu. Rusça, İngilizce, Farsça ve çeşitli Slav ve Türk lehçelerini bilen Kemaloğlu, 2004-2008 yılları arasında Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde Rusya-Ukrayna Masası’nda görev yaptı. 2009-2012’de Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. 2009-2013 yılları arasında Orta Doğu Stratejik Araştırmaları Merkezi’nde Avrasya Danışmanı olarak görev yaptı. 2013 yılından itibaren MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi olarak çalışıyor. 2013 ve 2018 yıllarında TC Başbakanlık Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu’na aslî üye seçildi. Çalışmaları, Rusya tarihi, Türk-Rus münasebetleri ve günümüz Avrasya coğrafyasındaki güncel gelişmeler ile ilgilidir. Telif, çeviri ve edit olmak üzere otuza yakın kitap çalışması yayımlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x